Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

29 Ağustos 2015

Zengin Avcısı Leş İbne (Sezon Finali. Hemen oku, hd oku, tıkla oku)

..ama bir şey beni durdurdu ve kendime getirdi. Evet şimdi güçlü olabilirdim, uzun zamandır da iyi olmak için birilerine, bir şeylere ihtiyaç duymadan kendi kendimi gaza getirerek yaşayabiliyordum, özgüvenim bomba gibi de olabilirdi, ama tüm bunların sonrasında ben beş parasız bir mother fakirdim. Hem istediğim kadar iyi olayım, para şu günlerde hep 10-0 önümdeydi. O yüzden az önce çıkardığım kılıcı, yine sessizce götüme sokmanın sırasıydı..
Ertesi gün whatsapp’den yazışırken "akşam buluşalım" diye sözleştik ve bi yerde yemek yemek için bi mekânda buluştuk. 
Bir birimizi sormalarımız bittiğinde, önümüze konulan yemeklerimizi sanki hiç aç değilmişiz gibi çok kibarca yemeğe başladık. Ama aslında o başka yönlere baktığı anlarda ben kocaman lokmaları mideme indirip indirip durdum. Çünkü çok açtım ve minicik lokmalar gözümü doyurmadığı gibi midemi de doyuramıyorlardı.

Sonra yemek bittiğinde sanki önemsiz bir konudan bahsediyor muşum gibi “tamam, 1 hafta beraber yaşayalım” deyip güldüm, o da bana bakıp “ciddi misin?” adlı tebessümlü sorusuyla “evet, hem birbirimizin sivri taraflarını görmüş oluruz.” dedim ve o “tamam, bu geceden bana gelsene" dedi ve ben şaşkın şaşkın yüzüne bakarken, o "benimle yatmak zorunda değilsin. teras katı zaten hep misafirlerim için kullanıyorum” dedi ve ben “oluur” derken bi havalandımki anlatamam. 
Yemekten sonra gelen kahvelerimizi içtikten sonra zaten saat geç olmuştu ve kalkıp ona gittik.. 
Diğer gelişimizde erken geldiğimiz için evde hizmetçi olduğundan, eve çok dikkat etmemiştim, şimdi böyle kimse olmayınca lazer gözlerimle her yeri didik didik ediyordum. O ise duş alacağını söylemiş ve kendi yatak odasındaki duşa girmişti. Ben de üzerimdekileri çıkarıp, kalan boxer ile öyle cıbıl cıbıl içerleri bir müzeyi ziyaret ediyormuşum gibi sakince geziyordum; aile fotoğrafları, çocukluk, gençlik fotoğrafları, fil dişinden bilmem neler, te kimbilir nerelerden gönderilmiş farklı hediyeler(belki de adam gidip kendi kendine tahtakale’den almıştır adlı araya giren başka düşünce), şömine başına yerleştirilmiş çok güzel süs eşyaları, duvardaki yağlı boya tabloları, falan derken yoruldum ve artık incelememeye karar verdim. Tamam işte hepsi pahalıydı ve ben, evin içindeki bu incik boncukları bile anca 300 yıl hiç yemeden içmeden full mesai yapıp çalışarak alabilirdim.
Adamın zenginliğine inanmıştım, ama geçen günkü Suriyeli Dilenci Kız mevzusundan dolayı insanlığının biraz eksik olduğunu düşünüyordum. 
Üstelik bu konu hep kafama takılıyordu ve kendi kendime çoooooook uzaklara dalıp gidiyordum. 
Hatta ertesi gün hizmetçi kahvaltıyı servis edip kenara çekilirken, ben de "adamın insanlığında bir eksiklik var" hissine tekrar teslim olduğum için, bir adet siyah zeytini, Maradona adını verdiğim çatalımla tabakta yuvarlayıp duruyordum.

Artık beni görsün de sorsun diye sabırsızlıktan infilak edecek gibiyken o “ne düşünüyorsun” diye sordu ve ben derin bir nefes alıp “ya geçen suriyeli dilenciye davranışın çok kötüydü ve o sürekli aklıma geliyor” dedim. Bunun üzerine o “ya görüyorsun aslında çok sert biri değilim, ama nedense o gibi anlarda bir anda istemsizce öyle ani tepki veriyorum” diye cevap verdi. “anladım” diye cevapladım ve sustum.

Kahvaltıdan sonra evden çıktık, bir yerlere gidip, gezdik, tozduk. Acıkınca pahalı yerlere girip yemek yedik, yediklerimiz bizi sıkıştırınca o pahalı yemekleri de bok olarak sıçtık. 
Akşam eve döndük, aynı yatakta uyuduk. Kendimi ona borçlu hissettiğim için gece uyandığımızda yiyiştik, borcumu ödemek için prezervatif takıp onu siktim. 
Sabah kalkıp yine kahvaltı yaptık, yine dışarı çıktık, yine gezdik, tozduk, yedik içtik sıçtık. Sonraki gün de çok farklı olmadı, hep aynı sıçma mevzusu ve ben tuvalete girdiğimde dünyaya neden geldiğimi düşünmeye başlayanlardanım. Hayır yani onca zamanım ve mekân dururken neden tuvalete bokumu yaparken varlığımı sorguluyorum anlamadım ki. Hayır yani; sıç ve çık. Bu kadar basit.

Neyse işte, gez, toz, ye, iç, sıç hiç değişmedi ve bu sıkıcı tekrar canımı sıktı. Üstelik kendimi de sürekli borçlu hissediyordum. Beni öptüğünde onu öpmezsem ayıp olacakmış gibi hissediyordum. Hatta "üüfff yeter çok yılışma" dememek için kendimi zor tutuyordum.

Gece eve döndüğümüzde sanki gündüz beni gezdirip, yedirip içirdiği için onu sikmek zorundaymışım gibi hissettim ve o bir iki defa beni öpünce de aramızdaki öpüşler uzadı, sonrasında da yine sikimi götüne soktum. 
O önümde köpek pozisyonundaydı ve ben de içinde gidip geliyordum. Ama sonra bir an kendimden utandım. 
Yani evet istediğim hayat bu evin içindeydi, dışardaki hiçbir şeye koşturmak zorunda değildim. Kira derdim, faturalar vs sorunum yoktu,  her yere jeep'le gidip geliyordum, ne istesem anında oluyordu. Bir kaç gün içinde bile hayatım böyle değişmişken sonrasını aklım almıyordu bile. 
Gerçi sonrası ne olacakki, sonrası da hep böyle olacak işte. Sorunsuz bir şekilde yaşayacaktım ve en basitinden fatura ödeme derdim bile olmadan hayat akıp gidecekti.

Bu düşünceler arasından sıyrıldığım anda, o hâlâ köpek pozisyonunda hırlıyordu ve ben onun içindeyken boşaldım, ama hissetmedi. O'na boşaldığımı belli etmek için "ahhhhhğğğğğ" diye bir ses çıkarıp onun boşalmasını hızlandırdım. Boşaldığında bedenlerimiz ayrıldı ve yan yana uzandık.
Uzandığımda kirlenmişim gibi hissettim. Sanki üzerime zift dökülmüş gibi ağır bir kirlenmişlik hissiydi bu..

Kirlenmişlik düşünceleri arasında uyuya kaldım ve öğleye doğru onun beni öperek uyandırmasıyla uyandım. Öpmeleri yanağımdan aşağılara doğru kayarken sıkıldım. 
Anlaşılan yine seks istiyordu ve bu durum canımı iyice sıkmıştı.

İstemsizce soğuk bir ses tonuyla bi anda “ya daha tam uyanmadım. hiçbir şey de yapmak istemiyorum” dedim ve o da anında durdu. "Bir şey mi oldu" dedi "yoooo sadece bir şey yapmak istemiyorum" dedim ve kenardaki çarşafı üzerime çekip ona sarıldım. O da "tamam" deyip sarıldı.

Biraz daha bu halde kaldıktan sonra kalkıp duşa girdik ve 
sonrada kahvaltılık bir şeyler atıştırdık. Şimdi günümüz, önceki gün gibi aynı şekilde geçecekti. O işe gidip bir kaç saat sonra gelecek, sonra biz her günkü gibi dışarı çıkıp gezecek yiyip içip sıçacaktık.

Öyle oldu. O işe gitti geldi, biz dışarı çıktık yedik içtik sıçtık ve ben sıkıldım bundan. Sıkıldığım için olsa gerek eve dönerken araba da “ya iyi bir insansın, seni sevdim ama galiba benim için sadece iyi biri olarak kalmanı istiyorum. Sana karşı, bunlar dışında bir şey hissedemiyorum” dedim ve bir rahatladım bi rahatladım ki anlatamam.

O ise bunun üzerine “sorun değil, biraz daha zaman tanı. Biliyorsun güzel şeyler hemen olmuyor” ile başlayan cümleler kurdu. Uzun uzun konuştu. İlişkilerden ve ilerlemelerden bahsetti. Bir çok örnek verdi ve her defasında yüzüme bakıp, cümlelerini tebessümüyle taçlandırdı.
O bu süslü cümleleri kurarken, ben dışarı dalıp gittim. Sanırım onu hiç dinlemedim. Sadece dinliyormuşum gibi arada dönüp ona baktım ve onu dinlediğimi düşünsün diye başımı sallabaş gibi sallayıp durdum. 

Sonra yol bitti ve evinin önüne geldiğimizde soğuk, madeni, net bir ses tonuyla “ben evime gitmek istiyorum” dedim ve o dondu kaldı. Yüzü fena halde asıldı, karşılık vermedi ve arabayı tekrar çalıştırdı, gerisin geri dönüp beni evimin önüne kadar getirdi.

Arabadan inmeden önce “her şey için teşekkür ederim. Sonra konuşuruz” dedim ve bir şey söylemesine izin vermeden indim.

Ben apartmana doğru yürüyüp içeri girerken, o da bu sırada geri manevra yapıp gitti.
Evin merdivenlerini yavaş yavaş çıkarken düşündüm de; sanırım sırf parası için biriyle yaşayabilecek, tiplerden değilim. hele içinde merhamet olmayan biriyle, yakınlaşmakta sorun yaşıyordum.
hem, çok para sadece istediğini almanı sağlıyor, ama istediğin şey dokunulamayan bir şey olunca onu almanın hiçbir yolu yok.

tüm bunlar bir yana, oysa ben kendimi sırf para avcısı leş biri sanıyordum. ee hani işte paralı pullu bir adam buldum, daha ne istiyordum ki. yoksa aslında bunların hiçbir önemi yok. ben ne istediğimi bilmiyor muyum?
hayır yani ne istediğimi bilmesem bile, bence parayı seven biri olduğum için bu adama hayatımın sonuna kadar tahammül edip, günde bir posta karşılığında güzel güzel yaşayabilirdim. ama yapamadım, sanırım bundan sonra da yapamam.
demekki ben "zengin avcısı leş bir ibne" değildim, ben sadece "leş bir ibne'ydim o kadar. bunu da böylece öğrenmiş oldum.

Merdivenler biterken anahtarı çıkarıp yavaşça kapıyı açtım ve evime girdiğim anda rahatladım. sanki yıllardır hapisteymişim de özgürlüğüme kavuşmuşum gibi hissediyordum. Allahım evim ne kadar da güzelmiş, ne kadar da seviyormuşum ben burayı böyle.

Oysa daha bir kaç gün önce evden çıkarken, bu sikindirik evden, varoşun dibinin dibi olan bu mahalleden kurtulacağımı düşünüp mutlu oluyordum. Şimdi ise, adamın köpek kulübesinden bir kaç kat büyük olan evime döndüğüm için şükr ediyordum. her şeye dönüp ikinci defa bakıyordum, adeta tüm bu sikindirik ıvır zıvır şeyler gözüme kutsalmış gibi geliyordu. Oysa bildiğin göt kadar ev ve ikinci el alınmış eşyalardan ibaretti her şey.

ama yok, ev gözüme önceki halinden o kadar farklı bir güzellikte görünüyorduki; sanki cennete girmişim gibi hissediyordum. evin içi bile şu an çok farklı kokuyordu, havası bile farklıydı. sanki balta girmemiş ormanlardan evimin içine temiz hava pompalanıyormuş da, pompalanan temiz havayı kaçırmak istemiyormuşum gibi derin derin nefes alarak evin içini turlayıp durdum ve günler sonra nihayet yatağıma uzandım, gece lambasının ışığını açtım, içerisi biraz aydınlandı ve açık pencereden dışarı baktım. Dışarısı çok karanlıktı, iyiki de yolumu kaybetmemişim.

13 yorum:

Adsız dedi ki...

Günlerdir bekliyorum, güzeldi. Eline, zihnine sağlık.
Bir kitap çıkar artık. Onca kişininki arasında seninki de gayet güzel satılır :)
(elif)

beygirniyazi dedi ki...

seni ne kadar sevdiğimi bildiğine sığınarak bir şey
söyleyebilir miyim? bence bütün bu kıssadan hisseyi
bu macerayı yaşamadan da çıkarabilecek zekada bir
insansın. yani senin bir okurun olarak ben bile
kaç yıldır biliyorum ki sen para için hayatını
paylaşacak biri değilsin. bunu denemeden de biliyordun
bence. peki o zaman bu adamı karikatürleştirerek
ne elde ettin, bunu kendine sordun mu?

Hayat_Erkeği dedi ki...

@beygirniyazi onunla bi kaç gün yaşayışımda bile buraya yazamadığım, sürekli yazıp yazıp silmek zorunda kaldığım o üstten bakan hali, kağıtların içinde kaybolmuş o zayıf ruhu, bana ettiği güzel laflardan uzak sadece parasıyla hükmedebileceğini sanarak yaklaşmasını görmek istedim. bu çok değerliydi. inanılmaz derecede büyük bir kazanç oldu benim için.

ve her şey bir yana, sırf para için bile ben bunu yapabilir miyim görmek istedim. birini sadece parası için gerçekten sevebilir miyim, sırf parası için birini sürekli sikip rahat bi hayat yaşayabilir miyim, süslü sözlerden uzak bir şekilde, etimle beraber kendim deneyimleyerek görmek istedim.
değişmiş miyim değişmemiş miyim, kendimi yokladım.

(not: onunla hâlâ iki arkadaş olarak görüşüyoruz. tek fark sikişmiyoruz o kadar.)

Adsız dedi ki...

Sevgili H.E. seni seviyorum, ama insanlarla bu şekilde oynaman hoş değil.

Adsız dedi ki...

Bırakın adam istediği gibi yazsın, zaten her şeyi buraya yazmadım demiş. Biraz da kurgulamış olduğu çok belli. Buna rağmen sevdim.
(elif)

Adsız dedi ki...

Ben senin kendini algılama ve yorumlama biçiminin pek doğru olmadığını düşünüyorum..Sürekli bir biçimde aslında aradığının tek gecelik bir şeyler olmadığını seninle ölene kadar yaşayabilecek birisinin olmasını istediğini anlatıp duruyorsun.
Bence sorun şu ki sen aslında kendini sevilmeye ve ilgiye layık görmüyorsun,bundan dolayıda bütün bunları birisi sana verdiğinde ışık hızıyla oradan kaçıyorsun.Sonrada yalnız başıma yaşlanıp,ölüp gidicem diye de kıvranıp duruyorsun..Nerden mi biliyorum...Bunları kendimden de pay biçerek söylüyorum..Seni eleştirmek için yazmadım bunları yanlış anlama..Bütün yazılarını okumuş biri olarak bir durum teşhisinde bulundum sadece.Bence insanlara şans tanı hemen yargılama,kafanda kurup kurup da kendini sogutma karşındakinden.Bi insanı ancak butun gardını düşürdüğünde sevebilirsin bir anda veya bir haftada degil..zaman alır,gü'nbegün daha çok güvenirsin,güvendikçe seversin.Eğer istediğin buysa tabi.Bilinçaltinda surekli yeni insanlarla tanışıp "Hayatımın aşkı acaba bu mu" düşüncesinin verdiği heyecanın adrenalinine bağımlı değilsen.Naçizane...

Adsız dedi ki...

Bi üstteki yorum sahibine katılıyorum. Bence de sen adrenalin bağımlısı olmuşsun ve insanlarla eğleniyorsun.

Adsız dedi ki...

Hayat Erkeği boş ver yorumları, eminim senin de kendine göre kriterlerin var ve ona göre karar veriyorsun. Bir şey kafana yatmadıysa, için huzursuzsa zorlamanın hiç gereği yok, olduğu yerde bırak. Yani kuzum gerçekten iç sesini dinlemekle iyi yapmışsın. Kendimden biliyorumki iç sesime kulak vermediğim de, kişileri zorladığım da işler hep daha kötüye gitti.
Ayrıca arkadaş olarak hâlâ görüşüyor olmanız da, aranızda kötü bir şeyler olmadığını gösteriyor. Çok öpüyorum canım benim ve lütfen hissettiğin gibi yaşamaya devam et.

Wallcannes dedi ki...

Bir kac gunden beri post post olayi bize gayet acik bir sekilde anlatiyorsun. Yola hangi dusunceler ile ciktigini, o an kafanda ne oldugunu, avini yakalayisini, dusuncelerinin degisisini....vs
Tum bunlarin yaninda Suriye`li Kiz Cocugu olayi bile senin ne kadar duygusal ve aslinda kendi icinde mantikli bir adam oldugunun gostergesi.
Sen o adama gul bahcesi vaadetmedin. Sen odama duygu ve dusuncelerini soyledin ve onun da israri ile belli bir sure onun yaninda kalmaya basladin. Ve o seni parasiyla mutlu ettigini dusunurken sen de vicdanen onun istedigini ona yatkta sunmussun. Zaten ilk post'ta adamin senin durumunu ogrenince yuzundeki ifade de adamin bunu istediginin gostergesi degil miydi? Parasiyla oynayabilecegi genc bir oyuncak istemiyor muydu?
Simdi burada suclu olan sen nasil olabilirsin ki yukarida insanlarla oynaman hos degil diye bir yorum yapilmis ve ondan sonrada adrenalin bagimlisi oldugun iddia edilmis.

Hayir hayir ben bunlari kabul etmiyorum. Yillardir seni okuyan biri olarak ne istedigini biliyorum. Sen salt sevgi istiyorsun. Hepimiz gibi bazen sevdiginden daha fazla sevilmek ama bu gerceklestiginde de kacmak... Korkuyorsun.

Bence sen asla insanlarla oynayan, adrenalin bagimlisi olmus falan biri degilsin. Sen hala ici temiz kalan hepimizin hayat erkegisin!

Hayat_Erkeği dedi ki...

@wallcannes sen de benim canımın içisin. hep öyle de kalacaksın.

Adsız dedi ki...

Baktın kılıç kafası bi farklı tabii.Çıkarttığın hızla geri soktun hemen.Zeki misin bilemem ama akıllı olduğun ortada ki,yıllardır (el)lere vere vere de hayatın kahpeliklerinden edinmiş olabilirsin bu aklı.Salt sevgi(?)Bu sevgiyi sana verebilecek tek insan = ANNEN.Annesine bile sarılırken güçlük çeken bir insanın,hayatında kendisinden fazla sarılacak birini araması da ayrıca komik.Dönelim başa,eğer 'Eureka' demek istiyorsan da Hayat Erkeği (salt sevgi için) çözümlemeye oradan başlamalısın.Sonrası çorap söküğü müdür değil midir onu da sen göreceksin.

Model dedi ki...

hemen üstteki @adsız H.E.'nin annesine dair olan yazısını bir daha okumalısın.

Adsız dedi ki...

Yarasindan kaçan bir cocuksun hala,ve yeni bir adres arıyorsun içindeki soguk ölüye.