Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

31 Temmuz 2015

türk kürt kardeştir, ayrım yapan kalleştir


Bunları ve daha nice şeyleri konuştuk ve baktım bunlar iyi güzelde aslında o benden ilk fişeği bekliyor, bende eski playboylardan olduğum için elimi uzatıp sakallarını okşadım ve o “ohhh be senden bekliyordum ilk şeyi, yoksa benden hoşlanmadığını düşünmeye başlamıştım” dedi ve ben de bunun üzerine onu kendime yavaşça çekip bi güzel öptüm. 

Öyle taze ve sıcacık dudakları vardıki dayanamadım bu sefer kendime doğru iyice çekip daha uzun ve ıslak bir şekilde öpüştük. Sonra öpüşlerimiz uzadı ve ellerimiz kollarımız da işe koyuldu.
Uzun zamandır (sanırım 4-5 hafta oldu) adam akıllı sevişmediğim için çocukla daha bi canla başla öpüşüyorduk. Hatta o kadar içten ve ateşli bir şekilde öpüşüyordukki nerdeyse arabada yangın çıkacaktı. sonra bi ara durduk ve yine konuşmaya başladık ve konuşmaktan bıktığımızda tekrar seviştik ve sonra tekrar konuştuk ve sonra tekrar öpüştük.

Benden çok hoşlandığını söylediğinde içim bi tuhaf oldu. Hayır tamam bende hoşlandım ama doğrusu ondan, o taze bir et olduğu için mi hoşlandım, yoksa 4-5 haftadır kimseyle şey yapmadığım ve şimdi onunla sevişiyor olduğum için mi ondan hoşlandığımı bilmiyordum. kendimden de emin olamadım.
Sonra konuş ediş derken ayrıldık ve ben pansiyon’a gelip oyalanırken tekrar yazışmaya başladık ve o “hadi yine buluşalım” dedi ve bende tamam dedim kendimi attım dışarı o da çıktı geldi, bu sefer de şehrin farklı bir tarafına gidip yine tarlanın birinde stop edip, öpüşmeye başladık. Öpüşürken ara verip konuşuyorduk, o genelde beğenilerini dile getiriyor ve henüz ergen olduğu için de “sana aşık olmaktan korkuyorum” diyordu ve biz bunun üzerine kıtlıktan çıkmış gibi tekrar öpüşmeye başlıyorduk.

Bunu sevmiştim ve doğrusu gittikçe daha çok seviyordum. Sonra tabii bunların hepsinin bir sonunun olması gerektiği fikri, az sonra çalan telefonla karşımıza çıkıverdi.
Biraz daha öpüştükten sonra toplanıp şehir merkezine döndük ve o evine giderken bende pansiyon’a dönüp onunla sms’leşirken uyuya kaldım.

Sabah saat 10:00 gibi onun mesajıyla uyanınca hemen giyinip yeraltı şehirlerini gezmeye çıktım.
Gerçekten de harika ve muhteşemlerdi. İnsanların yerüstüne bina yapmasındansa, yeraltına şehir yapma fikrini daha çok sevdim. Çünkü hazır olan bir yeri sadece oyarak yapıya dönüştürüyorsun ve onu nasıl yapacağın tamamen sana kalmış. Üstelik yaz kış aynı sıcaklıkdalarmış ve her türlü ihtiyaçlarda düşünülmüşdü. Bir tek ölülerle aynı odada yatma fikirlerini sevmedim. Ne bu ya biri ölünce odanın dibinde çukur eşeleyip oraya gömmek çok anlamsız ve hatta korkutucu. açıkçası ben binlerce yıl önce de yaşasam, bir ölüyle aynı odayı paylaşmazdım, herkes uyuduğu ilk anda da ölüyü götürür damdan aşağı doğru yuvarlar, sonrada hiçbir şey olmamış gibi gelir uyurdum. 

Ay zaten beden ölmüş zaten, boşuna kendimize işkence etmeye ne gerek var. Ben uyuyamam da. Zaten şehri gezerken, korkudan hep yabancı turistlerin peşine takılarak çaktırmadan gezindim durdum. 
Neyse işte diğer yeraltı şehride aynıydı ve işte gezinip duruyordum. Üstelik gezinilmesine izin verilen alan şehrin anca 10’da 1 veya ikisiymiş. Yani daha 8 kat daha yerin altında evler, kiliseler vs vardı.

Sonra bu şehirler biterken, biz dün geceki çocukla tekrar sms’leşmeye başladık ve baktımki ben onun için bir kaç gün burda kalmaya karar vericem, kendi kendime kızıp “üff salak, pansiyona her gece 30 tl vercen, 4 gece kalırsan 120 tl eder, paran yokken 120 tl buraya vermen enayilik olur. ha tamam aşk maşk anlıyorum, ama yani aşk karın doyurmuyor ki canım benim. aklını başına al ve yoluna devam et” diye kendimi iyice fırçaladım ve onunla da mesajlaşırken “ya ben burda kalsam bile biz beraber zaman geçiremiycez, iyisi mi ben gideyim, bir kaç gün sonra sen de rahat olunca senin olduğun şehre geleyim” dedim ve sonra bi kaç mantıklı açıklama daha yapıp onu yarı gönlü razı edip pılımı pırtımı topladığım gibi yola çıkıp otostop çekmeye başladım.

İşte tam da bu sırada Sivaslı Otostopçu aradı ve konuşmaya başladık. İlk sorduğu şey de süslü valizim oldu. Hahahahaha telefonda biraz kakara kikiri yaptık ve o “vay be helal olsun sana, ben senden pek ümitsizdim, valizin bile senden daha çok yola dayanır diye düşünmüştüm. bu kadar dayanacağın aklıma gelmemişti. pes etmişsindir diye aradım seni” dedi ve ben “ahahaha sen daha beni tanımamışsın. süslü valizim’le yolların altını üstüne getiriyoruz. her ne kadar konformist hippi bir otostopçu olsamda yola devam edicem. bakalım yol nereye kadar gidecek” diye cevap verdim ve aldı bizi bir muhabbet. 15 dakika sonra telefonu “kendine iyi bak”lar eşliğinde kapattığımızda, kendi kendime çocuğun bana “kimseyle bir şey yaptın mı” sorusunu neden sorduğunu düşünüyordum ve tam da o sırada el kaldırdığım külüstür bir araba önümde durdu ve atladım. 

Arabada inşaat işçisi olduğunu söyleyen iki abi biralarını da açmış, gidebilecekleri yere kadar beni bırakabileceklerini söylüyorlardı, bende tamam demiştim ve işte yol alıyorduk. Onların kafalarda kıyak olduğu için bir kaç defa bana teklifte bulundular ama alkol almadığımı yenileyince, artık sormadılar. Sonra güzel kafalarla beraber ülke gidişatından, dünyanın döngüsüne, ordan da uzay ve evrenden, inşaatlarındaki ameleler arasında dönen alavere dalaverelere kadar konuştuk da konuştuk ama konu döndü dolaştı kürt türk meselesine geldi :(((

Zaten ten rengim, saç, sakal ve kalın kaşlarımı görüp de doğu’daki olaylardan bahsetmeyenle ve ardından da “abii türk kürt kardeştir, niye çıkıyor ki bu olaylar. bak hepimiz ne güzel yaşıyoruz” cümlesini kurmayanla henüz karşılaşmadım. Sanki kalın kara kaşlarımı gören herkes bana bu cümleyi kurmak zorundaymış gibi yaklaşıyor, oysa ben artık bu cümleden bunaldım, midem öğğğğkk oldu. 

Vallahi ben sadece otostop çekerek en azından Türküye’yi gezmek istiyorum. Doğu-batı-kuzey-güney ve türk kürt olayları sikimde değil. Sikimde olan tek şey şu yollar. Canım sadece gezmek istiyor. Hiçbir şeyi kafaya takmadan öyle boş boş gezmek istiyorum. Ama yok, kalın kaşlarımı gören herkes illa ki; benimle doğu batı, türk kürt olaylarını konuşup, bir açıklama bekliyor. öğğğk oldum anlıyor musunuz. susun artık ve yola bakalım. yolun güzelliğine bakalım, yoldaki güzelliklere odaklanalım. siktir et olur mu olanları, bizden ve bundan önceki her şeyi siktir edin, önümüze bakalım. yol açık, yola çık.

Sonra işte bu inşaatçı abilerle Bozköy denilen bir yere geldik ve orada indim. Onlar kendilerini bekleyen çoluk çocuklarına doğru giderlerken ben sağ elimi kaldırmış önümden geçecek olan traktör’e otostop çekiyordum ve çok şükürki adam tuhaf tuhaf bakmasına rağmen durup beni aldı. Süslü valizimi traktörün römorkuna attığın gibi adamın yanındaki tepeciğe oturdum ve rüzgara karşı duran Serpil Çakmaklı gibi saçlarımın savrulmasını sağlarcasına, tarlalara bakmaya başladım. Buranın rakımı biraz yüksek olduğu için ve havası diğer bölgelere göre biraz daha nemli olduğu için tarlalardaki başakların toplanmasına meğer henüz 15 gün varmış. Oysa Kayseri’den gelirken bütün tarlalar toplanmış, millet samanlarını bile balya balya satmaya başlamıştı. Traktörü süren abinin dediğine göre burada da 15 gün sonra toplanmaya başlayacaktı.

Biraz daha yol aldıktan sonra, traktörcünün bir arkadaşının patates tarlasında durduk ve arkadaşıyla orda bizi aldı bir muhabbet. İşid’den, Pekeke’ye, Erdoğan’dan akpartiye, Türkiye’den Yunanistan’a kadar her şeyi konuştuk. Beni traktörüne alan adam Erdoğan hakkında ileri geri konuşmama sinir olsada, sonuçta misafir olduğum için çok ses etmedi. Çünkü bir yandan haklılık payım olduğunu da kabul etti.
Diğer adama da “seninle tartışabilmemiz için biraz entellektüel bilgi seviyen olması lazım, ama bundan yoksunsun ve seninle bir şey konuşamayız. ilkokulu okuyup tarlaya geldim, başkada bir şey okumadım diyorsun, başka bir şey okumadıysan seninle hangi konuda nasıl tartışacağız ki? bence yormayalım kendimizi. ama yine de sen bilirsin” diyerek ukalalık yaptım ve bunlar ikisi “anaaa sen ne fenasın, biz senle baş edemeyiz” dediler ve bizi aldı bi gülme. 

Sonra her şeyi boşverdik ve tarlayı gezmeye çıktık. Şu anda Niğde sınırları içerisindeydik ve burası zaten patatesiyle meşhurdu. Adamın tarlasını gezerken, patateslerinin bazılarının altını eşeleyip sanki birer bebeklermiş gibi severek “bak bunlar hep büyüyecek” deyişini görmeliydiniz. Vallahi bir anne çocuğunu anca böyle sever, anca böyle ilgilenirdi.


Adamı öyle görünce içim bir neşeyle doldu, adamın içinin güzelliği yüzen vurmuş gibiydi. Zaten gözlerinin o masmaviliğine diyecek söz yoktu, gönül isterdiki bu gece burada kalıp akşam da adamı yoldan çıkarıp günah dolu bir gece geçirsindi ama işte bu ara gönlün dediklerini siktir etmiştim ve artık libido’yu kontrol altına almıştım. Hem yolda uzundu ve birazdan da yola çıktık. Traktörcü’yle tıngır mıngır giderken de yol bitti ve o beni Divarlı diye bir yerde indirdi. 5 km kadar yürüdüm ama hiç araba geçmedi, geçenlerde köyde olduklarını söylediler. Ben ıhlara’ya gidecekken köyün ortasında kalakaldım.

Devamı: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/08/sakalsz-koyluler.html

2 yorum:

yaz-(s)aklan-kaç dedi ki...

İpinden kopmuş uçurtma gibisin :) senin gibi umarsızca gezmeyi çok isterdim (umup ummadığını bir şeyleri bilmeden söylüyorum tabi bunu).neyse kendine çok dikkat et dostum yollarda ;) takipteyim... ;)

yaz-(s)aklan-kaç dedi ki...

unutmadan bir şarkı armağan edeyim sana ;)

https://www.youtube.com/watch?v=qsqeRdgySiI