Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

3 Nisan 2017

Yazıyı parçalamak veya varolmanın dayanılmaz ağırlığı

Şu yazıdan ( http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/12/edebsiz-eksikliklerim.html )  sonra bi kaç kişiyle olan konuşmalarımızda, akış farklı yerlere gitti. Bende bunun üzerine o yazıyı parçalamak ve esin verenleri açıklamak istedim. İşte o dehşetengiz açıklamam:

"süslü edebi cümlelerle konuşmayı bilmem
o sanat filmini izlemedim
yeni çıkan albümden haberim yok
hem bir şey söyliyim mi? şiir kitapları da kâğıt israfından başka bir şey değil.
ben sadece seni seviyorum."

Yukarıdaki cümleleri esinlendiğim arkadaşım şiir yazan, şiir seven, şiire zaman ayıran biri. Şiir kitaplarına verdiği parayı övünerek anlatır ve bundan gurur duyar. Ona karşılık vermek için yazmıştım bu cümleleri.

Aşağıdaki cümleleri ise onun bana anlattığı anıları üzerinden esinlenmiştim ve şöyle yazmıştım:

"çocukluk anılarım sokakta simit sattığım günlerden ibaret.
başımı okşasınlar diye, buğulu gözlerle bakmayı 9 yaşında öğrendim. 
tanımadığım kadınlar tarafından 3-5 saniyeliğine sevildim, babam yanaklarımı hiç öpmedi.
beni biraz sevsene."

Çünkü çocukluğunda simit sattığını söylemişti, paraya ihtiyaçları olmamasına rağmen, kendi parasını kazanması gerektiğini düşünerek yaşamıştı.
Aynı zamanda duygusal bir çocuktu. Heteroseksüeldi ve tabii bir de fazla kadın merkezli yaşıyordu. Benim sürekli sevecek, sevişecek bir erkek aramam gibi, o da sürekli sevecek, sevişecek bir kadın arıyordu. Buluyordu da. Ya da onu buluyorlardı da.

"otuz yaşımdayım ve hâlâ sonbaharlara alışamadım, 
çünkü çocukluğumdaki evimizin damı çamurla kaplıydı
yağmur yağdığında amcamlara gider, yağmurun dinmesi için dua ederdik.
çok küçüktüm, çiftçiler umrumda değildi.
n’olur sarılmama izin ver, sonbahar bitinceye kadar da koynundan çıkarma beni."

Bu cümlelerin ilk satırı kendi hislerimle alakalı. Sonbahar'ı sevmiyorum ve zaten bunu sık sık dile getiririm. İkinci cümledeki "evimizin damı çamurla kaplıydı"dan sonraki kısımlar ise şu yazıda anlattığım arkadaşımın hayatı aslıda ( http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2017/02/torbac-mulayim.html ) Detayları da yazı da yazmıştım. Okunduğunda anlaşılır.

Aşağıdaki cümleler ise benim kendi eksikliğimden yola çıkarak yazdığım cümleler. Bu cümleler hakkında detaylı bilgiyi de geçenlerde şurada yazdım ( http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2017/03/pice-sevgilerimle.html ) Koku duyum yok ve doğrusu şu ki, sevdiğim insanların güzel veya çirkin nasıl koktuklarını çok merak ediyorum. Keşke koku alabilseydim:
"burnum yüzümde güzel duruyor diye var olsa gerek.
zaten annemin söylediğine göre doğduğumdan bu yana da hiç koku almadım.
yaptığı tarhana, babamın işten terli gelişi, ablamın kokulu silgisi. hepsini boş ver.
tenin nasıl kokuyor? hiç öğrenemeyeceğim, anlıyor musun?"

Yazıdaki son paragraf da yine kendimden yola çıkarak yazdığım cümleler. Çünkü kelimelerle ilgili bir sıkıntım var ve bunu çok etkilendiğim kişilerde yaşıyorum.
Öte yandan kelimelerin çoğunu da düz anlamlarıyla anlıyorum. Karışık cümleleri ise çoğu zaman tekrar tekrar dinlemek ve iyice dikkat etmem lazım. Yoksa karşımdakini anlayamıyorum ve çoğu zaman yaşadığım iletişim sorununun nedeni de bu oluyor. İnsanları anlamak için çok fazla çaba sarfediyorum ve bu beni yoruyor.

Yaşadığım sıkıntıların çoğunun ve hatta cümleleri düz anladığımı da Sonbahar'da Piç'le olan tanışmamızdan sonraki uzun ve yorucu konuşmalarımızda çözmüştük. O güne kadar cümlerle bir sıkıntım olmadığını ve aslında yanlış anladığımı hiç sanıyordum. Onunla olan konuşmalarımıza da şurda değinmiştim:
( http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2017/03/pice-sevgilerimle.html )




Hiç yorum yok: