Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

26 Mart 2017

Piç'e Sevgilerimle

(Aşağıdaki cümleleri 22 Aralık 2016'da yazmıştım ve o ara görüşmekte olduğum ve nerdeyse görüştüğümüzün her defasında kavga ettiğimiz Piç'e yazmıştım ama ona atmadım, içime attım. Çünkü bazen elinden gelen her şeyi yapmışsındır ve artık sadece içine atman gerekir.)

Merhaba,

Sadece içimden geçenleri, sözüm kesilmeden ve heyecandan titreyen sesimi  sana belli etmeden söyleyebileceğim tek yöntem bu olacak sanırım. Çünkü seninle konuşmaya başladığım zaman, açıklarımı yakalayıp benimle dalga geçebilmek için tüm dikkatini bana veriyorsun ve ben o an heyecanlandığım için tüm mantıklı cümlelerimi yere döküveriyorum. Bu yüzden yazmak, ama sadece sana yazmak, kelimelerim dökülmeden sana aktarabileceğim en mantıklı yöntem bu. 

Bu yöntemi keşfetmişken, sonda söyleyeceğimi de başta söylemek istiyorum; sırf seninle seks yapmak için buluştuk diye aramızda aşk olamaz diye bir şey yok. Böyle bir şey oldu diye de birbirimizi aşağılamak ve küçümsemek zorunda değiliz. Yapmamız gereken şey, kendimizi bir birimize bırakmak. İşte hepsi bu ve ben sadece bunu yapıyorum.

Hem iki erkek birbirini çok ama çok saçma bi şekilde sevebilir. Ya da bir erkek, diğer erkeği çok aptalca sevebilir. Hatta sadece seks amacıyla buluşmak için sözleşmiş olsalar bile, buluşma gerçekleştiği anda taraflardan biri  elinde olmadan diğerine aşık olduğu için oyun bozanlık edebilir. 
Zaten anlamsız olan dünyada, her şey koyulmuş olan kurallara göre olmak zorunda değil. Ya da ikimizin arasında yaşananlar kural dışı olsun. Ne olacak ki? Evet, zaten ben bir oyunbozanım ve bu elimde değil.

Hem bunu ilk defa yaşayan insanlar biz değilizdir. İlk defa böyle olmuş gibi davranmamıza gerek yok. Sadece bizim gibi saçma bir ilişki içinde olan insanlardan haberimiz yoktur ve bu yüzden saçma geliyordur, o kadar.
Zaten bizim dışımızda milyonlarca insan daha yaşıyor ve işte biraz da buna dayanarak söylüyorum; kesin bizim aramızdaki saçmalık olarak tanımladığın güzel şeylerin aynılarını onlardan binlercesi de yaşıyordur ve onların bizden olmadığı gibi, biz de onlarınkinden haberdar değiliz..

Tüm bunlar bi yana; ilk günler hatırlıyorum da; seni sevdiğime inanmıyordun ve “bırak bunları” tadında cümleler sarf ediyordun. Şimdi ise benim seni sevdiğime, ama senin beni sevmediğine yalnız inanıyorsun. Gördün mü aramızdaki ilerlemeyi; seni sevdiğime inanıyorsun ve bundan eminsin. Çünkü seni, sadece sen olduğun için seviyorum.
Zaten bu kadar öfke, bu kadar kızgınlık, bu kadar saçmalık normal insanlar arasında olmaz. Bu ikimizin arasında olan ve olmaya devam etmesi gereken özel bir şey. Hatta “en güzel şey” demeliyim buna.. 

Biliyorum, sen, sadece beni kısa boylu biri olduğum için sevmiyorsundur. Belki biraz da çirkinimdir. Tamam ama yapabileceğim bir şey yokki. Bunlar insana verilmiş olan değişmez özellikler. Gerçi bunlara değinmem de gereksiz oldu. Çünkü zaten biliyorsun ve keşke sırf bildiğin için boyuma takılmasan, sadece seni ne kadar uzun boylu sevdiğime odaklansan.. 

Tüm bunların yanında, evet, kendince haklısın ve sana saygı duyuyorum. Ama biliyorsun, az önce dediğim gibi; bu benim elimde olan bir şey değil ve bunu, seni boyumdan çok severek telafi etmekten başka yapabileceğim hiçbir şey yok..

Biliyorsun, küçücük basit bi aklım var ve bu yüzden bazı şeyleri düz anlıyorum. Kimseye anlatmadığım ve anlatmayı da hiç düşünmediğim yönlerimden biriydi bu. Çünkü insanlar acımasız ve senin eksikliğini alıp, dalga geçilecek başka bir fırsata dönüştürüyorlar. 
Seninle yaşadığımız problemlerin başındaki sebeplerden biri bu. Ama kabul edersinki, ilk günlerdeki kadar problem yaşamıyoruz. Çünkü sana hiçkimseye anlatmadığım bu yanımı anlattım ve sen beni anladın. Anlamak için çaba sarf ettin ve bu yüzden; cümlelerin, davranışların benim anlayabileceğim şekilde evrimleştiler. Bu çok şiirsel. Bunun benim için olan değerini anlatamam. Keşke benim gözümden, senin bu basit gibi gördüğün davranışını görebilsen..

Diğer yönlerimden biri de “koku” alamıyor olmaktı. Bunu söylediğim bir kaç yakın arkadaşım ve ailem var. Onlar dışında hiç kimse koku alamadığımı bilmez, bende eğer karşımdakiyle uzun zamandır tanışmadıysak ve samimi değilsek söyleme gereği duymam. 
Ama bunu da sana söyledim ve sen benim yanımda osurdun. bu çok güzeldi. Senden çıkan “tırt” sesini duyduğumda, çok mutlu olmuştum. Benim yanımda kendin olman harika bir şey. Koku alan herkese göre iğrenç olan bu şeyi içten buluyorum.

Diğer bir yönüm ise; SADECE sana söylediğim “kelimeleri görsel olarak beyninin içinde görmek” konusuydu. 
Biliyorsun, bu konuyu da en ince detaylarına kadar anlattım. Hatta bu durumu herkeste yaşamadığımı da sana söyledim.. Kelimeleri görme işini, SADECE çok ama çok etkilendiğim insanlarda yalnız yaşıyorum. 
Senin söylediklerinin hepsi bir imge ile veya düz bir kelime ile karşımda duruyorlardı. Bunu seninle yaptık, hatırladın mı? ve hatta MESELA kelimesini örnekleştirmiş, sen de nasıl gördüğümü detaylı olarak sorduktan sonra "çok ilginç" demiştin.
Bu muhabbetimizden sonra benimle olan konuşmalarında daha dikkatli olmuştun ve daha az tartışmaya başlamıştık. Çünkü kurduğun cümleleri, kafamda birer nesne olarak gördüğümü biliyordun ve bu yüzden farkında olmadan daha dikkatli cümle kuruyordun. 
Böyle yapmanı da çok romantik buluyordum. Zaten elimde değildi.

Eminim bu yönüm olmasa bile, yine de söylediklerinden etkilenirdim. Çünkü her söylediğin önemliymiş gibi, her söylediğin bir Kutsal Kitap ayetiymiş gibi hissediyorum. Konuşman, konuşman ve konuşman. Dakikalarca susmadan konuşurken seni hiç bölmemem bu yüzden. Her hangi bir konu hakkında konuşman hoşuma gidiyor. Sonsuza kadar konuşmanı istemek gelirdi içimden, ama sen dalga geçtiğimi düşünürsün diye susardım ve öylece bakardım sana.
Bunu bana, sen de “bazen anlatıyorum öyle bakıp kalıyorsun ve ben içimden ‘niye anlatıyorum ki’ diye düşünüyorum” diye anlatmıştın. Hatırlıyorsun değil mi?
Evet seni dinlemek çok güzel. Önemli veya önemsiz bir şeyler anlatman çok hoştu ve zaten biliyordum, gerçek birileriyle konuşmaya ihtiyacın vardı. Ben ise kurduğun dünyalarındaki tek gerçeğindim. Büyük bir ihtimalle hep de öyle kalacağım. Çünkü zihinsel hastalığın yüzünden dış dünyada bir ucube olarak görülüyorsun ve tanımadığın insanlarla konuşmaya başladığın andaki kekelemen de bu yüzdendi. 
Oysa ihtiyacın olan tek şey karşılıksız bir sevgiydi. Ailen ise seni her şeyin bir karşılığı olduğu bakış açısıyla büyütmüş oldukları için buna inanmıyordun. ailen geleceğini çalmış. Belki de onlardan kaçmanın  bir (farkında olmadan) nedeni de budur. 

Tüm bunlar bir yana “Seni neden seviyorum ki?” diye bende çok düşündüm, bir neden bulamadım. 
Ama sevmemi tetikleyen şeyler olduğunu düşünmüyor değilim. Örneğin; gülüşün, bir olay karşısında hınzırca tebessüm edişin, sinirlendiğinde dik dik bakman ve el kol hareketlerini kontrol edemeyişin, sürekli düşünceli olman da ayrı güzel. Hatta sanırım en güzeli bu. Sen düşünürken, ben seni izlediğim zaman, içim huzurla doluyor. Bir de tatlıyı sevmeni de seviyorum. Hatta tatlı buluyorum.

Bedensel olarak ise; Adem Elmanı, alnın ile saçlarının birleştiği sağ alın kemiğini, sağ gözünün altındaki boş alanla, sağ yanağının ve sağ burun deliğinin hemen üstündeki o üçgene dönüşen alanı, kirli sakalını, azcık daha büyüyen göbeğini, parmaklarını ve parmaklarının üstündeki kılları, dişlerini ve son olarak; sağ ve sol kol dirsek boğumlarını seviyorum. 
Evet, sanırım bunu da söylemem lazım; pipini de seviyorum ve poponu da.

Tüm bunların sonunda ise; seni tümden seviyorum. Beni siktiğin için seni sevmiyorum, çünkü biliyorsun; seni sevdiğim için beni sikebiliyorsun. Bunu bil lütfen. Ama biliyorsunki, biz insanlar hayvanlardan farklıyız ve birbirimizi sadece sikmek için arzulamayız, birbirimizi sadece içine boşalacağımız bir eşya, bir avuç içi, herhangi bir nesnenin deliğiymiş gibi sikerek arzulamayız. Biz, hayvanların aksine birbirimizi sevdiğimiz için arzularız ve severek sikeriz. Bizi insan yapan şey biraz da budur. Diğer canlıların aksine, biz birbirimizi sırf sevdiğimiz için bile sikebiliriz. Seni seviyorum.


(Umarım çok karışık olmamıştır. Her şey hakkında yazmaya ve içimdeki dağınıklığı bu şekilde az da olsa toparlamaya çalıştım. seni ve sana aniden sarılarak seni öpmeyi özledim.)

2 yorum:

SeRKaN dedi ki...

İçine atma! İcine atmak dünyanın en kötü şeyi :(

Elif dedi ki...

içi güzel bir insansın. umarım istediğin aşkı, kişiyi bir an önce bulursun. bunu hak ediyorsun :)