Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

16 Kasım 2016

Sokak Kadını, Vicdanlı Sürtük

Part: Milena ile Tanışmak

Akan trafiğin arasında oraya buraya yalpalayan adamı hiç kimse umursamadı. Adam bazı arabaların kendisine doğru gelmesine bile sadece başını eğip kahkaha atarak karşılık veriyordu ve zaten arabalarda çok yaklaştıktan sonra iyice yavaşlayıp, sanki adamı ıskalamışlar gibi sakince geçip gidiyorlardı.
Bazı arabaların ıskalaması başarılıyken, bazıları başarısızdı ve doğrusu aynalarını, adama bilerek çarptıklarını da düşünmeye başlamıştım.
İlginç olan sadece bu değildi tabii, asıl ilginç olan şey, gecenin 23:35'inde adamı, trafiğin ortasında olmasına rağmen  bir çok kişinin karşıdan karşıya geçerken, adamı kenara çekmeye dahi tenezzül etmemesiydi.
Bu hem ilginç hem de insanlık dışı görünen manzarayı biraz daha izleyip, adamı, birilerinin kenara çekip çekmeyeceğini veya neler olacağını görmek için izlemeye başladım.

Sanırım aradan bi 5 dakika kadar zaman geçtiğinde de kimsenin adamı umursamadığını ve benim dışımda izleyicisi olmadığını görünce de adamı kenara çekmenin en iyi fikir olduğunu düşünmemle harekete geçmek için yola çıktım.
Bir kaç arabayı durdurarak yolun ortasındaki adama ulaşıp kolundan tutarak kenara çekmeye çalıştığım anda, diğer koluna da birinin yapışıp, kendine doğru çekiştirdiğini görmemle bende o tarafa doğru itmeye çalışarak "götürelim götürelim" deyip, kendine doğru çekmeye devam etmesini söyledim.

1-2 dakika boyunca, akan trafik ve adamın sürekli sağa sola yalpalamasından dolayı biraz zorlansak da, kızıl kısa saçlı, benden bile kısa boylu, göbekli ve yüzünde 1'den çok piercing olan kadınla beraber adamı kenara çekip konuşturmaya çalıştık. Kadının baskın bir karakteri vardı ve benim konuşmama fırsat vermeden ama kibar bir dille aynı sorularımı adama tekrar soruyor, karşılığında cevap bekliyorduk.

Bir kaç dakikalık uğraştan sonra adamın Beykoz'da oturduğunu, bu gece kafasını dağıtmak için dışarı çıktığını vs öğrendik.
Adamın Beykoz'da yaşadığını öğrendiğimizde, ben adamı ilerdeki otobüs duraklarına bırakmayı, kadın ise hazır metrobüs'e yakınken Mecidiyeköy Metrobüs Durağı'na bırakmayı teklif etti ve "zaten orası daha kolay olur, köprüyü geçtikten sonrasında kendisi de gidebilir belki" demesiyle hemen ikna oldum.
Açıkçası birazda adamın sorumluluğunu üzerimden atmak istiyor ve bi an önce kurtulmak içinde konuyu çok uzatmamaya çalışıyordum. Bu yüzden Metrobüs Durağı'na doğru adamı çekiştirerek ve yer yer konuşturarak götürmeye başladık.
Yolu yarılamıştık ki kadına "siz götürün ya, zaten finükülere az kaldı" dememle adamın kolunu bırakıp geri adam atmam arasında bir kaç saniye geçmiştiki kadın "yok yok, zaten şurası ya, ben de tek başıma götüremem. çok ağır baksanıza" demesiyle geriye attığım adım tekrar ileri atıp adamın kolundan tuttum.

Adam da gerçekten hayvan gibiydi. Boyu her halde 188-190 olmalı ve boyuna göre kilosu da idealdi. Herhalde 85 kilo civarı vardı diye düşündüm bi ara ve belinden aşağı doğru kaymış olan pantolonunu yukarı doğru çekiştirdim. Adam bi an dönüp bana baktı ve leş gibi nefesini yüzüme bocalayarak, kahkahasını patlatı.
O böyle kahkaha atarken, ben de "hani tamam hayat onun hayatı falan filan da, ne gerek vardı bu kadar içecek mal" diye cümleleri aklımdan geçiriyor bunu büyük bi sorumsuzluk olarak adediyorum. Mal herif ya, içeceksen siktir git evinde iç veya arkadaşını al yanına sonra dibini görebildiğin tüm şişeleri devir gitsin. Ama yok, eşek herif tek başına çıkmış yemiş içmiş işte böyle de sıçmıştı.

Kadın ise bu arada bir şeyler anlatıyor, adamı konuşturmaya çalışıyordu. Baktıki adamın ağzından düzgün bir şey çıkmayacak bana dönüp "allah bizden razı olsun" dedi ve "biz olmasak kimbilir ne olacaktı buna" diye ekledi.
bi an "iyilik yaptığı için kendisiyle gurur  duymasının ne kadar tuhaf olduğunu" düşündüm. Ama sonra aslında bunun gurur duyulacak bir davranış olduğu konusunda kendimi ikna ettim. Yani sonuçta insan iyilik yaptığı için neden gururlanmasındı ki ve iyilik yapmak saklanılacak bir iş değildi ki. Varsın gurur duyduğu şey iyilik yapmasından dolayı olsundu.

Bu düşünceler kafamda netleşince dönüp kadına gülümsedim ve "çok iyi oldu" dedim ve zaten o sırada metrobüs finikülerine gelmiştik bile. Ben, adam için akbil basarken, kadın da güvenliğe adamı Anadolu Yakası'na gidecek olan metrobüse bindirmesi konusunda bir şeyler anlatıyordu.
5 dakika sonra adamı finükülerden geçirip ve geri dönmüş, şimdi ise kadınla ordan burdan bir şeyler konuşuyorduk.
Sesindeki flörtöz hava, kendinden emin konuşması ve her cümlesinin arkasına benim duyababileceğim küçük bi kahkaha eklemesi kadını basite almama neden oldu. Ama sonra kendimi toparlayıp, aslında böyle davranmasının çok içten olduğunu ve belki de benimle yatmak istediğini düşünmemle birlikte, kadının kahkahalarını itici bulmamaya ve üstelik onunki gibi flörtöz bi ses tonuyla onunla konuşmaya başladım.
Bu davranışımı hemen fark etti ve sesini dahada yayarak "nerelisin" deyip gözlerime uzun uzun baktı. Yüzüme ukala bir tebessüm yerleştirip "uzaylıyım" diye cevap verdim ve o gülümserken "beni kaçırmaya mı geldin" deyiverdi.
-evet. sadece seni kaçırıcam. ama nasıl bilmiyorum" deyip piç piç sırıtttım
-kolay ya o" diye cevap verip tatlı bi kahkaha patlattı
-peki sen nerelisin?
-karadenizliyim
-ımmm kradenizlileri hiç sevmem
-aaa aşk olsun
-şaka şaka. çok severim. hatta geçen yıl otostop çekerek gittim gezdim oraları
-aa cidden mi
-evet" dedim ve konu uzadı gitti.
Sonra ikimizde iyice yavşayan ses tonlarına sahip olduğumuzda, dönüp gözlerimin ta en içine bakarak
-eşcinselsin değil mi?
-ımmmm belli bir cinsiyete bağlı olmadan beğendiğim herkesle yatıyorum desek daha doğru olur
-hımmm güzel.
- :)

bir kaç adım sonra yol ayrımına geldiğimiz sırada "ben burdan ayrılıyım. kendine iyi bak, memnun oldum" dememle, o "bana gelmek ister misin" deyiverdi ve elimi tutmasıyla birlikte hiç düşünmeden "evet" dedim, güldü.
Zaten düşünsem "hayır" derdim ve bu yüzden düşünmedim. Sevgili Polat Alemdar'ın da dediği gibi; sonunu düşünen kahraman olamaz!!!!

"evet" dememde sonra ona doğru yürüdüğümüzü düşündüğüm tarafa doğru yöneldik ve her şey hakkında önemsiz olabilecek ne varsa konuşmaya başladık.
8 yıllık kocasından resmi olarak ayrılmak üzereydi ve zaten 1 yıldır da ayrıydılar. Kocası onu başka bir kadınla aldatmıştı ve o da bu yüzden boşanma davası açmıştı. Adam başka bir ülkeye yerleşmişti ve aslında böyle olması daha iyiydi.
Alakasızca bi anda tuttuğu avukatla olan yazışmalarını gösterdi. Avukatı da kadındı ve kocasından alacakları paralar hakkında kaba bir tabirle uzun uzun konuşmaları vardı. Daha fazla ayrıntılara girmesine izin vermeden başka bir konu açtım ve sohbet o yöne doğru ilerledi.

Sokak kedilerini seviyordu, evde bir köpek besliyordu. Amerika da okumuş ve ingilterede bir kaç yıl yaşamıştı. Zaten kocasıyla da orada tanışmışlardı ve sonrasında da Türkiye'ye yerleşmişlerdi. Güzel geçen bi kaç yıl sonunda da mutsuzluğu tatmaya sıra gelmişti ve evet mutlu yaşadığı yıllar kadar da mutsuz yaşamaya başlamıştı.
bundan olsa gerek bu ara kendini iyice koy vermişti ve aslında umrunda olan hiçbir şey kalmamıştı. Annesi kanserdi ve bazen keşke ölse de kurtulsa diye düşünüyordu. Çünkü acı çekmesine dayanamıyordu.

Eskiden bu kadar göbeği yokmuş, ama şu son bi kaç yıldır yaşadığı tatsız olaylar yüzünden tatlı bağımlılığı edinmiş ve sonuç olarak da işte böyle bir göbek sahibi olmuştu. Tabii hamilelik döneminde aldığı kilolarda gitmeyince böyle kalakalmıştı. Çocuğunu ise düşürmüştü ve aslında üzerinden 2 yıl geçmiş olsa bile buna çok üzülüyordu. Çünkü kadınlığını tamamlayacak şeyin aslında bir çocuk olduğu düşüncesine saplanıp kalmıştı.

Sevdiği bir kaç erkek olmuştu geçmişinde, ama aşk yaşayamamıştı. Tercihi hep onu tercih edenlerden yana yapmıştı ve aslında istediği hiçbir erkek ona yüz bile vermemişti. "Belki de, aynada göründüğümden daha çok çirkinimdir" diye cümleler kuruyordu.
"Saçmalama" dediğim sıradaki ses tonumdan dolayı, ağzımdan çıkana ben bile inanmadım ve evet aslında çirkindi. Marjinal bi görüntü arkasına saklanarak "aslında güzelim ama böyle takılmayı seviyorum" havası ise fazla belli oluyordu. ve belki de aslında bunun farkında değildi.

Kilo konusundaki takıntısında ise haklıydı, vermesi gerekiyordu ama nasıl verebileceği hakkında hiçbir fikri yoktu.
Üstelik tatlıya olan bağımlılığı varken kilo vermek çok daha zordu.
Keşke sadece tatlı bağımlılığım olsa, son 1 yıldır cigara içmeye ve şeker (ekstazi ve türevleri uyuşturucu haplarına sokak jargonunda takılan isim)de kullanmaya başladım ve biliyorum bunların hepsi zararlı. Ama kendime engel olamıyorum, içince fena bi rahatlıyor ve beni üzen her şeyi unutuyorum
-o zaman içmeye devam et" dedim ve o, bu cümlem üzerine gözlerini kocaman açarak;
-ciddi misin?
-evet
-aaaa
deyiverdi. Aslında gerçekten de ciddiydim. Çünkü bağımlılığının olması sadece onun sorunuydu ve bundan kurtulmak konusunda yardım istemedikçe yorumda bulunmam kabalık olurdu. Üstelik her konuştuğu kişi de uzun uzun nutuk çekerek, güya iyilik adı altında sürekli kadına verip veriştirmişlerdir. Benimse sikimde değildi ve birisi yardım istemedikçe bu konuda ona "içme şu mereti tarzında" yorumlar yapmayı da kendimde hak görmüyordum.

Konudan konuya atlayıp giderken bi yandan da "lan bu beni eve atıp böbreklerimi kesmesin" diye de düşünmüyor değildim ama açıkçası bunu da çok umursamıyor, sadece en fazla ölmeden önce yeni bir heyecan daha yaşayacağım diye cümlelerle kendimi sakinleştiriyordum. Gerçi böbreklerimin para edeceğini bilsem zaten ben kendim satardım da, benim küçük böbreklerimin kodamanların işince yarayacağına pek ihtimal vermiyordum.
Buna rağmen böbreklerim sökülecekse de, en azından biraz mücadele ederim diye düşünüyor, cesedimin rahat bulunabilmesi için neler yapabilirim diye düşünüyordum.
Tam bu sırada küçücük evine gelmiştik ve o tuvalete gittiği sırada telefonumu çıkarıp whatsapp'den ev arkadaşıma evin konumunu atıp hiçbir şey yazmadan telefonu kapattığım gibi cebime soktum.

Devamı: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2016/11/sokak-kadn-esrarkes-surtuk.html


1 yorum:

Volk dedi ki...

Bazen yazmak için yaşadığını düşünüyorum bazı şeyleri. Bu da güzel bize nevale düşüyor. İkinci bölüme geçeceğim birazdan. Eski mizahi yazılarını yakalıyorsun ara ara. Ara ara da gereksiz uzunlukta olayın inciğini cıncığını yazıyorsun ya insanı kasıyor -misal hatunun önceki hayatında ne olmuş da ne bitmiş, filan fistan- fazla gereksiz. Neyse yayınevi editörü değilim kalemini dümeni olamam, söyleyeyim dedim. He bi de sarhoş ayrıntısı da gerekszi uzundu, atlaya atlaya geçtim kurbağa gibi.