Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

31 Ağustos 2016

İnsanın evrimi; Yani insan olarak doğup, Öküz'e dönüşmek üzerine

yazı şurdan devam edip geliyooo: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2016/08/sen-farknda-olmadan-bir-oyuna-dahil.html

..Öküz Herif, bilinçaltında yarattığı baskının çok da farkında olmayarak "öffleyip pöfleyerrek" beni uyandırmaya çalışıyordu.
Üstelik, öyle tuhaf davranıyorduki, normal bir bıkmışlık hissinin verdiği uyandırma şekliyle de değil, o tatlı ve temiz yüzüne yakışmayan, hatta baya abartıya kaçan gerçek kaba haliyle davranıyordu.
Bu kaldırma şekli "bencil birine, kendisi farkında olmadan yönlendirilerek, yüklenmiş olan sorumluluğun verdiği ağırlık"tan kaynaklı bir bıkkınlık hissiydi.

Artık iyice çizmeyi aştığımı ima eden ikinci "hadiii kaaaalk" deyişinde, net bir ses tonuyla "tamam" deyip dikildim ve fazla kızmasın diye, sabah şapşallığımı takınıp yüzüne bakarken aniden onu öpmeye yeltendiğim sırada o kalkıp tuvalete girmek için odadan çıktı. O çıktığı anda ise ben tekrar başımı kaldırmış olduğum yastığa teslim ettim.
Başım yastığa kavuştuğu anda, tekraren uykuya öyle güzel daldım ki; sanki, sorumluluğun kendisine verilmiş olduğu bıkkınlık dolu bir ses eşliğiyle, hiç de dürtüklenerek uyandırılmamış gibiydim.

Sonra tabii saatler gelen o dakikalardan sonra (ki sanırım saat 07:06 olduğunda) Öküz Herif tuvaletten çıkıp geldi ve bu sefer, o kızgınlık dolu ses tonunu saklamaya gerek duymadan, haklı olmanın verdiği güçlü ses tonuyla kükredi ve böylece beni, tüm uykularımdan bir anda uyandırdı.

Zaten hep böyle olurdu. Azcık haklı olduğu bir anımı yakaladığı zaman ağzıma sıçar ve bunu artık bundan sonraki dakikalar ve hatta saatler boyunca da sürdürürdü.
Hatta bunu hiç üşenmeden günlerce yapardı ve sikitiri boktan bi konuda haklı olmanın verdiği o güçle, artık sürekli beni ezip, bir sonraki haklılık durumuna kadar da bu şekilde un ufak ederdi.
İlk tanıştığımız yıllarda fazla ezik olduğum için sesimi de çıkaramazdım. Ki 2012 yılında ne kadar ezik olduğumu o yıllarda yazdığım yazılarda görebilirsiniz.
Aslında ezik değildim de, sadece ikili ilişkilerde hır gür çıkarmayı sevmiyordum ve o yüzden de, Öküz Herif öküzlüğü gereğini yaparken, ben öyle bakınıp dururdum.

O anlarda bazen neden bu kadar düşüncesiz olduğunu da düşünmüyor değildim. Düşünüyordum. Hatta uzun uzun düşünüyordum ama buna rağmen hiçbir neden bulamıyordum ve içimden "üfff amaaan siktir et gitsin" deyip, bana karşı takındığı aşağılayıcı davranışlarını ve söylemlerini unutuyordum. Bazen ise sırf işin içinden çıkmak ve kafamı rahatlatmak için oralı bile olmuyordum. Ama bazen de düşüncesizliğini bencilliğine bağlamadan da edemiyordum. Ve işte bu anlarda çok ama çok üzülüyordum.
Çünkü ne olursa olsun, hiçbir neden sizi bencilleştirmemelidir, kötüleştirmemelidir. İşte bunu yapabilmek sizi insanlaştırır. İnsan olarak kalmayı başarmaktır bu..
Zaten bencillik, bir tercih meselesidir ve kişinin; yaşadığı yer, toplum ve bireysel olarak yaşadığı olaylardan bağımsızdır.
Bencillik, aslında birazcık tanrının yetersiz olduğunu düşünmekten kaynaklıdır. Düşüncenin dibinde (allah'ın yetersiz olduğu) fikri yatınca, aslında dolaylı yoldan da (bencillik; aç gözlülükten kaynaklı olarak, var olan güce güç katmak isteğidir de) bencilleşme, allah'a meydan okumak demekte olabilir diyebilirim.
Ama kişi, insan olmanın verdiği zavallılıktan kaynaklı olarak, allah karşısında güçsüz olduğunun farkında olarak aslında sırf bu yüzden allah'a meydan okuduğu gerçeğini kendince kabullenemez ve bu yüzden, allah'a meydan okuduğu düşüncesinden kaynaklı bu kişisel gerçeği, iç derinliğinde saklar ve su yüzüne çıkmasına da asla izin vermez. Zaten bu gerçek su yüzüne çıktığında bencillik diye bir şey de kalmaz.

Öte yandan bencil insanların empati yetenekleri de körelir gider ve iyice insanlıktan çıkıp bi öküz'e dönüşüp öyle kalırlar. Çünkü karşısındaki insanla empati yapamayan kişi, artık onun da kendisi gibi hissiz ve duygusuz olduğuna inanmaya başlar.
Çünkü, empati yoksunu insanların, çoğu insani duyguları yoktur ve bu yüzden olsa gerek; karşısındakinin duygularının olabileceği akıllarının ucundan bile geçmez, akıllarına da getirmezler.
Bu yüzden empati yoksunu bencil kişi, karşısındakinin canını yakmasının aslında ona gerçekte acı vermediğini düşünür ve bu düşünceleri sonucunda da, karşısındakine fiziksel olarak daha çok zarar vermeye başlar. Bunu fiziksel olarak yapamıyorsa, ruhsal olarak yapar.

Zaten insan olmaktan çıkmış olan bu türlerin, ikili ilişkileri de hep sorunlu olur ve yalnız kalmalarının nedenlerinden biri de budur. Ama bencil insanlar yanlış yaptıklarını, sorunlu olduklarını kabul etmezler ve hayatlarında ters giden her şeyi toplayıp "kader"e bağlarlar. Kader'in ise allah yazgısı olduğuna inanmaktan asla şüphe etmezler. Yani kötü giden her şeyin allah tarafından kendilerine verildiğine inanarak yaşayıp giderler. Oysa aynı dinden olsanız bile, kader denilen bir şeyin var olmadığını da tartışamazsınız. Çünkü at gözlükleri çok büyüktür ve hatta sadece sağı-solu değil, önlerini de görmelerine engel olur.
Kader'i allahın yazgısı olarak görenler, aslında allah'ı kötülüklerin kaynağı olarak gördüklerini de kabul etmezler. Çünkü işlerine gelmez.
Oysa kötülük insanın kendisinden kaynaklıdır. İnsanlar için yaşam, akıl baliğ olduktan sonra, tercihlerimizden ibarettir. Bunun başka hiçbir açıklaması yok değerli kız kardeşlerim.
Evet gördüğünüz gibi, laf lafı açıyor, konu uzuyor, kısalıyor ve dağılıyor, benim kafa da azcık yanıyor. İşte tam bu anda, ben seks odaklı yazışmalı, sikmeli sokmalı konuma geri döncem. Chp'li çağdaş,modern,21inci yüzyıl atatürk kadının da dediği gibi; din benim neyime Vesayet. (  konulu video)

Öküz Herif'in empati yoksunu bir bencil olmasından dolayı, bir çok olumsuz ve kaba hareketini normal buluyordum ve aslında normal bulmama rağmen, onun bu kötü yönlerini iyileştirebilirim diye de düşünüyordum. Çünkü; sonuçta insan evrimini tamamlayamamış ve evrimi devam eden ilkel bir hayvandır.
İnsan henüz ilkel bir hayvanken ve ben bunu kabul etmişken, onun da aslında evrimine katkıda bulunabilirdim. Tabii bunu daha çok kendi bencil iyiniyetimden kaynaklı düşünüyordum ve bazen; aslında iyi niyetli de olsa, bencil davranmamam gerektiğini kabul edip, onu olduğu haliyle sevmeye çalışıyordum.
Çoğu zaman olduğu haliyle sevmeyi başarıyordum da. İyilik veya kötülükten ayrı olarak, onu sadece Öküz Herif olduğu için seviyordum. Hatta onu, tüm gerçek kötülüğüne rağmen, bana kötü davranmasına rağmen sevebiliyordum, seviyordum. Bunu ona da "seni her halinle seviyorum, ne yaptığın, nasıl davrandığın sikimde değil. ben seni seviyorum ve seni sevmek için bir nedenim yok. sadece seviyorum" diyordum. O bu sözlerim üzerine "üff tamam tamam, salak salak konuşmaya başlama yine" diye konuşmaya başlıyordu ve bu konuşması uzayıp gidiyordu..

Tüm bunlara rağmen, aklım sadece bir şeyini almıyordu; o da vicdansızlığıydı. Yani düşünüyordum ve bu kadar vicdansız olmasına bir anlam veremiyordum. Bazen bunu ona da söylüyordum, ama o yine söylediklerimi hafife aldığını belli eden cümleler kuruyor ve suratında da "ne diyo bu mal" ifadesi beliriyordu.

Oysa önemli bir şey söylüyordum ve bunu siklemiyordu ya neyse.
Ama biliyordum; sadece yanlış öğrenilmiş hareketlerinden kaynaklı böyle davranıyordu. Çünkü büyürken, yalnızlığı alt edememişti ve milyonlarca insanın olduğu şehirde, sırf yalnız kalmamak için yanlış insanlara takılarak büyümüştü. O yanlış insalar, ona yanlış şeyleri, çok güzel, sakin ve doğruymuş gibi anlatmışlardı. O da zaten anlatılan tüm saçmalıklara dünden razıyken, koyvermişti.
Gerçi insan ne öğrenirse öğrensin, ne yaşarsa yaşasın; iyi olmaya, iyi kalmaya çabalamalıydı. Çünkü; insanın evrimi, tamamlanacaksa bile saf iyilikle tamamlanabilir. Zaten insanın evrimi iyilik üzerinedir, iyileşirsek evrimimiz de tamamlanır.

(Ben yine konuyu da, kendimi de dağıttım, durun kaçmayın, okumaya devam edin galiba toparlıyorum)

Onun hakkındaki bu tespitlerimi, ona da söylüyordum. Yani yanlış yaptığını ve daha önce ne yaşamış olursa olsun, hepsinin geride kaldığını ve bunun yerine, şimdiki hayatına odaklanması gerektiği yenileyip duruyordum. Tabii o, bu söylediğim tespitler üzerine benimle dalga geçer "öff sus, zaten bir şey bilmiyorsun. boş boş konuşup canımı da sıkma" diye sustururdu.
Dalga geçmesini siklemezdim. Sonuçta onun iyiliğini düşünüyordum ve birgün doğruyu kabul edeceğini, göreceğini, farkına varacağını biliyordum. Zaten aylar ve hatta bazen yıllar sonra "aslında haklısın, yanlış yaptım. ama ne yapıyım bende böyle öğrendim" deyip yine vicdanımın tribünlerine oynuyordu.

Tabii bende vicdan biraz fazlaydı. Hani boyum moyum kısa ama vicdanım boyumdan büyük olduğu için olsa gerek ses çıkarmadan öylece bakıp dururdum. Her defasında da "iyi napalım" deyip geçiştirirdik.
Çünkü yanlışlık insana mahsus bir şeydi ve hepimiz yanlışlar yapabilirdik. Önemli olan ise bu yanlışlardan sonra karşımızdakini o yanlışıyla kabul edebilmemizdi.
Ben ise, tüm yanlışların kabul edilebilirliğini düşünen iyimserin tekiydim ve hayatım, belki de bu yüzden hep aynı kazıkların üzerine otura otura geçip gidiyordu. (ama olsun, bir sonraki kazığa rağmen, iyimser olmaya veya kalmaya çaba göstereceğime and içerim)

Ben yine konuya bağlanamadım. Durun alakasızca bağlıycam;

Onun haklı olduğunu sürekli yüzüme vurduğu ve bununla beni ezmeye kalkıştığı anlarda, ona hak verdiğim için yalakalık yapmaya başlardım. Hele bir de işim düşmüşse oooooo, sorma gitsin. Gerçi yalakalık diyorum da, hani öyle abartılacak bir şey değil. Sadece işte onu alttan almaya başlar ve kızgınlığının geçmesini beklerdim.

Bazen artık iyice bıkıp çekemeyecek hâle geldiğimde, o pis iğrenç çenesini kapatarak sussun diye ellerimle ağzını örter ve yanaklarından öperdim. Ama o bunu siklemezdi. Çünkü onu sevdiğim için değil, sırf şu an susması için öptüğümü fazla belli ederdim.
Zaten o da biliyordu, bir şeyi sırf işler yürüsün diye yaptığımda fazla yapmacık olurdum ve doğrusu şu ki; o an ben bile kendimden nefret ederdim. Kaldıki zaten o anlarda o da bana "bırak bırak bu numaraları" deyip dan dan dan diye yüzüme vururdu.

devam edecekkkkkkkk

19 Ağustos 2016

Sen farkında olmadan bir oyuna dahil edilmiş olabilirsin

10 Temmuz 2016 - Saat 06:52
Beni, sırf yanında uyuyor olduğum için öperek uyandırdı ve
-hadi kalk, geç kalmayalım" dedi.
Sesi, sırf onun yanında uyuduğum için beni öperek uyandırdığını düşündürtecek kadar bıkkın ve her zamanki gibi tekrar uyuya kalacağımı düşündüğü için de hafif kızgınımsıydı.
Kızgınımsı kelimesi biraz tuhaf oldu tabii, ama şöyle açıklıyım; hani böyle ekşi ile tatlı arasında bir şey yersinizde, biri tadını sorduğunda tarif edemezsiniz ya, onun gibi garip bir ses tonu vardı. Sesinden anladığım kadarıyla; dün gece, bugün İstanbul dışında gireceğim yetenek sınavından dolayı arabayı bana vereceğini söylemişti ve bu sözünden dolayı, sesi de olabildiğince pişmanlık kokuyordu. Bu pişmanlıkla birlikte de, verdiği sözü yerine getirme mecburiyetinin yaşattığı hissin ağırlığıyla burnundan soluyarak kaldırmaya çalışıyordu beni.

Çünkü hayatı boyunca sorumluluk almamış birini, oyuna getirmiş ve kendisinden sonra dünyada en çok sevdiği şey olan arabasını 1 günlüğüne bana vermeye razı etmiştim. Böylece o dile getirmese bile, aslında onun omuzlarına çok büyük bir sorumluluk yüklemiştim.

Tabii onu bu şekilde oyuna getirmeyi de ondan öğrenmiştim. Şöyleki;
Sonuçta onunla 4,5 yıldır tanışıyoruz ve 4 yıl boyunca Öküz Herif benden yapmamı istediklerini yaptırırken, hiçbir zaman açık bir istekte bulunmadı, istediğini hiçbir zaman açık bir şekilde dile getirmedi ama hep de istedi. Şöyleki; herhangi bir konuşma esnasındaki cümlelerin arasına isteklerini katar ve öyle konuşmaya devam ederdi.

O böyle konuşurken, bende güya "çok ince, anlayışlı biri" olduğum için, onun bu isteklerini genelde hiç ikiletmez ve açıkça söylemesine de fırsat bırakmadan her dediğini yapardım.
Yapardım diyorum çünkü bunun farkına vardığım zamana kadar da öyle devam ettim.
Oysa şimdi dönüp bakıyorum da, aslında o kadar büyük bi kibir sahibiymişim ki, onun cümle arasında dile getirdiği isteklerini ben kibrim yüzünden ikiletmeden yerine getirirken, olduğumdan daha aptallaşıp kalmışım ve bu aptallığımı da "ince bir adam olmama" bağlamışım.
Oysa şimdi daha iyi anlıyorum ki; ince bir adam değildim, salağın tekiydim ve bu yüzden bana oynadığı oyunu, kibrimin de etkisiyle hepten göremez oluyordum.

Ama tabii sadece aptal ve kibirli olmam sorun değildi. Asıl sorun, biri bir şey yapmamı istediğinde bunu ikiletmeden yapmak gerektiğine inanarak yapıyordum. O da bu durumumu öğrenince, oyununa devam etmiş ve bu oyun yıllar boyunca, beni her anlamda rahat rahat, hatta; evire çevire kullanmasına olanak sağlamıştı.
Bundan şikayet de etmiyorum. Sonuçta bi zamanlar ona köpek gibi aşıktım ve o, az önce beraber sevişmemizin hemen ardından yeni birine doğru yol alırken, ben gözüm yaşlarla dolu olduğundan olsa gerek, ondan başkasını da göremiyordum. Tabii bazen onun bu ve benzeri hareketlerinden dolayı, sinir küpüne dönüp kızgınlıktan birileriyle yatmalarımı saymazsak. Evet ona kızıp birileriyle yattığım oluyordu :((((((

Şimdi olayın bu sevgiliye olan kızgınlıktan dolayı gidip başkalarıyla yatma taraflarını geçip, tekrar onun bu dolaylı isteklerine dönecek olursak; evet ben koca bi aptaldım.
Bu fikri kim bana nasıl verdi bilmiyorum ama, biri elimdeki imkanlar dahilinde benden açık veya dolaylı yoldan bir şey istediğinde, ikiletmeden hep verdim, hep verilmesi gerektiğine inandım. Yani sonuçta bir şeyleri uzatmanın bir anlamı yoktur diye de düşünüyordum ve aslında biraz da bu yüzden hemen verdim. Sonuçta biri bir şey istediğinde ve bizde de o verme imkanına sahipsek, neden vermeyelim ki? Onca malı mülkü alıp götümüze mi sokucaz?

İşte hep böyle düşünerek yaşadım. Çünkü birini, kendime yalvartmam gerektiğini, bende olanı istediğinde hemen vermemem gerektiğini bilmiyordum.
Böyle yazılmamış gizli bir kuralın olduğunu da hiçbir zaman duymadım. Daha doğrusu, kimse bana yetişkinlerin böyle oyunlar oynayarak, birbirini kullandıklarını söylememişti.
Söylemedikleri için, ben de yıllarca onun her dediğini, sanki ben istediğim için yapıyormuşuz gibi yaşadık gittik.

Tabii bu sadece onunla olan ilişkimle alakalı değildi, bu diğer insanlarla olan ilişkilerimde de böyleydi. Ama ben diğer insanlarla 4,5 yıldır değilde, daha çok 1-2 hafta, ya da 1-2 ay birlikte olduğum için böyle bir oyunun oynandığını farketmemiştim.
Belki onlarla da Öküz Herif'de olduğu gibi yıllarca süren bir ilişki içine girseydim, yetişkinler arasında böyle iğrenç bir oyunun oynandığını daha erken bir yaşta farketmiş olabilirdim. Ama dediğim gibi, haftalık süren ilişkilerim olunca, fark etmedim.
Oyunu, onda farketmemin nedeni de işte 4,5 yıldır onunla oynuyor oluşumuzdu. Tabii artık oyunu tekrar tekrar oynayınca, bazı bölümlerde, o an sırf içimden geldiği için farklı hamlelerle oynadığımda, oyunun kocaman değişikliklere uğradığını fark etmeye başlamıştım.

Tabii bu ilk fark etmeyi de, onunla uzun süren bu son ayrılık sonrasında tekrar görüşmeye başladığımızdan en fazla 1 ay sonrasında aynı oyunu ona ben oynadığımda yeni bir cep telefonum var olduğunda tescilledim.

 (Telefonla ilgili yazı için tıkla: https://www.instagram.com/p/BCBrau6Soaf/ ) Oysa daha önce bu oyunu anlamadığım ve aslında yetişkinlerin kendi aralarında böyle oyunlar oynadıklarını bilmeden önce ona şu mesajı atmıştım ( https://www.instagram.com/p/_U6U_2SofL/ )
Ama o zorlu günlerimde, bu mesajımı iplemek yerine, beni bloklamış ve bir daha da iplememişti. Gerçi o zaten hep böyleydi. Asla sorumluluk almaz ve gidebildiği kadar uzak bir yere giderdi. İşte bu sabah da kaçmasına fırsat vermeden, dün gece ona çaktırmadan kendi kurallarıyla yine bir oyun oynamıştım ve sonucu şu an böyleydi, bugün arabayı bana vereceği için canı sıkkındı ve ses tonu bunu fazlasıyla ele veriyordu..

Devamı; http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2016/08/insann-evrimi-yani-insan-olarak-dogup.html

9 Ağustos 2016

bencilin rüyası

Çok şey istemiyorum aslında. Sadece duygusal veya bedensel olarak sömürülmediğim bir ilişki istiyorum. Kimsenin kölesi olmadan birini sevmek ve kimsenin benim kölem olmamasına rağmen beni sevdiğini hissetmek.
İstediğim şey çok insani bence. Yani zaten hayvan değilim ki kocaman sevilmek isteyeyim.
Sonuçta yediğim tüm kazıklara ve sürtmekten eriyen burnuma rağmen iflah olmaz bir iyimserim, sadece bu kadar.
Umarım, onun da benim gibi, benim de onun gibi düşündüğüm biriyle tez zamanda tanışırız.
ve beraber ölürüz. çünkü yalnız ölmek istemiyorum.

(benimle beraber ölmese de siz onu, ben öldükten sonra oyuna getirip canlı canlı gömün yanıma gitsin.
henüz bencilliğimi tam alt edemedim. alt etmek için uğraşıp duruyorum.
umarım tez zamanda, o eski pis huylarımı iyileştirdiğim gibi, bu pis bencil huyumu da iyileştiririm.
bencillik tüm kötülüklerin kaynağıdır.
ayy yazı bitmiyor. yazasım var, ama yok gibi de.
ya bilmiyorum işte.
iyi geceler, her nerede sevişiyor ve seviliyorsanız.)