Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

19 Ocak 2016

telefonun başında çaresiz bekliyorum, bekliyorum amaaaa çalmayacak biliyorum

Bugün "neden kalıcı arkadaş edinemediğimi" veya "neden var olan arkadaşlıklarımı devam ettiremediğimi" düşünürken aklıma geldi; çocukluğumda, o an karşılaştığım yetişkinlerden birinin beni "kız gibisin" diyerek üzmemesi için fazla insan içine çıkmazdım.
İnsan içindeyken de, yetişkinlerden birinin bana "kız gibisin" benzeri bir imada bulunması veya buna benzer bir cümle kurmasıyla da, yavaşça ortadan kaybolur cehennemin dibine giderdim.

Sıkıntıyı sadece yetişkinlerle değil, kendi yaşıtlarımla da yaşardım. Yetişkinlere oranla, kendi yaşıtlarım daha acımasız olurlardı. Ama yaşıtlarım, sadece yetişkinler gibi baş başa kaldığımızda canımı yakmazlardı. Onlar yetişkinlerin aksine; yer ve zaman fark etmeksizin can yakmaya dünden razıydılar ve bu beni fazla üzmedi. Çünkü onlara alışmıştım.

Buna alışkın olduğum için kendimce bir korunma mekanizması gibi bir şey de geliştirmiştim ve öyle hareket ediyordum. Örneğin erkek çocukların "sen bizden değilsin" adlı bakışları ve o "ne olduğun belli değil" tonlamalı cümleleri ile kız çocukların diğer erkek çocuklarını göstererek "sen onlar gibi değilsin" adlı bakışları ve "bizim gibisin ama bizden de değilsin" benzeri cümlelerini duyduğum anda, oynamakta olduğumuz oyundan kaçmak zorunda olmak ve bunu doğal bir hareket olarak kanıksayıp, normal bi şekilde karşılayarak büyümek. Hımmm biraz düşündürttü.

Sonra ergenliğimi düşündüm. Yani 12 yaşından sonraki yaşlarımı, abim ve yengemle yaşamaya başladığım yaşları.
Bunu düşündüğüm an da aklıma geldi de; abim ve yengem aslında ibne olduğumun farkındaydılar.

Zaten insan, aile bireylerinin ne bok olduğunu bilmez miydi? Bilirdi ve onlar da benim ibne olduğumu bildikleri için olsa gerek; belkide, birinin beni kandırıp sikmesinden korktukları için, onlarla yaşadığım sürece, arkadaş edinmeme karşı çıktılar.
Biriyle biraz yakınlık kurduğumu anladıkları anda da hemen fırçayı basıp, yüzlerce defa üst üste (o kişi artık her kimse) görüşmememi tembihleyip durdular.

Fırça yemeye alışkın olduğum için bunu çok önemsemezdim. Önemsemiyor olmama rağmen, zaten var olan huzursuzluğa bir kat daha çıkmamak için, bende arkadaşsızlığa kendimi alıştırmış, onlar iplerimi salmadıkça pek kimseyle konuşmazdım.
Yani onların dediğini yapıp mahalledeki çocuklardan uzak dururdum. Yani kendi kendime gezerdim. Yani tek başıma oynardım. Yani diğer çocukların arasına zaten girmeye korkarken, bir de fırça yememek için de olabildiğince çırpınıp dururdum. Yani en geç saat olarak, akşam ezanı okundu mu evde olmalıydım. Yani ben bir ibneydim ve onlar bunu bana söze dökmeden hissettiriyorlardı.
Bunu şimdi 30 yaşımda anladım.

Durum böyleyken böyle yani. Hem yıllar geçmiş gitmiş, artık geri dönüp tebessüm ederek düzeltmekten başka bir şey de gelmiyor elimden. Ama bi yandan da, arkadaşsızlıktan, ailesizlikten dolayı da içim içimi yiyor. Çünkü kiminle nasıl bir ilişki kurmam gerektiğini tam olarak bilmiyorum, hâlâ arkadaşlığın nasıl kurulacağından emin değilim, kiminle nasıl konuşmam gerektiğini tam olarak bilmiyorum. Tüm bunlar yüzünden de için için, kendimi yemeye devam ediyorum.
En çok da bugün içimi yedim. Şöyleki;
Ev arkadaşım geçen hafta memleketine gitmişti ve geldi. Annesi de ona köy peyniri yapıp vermiş ve o da kaç gündür o peynirden yiyip duruyordu. Ben de ilk gün peynir'in tadına biraz baktım ama gözüm tutmadığı için sonraki günlerde yemedim.
Günler böyle böyle geçerken, arkadaşım o peynirden her gün yemeye devam etti ve bugün öğlen saatlerinde acıkmış olduğunu söyleyerek, omlet yapıp yedi.

Omlet'i yedikten 1 saat sonra ise fena şekilde kusma ve karın ağrıları tuttu. Ağrıları arttıkça da bağırmaya başladı. Ama nasıl bağırıyor var ya, böyle deli gibi. Ağrısından dolayı duvarları yumruklamaya başladığında ben giyinmiştim ve onu da giydirip hemen hastaneye götürdüm.
Hastaneye gidince acil'in kapısında, bi anda yere çömelip kusmaya başladı ve kustuğu anda da her taraf kırmızı oldu. Çünkü bu sefer kan kusuyordu.
O anda zaten ortalık karıştı, gelen hemşirelerin yönlendirmesiyle içeri alıp bi yere yatırdık ve doktor kontrol edip, kan testi, bok testi ve bilmem ne testi'nden sonra bakacağını, şimdi ise ağrısını dindirmek için serum ile birlikte ağrı kesici ilaç vereceğini söyleyip gitti. Arkadaşım o arada "lütfen beni bayıltın, dayanamıyorum" "lütfen bir şey yapın" gibi cümlelerle bağırıp karnını tutmakla meşguldu.

Ama zaten içeri de de onlarca hasta daha var, doktor arkadaşımı elleyip çoktan gitmişti bile. Bende o arada gidip tahliller ile ilgilendim ve tabii ev arkadaşım da hastaneyi birbirine katmakla meşguldü. Dehşet bi karın ağrısı ve sürekli kanlı omlet kusma olayı olunca da "lütfen beni bayıltın, dayanamıyorum" diye bağırmaktan geri kalmıyordu.
Tahlilleri, kayıtları vs yapıp geldiğimde, o "arkadaşımı aradım geliyor, sen yine ara" dedi ve ben cebinden telefonunu alıp aradım. Çocuk da panik yapmış fenaydı sesi.

Onun böyle korkmuş halde telefonu açmasıyla olanları anlatmaya başladım. Ev arkadaşım ise benden 30cm uzakta, acılar içinde kıvranıyor, ben ise; onun telefondaki arkadaşıyla konuştuğum için ev arkadaşımı; aradığında hemen çıkıp gelecek arkadaşı olduğu için kıskanmaya başlamıştım bile.
Evet ya, çocuk hemen önümde dehşet büyük bir acı çekerken kan kusup, hastaneyi birbirine kattığı sırada ben onu kıskanıyordum. Hem de çok çok kıskandım.
Çünkü o an, başıma bir şey gelecek olsa arayacak hiç kimsem olmadığını fark ettim.

7 yorum:

anonin dedi ki...

Ben gelirim :( daha uzun daha sık yaz.

anonin dedi ki...

Ben gelirim :( daha uzun daha sık yaz.

Adsız dedi ki...

Önce, arkadaşında iskemik bir hadise var gibi duruyor.Gerçi kan kusmasini açıklayamıyorum,zaten mezenter iskemi ise şimdiye coktan öğrenmiş olurdun.Neyse ne bosver şimdi.
Sen arkadaş mevzuuna takmış gibisin, öncelikle bu bir ilişki biçimi ve hiç kimse bir iliskiyi tek başına yönlendiremiyorica bence . Arkadaş şeysi de kendıliginden olan giden kalan bişey. Sıktır et.

Hayat_Erkeği dedi ki...

@adsız testler vs bittiğinde bir şey çıkmadı. sadece fazla kusmasından dolayı gelmiş olabilir dediler. zaten gecenin sonuna doğru tüm yediklerini kusmuştu ve aldığı ilaçlarda ağrılarını dindirdiğinde bir şeyi kalmamıştı, eve gönderdiler.

arkadaş mevzusunda tabiki öyle düşünüyorum. zaten birini silah zoruyla kendime arkadaş yapacak değilim. bu aslında tüm insan ilişkilerinde geçerli bir şey. karşılıklı bir uyum ve istek var ise, o anki var olan ilişki geleceğe doğru taşınmaya başlıyor.
bunlar bir yana yine de bazen kendimde hata ve kusur aramıyor değilim. acaba yanlış bir şey mi yaptım, yanlış bir şey mi söyledim, acaba ben insanları hayatımdan çıkarmak için özel bir şey mi yaptım vs vs.
bunları düşündüğüm zaman, kusuru kendimden kaynaklı bir algı ile hareket ettiğimden dolayı üzülüyor gibi oluyorum. ama çabuk geçiyor. sonra koy götüne gitsin" deyip hayat'a kaldığım yerden devam ediyorum. MUCK :)

MY dedi ki...

nerelerde arkadaş edinmeye çalıştın da başarılı olamadın?

Hayat_Erkeği dedi ki...

@MY arkadaşsızlıkta başarısız olmadım, sadece kalıcı arkadaş edinemedim.
ayrıca arkadaş edinmenin belli bir yeri mi var?

MY dedi ki...

O zaman ben yanlış anladım :)