Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

8 Aralık 2015

Saçma sapan

Bu ara niye bu kadar sorumsuzum ve sorumsuzca yaşamaktan hiç rahatsız olmuyorum anlamadım. Bu huyumdan ve bu kendimden nefret ediyorum.
Aslında sorumluluklarının farkında olan biriyim ama niyeyse bu ara böyle bi saldım kendimi ki anlatamam. Akşama kadar evde pinekliyorum veya işte 2-3 haftada bir tanıştığım hafif kafa dengi birini çağırıp yiyişip sonrada sepetliyorum.
Çoğu benden de mal çıkıyor, hayat görüşleri, kendi duruşları bile yok. Mesela benim bu umursamazlığım bile kendi duruşum olmak üzereyken, bu tanıştığım bazı insanları öyle bir derdi de yok. "biri bir şey söylesin ve peşlerine takılıp gitsinler" gibi bir havayla yaşayıp gidiyorlar..
Bunları yazarken düşündüm de "aslında bu da bir duruş" diyesim geldi.
Ama biraz daha düşününce aslında bunun bir duruş değil, sorumluluğunu başkasına yükleme çabası olduğu fikriyle doldum taşşşştım..
Ama bak bu cümleden sonra da aklıma "evet bu da bi duruş, ama asalak bi duruş" düşüncesi geldi. Şu an "resmen kendi içimde kayboldum" desem yeridir..
Öff neyse ne işte. Hem bu onların kendi hayatı, ben niye bu kadar taktıysam..

Geçen ay param bitti. Ev arkadaşımla kira ve faturaları bölüşüyor olmamıza rağmen, bana düşen kira ve fatura payı götümde patladı. Bi kaç gün kara kara düşündüm ve sonra whatsapp'ten, eski koli yeni arkadaşım'dan borç istedim, ertesi gün buluştuk çıkardı hemen verdi. Şaşırdım. Yani ne bileyim işsiz güçsüz birine çıkarıp borç para vermek bana mantıklı gelmiyor. Gerizekalı ya, niye bana borç para veriyor ki. Salak.
Ama bi yandan da ona borcumu hemen geri ödemek için geçici de olsa bi iş bakmaya başladım. Garsonluk ilanlarından bazılarını aradım ve günlük 11 saat çalışma karşılığında 1.100 TL maaş'tan bahsettiler, hiçbir şey demedim suratlarına kapattım. Götler.

Sonra internetten bir ajansın film milm işlerinde, simitçiden simit alan adam gibi rollerinde oynamak için başvuru yaptım ve bi kaç gün sonra aradılar. Geliyorum dedim ve ertesi gün kalktım gittim. Ama ajansın giriş kapısındaki tipleri görünce utandım ve geri döndüm. Abii o neydi öyle ya. Resmen herkes Oscar'lık rol yapıyormuş gibi kasım kasım kasılıyordu.
Ortamı böyle psikiyatristlik görünce gerisin geri kaçtım.
Ama şimdi yine gitmeyi düşünüyorum. En azından günlük 60-70 tl veriyorlarmış. Valla bu ara o paraya değil rol yapmak, dublör olur kendime gerçek kurşun sıktırtırım. O derece ihtiyacım var.

Onun dışında işte bildiğiniz gibi her şey bok.
Hayatımın iyi kötü güzel bir yanı vardı onu da alt üst ettim. Beş parasız ve kimsesiz kaldım. Çoğu zaman yatakta battaniyeyi belime kadar çekip, bilgisayarı kucakladıktan sonra dizi sitelerini alt üst ediyorum. Muhteşem diziler var hiç söylemiyorsunuz. Ben bulmak zorunda kaldım.

Bu arada geçen gün Öküz Herif'i özlediğimi fark ettim. Ama en son buluşmamızdaki o iğrenç rezil hali ve hiç değişmeyecek olması aklıma gelince, özlediğim için kendimden tis tis tiskindim.
Aklıma gelmesinin nedeni, o gün arkadaşımın evine giderken (ikisi aynı mahallede oturuyorlar) Öküz Herif'in arabasını görmem olabilir.
Arabayı görünce, bi an o da oralardadır ve biz karşılaşırız diye kalbim saniyede 100 milyar defa çarptı ama sonra, arabasının tekmelediğim kapısının içe çöküklüğünü görünce sakinleştim.

Tam ayrılma dönemi gerçekleşmeden önceki o rezillik günlerimizde, yani ayrılmak için ikimizde bahane ararken ve insan olduğumuzu bir kenara bırakıp; birbirimizin açıklarını yakalamak için günün her anını didik didik ederkenki kavgalarımızın birinde arabasına zarar vermiştim..
Çünkü ben kavgalar esnasında genelde sakin olurum, olurum, olurum ve sonra karşımdakinin bana saygısızca davrandığından emin olduğum anda büyük bir patlama yaşarım. BİG BANG.

Bu patlama esnasında gözüm hiçbir şeyi görmez. İşte o anlardan birinde Kanyon'un ordaydık ve o yine kendinin şüphesiz haklılığıyla övünüp durmaya başladı. Götüne kezzap attığımın salağı, öyle bir kendinden bahsediyorki artık dayanamadım ve arabasının içindeyken ön kaputunu bol bol yumrukladım ve o bana sarılarak arabasına zarar vermememi istedi.

Evet arabasına zarar vermeme mi.
Bi kaç dakika öyle sarılı kaldığında sinirim geçmiş, burnum akmıştı. Burnumu "fırk" diye içime çektiğimde ağzım bi anda balgam dolmuştu ve nerdeyse balgamımda boğulacak gibiyken, kapıyı aralayıp "ğöööğk" diye yere tükürdüm.

O da bu sefer bu balgam işi için pisliğin teki olduğumu söyleyip sonrada büyük bir fırça çekmeye başlamaz mı? ehhh sikerim lan senin neyini dedim ve arabasından indim. Sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde arabasının ön sağ kapısını tekmeliyordum ve o da arabasını çalıştırıp gitmeye çalışıyordu. Allahtan o gün tabanı basit olan bir ayakkabı vardı ayağımda da, arabasına fazla zarar vermemiştim. Ama kapının orta bölümü içeri girmişti bile ve işte şimdi o çöküklüğü gördüğüm için o geceyi anımsamıştım.

İnsan ayrılıyor falan filan ama nedense ayrıldığı kişiyi aklından tam olarak silemiyor. Yani nasıl sileyim ki; hasta olduğumda aynı belirtilere sahibiz diye annesinin ilaçlarını bana getirmesi, her şeyde beni suçlaması (evet ya her şeyde beni suçluyordu göt) annesine beni arkadaşı olarak tanıştırması, sırf sağda solda içtiğimiz çay, kahve gibi şeylere para vermemek için yanında hiç bozuk para taşımaması veya o an da yanına para almamış olduğunu söylemesi, bu tür şeylerde hesabı bana kitlemesi, ama ayrılırken seni gezdirdim, yedirdim içirdim şu kadar tuttu demesi, iyi bir maaş alıyor olmasına rağmen eskiyen ve yanları iyice açılan ayakkabısını bir türlü atmaması, herkesin onu kıskandığını söylediği anlar, ucuza aldığı bir şeyi tanıştığı herkese anlata anlata bitiremeyişleri, evimin kirasına faturalarıma yardımı olmamasına rağmen eve gelirken aldığı 1 lt sıvı yağı ve 3 paket makarna ile 3-5 kilo sebzeyi her kavgamızda "bu eve bende bir şeyler alıyorum, bu ev ikimizin" diye hatırlatıp durması, benim psikolojik destek almaya ihtiyacım olduğunu sürekli tekrarlaması (ve cidden beni ikna ettiği için doktora gitmiştim. ama beyfendi kendisinin böyle bir ihtiyacı olmadığını, sorunun sadece bende olduğunu söyleyip duruyordu), eften püften kavgalarımız, kişiliksiz biri olduğumu sürekli tekrarlaması, ondan hiçbir şeyimi saklamadığımdan dolayı nelere üzüldüğümü bildiği için beni oramdan vurması, tüm bunlara rağmen sarılıp uyuduğum geceler, uyandığımda yanımda olduğunu bildiğim için rahatlayıp hemen uyuya kalmam, o ise gece uyandığında bana sakso çekip öyle uyuması, sevgisini ifade etmeyi öğrendiğinde ise sebepsiz öpmeyi alışkanlık haline getirme çabaları ve bu sebepsiz öpme çabalarıyla mutlu olmam, onunla beraber kedi sevişlerimiz (kedi sevmeyi ondan öğrendim. daha önce kedilere pek dokunmuyordum. bugün bile bi sokak kedisini severken aklıma o geldi), onu sinemaya zorla götürmelerim(tabii bileti ben almışsam gitmemiz kolay oluyordu), ikea'da salak salak gezmemiz, ortalarda gezinen gizli gay çiftleri takip etmemiz ve bundan zevk almamız, beraber duş almamız, onun eşyalarını sinirlenip belediyenin yardım derneğine göndermem (ahahahha kavga etmiştik ve o kendi evine gitti bi kaç gün hiç gelmedi. sonra ayrıldık falan cümleleri kurduk aramızda ve ben ısrarla gelip eşyalarını al dememe rağmen gelip almadı. ben de en son bütün giysilerini vs topladım paketledim ve belediye'ye telefon açıp, derneklerine verecek eşyaları olduğunu söyledim, ertesi gün 1 araç gelip eşyaları aldı.) hadi bunu geçtim, beraber bitlenmemiz (ki bitleri de hep o bana bulaştırdı çünkü o dönem ben kimseyle yatmıyordum, o ise sana karşı ne hissediyorum bilmem deyip gidip birileriyle yatıyordu) ve bunlar gibi daha bir çok şeyler.

Onu aklımdan silemememin bir çok nedeni var, ama biliyorum ki o ve ben çok farklı iki kişiliktik ve uyumsuzluğumuz farklı kişiliklerimiz olması nedeniyle değil, onun doymak bilmeyen bencil, zararlı açgözlülüğündendi. Üstelik bunu kabul etmeyip sorunun sadece bende olduğunu söyleyecek kadar da acımasızca davranıp, beni manipüle ederek bunu bana kabul ettirebilmesiydi. Empati yoksunu olmasını bile umursamadım (ki bir insanın en büyük eksikliği budur) ama o hiçbir zaman yanlış bir şey yapıyor olduğunu kabul etmedi, hep "ben haklıyım, ben doğru yaparım, ben hatasızım" diye söylendi..
Şimdi dönüp bakınca, onun empati yoksunluğudan dolayı, aslında bir sosyopat olduğunu da düşünmüyor değilim. Ama işte tüm bunlara rağmen her şey gerimde kaldım. Sadece bazen şöyle diyorum;
Yazık etmişim kendime, ama ucuz da kurtulmuşum..

Her neyse işte, tüm yaşanılan iyi veya kötülüklere rağmen, önümüzdeki maçlara odaklanarak yaşamayı bilen biri olduğum için, bazen yalpalasamda çok güzel ayakta durabiliyorum. Evet estetik bir duruşum yok, evet sağlam kafalı biri değilim, evet zeki biri değilim ama beni insan yapan ve hatta insan olduğumu hissettiren şeylerin, başımdan geçen tüm bu saçma sapan olaylar olduğunu düşünüyorum. Allahım beni saçma sapan yarattığın için teşekkür ederim.

5 yorum:

Melis Eren dedi ki...

Sen hep yaz!

Hayat_Erkeği dedi ki...

muck :)

Adsız dedi ki...

biraz dizi onerisi yazarmisin? evet bencede hep yaz birde tekrar taksime geri don bence en azindan canin sikildimi istiklalde bi tur atarsin uzak bi yerde oturunca insanin evden cikasida gelmio aman simdi ciksam taksime gidisim kac saat diosun seviliosun unutma z

Anne Günlüğü dedi ki...

sanırım insan hayatının belli bir dönemini bu şekilde kayıp geçirebiliyor ,ne yazık.Yalnız değilsin...

Adsız dedi ki...

One punch man'i izleee :) Lütfen la