Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

5 Eylül 2015

Part3: Dağınık Saçlı'yla Yattıktan Sonra

Şurdan devam edip geldim: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/06/part2-dagnk-saclyla-eve-gitmek.html

Seviştik, seviştik, seviştik. Ne zaman boşaldığımızı ve nasıl uyuya kaldığımızı hatırlamıyordum, ama sabah alarmla uyanınca hemen kalkıp giyindim ve koşarcasına çıktım. Çıkmadan önce onunla da kocaman bir şekilde öpüşmüştük ve kapıdan çıkarken "görüşürüz" demiştim.
Alelacele işe geldiğimde farkettimki onunla herhangi bir iletişim numarası vermemiştik birbirimize ve açıkçası sanırım ben de bilerek vermemiştim. Bunun nedeni biraz da "ondan hoşlandığımı ben fazlasıyla belli ettim ve zaten sakladığım bir şey kalmadı. eğer o da beni beğendiyse telefon numaramı o istesin" düşüncemdi. Gece boyunca o da istemediği için ben de konuyu açmamıştım ve şimdi öyle sap gibi kalmıştım.

Gün boyunca aklıma geldi. Ofise gelen bir kaç kişiye çay servisi yaparken çayı döktüm. Kahve servislerimde hep fincanların tabaklarını pislettim. "Bir şeker daha alabilir miyim" diyen kokona için gidip şeker getirdim ve dalgınlıkla sanki kendi bardağıma şeker atıyormuşum gibi iki parmağımla tutup şap diye de çayına attım.
Tabii bunu o zaman farketmemiştim ve hatta kadının benim bu hareketim karşısında patrona ters ters bakması ama patronun benim yaptığım hareketi görmemesinden dolayı olayı anlayamayıp kadının ters ters bakışlarına anlam verememesini ben 2 yıl sonra olayı tekrar hatırlayınca anlayacaktım. Çünkü bende jeton'lar geç düşer. bugün jeton atarsanız, en erken 2 yıl sonra düşer. Böyleydim ben. Zaten aldığım maaş sadece kiramı ödemeye yetiyordu ve beni de az maaş aldığım için çalıştırıyorlardı. Ben de bunu bildiğim için çok kasmıyordum. Öyle sikimin keyfine göre çalışıp duruyordum.

O gün ve sonrasındaki bir kaç günkü dalgınlıklarım Dağınık Saçlı'yı unutmaya başlamamın ardından geçti gitti. Sonra başka bedenlerle oynarken onu unuttum.
Aslında tam unutmak da denmezdi, ama yani boşvermekten başka da yapacak bir şeyim yoktu. Çünkü aramızda bir iletişim numarası yoktu ve bu yüzden kafama taksam bile bi şey olacağı yoktu. Böyle böyle bir kaç ayı geride bırakırken yine de tamamen aklımdan çıkaramadım ve bir gün kalkıp evine gittim. Kapıyı onlarca defa çalmama rağmen açan olmadı. En sonunda gürültüden rahatsız olan komşulardan birinin çıkıp "o burda değil, tatile gitti" demesiyle çıktım gittim.

Aradan bir hafta geçmiştiki dönmüştür diyerek tekrar kalkıp ona gittim ve bu sefer kapı ilk çalışımda açıldı. Gözleriyle "ne var" der gibisinden baktı bana ve bende boş boş bakınmak yerine mal mal "naber" deyiverdim. Durup şöyle bi bakındı ve "buyurmaz mısın" deyip geri çekildi.
Hiç durur muyum, anında zıpladım içeri. Allahım sanki evime girmişim gibi rahat rahat önce tuvalete gidip işedim, sonra mutfakta kendime kahve için su koydum, fincanlardan en büyüğünü alıp kendime kahve ve süt tozu doldurdum ve suyun kaynamasından sonrada kahvemi yapıp içeri salona geçtim. O da bu süre esnasında öyle etrafımda gezinip duruyordu.

Sanki ben ona değil de, o bana misafirliğe gelmiş gibi de heyecanlıydı. O an o kadar garip davranıyordu ki, burun deliklerinin benim rahatlığıma olan sinirinden dolayı trafik lambası gibi yanıp yanıp söndüğünü yıllar sonra anca anlamıştım. Ama tabii o anda aklım bambaşka bir dünyada olduğundan anlamamıştım.
Sonra kahvemi almış olduğum için kanepelerden birine oturdum ve onun da gezinmesine son vermek için "şöyle otursana" deyip yanımı gösterdim.

Bir şey demedi, gerçekten de sakince gelip yanıma oturdu ve bana baktı. Ben de kahvemden bir yudum alıp çocuklarımın babasına bakar gibi büyük bir sevinçle derin derin nefes alıp vererek ona bakıyordum. Adeta; mutluluğun resminin yapılma sırasıydı ve tek eksiğimiz Abidin'di. Ama o da ortalarda görünmüyordu. Sadece ben ve Dağınık Saçlı vardık. İkimiz yanyana oturmuştuk ve ben kahvemi yudumlarken o da öyle mal mal bakıyordu.

Hatta mal bile değildi, gayet eli kolu, nereye bırakılacağı şaşırılmış cansız manken gibi sürekli yerinde kıpırdanıp duruyordu.
Bana baktı baktı baktı.
Öyle uzun ve anlamlı baktıki, onun da beni sevdiğini anladım. Sanki tek eksiğimiz evlilik teklifi edeceği yüzüklerdi. Ama sorun değildi, ben yüzük büzük şeylerine takılan biri değilim. Varsın ikimiz beraber olalım da, samanlıkta bile şey ederdim.

Sonra işte kahvem bitmeye yakın, bana bakıp "bittiyse kalkalım mı, bir arkadaşımın doğum gününe yetişicem" dedi.
E ben kaldım tabii öyle. "Ne yani çıkacak mıyız" dedim içimden kendime. "Oysa ben buraya sana sarmaşık gibi sarılmaya ve yüzyıllar sonra öyle sarılıyken bulunmaya gelmiştim" diye de ekledim.
Ama tabii bunları hep içimden ekledim de ekledim. Hatta o zamanlar daha nice şeyler ekledim de şimdi küfürbazlığı bıraktığım için buraya yazmayacağım.

Neyse işte kalan bir kaç yudumluk kahveyi de kafaya dikip sarhoş gibi "hadi gidelim" dedim sallanarak.
Kalktık çıktık, böyle yanından da ayrılmıyorum ki beni arkadaşının doğum günü şeysine davet etsin. Neyse bayaa bi yürüdük falan derken bir yerde dönüp "ben burdan ayrılıcam, galiba sen devam edeceksin. kendine iyi bak "dedi ve benim bir şey söylememe fırsat vermeden çekti gitti.

Ben tabii kaldım öyle. Böyle bi mallaştım ve en yakındaki cafenin tuvaletine gidip elimi yüzümü yıkadım ve olanları yaşanmamış kabul ettim, hem büyüklük bende kalmalıydı. Çünkü biliyordum, bir gün beni sevecekti, ama o gün bugün değildi, biraz beklemeliydim...

Devamı:  http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/10/part4-dagnk-sacl-ile-karslasmak.html


15 yorum:

umutsuz vaka dedi ki...

Senin sorunun şu, her sevişme ilişki değildir. Seviştikten sonra havaya girip ilişkiye başlamışsınız gibi davranma. İlk defa ilişkiye girmiş bakire kızlar gibi kendini adama yamamaya çalışma. Anlıyorum, sevgi açlığın var ama böyle davranarak partnerini de korkutursun. İlişki için zaman gereklidir unutma

Adsız dedi ki...

Of of..bu kadar kolay kendini birine bağlamak istemek,bir o kadar kolay soğumak..var mı bunun Tıpta bir ismi..vallahi tüketiceksin kendini.tek bir çözüm var kendini sev kendine bağlan.sonrası zaten daha can acıtmayan olmayan bir sevgiyle bağlanman olucak.(Zeynep)

Hayat_Erkeği dedi ki...

@zeynep @umutsuzvaka Bunları 2010 yılında yaşamıştım, şimdi yazmaya başlayınca o anki ruh halime geri dönerek, o an ne hissettiğimi düşünerek yazdım. Evet o zamanlar öyleydim, seviştiğim kişiyle bir ilişkim başlıyor sanıyordum.
Aslında o halimden bir parça hâlâ içimde duruyor. Ama bunu en azından ilk sevişmede değil de, bir kaç sevişmeden sonra yaşamaya başlıyorum. Tabii karşımdakinde herhangi bir değişim yok ise ve benimle sadece sex için görüşmeye devam ediyorsa, sevişmeyi de bırakıp o kişiyi hayatımdan çıkarıyorum.

Artık eskisi gibi değilim. Biraz odunlaştım. Sadece kendime zaman ayırmıyorum tabii, ama yediğim bokların sadece o an da kalmalarının bilinciyle hareket ediyorum.

Bir de bu insanlara böyle anlık bağlanmamın sebebi, kafamdaki hayal ettiğim ve tam olarak istediğim fiziksel görünümlere sahip olmalarından kaynaklı. Yani saçları kahverengiye yakın olsun, gözleri renkli olsun, teni dokundukça ısırmak istediğim gibi olsun, ten rengi kumral olsun, kilosu boyuyla orantılı olsun, kirli sakallı olsun, dişleri güzel bir düzende ve beyaz olsun, yanağının tekinde gamze olsun vs vs diye uzayıp giden hayali bir listem var. o listeme uygun biri çıkınca işte böyle salıveriyorum kendimi. Ama tabii sadece listeye uyması yetmiyor, içinde insan sevgisi de olmalı, şu olmamalı, bu olmamalı gibi uzayıp giden başka bir listem de var.
Zaten siz de biliyorsunuz, o listelere göre birini bulmak çok zor. Daha doğrusu yok öyle biri.

Hayat_Erkeği dedi ki...

bir de bunları yaşarken, kontrolümü hep elimde tutuyorum. ordan bakınca kontrolü kaybetmiş gibi görünebilir ama aslında kendimi asla kaybetmiyorum. sadece eğlenmeme, o duyguları yaşarken gerçekten hissederek yaşamama izin veriyorum.

Pirelli'nin sloganında da denildiği gibi; Kontrolsüz güç, güç değildir.

Adsız dedi ki...

Anladım. Peki birde vaktin olursa şöyle bir liste yapar mısın.kendinden en çok nefret ettiğin anların listesi.en çok gurur duyduğun anların listesi.beş başlık yeterli olabilir.ve neden niçin diye Başlayan bir iç muhasebe.bir de iş yerinde çalışanlar hakkında yazdığın bi yazın oldu mu??bu kuvvetli gözlemlerin onlar içinde geçerlidir eminim.(Zeynep)

Hayat_Erkeği dedi ki...

@zeynep kendimden nefret ettiğim anlar yok. bir şey yaparken hak çerçevesi içinde yapıyorum. en çok gurur duyduğum anlar'da yok. yaşamışım geçmiş gitmiş. gurur duysan ne olacak.
iş yerinde çalışanlar hakkında yazmıyorum. sorunlarımı o kişilerle yüz yüze konuşuyorum. kırılanlar oluyor ama bunu yaparken o kişileri kırmak için değil, sorunu bilmeleri için konuştuğumdan dolayı kırıldıkları anı çok ciddiye almıyorum.
bu arada senin bi mail vardı? :)

Adsız dedi ki...

Evet bir mail var hazır olunca yazılmayı bekleyen. Oldukça uzun olacağı için ben yazmakta sen okumakta zorlanıcaksın.ama birazda kendim için yazıcam ,sanırım bir iki gün içinde başlar ve biter.

Hayat_Erkeği dedi ki...

hayrlısı.

umutsuz vaka dedi ki...

Şimdi, ben seni pek anlayamıyorum yeni ergenliğe girmiş kızlar gibisin. Olgunlaştım diyorsun ama öyle değil işte. Aşk sevgi ilişli arıyorsan karşındakini bu kadar kalıba sokamazsın. Olmaz yani erkek beyni böyle çalışmaz. Sen şehvet arıyorsun, tutku arıyorsun ait olma isteği seninki

Hayat_Erkeği dedi ki...

@umutsuzvaka
burası yaşanmışlıklarımı sadece biraz daha kurgulaştırıp yazdığım şeylerden ibaret.
burası dışında kocaman bir hayat var. kendini buraya fazla kaptırma, gerçeklikten kopma.

umutsuz vaka dedi ki...

Biliyor musun tek ihtiyacım bu benim. Gerçeklikten kopmak, hayatımı bir an olsun unutabilmek. O yüzden geri geldim burası benim gerçekten son çarem

Adsız dedi ki...

Hayat Erkeği, sana bir yerden mesaj atmak istiyorum. Kimseye anlatamadığım eşi benzeri olmayan(en azından benim için) bir kaç yıllık bir durum yaşadım. Biliyorum dert anası değilsin ama yazdığım durumda bir tavsiye versen bile yeter bana. Eğer atacağım maile cevap verebilme ihtimalin varsa lütfen yorumumu yanıtla.

Hayat_Erkeği dedi ki...

hayaterkegi@gmail.com 'a mail atabilirsin.

Wallcannes dedi ki...

Sen aşık olmaya aşıksın hepsi bu.

Buyuk sosyolojik, psikolojik.. incelemelere, irdelemelere gerek yok. Liseli ergen tavirlari, bakire kiz tripleri falan degil. Eger oyle olsaydi sevildigin zaman cekip gitmezdin. Bu son cumlemi bu hikaye icin soylemiyorum. Senin de senin isteedigin gibi sevenlerin oldu. Ve sen bir sekilde ya gittin ya gitmelerini sagladin. Cunku senin büyün bu.. Sevildikten sonra bundan rahatsiz olmak ve korkmak. Bu buhran halini seviyorsun. Sen umut seviyorsun, melankoli seviyorsun erkek.

Ve devami geldikten sonra bu hikayenin bir yorumum daha olacak. Cunku az bucuk tahmin edebiliyorum hikayenin sonunu.

Mutlu gunler erkek.

Hayat_Erkeği dedi ki...

@wallcennes
yorumunda yer yer haklısın. ama bu söylediklerin 2-3 yıl önce için geçerliydi, şimdi için geçerli değil. şimdi çok değiştim, eski benden birazda olsa diplerde hâlâ var ve zaten insan galiba tamamen değişemiyor. sadece daha farkında olarak yaşamaya başlıyor o kadar.
öte yandan değiştim derken; belki de yaşlandığım için kendimi değiştirdim, değişmek zorunda kaldım ve o buhranlı hali sevmiyorum artık. daha çok ne yaptığını bilen, ne istediğini bilen birine dönüştürdüm kendimi.

sevilmek konusunda ise; aslında bende herkes gibi sevdiğim kişi tarafından sevilmek istiyorum. yoksa birileri beni seviyor diye onlarla olmuyorum. eminim herkes öyle yapıyordur. bunda yanlış olan bir şey yok.