Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

29 Eylül 2015

anne'ne sütlaç yaptırıp sevdiğin kişiye götürmek (2)

Bu post şuradan devam edip geldi: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/09/annene-sutlac-yaptrp-sevdigin-kisiye.html

...ama Sürmeli o kadar heyecanlı bir şekilde flört ediyordu ki, konuşmamızı kesemiyordum bile. Sadece işte ona hayal kırıklığı yaşatma-manın yollarını arıyor, o güzel kalbi incinmesin diye yazışırken de konuşmamızdaki gibi "abi, dostum, kardeşim" laflarını bol keseden kullanıyordum.
Benim bol keseden kullandığım laflara karşılık onun ucuz savuşturmalarını saymazsak ters bir şey söylediği de yoktu. Ama dediğim gibi ona karşı hiçbir şey hissetmediğim için umut vermemeye çalışıyor, onunla sadece muhabbeti devam ettiren cümlelerle idare ediyordum.

Bir kaç günlük yazışmamızın ardından, bir gün annesine benim için sütlaç yaptırdığını söyledi ve eğer akşam müsait olursam getirmek istediğini belirtti. Teşekkür ederek kabul ettim ve o da akşam saatlerinde onca uzak mesafeye rağmen bir kaç kâse sütlaç ile çıktı geldi bana.
Ben tabii durur muyum, hemen kâselerden birini alıp yumuldum. O ise kendine kahve yapmış, kanepenin diğer ucundan benim sütlacı hayvan gibi yememi izleyip, kıkır kıkır gülüyordu.
Kâse kâse getirmesinin nedeni de muhabbetlerimiz arasında ona sütlaç sevdiğimi söylemiş olmamdı. Söylediğime pişman olmuştum, ama getirmesini engelleyememiştim ve getirmişti.

Öte yandan getirmek istemesinin nedenlerinden biri de tabiki aramızdaki muhabbeti, gittikçe aslında daha farklı bir kulvara çekmek istemesinden kaynaklıydı.
Ama o ara kalbim taş bağladığı için olsa gerek, ona karşı hiçbir şey hissedemiyor, sadece arkadaşlığımızın iyi olacağı mesajını alttan alttan pompalıyordum.
Ama benim arkadaşlık mesajlarını pompalamalarıma rağmen, onun beni taktığı yoktu. Kendi kafasındaki kurguya göre eğer bana sürekli yazarsa ve sürekli iletişimde kalırsak, işte bu şekilde de arada bir küçük sürprizler yaparsa, onunla sevgili olmamızın önünde bir engel kalmayacaktı.
Bu saf, kendince temiz kurgusu süslü cümleler eşliğinde bir filme çekilip vizyona konacak olsa gişeleri alt üst eder, yapımcılar paranın ammına koyardı, ama gerçek hayat böyle değildi.
Gerçek hayat, bizim istediğimiz gibi olmamaya and içmişti. İşte bu yüzden, adı gerçek hayattı.

Sonraki günlerde de konuşmaya devam ettik. O güzel kalbinin incinmemesi için elimden geleni yapıyordum. Ama o illa olayın artık evrilmesi gerektiğini düşündüğünden olsa gerek bana "bu gece bar çıkışı gelip sende kalabilir miyim" demişti ve bende "tabiki kalabilirsin dostum. çıkarken ara beni, eğer uyuşmuşsam da uzun uzun çaldır mutlaka bakarım" demiştim ve o da gece henüz saat 11 iken aramıştı. Ben de o saatlerde uyumamış olduğum için daha ilk çaldırışında cevap vermiştim ve o "öff gezinmekten sıkıldım, evdeysen geleyim mi? eve gitmeye de üşendim" demişti.
-"gel" dedim ve o 15 dakika kadar sonra çıkagelmişti.

Salondaki koltuğa oturup muhabbet etmeye başladık ve bu arada da kahvelerimizi yudumluyorduk. Ben diğer koltukta oturmuştum ve o benim karşı koltukta oturduğum ilk anda gözlerini devirerek bana bakıp, canını sıktığımı belli etmişti.
Zaten çok geçmeden de konu dönüp dolaşıp benim ondan uzak durmama bağlandı ve ben de "ya abi ne yapıyım, vallahi yanlış anlama. hoş adamsın ama olmuyor. ben sana karşı bir şey hissedemiyorum. hissedemediğim için de sana umut vermeme çabasıyla ve kırmadan muhabbetimizi devam ettirebilmek için 100 takla atarak iletişiyorum" demiştim. o da;
"seni anlıyorum, ama ne bileyim ya. çok hoş bi adamsın ve aslında sen birazcık yelkenleri suya indirsen, bizden çok güzel bi çift olur" demişti.
tebessüm ederek "belki de haklısın. ama işte içimde bir şey olmayınca mış gibi de yapamıyorum. daha önce mış gibi yaparak yürüttüğüm bir çok saçma sapan şeyler oldu. ama inan sonu herkesin üzülmesiyle, herkesin kırılmasıyla bitti. senin gibi birini de üzmeyi hiç istemiyorum. sen bence dünyada en son üzülmesi gereken kişisin" deyip fucker edebiyatının götüne koymuştum.

bu sözlerimin üzerine o "sağ ol, ama görüyorsun, kimse benle beraber olmuyor. şimdiye kadar belki onlarca adamla tanıştım ama hiçbiri benimle bir ilişki yaşamak istemedi" dedi ve onun bu cümleleri karşısında benim taş kalbim süngere dönüştü.
kalbim süngere dönüşünce yerimden kalkıp yanına geldim ve onu sıkıca sarıp "bazen böyle oluyor. zaten baksana hangimizin hayatı güzelki. hepimiz dışarıya neon ışıklarla MUTLUYUZ yazdırıyoruz ama aslında içimiz kan ağlıyor. kimse mutsuzum diye ağlamıyor, herkes gülüyor ama inan farklı değiliz." demiştim ve o bunun üzerine "o zaman benle denesene, belki güzel şeyler olur" demişti.

bir anlık durup içimden "belki de denemeliyim" diye düşünmüştüm ama sonra, denemek diye bir şeyin olmasının aslında karşımızdakini önemsemediğimiz için ortaya çıkan salakça bir duygu durumu olduğunu anımsayınca, Sürmeli'ye "deneme diye bir şey olmaz ki, hem aslında bu ara birinden çok hoşlanıyorum. bazen görüşüyoruz. o benimle sadece seks için beraber olsada, bu şekilde olan beraberliğimizden de memnunum" diye karşılık vermiştim.

Aslında yalan da söylememiştim. Çünkü o günlerde 196 boyunda 105 kiloluk bi adamla görüşüyordum ve dünyada kapladığı onca yere rağmen, hayatımdaki hiç kimseye ondan bahsetmiyor ve bunu herkesten gizli saklı tutuyordum. Çünkü birine söylersem "nazar değecek, onunla bir daha görüşemeyeceğim" diye düşünüyordum ve onun beni hiç sevmemesine rağmen, ben onu sevdiğim için görüşmeye devam ediyordum.
O ise benimle, sırf onun cüce fantezisine malzeme olduğum için görüşüyordu.
Bunu da zaten fazlasıyla yavşak olan muhabbetlerimiz sırasında kendisi söylemişti.

Meğer, bazı uzun ve iri adamların fantezileri arasında kısa boylu biri tarafından sikilmek gibi bir fantezi varmış ve hatta tüm bunları anlatırken, bazen internette cüce pornoları izlediğini bile eklemişti.
Bunu ilk duyduğumda tuhafıma gitmemiş değildi, hatta kendi kendime içimden "nasıl ya, cüce pornosu diye bir şey mi var" diye düşünürken ağzım açık kalmıştı. Ama sonuç olarak böyle bir şey varmış ve ben boy farkını siktir edip onunla yine de gizli saklı görüşmeye devam etmiştim.
Devam ediyordum ama aramızdaki şey sadece kondom tüketmemize yarıyor, başka bir sik olmuyordu.

Sürmeli'ye birinden hoşlandığımı ve aramızda bir şey olamayacağını en insancıl ses tonumla söylediğimde; o da, ona sarılmış olmamın verdiği etkiyle dudağımdan öpüp, gülümsedi ve bende gülümsedim.
Sonra tabii hemen toparlanıp yanına oturdum ve kahvelerimizi içmeye devam ettik.
Aradan bir kaç dakika geçtiğinde yine konuşmaya başlamıştık ve konu bu sefer, dönüp dolaşıp seks'e geldi. Artık kaçamıyorduk da.
Sonra ben de gevşedim ve belki de biraz ileri gitmemizin bir sakıncasının olmayacağını düşünüp kendimi ona bıraktım. Çünkü beni istediğini o kadar fazla belli ettiki ve bunu o kadar çok yenilediki, artık bende dayanamadım ve içimden "öff ne olacak ya, zaten yüzlerce kişiyle seks yaptım, bi de Sürmeli'yle yapayım" deyip, tüm yelkenleri suya indirdim.

Aradan 1 saat geçtiğinde ikimizde çıplaktık. Yan tarafta ise, ilişki esnasında 1-2 defa burnundan çekerek kullandığı sosyete tineri (poppers) ve kullanılmış ucu boklu bir prezervavif duruyordu. Sürmeli dönüp bana baktı, sonrada"ilk defa pasif oldum" dedi ve ben içimden "offf işte bu yalanı söyleme" deyip dışımdan da "hımm" diye sorup şaşırdığımı belli ettim.

Oysa yani ben senin aktif pasif olmanla ilgilenmiyorum ki. Yani benden önce binlerce kişiye versen ne olacak, senin bedenin, senin kararın değil mi bu? İsteyerek yapmıyor musun. bırak şu iğrenç kafa yapısını.
İşte belki de uzak durmak istememin nedenlerinden biri de; bu ucuz bakış açısıydı. Yani samimiyetsiz olması ve bunu tüm hareketlerinde fazlasıyla yansıtması. Bir çok kişiden bu yüzden uzak duruyordum ve bundan sonra da durmaya devam edecektim. Belki değişmişlerdir diye sonraki karşılaşmalarımızda birer şans daha verecektim ama o şans kullanıldığı an da, bu görüşmemiz uzun bir zaman dilimi için son görüşmemiz olacaktı.

Sürmeli'yle de aslında biraz öyle yaptım. Yani kendimce ona bir şans verdim ve o, samimi olmak yerine, sadece bekâretini bozmuş olduğum ezikliğini bana yaşatmaya çalışarak, onunla mecburi olarak bir ilişkiye başlamam gerektiği hissini pompaladı durdu.

Oysa götüne giren çıkan yarrağın haddi hesabı yoktu ve bende büyük bir kavat olarak bunu önemsemiyordum. Yani benden önce götünü kaç kişiye siktirmiş, kaçının götüne sondaj vurmuş, kimle ne boklar yemiş bunların zerre kadar önemi yoktu. Önemli olan; benimle ve benden sonra neyi, neden, nasıl yapacağıydı.
Hayatıma giren herkeste de öyle yaptım. Doğru olan buydu. Önemsediğim tek şey karşımdakinin samimi olmasıydı, içten olmaya devam etmesiydi, sikiştik diye değişmemesiydi. dediğim gibi; önemli olan tek şey buydu.

Ama o öyle yapmadı, herkes gibi o da sikiş bittikten sonra anında değişti.
O değişince ben de değiştim ve bir daha asla onunla olmamaya yemin edercesine o an'ı noktaladık.
O an bitmişti ama o boşalmanın verdiği rehavet sonrasında biraz daha oturdu ve sonrada ben "saat geç oluyor. her halde artık bu gece beraber yatacağız" diye düşünürken, o kalkıp bara gideceğini ve gece tekrar gelmek istediğini söyledi.
"tamam, anahtarı al. gece gelirken benim uykumda bölünmez" dedim ve anahtarı verdim, gitti...

Devamı: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/10/annene-sutlac-yaptrp-sevdigin-kisiye.html

Hiç yorum yok: