Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

22 Haziran 2015

bi boklar, bi boklar

Ramazan ayı geldi inzivaya çekilcem derken iyice kudurdum. Başınıza taş yağarsa bilinki bendendir. Çünkü tam uslancam, evimin direği olcam demiştimki bi baktımki date sitelerinde geziniyorum. Hayır yani seks yapmayan biri olsam diycem durdu durdu kudurdu, ama biliyorsunuz ki öyle bir durumumum yok. Ramazan'ın daha il günlerinde neden böyle hızlı bi silahşöre dönüştüm anlamadım ki.

Mesela Sana şu son 24 saati anlatayım;
Namaz mamaz zaten yok bende biliyorsunuz, ama namaz yokken bari oruç olsun diye de bayaa iddialı girdim ramazan'a. Dedim "son 4 yıldır aralarda kaçırıyorum, ama bu yıl firesiz tutucam tümünü" ve kendi kendime hoş geldin ramazan yaptım.
Kendime hoş geldin ramazan yapmışken de, dün oruç tuttuğum için, öyle güzel güzel ağzım bağlı eşşek gibi akşama kadar durdum. Akşam iftardan önce biri bana whatsapp'den mesaj atıp "ben geldim, hadi gelde buluşalım" demez mi?
Dedim bu kim oluyor ve profiline bi girdimki lan bu bizim bi kaç hafta önce tinder'dan yazışırken aniden yurtdışına giden adamlardan biri çıkmaz mı. Dedim olur, ama iftardan sonra şey yapalım" o da "tamam" dedi.
İşin şey tarafı şu ki, biz bununla konuşurken profilindeki fotoğrafında, gittiği bir balo gibi bir şeyde giydiği takım elbisesi vardı ve ben buna yazarken "lan o takım elbise sana çok yakışmış, bir elbise bana bu kadar yakışsa gece gündüz üzerimden çıkarmam, onunla yatar kalkarım" demiştim ve muhabbetimiz öyle başlamıştı.
Sonra bi kaç gün yazışırken o bi anda "istersen bana gel seni takım elbise ile karşılıyım" deyince de ben bi anda "ahahahahahah" diye gülerken, bi yandan da "valla cidden giyinip, beni kapıda takım elbise hâlde karşılayacaksan gelirim" demiştim ve o da kabul etmişti. "Tamam" deyip akşamına sözleşmiştik, ama akşamına kuzeni rahatsızlanınca buluşmayı erteledik, o da ertesi gün aniden bi iş için yurtdışına gitti ve sonra ben de onu unuttum tabii, ne yazıştık ne ettik öyle kaldı.

İşte bu şimdi tekrar dönüp gelmişken de "iftardan sonra takım elbisemi giyip seni bekliycem" diyordu. Dedim "tamam, adresi ver." Adresi verdi, iftardan sonra kalktım gittim ve tatatatata cidden takım elbise ile beni kapıda karşıladı ve kapıyı kapattığımız gibi de çat diye öpüşmeye falan başladık. Daha kapının kapanmasının üzerinden 3 dakika geçmişken de yatak odasına doğru gidip çıbıldak kaldık. Tabii öyle film hızlı hızlı ilerlerken, ben de aman ağzımızın tadı bozulmasın diye çok şey etmeden akışına verdim ve aradan yarım saat geçtiğinde ikimizde benim göbeğime boşalıp yığılmışken kendime geldim ve dönüp adama bi daha baktım ve ayy adam takım elbisesizken çok itici geldi gözüme. Üstelik pipisi de güzel değildi. Yani belki beğenmememin en büyük nedeni pipisinin tuhaflığı ve dişlerinin sarımtırak olması bile olabilir.
Sonra tabii temizlenme numarasıyla kalkıp gittim tuvalette oyalandım, yaptıklarımı düşündüm ve pişmanlık gibi bir hisle doldum taştım.

Her neyse aradan bayaa uzun zaman geçtiğinde bu geldi kapıyı çaldı ve ben de "ihihihihi  bir şey yok ya, kabız olmuşum galiba" diyerek sırıta sırıta tuvaletten çıkıp giyindim. O da bu arada çay kaynatmış, gel çay içelim dedi ve beni bir yarım saat daha evinde tuttu.

Bende sanki çay içmesem ölecekmişim gibi davranarak, oturdum 4 bardak çay içtim. Allahım bir de çayı sevmiyorum diye 4 bardak içtim, hani sevsem herhalde 444 bardak içerdim.
Hayır yani bir de adamın üzerinde takım elbise yokken sırıtması varki, o sarımtırak dişleriyle karşılaşmamak için direkt çay bardağına daha bi sıkı sarılıyorum. bu sarılmam  da sanki çayla sarhoş olmak ister gibi bir sarılma tabii.
Neyseki aradan biraz daha zaman geçmişken "ben artık kalkayım" diyebildim ve "görüşürüz sonra" falan diyerekten de hop diye hemen sıvıştım.

Sonra tabii evden dışarı çıktım ve bunun üzerine o anda normal bir mesajla biri "uff işten yeni çıkabildim, sana doğru geliyorum" diye mesaj atmaz mı?
oha dedim bu kim.
sonra tabii hemen numarayı kaydedip whatsapp'den profil fotoğrafına bakınca hatırladım. Lan bu adam gece sahur'dan sonra uyku tutmayınca, sohbet sitelerinden birine girdiğimde orada tanışıp muhabbet ederken, skype'a geçip dakikalarca birbirimize iltifat ettiğimiz adamdı. Tabii sabahın 6'sında benim uykum gelince de numaramı yazıp "ben yatıcam, sen akşam işten erken çıkarsan bana gel, adres şu" diye yazıp atmıştım ve onun bir şey söylemesine fırsat vermeden de bilgisayarı kapayıp yatağa girip uyumuştum.

Adama numaramı atıp gel demişken, şimdi de mal gibi "gelme" desem olmaz ki, neyse hemen apar topar iki otobüs değiştirerek eve döndüm ve benden bir kaç dakika sonra o da çıka geldi. Böyle oturduk güzel güzel normal bir şekilde sohbet ettik ve bir anda nasıl olduysa hooop bi baktım ben bunun kucağındayım.
Ama yanii allahım Ramazan ayındayız, lütfen Ramazan'a Özel olarak aklımı başıma toplatır mısın. Ne bu  böyle, hayır yani özgür irade cart curt tamam da, özgürlük dediğin şey dakkabaşı sakso çekmek değil ki.
(aslında tam da bu belki. neyse bu konuyu sonra şey yapıcam)

Ama tabii iç sesim bunları diyor da, dış sesim neler yapıyor bi görseniz. Ver allah ver, ver allah ver.
Adam da allahtan güzeldi, yani yoksa ilk çirkinliğin üzerine bu da öyle olsaydı ne yapacağımı bende bilmiyorum.
Adamın güzelliğiyle oyalanırken saat de gece 3 'e gelmişti ve artık boşalmanın sırası gelmişti, adamla birbirimizin iliğini kuruttuktan yarım saat sonra kalktı gitti ve ben mışıl mışıl uyudum.
Sabah uyandığımda gittim kendime kraker alıp, kahve ile beraber yedim. Kahveyi yemedim tabii ki, kahveyi içtim.

Sonra öğleye kadar film izledim ve bir ara film izlerken hornet'e bakayım ne var ne yok derken bi baktım dünya güzeli bi adam. Dedim rabbim sen ne büyüksün, ateistler bu güzellik karşısında seni neden ve nasıl inkâr ederler aklım almıyor.
Adam'a selam verdim ve hop fotoğraf aç kapa yaptık birbirimize ve sonrada biraz muhabbet ederken bu demez mi, hazır yakınken buluşalım. Ben de nasılsa oruç da tutmuyorum diye düşünerek, hadi gel bir kahve içelim dedim ve bu kalktı geldi ve bi baktımki, o güzel adam gitmiş, çirkin biri gelmiş. Sanki prenses öpücüğünü geri almış, bu da tekrar kurbağaya dönüşmüş gibi bir şey olup çıkmış. Yani allah var, çok da çirkin değildi, ama yanii keşke o instagram filtreleri gerçek hayatta da geçerli olsaymış dedim kendi kendime.
Her neyse işte kahve getirdim içiyoruz falan filan bu bi ara bardağı bıraktı kenara, benden bi alt dudak alacakken beni benden alıp 1 saat sonra tekrar geri vermez mi.

bir de ben buna aralarda "ya dur boşalmıyım, boşalırsam direkt soğuyorum" falan diyorum ama bu beni dinlemiyor ve en son boşaldığımda ben bi bundan kaçmaya başladım ve o, benim ondan kaçtığımı fark edince de bana fena hâlde sinir oldu, giyindi gitti. Ne diyim, bye bye dedim bende.

Hayır yani zaten öncesinde "boşalmıyım, sevişmek çok güzel, fazlasıyla yetiyor bana" diye söyledim durdum, hâlâ ne diye illa boşal da boşal diyorsun ki, işte tamam güzel öpüşüyorsun, bırak olay orada kalsın, güzel güzel aklımda yer et. ama yok illa boşal da boşal. al sana boşal al. geri zekalı.
Spermlerin hepsini yutarken de midem bulandı. Çünkü bunca senedir ibneyim hâlâ bu sperm yutma olaylarına alışamadım, alışamamışken de, birinin gözümün önünde o spermlerle haşir neşir olması, sanki ben zevk alıyor muşum gibi onları gözlerimin içine baka baka oramdan buramdan yalaması durumuna hiç alışamadım.

hayır tamam sen zevk alıyorsun saygıyla karşılıyorum, ama ne diye işi iyice şov'a dönüştürüyorsun ki. Görsel olarak da iyi dursa neyse, ama yani o spermler bana sümük çağrışımı yapıyor ve sen iyi bir görsellik sunarak, o sümükleri yalarken benim midem alt üst oluyor, aklım benden çıkıyor farkında değilsin.

neyse adam gittikten sonra ben uzandım böyle bi yarım saat falan kendimden geçip kan beynime gelsin diye oyalanırken, bi ara yine hornet'i açtımki bi baktım geçen hafta konuştuğum ama konuşmamızın sonrasında ortadan kaybolan dünya güzeli yine ortalarda finkliyor.
Dedim herhalde birini bulmuştu, anlaşamayınca geri döndü geldi, dur bu sefer kaçır mıyım.
Selam falan verip nasılsın, neeediyon muhabbetleriyle devam ederken bu demez mi "buluşalım" tabii ben ŞOK.
Önce bi mırın kırın ettim, bi naz'a çektim kendimi ama anlamadı. Ben de geçen seferki konuşmamız gibi bu da yarıda kalmasın, yavrucağa sahip çıkayım diye kendi kendime düşünmeye başladım.
hem belki hayatımın aşkı budur, diye de ret etmek istemedim.

Zaten bugüne kadar yediğim bokların hepsini de, bu ağzına sıçtığımın "hayatımın aşkı acaba bu mu" düşüncesi yüzünden yedim. ama gördüğünüz gibi bir bok yok.
işte ortada bi bok yokken, hiç olmayacağı anlamına gelmezdi.
Zaten dün geceden bu yana üstümde gelip giden üç kişiyle de bu niyetle buluşmuştum, ama yediğim yarrak yanıma kâr kalmıştı.

Hem yarrak severim sorun yok, ama yarraktan başka bir şey yemiyor olmaktan dolayı yaşadığım bu kendimi kötü hissetme durumunu, bu seferkinde de yaşayacağım kesinliği yoktu. bununla nasıl olacağını ise, onunla yaşamadan göremeyecektim.
Hem illa buluşacaksak dışarda da buluşuruz, dışarda buluştuğumuzda evde olmadığımız için sırf buluşunca seks yapmak zorunda da kalmayız.
Ayrıca buluştuğumuzda tip ve huy olarak uyuşmasak bile, bi yere oturur güzel güzel sohbet eder, baktık kafa dengiyiz gider sağda solda gezeriz falan diye düşündüm ve hemen sorusuna karşılık atlayıp "olur Taksim'e doğru gidiyorum zaten, orda buluşalım" dedim ve bu da "tamam" dedi.

Çok şükür ki, tamam demişti ve ben bi rahatladım ki anlatamam. Çünkü dediğim gibi; eve gelirse ben bu sefer de onunla bi boklar yiyecektim ve ne yazıkki bugünlük artık bok falan yemek istemiyordum.
Üstelik bu ne ramazan bereketi ya, allahım allahım yeter. Ramazan  kolilerinden nefes almaya fırsat bulamıyorum. Bu ara kimseye "hayır" diyemeyen eziğe dönüştüm. Resmen millete hayır diyemediğim için de sevişmek zorunda kalan biri olup çıktım, ama inşallah bu eziklikle kalmam da.
Neyse işte buna Taksim demişken de kalktım gittim taksim'e ve bir saat sonra da metro'nun orda onu beklemeye başladım.

Beklerken de sürekli fotoğrafına bakıyorum, acaba karşıma bu fotoğrafdaki gibi mi çıkacak. Acaba prenses öpücüğünü geri almış mıdır. Ya da en iyisi ben riske atmıyım, o geldiğinde telefonumda instagram'ı açıp filtre uygulayarak mı ona bakayım, hem böylece yıldırım aşkını kesinleştiriririm.

Neyse ben onu beklerken metronun yanına yapılmış olan oturaklara çömdüm, telefondan bir şeyler bakarken bir baktım mesaj attı "nerdesin" diye. hemen tabii etrafa bakındım ve tatatatata 5-10 metre ilerde biri duruyor. fotoğrafdaki tipi andırıyor ama bu daha tatlı gibi galiba. ayrıca fotoğraflarında tipi biraz daha ibnemsiydi, karşımdaki tipin ise ibne falan olduğu hiç belli değil. Hatta aksine acaba cidden o mu değil mi diye de korktum. Çünkü duruşu falan da böyle sağlam odun gibiydi.
Hatta bir an içimden "lan acaba tüysem gitsem, hatta telefondan falan da engellesem mi" diye de düşündüm. Ama aramızdaki mesafe kısa olduğundan dolayı, ayaklarım beni ona doğru çoktan götürmeye başlamış, ellerim telefonunu aramış ve gözlerim onun benden gelen aramayla telefonunu kulağına götürmesini takip ediyordu. Amaaaan koy götüne gitsin ya, tanış işte, olmadı "eyvallah çek, dön evine git" dedim ve koyverdim ve o da o sırada telefonu açtı, bende zaten yanında bitmiş olduğum için telefonu kapadım ve içinden "adam buymuş lan" derken, kocaman yavşak gülümsememi takınıp elimi uzattım ve "napıyon lan, nasıl gidiyor" deyiverdim ve o da gülümseyerek "ehh işte, sen ne yapıyon" derken yürümeye başladık.

Yürürken de "istiklal'in kalabalığına girmeyelim ara sokaklardan yürüyelim" dedim ve ara sokaklardan yürümeye başladık. bi yandan yürürken, bir yandan da ona süzüyorum. Hani böyle biz olur muyuz, olmaz mıyız, olursak nasıl oluruz, olmazsak nasıl olmayız, boyu benden 10 cm uzun, bu yeterli, kilosu benden 28 kilo fazla bu da yeterli.
Zaten yeryüzünden herkes benden uzun ve kilolu, olduğu için bunu kabulleneli uzun zaman oldu. allah bana çirkinlikle beraber kilo ve boy almama gibi bir özellik vermiş ve bunların göze hoş gelmesi içinde bi sempatiklik katmış bana. Çirkin ama çok sempatik kontenjanından hayatımı idame ettirebiliyorum çok şükür. Gerçi çok sempatik de olduğumu düşünmüyorum ya neyse.
yoksa bu tip, bu boy ve kilo ile değil kimse bana bakmak, sümüğünü bile silmezler valla.

Neyse işte kendimi aşağılayıp iyice yerin dibine sokma kısımlarını atlayıp ona dönecek olursam; Böyle tanıdıkça az önceki odunluktan uzak olduğunu, tatlı mimikli olduğunu, iyi hoş, güleç bir yüzü olduğunu gördüm. Güleç yüzüne rağmen hafifçe bi ağırlığı olduğu belli ama bu ağırlığı çok da göze batmıyor. Biraz sevilse duygusallığı ortaya çıkar, ama önceki sevme işlerimden anladığım kadarıyla bu sefer sevgiyi gösterecek olan ben olmayacağım, yoksa adamlar kaçıp gidiyor.
Bu yüzden sevsem bile sessiz kalacağım, önce o dile getirecek sonra ben bülbül gibi şakıyacağım.

Neyse işte ben arada onu süzerken o da beni rahat rahat süzsün diye yalandan başka taraflara dalıp gidiyorum ve onun da beni süzdüğünü fark ediyorum. Sonra bi ara dönüp "nereye gidiyoruz" dedi ve bi baktım ki harbi ha lan biz nereye gidiyoruz. Allahım sokakları aşa aşa te ebemin evine gelecek gibi olmuşuz ve o anda gülerek "kalbimizin götürdüğü yere" dedim ve hihihihihi yaptık.

Sonra bir kaç sokak daha gezmiştik ki, o "kalbin nereye götürüyor bizi" diye sordu ve ben "gel cihangire gidip bi çay içelim" dedim ve oraya doğru sürükledim götürdüm. Yolda bir sürü şey konuştuk. hiçbirini hatırlamıyorum, ama onun da benim gibi eskici dükkanlarını sevdiğini, benim gibi antika eşyalara ilgi duyduğunu, vs vs öğrendim.

Cihangir'deki çay bahçesine oturup çaylarımızı içerken, kakara kikiri yaptık, yanımıza gelen dilenci çocuklara cebindeki bozukluklardan verdi, diğer dilenci çocuklar gelince onlara da çıkardı diğer kalan bozuklukları verdi.

O böyle yapınca içim bi rahatladı anlatamam. Adamın içi merhametle doluydu. İçinde insanlığa dair kocaman bir sevgisi vardı, klasik "öfff bu dilenciler de gizli zengin oluyorlar, çocuklarını böyle dilendiriyorlar, ben bunlara para vermem" adlı insanlıktan çok uzaklara düşmüş sığ cümleleri sıralamadı, hatta çocuklardan birinin yanağını masumca öpüp, başını okşadı, içinde insan olmanın getirdiği, kendini kaybetmemiş olmanın verdiği büyük bir bir inanç vardı. Yüzüne baktım, içim bi hoş oldu. "Ben bunla yaparım" yazılı büsbüyük bir tabela yandı içimde. Yüreğim böyle bi güzel oldu. ama işte diğer soruya takıldım ve soru şuydu; ben bununla yaparım da, o benimle yapar mı ki?

Sonra biraz daha oturup kalktık ve kalkarken farkettim ki yanımda para yoktu. Çay parasını o ödedi, bende o arada yerin dibindeki bankamatikten para çekiyordum.
Sonra ordan çıkıp turlarken "gel seni güzel bir yere götürcem" dedim ve Roma Bahçesi'ne götürdüm.
İlk defa geldiği için hayran kaldı, çok beğendiğini defalarca söyledi. Ben de sanki dünyayı feth etmişim gibi sevindirik oldum. Gittik oturduk bi yerde, ayakkabılarımı çıkarıp ayaklarımı havalandırdım. Çoraplarımdan birinin topuğunun iyice aşınmaktan dolayı kocaman bir şekilde yırtılmış olduğunu fark edince ikisini de çıkarıp attım. "Ahahahahaha müzelik bir numunesin" diye söylenip güldü.

Biraz daha oturduk ve sonra "gidelim mi" dedi, "olur" dedim. Kalkarken sırt çantamı aldı ve "dur ben taşıyım" dedi. ama bunu yaparken beni tavlamak için değil de, gerçekten insanca bir davranışta bulunarak söyledi ve söylediği gibi de çantamı sırtına aldı, parktan çıktık.
Cihangir sokaklarında biraz daha gezdikten sonra, ona bir kaç sokak sonra gözlerini kapattırdım ve Cihangir Camii'nin bahçesine sokup manzaraya karşı gözlerini açtırdım, çok beğenince sanki bu camiyi ben yapmışım kadar mutlu oldum. Bir yandan da camii'nin azcık tarihini anlattım, sanki o süslemelerini ben yapmışım gibi süslerini falan övdüm durdum.
Camii bahçesinde bir kaç kişi daha vardı, öyle biraz daha etrafa bakındık ve sonra çıkıp yine dolana dolana meydana geldik. Arada da "çanta ağır olursa bana ver, yorulma" dedim ama dinlemedi. "Yok yok ağır değil, kalsın bende" dedi, bir daha içim hoş oldu, ondan habersiz bir şekilde kendimden geçtim.

Ben kendimden geçtiğim sırada akşam ezanı okunuyordu. Ezan okunurken biz de, metroyla mecidiyeköy'e gidelim dedik ve metro'ya girdik. Merdivenlerden inerken bu telaşlı telaşlı etrafa bakınınca dedim acaba bir şey mi oldu, döndüm ona ve "ne oldu" diyecekken, bunun beni tutup dudaklarıma asılması bir oldu. Ben tam "aaa beni öptü" diye içimden geçirmeye hazırlanırken de bir anda yüzü kızarmış bir halde dudaklarımı rahat bırakıp "ehehehehehe" diye sırıttı. Ben bi aptallaştım kaldım tabii. Sanki hayatımda ilk defa öpülmüşüm gibi öyle hihihihih diye güldüm salak salak. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi havadan sudan konuşmaya başladık. Ne konuştuğumuzu hiç anlamadım ve inşallah saçmalamıyorumdur diye düşündüm kendi kendime.
Çünkü normalde ilk öpen taraf hep ben oldum. Hatta normalde değil de, her zaman ilk öpen ben oldum. ama bu sefer ilk öpülen olmuştum. Bunu düşününce bi keyfim yerine geldi, götüm kalktı, kendimi bi bok sandım. Beğendiğim birinin, duygularıma karşılık vermesi, beni beğendiğini bilmek, onun tarafından utangaç bir şekilde öpülmek inanılmaz hoşuma gitti..

Sonra tabii metroda ilerlemeye devam ettik. Önümüzdeki çocuğu gösterip "götü çok güzel" dedi, ben de "evet" dedim. sonrasında ise birbirimize beğendiğimiz adamları-kadınları kaşla gözle gösterip "kikiki" diye gülüp durduk.

Metro'dan çıktığımızda Mecidiyeköy'de de öyle salak salak gezindik ve sonra da "hadi geç oluyor, ayrılalım, yine görüşürüz" dedik ve çantamı verdi, ayrıldık. ben eve geldim bu satırları yazdım, o ne bok yedi bilmiyorum ihihihihi
ama bu sefer aramızda bir şeyler olsun diye değil de, işte öyle akışına bırakarak şey yapıcam. hem birine odaklanmıycam da, odaklanınca bi bok olmuyor.
Böyle şeyler yaşamayalı çok zaman olmuş, yüreğimin pasını az da ol sildi, bana çok iyi geldi. size de gelmiştir inşallah.

1 hafta sonraki edit: olmadı, ben de ısınamadım çocuğa, yani iyi biri adam olmadı işte. hem zaten o da başkasını şey yapmaya başladı falan.

19 Haziran 2015

Part2: Dağınık Saçlı'yla Eve Gitmek

Şurdan devam edip geldim: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/06/part1-dagnk-sacl-ile-tansmamz.html

Bakışlarımız uzayıp giderken, artık çevrede pek kimse kalmamıştı, ona doğru uzandım ve öpmeye yeltendim ama piç hafifçe geri kaçtı ve kaçmasını umursamdan beline uzanıp kendime çektim ve "kendini ağırdan satmaya kalkışma, bu hareketleri sevmiyorum" dedim, "tamam" dedi ve gözlerini kapatıp dudaklarını küçük bir ördek gibi uzattı. İşte ilk öpücük geliyordu, ama son anda dudaklarına doğru sıcak bir şekilde hafifçe üfürüp geri kaçıp hınzırca gülümsemeye başladım.

Gözlerini açıp bana baktı ve kaşlarını çatıp piç piç güldü. "Hoşuna mı gidiyor bu piçlikler" dedi, "evet" dedim. "İyi o zaman" dedi ve yüzünü hafifçe astı. Böyle yapınca ciddiliğin ona yakışmadığını söyledim ve gerçekten de çirkinleşmişti. "Biliyorum" dedi gülümseyerek ve yüzü yine güzellikle bambaşkalaşmıştı.

Bir kaç saniye bakıştık ve şu anki cahilliğimden bile daha cahil olduğum zamanlarda yaşadığım için konuşacak hiçbir şeyim yoktu ve bu yüzden öpüşmek için ona doğru yavaşça uzandım. Geri kaçmadı, gözlerini kapatmadı, dudaklarını ördek dudağı yapmadı. Hafifçe öptüm.
hiç karşılık vermedi. Biraz geri gidip yüzüne baktım, hoşuna gitmişti. yine yaklaşıp öptüm. bu sefer gözlerini kapatmıştı. Dudakları normal bir şekildeydi ve öpüştük.

Bu seferki öpüşmemiz uzun sürmüştü ve o da dilini ağzıma sokup bir şeyler yapmak istiyordu ama dayanamadım ve öpüşmeyi kesip "şu diline sahip çık. Sadece dudaklarınla öpüş" dedim. "Çok fazla konuşuyorsun" diye karşılık verdi. "Evet" dedim, dudaklarını içeri çekti ve uzun uzun öpüşmeye başladık..

Biraz daha öpüştük falan derken, artık öpüşmekten sıkıldığını belli ederek "bana gidelim mi" dedi, "evet" dedim.
Çıkışta diğer arkadaşıyla karşılaştık ve tanıştığımıza gerçekten memnun olduğumu söyledim. Karşılık olarak bana sivri bir yüz ifadesiyle "ben de" derken, ses tonundan elinde bi bıçak olsa, gözünü bile kırpmadan orada kalbime saplayacağından şüphem yoktu.
ama ses tonunu, mimiklerini vs her şeyini boş verdim ve elimi sırtına atıp hafifçe "olur böyle şeyler, çok kafaya takma" manasında ovaladım ve Dağınık Saçlı'yla bardan çıktık.

Barın sokağında caddeye doğru bir kaç adım atmıştık ki Dağınık Saçlı bana dönüp "bana baksana senin yanında beni görenler ibneye bak diyecekler, bundan rahatsız olmuyor musun" diye sordu. "Rahatsız olmam" dedim ve üstüne başına ciddi bir şekilde bakınmaya başladım. Küçüçük çiçek desenli bir gömlek, kırmızıya çalan bir pantolon ve o günlerde giymeyeni döveceklermiş gibi herkesin ayağında olan o spor ayakkabılardan olduğunu gördüm.
Barın içinde üstüne başına çok dikkat etmemiştim ama şimdi beraber sokaktayken, gerçek bir ibne olarak gözüme görünmeye başlamıştı. Belki de o söylediği için şimdi böyle görünüyordu. Nedenini anlamadım doğrusu.

Bir kaç adım daha atmıştık ki yanımızdan geçmekte olan taksiyi durdurdu ve bindik.
O günlerde kiramı anca ödeyebildiğim için taksiye bindiğimizde biraz rahatsız oldum. Anlamış olmalıydı ki, dönüp gülümsedi. Beni rahatlatan bir kaç cümle kurdu.
Onu onaylayan cümleler sarf ettim.

Taksi ilerledikçe bir şeyler konuşmaya çalışmamız arttı. Daha doğrusu o beni konuşturmak istiyordu, ama ben ne konuşacağımı veya sorduğu sorulara nasıl cevap vereceğimi bilmiyordum. Dilim tutulmuş gibi sadece ona bakıp  duruyordum ve ne derse desin kısa cümlelerle cevaplayıp sonuna ise gülücük konduruyordum. Halimden onunla eşit bilgi seviyesinde olmadığımızı anlamış olmalıydı ki, başka bir şey sormadı. Şöföre arada bir yolu tarif etmeye devam etti, bir kaç kelime daha konuştuk. Arada ofladı pofladı ve taksi biraz daha ilerledikten sonra eve vardık.

Eve geldiğimizde, ev de saçları gibi darmadağınıktı. anlattığı kadarıyla önceki gün bir ev partisi yapmışlardı ve bu ıvırzıvır hep ordan kalmaydı. "Siktir et. açıklama yapmak zorunda değilsin" dedim. Bu ağzımdan çıkan saçma sapan ukala cümleler canını sıkmış olmalıydıki aniden tuvalete gitti ve şapır şapır işemeye başladı. Bende hiçbir şey olmamış gibi ardından içeri girdim ve uzanıp sikini tutarak "işemene yardım edeyim" deyip ensesinden öptüm.
Yaptığım hareketten şaşırmıştı ve bu yüzden ben de "her şeye şaşırıp durma" kendimi uzaydan gelmiş gibi hissediyorum dedim.
Gülümsedi ve başını çevirip dudağımdan öperken işemesini bitirdi.
Dizlerindeki pantolonu yukarı çekerken son kalan bir kaç damla çoktan bacaklarına düşmüştü ve aşağı doğru süzülüyorlardı bile.
Pantolonunu iyice çekmesine yardım ettim ve bu arada götüne iyice dayandım. O düğmesini iliklerken ben ensesini öpüyordum ve düğmesini ilikleme işi bittiğinde "hadi gel" deyip içeri doğru yürüyüp gitti.
Kendi kendime öyle kalmıştım ve içimden "götveren'e bak" diye söylenip peşinden gittim. gittiği yer de yatak odasıydı ve hiçbir şey söylemeden soyunmaya başlamıştı.
En son üzerinden bir şey kalmadığında bana dönüp "sen de soyunsana" dedi ve bende "olur" deyip yavaşça soyunmaya başladım. Pantolonumu çıkarırken yavaşça çıkardım ve iç çamaşırımı giymediğimi farketmesini istedim. Aradan bir kaç saniye geçmiştiki "altta bir şey giymiyor musun" diye sordu, gülerek "giydiğim de sıkılıyorum. o yüzden bir kaç yıldır giymiyorum" diye cevap verdim ve o da hımmmmm'ladı.

Ben soyunmamı bitirirken o çoktan çıplak kalmıştı ve yatağın yanında ayakta duruyordu.
Ona döndüm ve bakıştık, bir kaç bakışma sonrasında birbirimize doğru uzanıp öpüşmeye başladık. Sonra ben bir anda öpüşmeyi kesip yan taraftaki masanın üzerinde duran bilgisayara uzandım ve "bir parça açıcam" dedim ve youtube'a girip Buika'dan bir parça açtım ve tekrar ona döndüm.

Parça ilerlerken biz öpüşmeye başladık ve yatağa uzanıverdik. Parçanın sonlarına doğru bizim sürtünmelerimiz de artmıştı ve sürtüne sürtüne birbirimizin üstüne boşalıp yorgun argın kenarlara doğru uzanıverdik.
Kan pipimizden, tekrar beynimize doğru yol alırken kendimize geldik ve o kalkıp tekrar tuvalete gitti.
Çok fazla alkol içtiği için sürekli işeme ihtiyacı hissediyordu.

Geldiğinde ben üzerimdeki spermlerle öylece uzanmaya devam ediyordum. Bana baktı, bende spermlere baktım. Beni anlayınca gidip tuvalet kağıdı getirip uzattı bana. Üstümü falan iyice sildiğimde yüzüne bakmadan peçeteleri ona doğru uzattım. Bir şey demeden elimden aldığı gibi götürüp çöpe atıp geldi. Mimiklerinden, hareketlerime kızdığı belliydi ve doğrusu buna rağmen, kızması sikimde bile değildi. Kızmak yerine konuşmalıydı, konuşmuyordu ve böylesine saçma sapan bir hareketimi kendi kendine dert ediyordu.

Sonra gelip yanıma oturdu, benim açtığım şarkı bitmiş olduğu için bu sefer o bir şarkı açtı ve şu an hatırlamadığım bir şarkıya "harikaymış. dur ben not alayım, sonra tekrar dinleyeceğim" adında bir yalan aniden ağzımdan çıkıverdi.
O şarkıya güzel dediğim için 2 defa daha dinlemek zorunda kaldık. Allahım bu gibi anlarda nasıl böyle yalanlar söylüyorumki. dilim tutulsa ve bir kaç dakikalık işkenceler yaşamasam daha iyi olmaz mı.

Şarkıyı ikinci defa dinlerken bir kaç küçük öpücük kondurduk birbirimize. Beni gerçekten isteyerek öpüyordu, bunu anlayınca yüzüme tatlı bir sıcaklık yayıldı. Uzun zamandır sadece şehvetten dolayı öpülüyor olduğum için, yüzüme yayılıp bir kaç saniye kalan bu sıcaklığı özlediğimi farkettim ve ona utangaç bir şekilde baktım. Ona bakmamla "ne oldu" dedi, ben de "hiiiiiç" diyebildim ve o yine kalkıp dal taşak tuvalate gittik.
Geldiğinde yatağın kenarında duran spor ayakakbıları gösterip şunları giyip biraz gezinsene, spor ayakkabılı çıplak beden nasıl görünüyor görmek istiyorum dedim. Kırmadı beni giydi, içerde bir kaç tur artı ve o anda ben yataktan inip yere oturdum. O da gelip yanıma oturdu ve ikimizde çırılçıplak bir şekilde sırtımızı yatağa dayamış bir halde biraz daha oturduk.

Sonra ona yavaşça dönüp baktım ve hayran hayran gülümsedim. Nedense şimdi gözüme daha çok tatlı geliyordu. Bakmaktan kendimi alamıyordum. Hatta içimde bi sevinç patlaması yaşıyordum. Sanki onu sevmek için dünyaya gelmişim gibi hissediyordum. Öyle mutlu ve öyle aptallaşmıştımki, tüm piçliklerimi bir kenara bırakıp; derin bir nefesle iç çekerek bakınmaya devam ediyordum. Sanki dünyanın 7 harikası'ndan birini izler gibi bakıyordum.
Bu halimden biraz rahatsız olmuş gibiydi ve bunu farkettiğimde hemen piçliklerimi takınıp "gel şöyle" deyip yatağa girip, yastığın diğer köşesini gösterdim.

Devamı: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/09/part3-dagnk-saclyla-yattktan-sonra.html

17 Haziran 2015

Part1: Dağınık Saçlı ile tanışmamız

Kapıyı açıp bana gözleri ışıldar bir şekilde bakıp gülümseyince, onunla ilk tanıştığım geceyi hatırladım bir anda. Gece şöyledi:
Yine yalnızlıktan bunaldığım, bana sarılacak veya sarılacağım birini aradığım günlerdeydim. Zaten hangi günüm böyle olmamıştı ki.
Birilerine bağlılığımın olmadığı, ama yine de sevilmeyi aradığım zamanlarımın zirvesiydi bu.
Samimi bir şekilde sevildiğim, istediğim zaman çıkıp gittiğim veya geldiğim bir yuva aradığım dönemlerimdi. Hâlâ da öyle aslında. Kimsenin hayatında bir kalıcılığım yok. Kalıcı olacağımı hissetiğim anda korkuyorum ve karşımdakini terketmek için çırpınıp duruyorum. Mutlu bir şekilde yaşarken, çıkardığım arızalar bundan.
Tabii birazda damızlık olarak görülmek istemediğim için de olabilir.
Hem açıkçası, ilişki bile olsa kimseye hesap vererek yaşamak da istemiyorum.
Ama onu sevdiğimi bilsin, onu sevdiğimi sık sık söyliyeyim ama beni bir mahküm gibi hayatında tutmasın veya o bir tutuklu gibi hayatımda çakılıp kalmasın. gitsin gezsin tozsun, eğlensin gelsin. Yani ebesinin evine bile gitse sonuç olarak bana dönsün gelsin.
Ben de öyle yaşıyayım

İşte öyle bir zamanın gecesinde, beni beğendiğini fazlasıyla belli eden bir adamın yanında duruyordu. O tatlı duruşu, gülüşünün masumaneliği, bakışlarındaki piçlik, sakallarındaki boşvermişlik havası, hafif kısa saçlarının sağa sola kaçar gibi dağınık durması.. Her şeyiyle kendisine hayran olmuştum bile.

Ama bir sorunumuz vardı; çünkü benimle ilgilenmesini bırak, siklemiyordu bile.
Hatta görmemişti. bakıyor ama görmüyordu.
Kafaya takmıştım ve beni görmeliydi. Güzellikle olmazsa, zorla görecekti.
Yanında duran arkadaşı sık sık bana bakarken göz kırptım ve utangaç bir gülümsemeyle bir kaç adım atıp elimi uzattım. Benimle tanışmak için yanıp tutuştuğu her halinden belliydi. ama tip olarak pek ilgimi çekmiyordu, hatta tipine bakarak aptal biri olduğu sonucuna bile varmıştım. Bu yüzden o adını söylerken adını değil, sadece "memnun oldum" cümlesini duymuştum. Hem ilgimi çeken tip yanındaki Dağınık Saçlı'ydı.  Biz tanışırken Dağınık Saçlı'da bana döndü ve işte tam da o anda zamanı durdurdum..

Bir anda gözgöze kaldık ve gözlerini kaçırmaması için gözlerimi daha bir açarak "seninle tanışmak istiyorum"u fazlasıyla belli ettim.
Beni anlamıştı ve sanırım az önce arkadaşı için düşündüğüm "aptal biri" tanımlamasını bu sefer o benim için yaptığından olsa gerek önemsiz bir şekilde elini uzattı. elimi uzattım ve el sıkışırken kendini kastığını farkettiğim için, elini hemen kaçırmasın diye sıkı sıkı tutup sadece onun hissedebileceği şekilde hafifçe kendime çektim. Bu mecburi tanışma faslımız son bulsun diye fazla kastığından dolayı vucudu gergindi ve benim onu hafifçe kendime çekmemle, bir an bana doğru sarsıldı ve gözlerini irileştirdi. Gözlerini benimkiler gibi kocaman açtı ve dişlerimiz görünmeden birbirimize gizlice gülümsedik.
Bu sırada diğer arkadaşı benimle konuşmaya girmek için yanıp tutuşuyordu, ama ben ona arkamı dönmüştüm bile. Dağınık Saçlı ile hâlâ el sıkışık vaziyette bekliyorduk ve o artık elini tutmamdan rahatsız olmuştu.

Çekmek istediğini belli etti, inadına biraz daha sıktım ve bırakmadım. Diğer arkadaşı benden ümidini kesip, Dağınık Saçlı ile tanışmak için onu kullandığımı anlayınca bana kızdığını belli edercesine homurdanarak çekti gitti. Biz başbaşa kalmıştık ve şimdi bir şeyler konuşmanın sırasıydı.

ama ne konuşacağımı bilmiyordum. Durdum öyle, bir konu açsın diye bekledim. O da bekledi, eli hâlâ elimdeydi ve bu yüzden "artık bırakır mısın" dedi. "Hayır" dedim, bunun üzerine güldük :)
gülüşümüz sonlanırken elini yavaşça bıraktım ve o da aynı yavaşlıkta elini çekip cebine attı. Elini cebine atmıştı ki "şimdi daha mı iyisin" dedim. "Evet" dedi, "yemin et" dedim, hahahaha diye güldü, gülüşünün ardından bende güldüm.
İşte o anda artık birbirimizin yüzüne değil de, birbirimizi ne kadar istediğimizi göstermek için gözlerimizin içine bakıyorduk.

Devamı şurada: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/06/part2-dagnk-saclyla-eve-gitmek.html

15 Haziran 2015

falan filan

saçma sapan bir dönem içindeyim yine. kafam allak bullak. hani sonbaharda olsam havalardandır deyip bulutlara saydırıcam ama öyle bir mevsimde de değilizki. ne yapsam bilemedim. ne yapacağımı bilemediğim bir mevsimdeyim.

evde oturmaktan sıkılıp yeni insanlarla tanışmayı artırdığım bir döneme gireyim dedim ve öyle yaptım. ama tanıştığım bir kaç kişi beni pişman ettirdi.  sanki ben eve kapandığım bir kaç gün içinde dünya değişmiş gibi bir hisle doldum. bi bıkkınlık çöktü üzerime bir sıkılganlık sardı her yerimi.

mesela biriyle tanıştık; çocuk işte deniz harp bilmem nesinde okuyor. daha 21 inde ama yemediği yarrak, sikmediği göt kalmamış. bide görsen varya öyle bir konuşuyorki; allahım ne yapmışlar bu çocuğa dersin. bu zamane piçleri çabuk büyüyor. internet çabuk büyüttü bunları. kendimi hızlı yaşıyor sanıyordum ama ben bayaa ağır vasıtaymışım ondan emin oldum.

başka bir adamla tanıştık yine; adam bildiğin 35 yaşında ama çocuk gibi mıın kırın edip duruyor. karşılıklık otururken bi anda dövesim geldi de tuttum kendimi. allahım her şeye atarlı adam ya. dedim siktir git yoksa kötü olcak, baktı gözümün içine içine sonra, ben kılımı kıpırdatmayınca kalktı gitti.

birde internetten bi çiftle tanıştım; ibne olduğumu söylememe rağmen yapıştılar, bırakmıyorlar. muhabbetimiz de bayaa iyiydi. skype açıp karşılıklı olarak saatlerce kakara kikiri yapıp duruyorduk. işte gel zaman git zaman muhabbetimiz arttı ve bunlar dediler gel biz seni aramızda almak istiyoruz. hem sen de am'ı mamı özlemişsindir. dedim "mal mısınız. ben yarrağa alıştım, bırakmam bu dalı. hem am seviyorum zaten, sevmiyor değilim. sadece yarrak ağza sokulan bir şey olduğu için onu tercih ediyorum" dedim. yok deiler öyle olmaz, gel biz yüzyüze tanışalım sonrasına bakarız. hem bir şey yapmak zorunda da değiliz, spontan takılcaz" dediler, "tamam" dedim.

ertesi günü hoop diye buluştuk güya. adamın karısını ilk defa görcem. kadın adamla buluşmamdan 10 dakika sonra geldi oturduk, konuşuyoruz. böyle ben adamı da kamerasız görünce beğenemedim tabii, kadını ise hani uzun zamandır am'la içli dışlı olamadım diye alıcı gözle süzeyim dedim ama yapamadım. kadın adamdan güzel, ama bi iticilik var kadında. bu bahsettiğim iticilik benim ibne olmamla alakalı değil, sadece bilmediğim ve anlamadığım bir iticilik.

sonra bayaa gevezelik etmişken, onların eve gidelim deyişiyle kalktık evlerine doğru gidiyoruz. yolda jeton düştü, lan kadının götü çok büyük.sandalyeye bile oturamamıştı ve bu yüzden sürekli sağ sol ıkınarak götünü rahat ettirmeye çalışıyordu. arkadan şöyle bir bakınca adamın götü daha bi estetik, daha bir sikilir gibi geldi ama adamın da tipi kayık. sonra bu ikilemlerde kalmaktansa dedim vazgeçeyim ama bi yandan da evlerine doğru yürüyoruz. şimdi yolda dönsem olmaz, dönmesem olmaz. lan ne yapayım falan filan derken, yol üstünde bi markete denk geldik ve bunlar içecek bir şey alalım diye markete girdiler, ben de peşlerinden girdim. bunlar içecek reyonundayken ben de diğer raflara daldım ve çat diye telefonu çıkarıp arkadaşa "15 dakika sonra beni ara ve ne dersem diyeyim, ısrarla eve gelmemi iste" diye yazıp attım.
sonra tabi ben yine raflara daldım ve o sonrada onlar geldi. alacaklarımızı almış halde çıktık. eve varmıştık ki, arkadaş zırın zırın diye aradı. allahım piç nasıl da dediğimi yapıyor varya, sanki anamı kesmişler gibi "telefonda anlatamam, çabuk gelmen lazım. çok acil falan" diye bağırarak söylenip duruyor. o böyle numara yaparken ben bi ara kendimi kaptırdım, dedim acaba gerçekten bir şey mi oldu ve panikle "kusura bakmayın çıkmam lazım. galiba bir şey oldu. sonra konuşuruz olur mu" dedim ve çıktım evden.
dışarda arkadaşı arayıp "bir şey mi oldu la cidden" diye sordum, "yooooo" dedi gevşek gevşek.
bu arada evet ya uzun zamandır fındık kırmadım ve tadını da unuttum.

Gerçi böyle söylüyorum ama erkeklerle de artık sevişme dışında pek bir bok yapmıyorum. hatta bir çoğuyla sevişirken hemen asılıp osbir çekip boşalıyorum ve tüm isteğim kaçmış olduğu için de olayımız yarıda kalıyor ve ben çıkıp gidiyorum veya onlar çıkıp gidiyorlar.
yani seks hiç de zevk vermiyor artık bana.

hem saçma sapan insanlarla tanışmaktan da yoruldum. etraf; ne aradığını bilmeyen ve ne istediğini söylemekten çekinen sahte utangaçlıkla dolup taşmış yapay insanlardan geçilmiyor. (onlardan biri de benim.)
en çok da bunlar yoruyor. oysa deseki "yarrak istiyorum" çıkarıp vercez, ya da "göt istiyorum" indirip vercem ama yok. herkes yüzlerce boş gereksiz kelime arkasına saklanıp duruyor. kim olduğunu da göremiyorsun, ne olduğunu da. kırmamak için çırpınıp dururken, bi bakıyorsun ki yataktasınız. resmen adamı kırmamak için kıvırırken, bir bakıyorumki yatakta aşna fişna yapıyoruz.
yani anlıycağınız, ibne'nin mütevazisi de işte böyle oluyor.



geçen gün intiharı düşünürken yakaladım kendimi. şöyle havalı bir intihar düşünürken. ama burda anlatmıyım ya, şu anki halimden daha aptal olduğum kanaatine varacağınız için anlatmaktan vazgeçtim.

şu an da çapa da bir caminin içerisinde oturmuş bu satırları yazıyorum. dışarda bir bağrış çağrış var. içerisi o bağrışın tam tersine sakin falan.
camii'nin içinde ne işin var derseniz; bir kaç haftadır dışarda fazla sosyallikten bıktığımda kaçtığım bir yer haline geldi. genelde bir yere oturup laptopu çıkarıp işte böyle bir şeyler yazıp kaydediyorum ve sonra eve gidince yayınlıyorum veya saklıyorum bi yerlere.
camii'ler güzel valla. insanı çok rahat ettiriyor. üstelik serinler. allahım yaptıranlardan razı olsun.

14 Haziran 2015

nezaket

Sıkıldım her şeyden. Yalancıktan selamlaşmalardan, yürütmek zorunda kaldığım komşuluk ilişkilerinden, soruşmak zorunda kaldığım arkadaşlıklardan hepsinden sıkıldım. Kimsenin beni tanımadığı bir yerde sağır ve dilsiz bir adam veya hafif terelli biri olarak yeniden hayata başlamak istiyorum. 
Hafif terelli olmak güzel aslında ne azından canım istediğinde selam veririm, canım istediğinde selam alırım. hem o vıcık vıcık muhabbetlerden de kurtulmuş olurum. İçimden gülmek gelmediği için, yaptığı esprilere gülmediğim için bana kırılan insanlardan da sıkıldım.

Sıkılıyorum bu hayattan, aslında hayatten değil de, nezaketen yaptığımız her şeyin bir zorunluluğa dönüşmesi beni sıkıyor. anlıyor musun?

6 Haziran 2015

onlarca nokta

karanlığın ışığa teslim olduğu
gecenin bittiği, gündüzün başladığı anda uyandım ve durup dururken aklıma geldin,
sanki bi bok varmış gibi.

oysa ne güzel bir kaç yıl önce yaptığımız gibi yine yatıp ayrılmıştık,
şimdi sıra birazdan seni unutacak olmamdaydı.
sen de hiçbir şey olmamış gibi 5 yıldır seninle yaşayan kedilerini sevmeye başlayacaktın, 
ben dönüp yeni adamlar sevip, beni sevmedikleri için üzülecektim.
ama şimdi aklıma gelip durdun, 
sanki bi bok varmış gibi.

sabahın 5'inde o masum ve saf bakışların geldi aklıma
"bir insan bu kadar iyi olabilir mi" dedim içimden.
yani kendimden biliyorum, ben mesela iyi değilim
cennete gitmek için 10 tane karga vurdum çocukken
yılan yuvalarını dağıttım
siyah karıncalara musallat oldum, su döktüm yuvalarına
bir çocuk benim kadar kötüyken, büyüdüğünde senin kadar iyi birine denk gelmemeliydi.

dünya'da yanlış bir şeyler oluyor,
yolunda gitmeyen bir şeyler var.
yoksa, yoksa yolumdan mı çıktım ben?
seninle nasıl tekrar karşılaştık, sen olduğunu bilmeden..............................

3 Haziran 2015

Öküz Herif ve SON

Bütün aşklar bir gün bitiyor ve sen dönüp geriye baktığında arkanda gördüğün tek şey o mutlu anların oluyor.
 Tabii sadece mutlu anların olmuyor. Zaten sadece mutlu anların olsa, ilişki denilen zıkkım neden bitsin ki? diiiii mii ama.
Ben genelde mutsuz anlara odaklanmak yerine, onları mutlu olduğum anlarımla pas geçiyorum.
Tabii hepsi için böyle olmuyor, bazı mutsuzlukları da özlediğim ve şimdi dönüp baktığımda tebessüm ettirdiği oluyor. Hem zaten hayat böyle iken, neden mutsuzluklarımı yok sayayımki. Onları da ben yaşadım ve biliyorum yaşamaya da devam edeceğim.

İşte böyle. Her şey sakin sakin gelip geçiyor, ama bazıları geçmiyor, sürekli tekrarlanıp duruyor. Hep bir tekrar, hep bir yeni başa almalar. Öküz Herif'le de böyle oluyor.
Evet sevmiştim onu ve üstelik onu ilk sevdiğim günlerde, yüreğimin kıpırtılarına uyup, saçma sapan hareketler yaptığımdan habersizken, o tüm saçma sapanlığımın farkında olup benimle dalga geçerken bile bir gün beni seveceğini bilerek, bundan emin olarak sevmiştim onu.

Sevmeye de devam edeceğim sanıyordum. ama öyle olmadı. Başlagıcı olan her şeyin bir sonu vardır kuralı gereği, sona geldim ve defalarca bitirdik, başladık, bitirdik, başladık ve bu başlayıp bitirmelerimiz içimde kalan o ufacık "ya yanlış yapıyorsam"ları da alıp götürdü.

Tabii ben sevme sıramı savmışken, bu sefer o başladı. Üstelik öyle sıradan bir şekilde değil, cidden büyük bir içtenlikle sevmeye başlamıştı. Bunu hissediyordum, görüyordum. Çünkü ben de öyle sevmiştim. Onu en iyi ben anlardım ve anlamalarımı sırf o beni sevmeye başlamış olduğu için onu tekrar sevmeyi deneyerek göstermeye çalıştım. olmadı.

Bu herkes için böyle mi bilmiyorum ama işte insan bitirmelerini de boşa yapmıyor. Ondan ümidini kestiğin için bitirmiş oluyorsun, onun o duygusuzluğunu gördüğün için bitirmiş oluyorsun, sen onu sevdiğin için yanyana olmak isterken, o sadece yalnızlığını yok etmek için yanına gelmeye devam ettiği bitirmiş oluyorsun.

Durum böyle olunca da artık içinde ona karşı hiçbir şey kalmamışken, o şimdi karşına geçtiğinde onu koca bir hatadan ibaret olarak görüyorsun. Görmek istemesen bile o gösteriyor hatta seni zorluyor.
Sizi bilmem de, ben birini kolay kolay hayatımdan çıkarmam. Hatta sadece birini değil, bir eşyayı bile çıkarmam. Çünkü onda birinin emeği var, az veya çok değerlidir ve sırf bu değer için hayatımdan çıkarmamak için çırpınıp dururum. Eşyalara karşı tutumum böyleyken, insanlara karşı tutumumu varın siz düşünün. Hem zaten hatalar insanlar içinken, birini sırf hata yapıyor diye hayatından çıkarmanın o iğrenç kibrini, o gizliden gizliye yaşattığı büyüklük hissinin şeytanına verdiği zevki yaşamak bana göre değil. Bu yüzden de, birine karşı olan insani yaklaşımım kolay kolay bitmez, öyle devam etsin diye kendime yalvarır dururum.
Ama sonra işte bir şey olur, bir şey daha olur, defalarca bir şey daha olur derken artık şeytanıma yenik düşerim ve o bir zamanlar uğruna geberdiğim insan için içimde onun için beslediğim tüm iyi hislerim biter. Tabii bitince de tamamen bitiyor, üstelik bir daha başlatmam imkansız bi şekilde bitiyor.

Geçen gün de böyle oldu, işte arkadaş olalım falan ayağıyla görüşelim dedi ve bende "tabii canım, ne de olsa iki medeni insanız biz, bu kadar olsun farkımız" dedim ve buluştuk. İlk gün ufak laf sokmaları falan filan oldu çok önemsemedim. Hani adamın canı yanıyor, ister istemez de laf sokuyor dedim. Öyle böyle akşamı ettik ve çok şükür gün bitti de ayrıldık.
ikinci gün yine buluşalım dedi ve ben o anda evde olduğum içinde kalktı bana geldi. Eh me derken dakikalar geçti ve bunun laf sokmaları bildiğin hakarete vardı. sonra tabii ben o an da kendimden geçmişim. gözlerimi bi açtımki etrafı darmadağın etmişim. el önünde ne var ne yok kırıp dökmüşüm. duvarda porselen tabak parçaları saplanıp kalmış. Çok şükür tv'ye bir şey olmamış. kendime ilk geldiğimde ona bakmıştım da. Daha yeni taksidi bitmişken ona bir şey olsaydı, o az önce yaşadığım sinirle bu sefer kendimi keserdim herhalde.

Neyse işte tv'ye bir şey olmamış diye kendi kendime içimden söylenirken o da bi yandan durmuş bana bakıyordu. Meğer ben sinir krizi esnasındayken o da bana sarılıyormuş"yapma etme" falan fistan diye diye. Ama duymadımki ve üstelik kriz geçirmeme neden olan da oydu.
Öyle böyle kendime gelmişken o bana sorular sormaya falan başladı ve baktımki soru sorarken bile hala beni suçlayan sorular soruyor. Durdum ona baktım ve hiçbir şey demeden öylece kaldım. Çünkü biri anlamak istemiyorsa, konuşmanın bir anlamı yoktu. Sustum.

Biraz zaman geçtikten sonra kalktım kırık dökükleri toplamaya başladım. O da o esnada cevap ver falan deyip duruyordu.
Sonra karar verdim bir daha ne olursa olsun asla ona cevap vermeyecektim ve hiçbir zaman da bir daha da iletişime geçmeyeceğim.

Ama bir sorun vardıki evdeydik ve o da "cevap ver, niye susuyorsun, niye beni görmezlikten geliyorsun,niye bana yok muşum gibi davranıyorsun" falan filan deyip duruyordu.
Susmaya devam ettim, hiçbir şey demedim. bugüne kadar konuştum da ne bok oldu. İnsan olduğumuzu ve insanlığımızı unutmadan, karşımızdakini kırmadan iletişimi devam ettirmemiz gerektiğini o kadar yalvararak anlattım, hiç dinlemedi, sikine bile takmadı. Her defasında yine de kendi bildiği hayvani şekliyle devam etti, madem öyle işte alsana artık ne bok yersen ye. İstediğin kadar kırıcı konuş, istediğin kadar laf sok. Hiç cevap vermeyeceğim, artık benim için yoksun ve hiçbir zaman da olmayacaksın.

Sonra işte bilmem ne kadar zaman geçti aradan, o da böyle söylenmeye devam ediyordu. Ben bu süre boyunca evi temizledim ve tüm kırık dökükleri çıkarıp kapıya bıraktım. Sonra da oturdum bilgisayarımın başına ve saçma sapan sitelerde onun mızmızlanmaları eşliğinde gezinip durdum. O ise hala "ben sana ne yaptım, niye bana böyle davranıyorsun, niye yok muşum gibi davranıyorsun" demekle meşguldü.

En sonunda yalvarmalarından "birinde kalk dışarı çıkalım, tamam konuşma benimle. ama kalk bi hava alalım, ikimize de iyi gelir" dedi ve tatatatam cin gibi bir fikir aklıma geldi. Kalktım üstümü giydim, o da benim dışarı çıkmak istediğimi anladı ve beraber giyinip kapıdan çıktık. Tam çıktığımız anda da o arkasını döndüğü gibi ben tekrar eve girip kapıyı da arkadan kitledim ve onu evimden dışarı çıkarmış oldum.
Kapının öte tarafından bir kaç defa "yapma böyle" falan deyip zil çaldı ama siklemedim.
Bu bizim için bir SON'du işte.