Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

20 Mayıs 2015

mavigözlü melek (3)

şurdan devam edip geldim: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/05/mavigozlu-melek-2.html

Aradan bir kaç ay geçmişti ki tekrar aradı. İstanbul'a gelmeyi düşündüğünü söyleyip durdu.
Önce kemkümledim ve bu yüzden net bir şey diyemedim, ama sonrasında; bana bel bağlayarak gelmemesi için "sen bilirsin, hayat senin hayatın" gibi şeyler söyleyip, sorumluluğunu almayacağımı, anlaması gerektiğini umduğum klasik cümleler kurdum.

Ama beni dinlememiş gibi, her halükârda yeni bir düzen kurmak için etrafa bakınıp durduğu, yaşadığı o kendisine ait olmayan bok gibi hayattan kurtulmak istediğini belli ettiği yepyeni cümleleri ard arda sıralayıp durdu. Benden, ona kapılarımın açık olduğunu belli eden bir işaret fişeği bekliyordu, ama hayır nemrutlaşmıştım.

Çünkü buraya gelirse ona sahip çıkamayacaktım, onu asla tutamayacaktım. Ben onun için sadece bir basamak görevi görecektim. Ben de kalacağı süre boyunca, sistemin kurbanı olduğundan habersiz etrafa dağılmış olan diğer doğulu sahipsiz zavallı fakir orospularla kontağa geçecek ve çok geçmeden de bir sonraki basamağa adımını attığında bir daha dönüp bana bakmayacaktı bile.

Tabii dönüp bana bakması veya bakma-ması sorun değil, ama her basamağın onu değiştireceğinden habersizdi.  Her basamak onu saflığından biraz daha uzaklaştıracaktı. Hayatını ibne olmaktan ibaretmişcesine geçirmeye başlayacaktı. Şu an ki normal sıkıcı hayatından ne kadar uzaklaştığını ise, bir ihtimal yıllar sonra anca belki görebilecekti. Üstelik gördüğü anda ise, iş işten çoktan geçmiş olacaktı.
İşte bu gibi yüzlerce sebepten dolayı da açıkçası gelmesini istemiyordum.

Tüm bunlara rağmen bir yandan da gelmesini istiyordum tabii. Hem zaten orada o bok gibi hayatı yaşamayı hak etmiyordu, sırf o güzel donuk mavi gözlerinin hatrına ona sahip çıkmaya razıydım. ama tabii bunu ona söylemeyecektim.
Hiç söylemedim, söyleyemedim..
Çünkü yarın öbür gün aniden çıkıp gelmesinin karşılığında, allak bullak bir şekilde değişmiş olan hayatının sorumluluğunu bana atmaması için ona böyle olumsuz cümlelerle cevap veriyor ve her halükârda yanında olmayacağımı belli eden nemrut cümleler kuruyordum.

Ama benim cümlelerimin aksine kalkıp gelmesini de istiyordum. Tüm bu firavun cümlelerime rağmen kalkıp geldikten sonra ise ona seve seve sahip çıkacaktım. Çünkü kaderini kendisinin yazması gerektiğini öğrenmesi, anlaması gerekiyordu.
Bunun farkında olmadan ise, daha ortada fol yok, yumurta yokken benden ona sahip çıkma garantisi istiyordu.
Ve bu kadar fazla garantici olması, erken kaybedenlerden olmasını sağlayacaktı. bundan da hiç haberi yoktu..

Sonra konuşmamız uzadı gitti, farklı zamanlarda bir kaç defa ben de onu aradım, yine aynı şeyleri konuştuk durduk, yine aynı nemrut tavrımı takınarak konuştum.
Ona bu konuşmamızda da "hayat senin hayatın" cümlesini kurduğumda "hımmmmm" diyerek sustu ve sonrada telefonu kapadık.

Telefonu kapatmamızın üzerinden15-16 ay gibi bir süre geçti ve bir daha araşmadık, konuşmadık. Kendi sıkıcı hayatımın içinde kaybolup gittim, onu da tamamen unuttum.
Hatta bir gün telefonumu kurcalarken onun adını gördüm ve bu kim ki deyip hatırlamayınca da numarayı sildim.
Adını silişimin üzerinden 13 gün geçmiştiki, İstanbul'a beraber gelmiş oldukları o arkadaşı tekrar İstanbul'a geldiğinde leş bir mekanda karşılaştık. "Neler yapıyorsun" konulu sırf soruşmuş olmak adlı klasik cümlelerimiz ağzımızdan otomatikman çıkarken, sırf muhabbet uzasın diye "mavigözlü ne yapıyor, nasıl gidiyor" diye soruverdim ve benim sırf sormuş olmak için sormamla beraber, o her zaman olup biten bir şeyden bahseder gibi "geçen yıl intihar etti" dedi.
dondum kaldım.

"nasıl yani? ama onun çok güzel donuk mavigözleri vardı. sırf o güzel gözlerinin hatrına 23 yaşına bastıktan bir kaç gün sonra ölemezdi ki?" diyecek oldum ama onun o kendisine çıkış arayan çaylak hali geldi gözlerimin önüne. o fıldır fıldır kaçış yeri aradığı ruhunu hissettim. öyle durdum baktım arkadaşına. bir şey diyemedim. elimi ceplerime atıp avuç içimi açarak içimden bir fatiha okudum mavigözlü'nün ruhuna..

kendime geldiğimde sorularım ardı ardına ağzımdan çıktı. cevabını aldığım her soru, içimi biraz daha deşti. meğer kazandığı okul zaten iki yıllık bir okuldu ve ailesine "4 yıllık inşaat mühendisliği kazandım vs" diyerek aslında onlardan kurtulmak için Erzurum'a okula gitmiş. Tabii okul bu, sayılı günlerde çabuk geçmiş gitmiş. Ailesini en fazla 4 yıl oyalayabilmiş. 4 yıl dolduğunda ise ailesinin yanına dönmek yerine, Erzurum'u bırakıp İzmir'e gitmiş.

Yani bana İstanbul'a gelmek istediğini söylediği günlerin ertesinde İzmir'e gidip yerleşmiş. Tabii oraya yerleştikten sonra da internetten tanıştığı saçma sapan gay gruplarıyla da arkadaşlığını pekiştirmiş ve bir süre sonra İstanbul'a gelmiş.
İstanbul'daki bok çukurundan ibaret gay ortamlarında ailesi sandığı ama aslında hepsi birer vampir olan insanlarla iyice sıkı fıkı olup öyle yaşamaya başlamış.

Tabii vampirler onu rahat bırakmamışlar ve yaşadıkları bir kaç kişisel sorundan sonrada mavigözlü'nün ailesini arayıp "oğlunuz ibne oldu, götünü siktiriyor" deyince de ailesiyle zaten başı dertte olan mavigözlü, o günden sonra ise kendi kendine hepten bir çıkmaza girmiş. Bu olayın ardından geçen bir kaç günün sonrasındaki sabah ise evde intihar etmişken bulunmuş..

Ölümünde belki benim de payım oldu, ama ölümüne direkt sebep olanların..
Neyse beddua etmiycem, allah büyüktür.
Öldüğünü öğrendikten sonra internete bakındım ve hakkındaki bir kaç haberi gördüm.

Ekşi sözlük linki: https://eksisozluk.com/arda-efe--4282452

Ötekilerin Postası: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=607041166033373 





4 yorum:

Adsız dedi ki...

gerçek mi bu?

Adsız dedi ki...

Keşke ölüm düşmese kimsenin payına , hem daha güzel olmaz mı ? Kaç kere düşündüm hatırlamıyorum intihar etmeyi . Hep yok lan sende o göt , intihar cesaret ister derdim kendime , ama mevzuu daha derin daha karmaşık . Hesap cesaretli olmada değil zaten olmaya ne var herkeste vardır bir heyecan cesareti , hesap hayattan umutlu olmakta . Beklentin varsa , bir ışık yanıyorsa senin için intihar edemezsin , bir umut varsa hep yaşamak istersin , elinde değil olur bu , bende hep böyle oldu mesela . O çocuğun umudunu yok edenlerin umutlarını sikeyim , daha yazardım da tobee . Ulan ben öyle ailenin de , sinirlendim ben .

Adsız dedi ki...

Genç ölmek güzel ya.. Hep genç ve hayatın çirkinliklerinden uzakta

Adsız dedi ki...

Genç ölmek güzel ya.. Hep genç ve hayatın çirkinliklerinden uzakta