Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

29 Haziran 2014

oruç tutmak bu değil.

ohh çok şükür Ramazan Ayı'na girdik. dün ilk orucumu tuttum, bugün ise ne yazıkki dün geceki seksden sonra duş alamadan uyuya kaldığım için oruç tutamadım.
Yalnız ramazan'a girdik girmesine de; sanki bazı müslüman kardeşlerim ramazan'a değil, ramazan onlara  girmiş gibi davranmaya başladı. Çünkü daha ilk günden etrafa sataşmalar, vurup kırmalar başladı bile.

Ay nasıl gıcık oluyorum şu "oruç tuttum diye herkes bana saygı duysun, en çok bana saygı duyulsun" triplerinden. Yarrağım ne biçim müslümansın sen ya. İki rekat namaz kıldın diye cihan padişahı mı oldun. İki gün aç kaldın diye, herkesin senin karşında el pençe ayakta dikilmesi, seni yolda görünce hemen kenarlara kaçışıp yol vermesi mi gerekir? Bi silkelen, bi kendine gel hayvan. 

Ne bu abi oruç tuttun diye her önüne gelenle kavga etmek, ona buna sataşmak. Valla orucunuzu bahane edip birilerinin kalbini kıracaksanız, hiç oruç tutmayın daha iyi. Yoksa kavga gürültü ederek tuttuğunuz orucun, allahımız karşısında zerre miskal kıymeti yok onu bilin yani.

Bir de bahane olarak da açlıklarını öne sürüyorlar. Ya afedersin ama seni aç karna bi sikerim gözün doyar bir daha acıkmazsın valla. amk koduğumun piçi. Sen kendini ne sanıyorsun göt lalesi. Neymiş açlık başına vurmuşmuş. Lan yarrağım, oruç denilince sen oruç'u ne sanıyorsun ki? Zaten oruç demek, bir anlamıyla da açlıkla terbiye edilmek değil mi?

Allahım ya orucun "hem oruç tutup, hem de aç kaldım, sinirlerim bozuldu, etrafa sataşayım, onun bunun kalbini kırayım da rahatlıyayım" demek olduğunu mu sanıyorsun. Tabiiki aç kalacaksın sinirlerin alt üst olacak, tabiki açlık başına vuracak. Ama açlık başına vuruyor diye, sen de gidip birinin başına vuramazsın. Çünkü orucun öyle bir özelliği yok.

Yani; aç kalcan ve kimyan bozulacak, sen de o arada kendine sahip çıkıp nefsini alt edeceksin. Böyle olunca da oruç tutmuş sayılırsın. Ama öteki türlü kusura bakma oruç tutmuş sayılmazsın, bunun yerine sadece babayı tutmuş sayılırsın.

27 Haziran 2014

ev taşımak, kemalizm, halk tv ve ibneliğim

Şu ev meselesine kendimi iyice verdim ve hafta sonu gidip ev sahibiyle tanıştım. Ev sahibim kocasıyla gelmişti ve yaşlı adam tam bir kılıbıktı. Kadın höyt dese adam hemen ortadan kayboluyordu. Adamın aksine kadın ise tam bir cadaloz. Tam bir kaltak, tam bir şıllık tatlısı. O kadar paragöz bir kadınki; allahım yarabbim insan bu kadının eline düştüğü an, kiloduna kadar varı yoğu ne varsa her şeyini ona bırakıp kaçmak isteyebilirdi. Çünkü bana vereceği evi anlata anlata bitiremedi. Oysa ev gözümün önündeydi, içindyedik ama o sanki evi altın kaplamaymış gibi anltıyor, bir türlü noktayı koyamıyordu.

Son evini övme işlemleri bitince, sıra bana geldi. Kim olduğumu, ne iş yaptığımı, nerde oturduğumu, neden istanbul'da yaşadığımı, evde kaç kişi kalacağımı, kirayı nasıl ödeyeceğimi, arkadaşlarımın olup olmadığını, kaç kardeş olduğumuzu, benden başka kaç kişinin ailemden istanbul'da yaşadığına kadar onlarca soru sordu. Ailem konusunda o kadar abartılı sorular sorduki nerdeyse Hz. Adem'e kadar olan kütüğümü çıkaracaktık.

Yemin ederim kadın normal sıradan bir ev sahibi değil de, gayet bir MİT mensubu gibiydi. O kadar çok soru sorduki bir ara cinayet işlemiş olduğumdan bile şüphelendim.
Zaten bu kadar çok soru niye sorulabilirdiki. Sonuçta evi kiralamak için kadının kiralık vereceği evde buluşmuştuk ve ben de gayet sade bir şekilde, üzerimde bir kot, bi tişörtle kadının karşısındaydım. Ama hanımefendi artık csi:new york veya csi:las vegas  izlemiş olmalıki bırbırbır durmadan konuştu, durmadan sordu da sordu. Öyle çok soru sorduki; kadının kocası bir ara utancından dışarı çıktı gitti, yarım saat sonra döndü geldi ve benim hala sorguda olduğumu görünce, karısının onu görmediğinden emin olarak bana bakıp utancından dudaklarını büktü.
Adamın bu halini görünce, ona acıdım ve kadına sabr ederek, sorularını cevaplamaya devam ettim. Ama sabrıma karşılık kadın işi abarttı durmak bilmedi. Bir ara kişilik haklarıma alttan alttan musallat olunca, ben de dayanamayarrak "kiraya verecek misiniz" demek zorunda kaldım. Tabii kadın biraz şaşırdı falan ve sadede gelip "kiraya veriyorum" dedi de, oturup emlakçının hazırlamış olduğu kira sözleşmesini imzaladık.

Özetle evi tuttum ve haftaya taşınıyorum.
Kadının yüzünü görmemek için de kira parasını da her ay bankadan otomatik ödeme talimatıyla ödeyeceğim. Zaten kadın da "kirayı ödediğiniz müddetçe sorun olmaz, gelip rahatsız etmeyiz" dedi. Bende "kirayı ödediğim müddetçe zaten sorun olmasını beklemiyorum. Eğer ödemezsem de yasal işlemlere başlamak en doğrusu" dedim ve kadını alt dudağını ısırıverdi.
Ahaha sikerim götünü, yani tamam bir ev kiralıyorum ama kimseye köle olacak değilim. Siktir git beyinsiz ya. Neyse çok takılmıycam ona.

Hazır o evi tutmuşken, bu evi de toparlamaya başladım. Toparlarken farkettimki meğer benim bir televizyonum varmış.Üstelik küçük falan da değil, bildiğin LCD tv ve gayet de karşımda duruyor. Ama nasıl olduysa ben onu öyle bir unutmuşum ki öyle orada koskocaman haliyle karşımda durmasına rağmen onu görememişim. Yani daha doğrusu sanırım sadece geceleri odam çok karanlık olduğunda gece lambası niyetine tv'yi açıp uyuyorum. Çünkü normal olarak tv falan hiç izlemiyorum. bir de bir ara bilgisayarı tv'ye bağlayıp film izliyordum. ama sonra bunun da iyice aptal şapşal bir uğraş olduğu fikrine kapılınca tv'ye takmaktan da vazgeçip, filmleri de bilgisayardan izlemeye devam ettim ve güzelim tv'de oldu bana gece lambası çıktı.

Gerçi böyle diyorum ama aslında sevgilim bana geldiğinde de kullanıyoruz. Özellikle onun Halk Tv izlemesi gerekiyor. Yoksa nefes alamama gibi bir sıkıntısı var. Resmen adam dünyayı Halk Tv'den ibaret sanıyor. Ben ise o anlarda sinir harbi yaşıyorum.
Ay allah aşkına Halk Tv ne oluyor ya. Yani tamam Tayyip'i ben de sevmiyorum, ama Halk Tv izleyecek kadar da kendimden nefret etmiyorum. Kendime kin duymuyorum. Bence halk tv tayyip'den nefret edenlerin ruhsal mastürbasyon yapmak için izlediği saçma sapan bir kanaldan başka bir şey değil. 

Bir de benim Öküz'ün HalkTv'deki  her söyleneni mutlak doğru sanması varki "allahım sana geliyorum" dediğim oluyor. Oysa bence Halk Tv'dense Flash Tv daha dürüst ve yayın ilkeleri olan bir kanal gibi geliyor bana.
Eve geldiği gibi halk tv açtığı için kavga ediyoruz, sonra halk tv kapanıyor ve normal hayatımıza dönüyoruz. Buna rağmen her defasında yine açıyor. Ben de yine kavga ediyorum.
Ahh benim akılsız başım, seve seve kemalist bir yobaz sevdim.

20 Haziran 2014

Cihangir seni yenemedim :(

Her şeyden bıktım iyice. Bu ev de sıkıyor zaten beni. Evin sıkması aslında kirasından dolayı, yoksa kocaman ev niye siksin beni. Sıkma nedeni de şu ki: ev arkadaşım ayrıldığından  bu yana kirayı ödemekte zorluk çekiyorum. Ev arkadaşı bulur, idare ederim diye durdum ama birini bulmak da zor yahu. Bu kiraya bu evde durmak ise daha zor. Düşündüm taşındım da, zaten birini bulup tekrar ev arkadaşı olmaktansa, ben daha uygun bir eve taşınsam aradaki farkla da, ihtiyaçlarım olduğunda hemen alsam, günümü gün ederek yaşasam daha iyi olur.

Hem zaten Öküz Herif'de bana gelip bir daha bir yere gitmiyor, bazen günlerce ben de kalıyor. bu şartlar altında birini ev arkadaşı olarak almak ise pek mantıklı değil. Öküz bende kaldığı için geçen ay kiraya sıkışınca, bende ona kiraya sıkıştığımı söyledim ve o da destek çıktı. ama tabii benim söylemeden onun yardım etmesi daha şık olurdu da. Ne yazıkki kira zamanı gelmişti ve Öküz ise, değirmenimin suyunu pek sormuyor, sadece yatağa girip girmeyeceğimle ilgileniyordu.

Neyse ki Öküz benim ona yalvarırcasına söylememden sonra kirayı ödeyince, biraz rahatladım ve aslında  bu evde beraber yaşayıp gideriz diye de düşündüm. Ama sonra baktım, aslında bu pek mantıklı değil, zaten kendisi de kiranın yüksekliğinden şikayet edip duruyor. Sonra ben de kendi kendime bir karar aldım ve en iyisi bu evin 3 te bir fiyatına, cihangir'den daha kenar mahallede başka bir kiralık ev bulup oraya taşınmak olur diye söylenerek, internetten ev bakmaya başladım. Zaten insan para göz değilse ve başka bir sıkıntı olmazsa kenar mahallelerde kira ödemek daha kolay oluyor. Yaşamak ise gayet buradan farksız bir şekilde sürüp gidiyor.

O yüzden bu ara yeni ev bulma telaşlarındayım. Hem zaten bu kocaman evde geceleri yalnız kalmak insana fena koyuyor. Üstelik evde ben tek başıma kaldığım gecelerde, diğer odaların boş olması fena koyuyor. Çünkü kocaman kira yine aklımı çeliyor ve odalar boş olunca da  sanki paramı çöpe atıyormuşum gibi bir şeyler hissedip duruyorum. Aman neyse koy götüne gitsin. Kutu gibi bir ev bulup orda kimseye el açmadan yaşamak en güzeli olacak.

İşte bu düşünceler arasında yeni ev aramalarım başladı ve bir kaç tane de buldum aslında. Bu hafta sonu bir iki tanesine bakıcam. Aslında bir tanesini gittim gördüm ve hatta beğendim bile. Ama ev sahibi olmayınca emlakçıyla bakıp çıktık. Hafta sonu ev sahibi gelecek onunla eve bakacağız, o da bana bakacak ve beni beğenirse evi bana verecek. Ev konusunda durum bu yani.

Hem kirası da uygundu. 650 tl'ye 2+1 baya iyi duruyor. Zaten toplam 70 metrekare neyime yetmeyecek ki. Eşyam da yok fazla. Sadece koltuklar ve mutfak için beyaz eşya vs var. Bir de geçen aylarda arkadaşımın çöpe atmaya hazırlandığı ama benim "dur atma benim eve götürelim" dediğim tek kişilik yatak var. İşte böyle yuvarlanıp gidiyoruz.

Öküz de bende duruyor. Ona da diycem eğer işine geliyorsa ve benimle yaşayacaksan, masrafları beraber karşılayacağız. Gerçi o bu tür konuşmaları sevmez, genelde hemen  bunu yanlış yerlere çeker ve olayı sanki bir talan varmış durumlarına sokar. Kendisine ben bakınca sorun olmuyor, ama ona "bu evde benimle yaşayacaksan, her şeyi fiftilememiz lazım" dediğimde kıyamet kopuyor. Oysa hayat müşterektir diye sloganlar atanda kendisinden başkası değil. ammına koduğumun hayatın müşterekliği sadece yatakta aklına gelenlere de fena gıcık olurum ya neyse.

Neyse hafta sonu olsun da bakalım, ev sahibi bana evi verecek mi?
Çünkü bekar olduğumu duyunca bir ikilemli konuşmuş. Ben de bir sürü yalan malan sıraladım. Evi tutmak için beni yalan söylemek zorunda bırakan düzenin de götüne çomak sokayım.
Neyse hafta sonu olsun, hayrlısı olsun.

18 Haziran 2014

kim lolipop sevmez ki?

Az önce biri yazılardan birine yorum yaparken bana "paçoz" dedi de bende öyle oturdum azcık düşündüm de adam veya kadın haklı. Yani gerçekten paçozun pisliğin tekiyim. Mesela sevgilimle haftada 4 gün kavga ederiz. Hemde benim kavgalarım da söylenen cümlelerin içinde canım geçmez, gayet bildiğin ağzıma geleni söylerim. Yani zaten aklımda olmadığı için o an kızgınlıktan ağzıma ilk gelen kelimelerden cümleler kurup çatdadanak söylerim. Bazen düşünüyorum da adam nasıl bana dayanıyor hiç anlamıyorum. Yani gerçekten onda Eyüp sabrı falan olsa gerek, yoksa ben olsam kendime dayanamam.

Gerçi zaten dayanamıyorum da. Böyle ufak tefek bir kavga ederken bi bakıyorum ben o anı birinci dünya savaşına çevirmişim bile. Ve hatta bunun üstüne bir de "defol git evimden, bir daha gelme. eşyalarını topla siktir git" falan filanlı yorumlar yapıyorum. Hatta daha şu geçtiğimiz 10 gün içerisinde 2sefer siktir çektim "bitti ayrılıyorum, bir daha yüzünü görmek istemiyorum" falan filan dedim ama ertesi gün bir geldi sarıldık falan her şey geçti.

Benim kızmalarımda böyle oluyor. Yani o kadar sinir minir oluyorum, bazen ona olan sinirimden kendi kendimi ellerimle boğasım geliyor ama sonra adam gelip bana bi sarılıyorki her şey bitiyor. Böyle sanki 1 saat önce küfürler eden, bas bas bağıran ben değilmişim gibi oluveriyoruz.
Zaten her zaman ilk olarak o sarılıyor bana. Hatta zorla sarılıyor ve o sarılırken ben onu itmekle küfür etmekle meşgul oluyorum. Ama sonra inadıma sarmaya devam edince sakinleşiyorum ve bende ona sarılıyorum.

Piç her defasında beni böyle sarılarak kandırıyor. Ama yani bilmiyorum galiba bende onu seviyorum. Yani ne bileyim ya, işte içimde kıpır kıpır garip şeyler var ona karşı. Ama bu kıpırtıya karşın yine de başkalarıyla yatma girişimlerimiz devam ediyor.

O bana 3lü sex yapalım diyor, ben ise hayır olmaz diyorum. Çünkü geçen birini aldık kucağımıza böyle seviyoruz falan ama benim gözler bizim öküz'den ayrılmıyorki; sürekli içimden "acaba bana dokunduğu gibi ona da dokunacak mı, beni öptüğü gibi onu da öpecek mi?" gibi düşünceler aklıma geldi durdu. Sürekli onun hareketlerine, ses tonuna, mimiklerine her şeyine bakındım durdum. Zaten en sonunda da dayanamadım ve gıcıklık edip "yeter yeter" deyip 3ümüzü ayırdım ve adamı postaladık.

Ertesi günlerde bu hareketimin nedenini düşünmeye başladım da; sanırım bu 3lü seks olayını sevmememin asıl nedeni onu başkasıyla paylaşmaya dayanamıyorum. Hani tamam belki benden gizli de bir boklar çeviriyor olabilir, ama benim yanımda bok yemesine dayanamıyorum. Hele bana dokunduğu gibi başkasına dokunmasına, beni öptüğü gibi başkasını öpmesine, hiiiiiç dayanamıyorum.

Ama bir yandan da benim götüm de kaşınmaya devam ediyor. Onu başkasıyla paylaşmam falan diyorum ama kendimi resmen kamu malı ilan ettim gitti. Çünkü geçen gün biriyle yattım, hatta ondan önceki haftada biriyle yattım. Aslında yatmak değildi. Sadece öpüştük. Öpüşürken de çok ileri gitmemek adına, ben hemen pipetimi çıkarıp osbir çekip boşaldım ve bunu neden yaptığımı düşünmeye başladım. Yani sonuçta sevgilim var ve ben buna rağmen neden bir başka arayış içindeyim ki? Sevgilim varken neden bir başkasıyla yatmaya, bir başkasını ayartmaya çalışıyorum ki. Böyle düşüne düşüne sebebini de buldum.

Sebebi: bizim öküz kilolu bir gergedan gibi ve bildiğin göbeği de sikini kapatıyor. Adam eğilse sikini göremez, hatta sikini görmek için yere bir ayna koması lazım. O kadar göbekli. Durum böyle olunca da siki olduğundan daha küçük görünüyor. Geçen gün bende ona "ya öff biraz kilo verde sikin büyük görünsün" dedim. O nedenini sorunca da "ee çünkü canım yarrak yalamak istiyor ama senin yarrak küçük olduğu için yalayasım gelmiyor. En azından sen bir kaç kilo verde sikin biraz ortaya çıksın. Yoksa böyle olmaz. ben de yarrak yalamak istiyorum. Zaten yarrak yalamayı da seviyorum. ama seninle ilişkimden sonra yarrak yalayamaz oldum. çünkü yarrağın küçük ve yalayasım gelmiyor. yarrak da yalamayacaksam ibne olmamın ne anlamı var ki?" diye biraz çıkıştım.

Tabii o güldü bana. Ama doğrusu bu abi: sonuçta ben bi ibneyim ve erkeklerden hoşlanmamın en büyük nedeni yarraklarının olması. Çünkü yarrak çok estetik, çok muhteşem bir şey. Onu ağızda tutmak ise bambaşka bir şey. Tadan bilir.
Öte yandan işin şaka makasını geçeyim; cidden yarrak yalamayı seviyorum. Tabii seviyorum derken önüme her çıkan yarrağı değil. Genelde kendi yarrağım gibi düzgün ve iri yarrakları seviyorum. Sırf yarrağı çirkin diye ayrıldığım adamlar, yatakta çıplak bırakıp iyi geceler dediğim tek gecelikler bile oldu. Ama doğrusu bu.
Çünkü bence yarrak dediğin şeyin en azından ağzımı doldurması lazım ve üstelik kocaman yarraklar gözü de doyuruyor. Ama bizim öküz'de böyle yarrak yok ve tabii kilolu da olunca yarrağı oluyor, pipi. Oysa ben pipi değil, yarrak seviyorum

Ayy neyse ben konuyu çok fazla dağıt mıyım. İyice pornografiğe bağladım durayım.
Her neyse işte sebebe dönecek olursak; ben yarrak sevince ve bizim öküz'ün yarrağı da olmayınca benim arayışlar başlıyor ve ağzıma göre birini buluncaya kadar da durmuyor. Yani tamam 2-3 ay kendimi tutuyorum ve kimseyle yatmıyorum ama sonra bende de bi patlama oluyor. Yarraksızlık başıma vuruyor.

İşte durum bu; yani benim başkasıyla yatma girişimlerimin nedeni aslında; bir süreliğine de olsa ağzımı kapalı tutacak bir yarrak bulmak. Yoksa sanırım ben bizim öküz'ü zor aldatırım.
Gerçi benim ruhumda da var bi yamukluk, ama bence şu anki onu aldatma sebeplerimin başında onun küçük yarraklı oluşu geliyor.
Neyse anam benden bugünlük bu kadar.

Ha bi dakka yazıyı bitirdim ama aklıma şimdi geldi: şu "aktifim yalamam etmem" diyen dangalakları da anlamıyorum. Lan ne biçim ibnesin dalyarak. Çünkü ibnelik demek yarrakdan hoşlanmaktır. "Sadece siker geçerim" demen ise senin aslında kadınlardan yüz bulmadığın için erkeklerle beraber olduğunu göstergesidir. Lan kadınlardan yüz bulamadığı için göt siken piçden ise zaten hayr gelmez. Dur ben sinir oluyorum. İyisi mi yazıyı noktalıyım.

10 Haziran 2014

Alırım başımı giderim efeler gibi heeey, efeler gibi heeeeeeeyyyy

Ona karşı ne hissettiğimi veya ne hissedeceğimi bilmiyorum. Doğrusu ayrılalım mı birleşelim mi ondan da emin değilim. Bazen gitsin hiç gelmesin istiyorum, bazen de bendeyken hiç gitmesin, hep bende kalsın beraber bu evde ölünceye kadar  yaşayalım istiyorum. Öyle karmaşık bir şeyki, bazen ona karşı ne hissettiğimi bende bilmiyorum.
Yani seviyor muyum, sevmiyor muyum onu da bilmiyorum. Çünkü bazen onu düşündüğümde sevdiğimden emin oluyorum. Hatta öyle bir emin olmakki, o olmasa sanki nefes alamayacakmışım gibi hissediyorum.
Bazen de işte siktirsin gitsin ebesinin yoluna diyorum. Sonuçta o yokken de yaşıyordum, o olmasa da yaşamaya devam edeceğim diyorum. Yani sikimdeymiş veya değilmiş değil de, işte ne bileyim salla gitsin diyorum. Ama işte öyle olmuyor. 

Yaşamak ile yazmak arasında çok büyük bir boşluk var. Ne hissettiğini tam olarak anlatacak kelimeleri hiçbir zaman bulamıyorsun. Adeta kelimeler kısırlaşıyor. İçindekini dışarıya veremiyorsun. En iyisi ise kendini bazen koyverip sokaklarda kaybolmak oluyor. Çünkü dışarı atman gereken şeyler oluyor. Öyle bir dışarı atmak ki artık erkek olmana rağmen bir doğum sancısı tutturuyor. Canın yanmıyor ama bunun yerine ruhun sıkılıyor, ruhun paramparça oluyor. Hatta ruhun bile sana ağır geliyor. Bedenin ona sanki hapishane oluyor. Bedeninden kurtulmak, onsuz da olsa sokaklarda avare gibi dolaşmak, kanatsız bedensizce uçup gitmek istiyorsun.

Aslında geçen gün de işte aynen böyle bir şey oldu.
Adeta kendimi hissedemedim. Sanki kayboldum. Sarhoşluk yaşamadığım için "sarhoş gibiydim" desem yalan olur. Ama kafam yerinde değildi. Beynim bedenimi algılayamıyordu. Adeta bedenim bana ağırlık yapan bir boktan başka bir şey değildi. Ondan kurtulmak istiyordum. Resmen bedenim beni sıkıyordu. Çünkü kendime dokunduğumda kendimi hissedemiyordum. Dışarı çıktım hava alıp iyileşirim diye, ama olmadı. 
 İnsanların içine karışırsam belki daha iyi gelir diye düşündüm ama o da olmadı. Onlara durmadan çarptım olmadı, bakıp güldüm olmadı. 
En son güldüğümde bir midyeci beni çağırdı yanına. İstiklaldeydim o an. Durmadan hapşuruyordum da ve belki de hapşuruğumu bahane etmiş kendi kendime gülüyordum. 
Gülerken bi yandan da çıplak kolumla tükürüklerimin insanlara bulaşmasını engellemeye çalışıyordum, ama tükürüklerimi de hissetmiyordum. Sadece görüntü olarak kolumun üzerinde irili ufaklı birer baloncuk olarak vardılar. 
Bedenim gibi, ellerim gibi, diğer insanlar ve şeyler gibi. Her şey vardı, yok diyemiyordum ama hissetmiyordum da. O an düşündüm de görünen ama hissedeilemeyen şeyler için "yok" diyebilir misin? 
Çünkü her şey sadece birer görüntü olarak varlardı ve bu bana sıkıcı geliyordu. Ruhum sıkılıyordu, ben kendime gülmek için bahane bulmuştum ve iki adım ilerdeki midyeci bana "gel gel" diye gülerek işaretler yapıyordu. Baygın baygın midyeciye bakarken hoş bir tip olduğunu ve belki eğlenebileceğimizi de düşünerek, gülüşümün büyümesine, gözlerimin birer daha baygınlaşmasına izin verirken yüzümün hepsini bir meyhoş dalga alıverdi. 

O an ve gülüşümle beraber, midyecinin de gülüşünün yüzünde gittikçe büyüdüğünü farkedip, ona doğru kalmış olan 2 adımı da attım. 
Bir şeyler söylediğini anımsıyorum. Sanırım ne yaptığımı ve nasıl olduğumu sorup duruyordu. 
Ona cevap vermek istememe rağmen cevap veremediğimi anımsıyorum. Duyduğum, ne sorduğunu çok iyi anladığım, cevaplarını bildiğim, aman neyi nasıl diyeceğimi bilmediğim, aslında dilimin dönmediği  bir an yaşadığımı hissediyorum. 
Bunun üzerine gözlerimin uzun gelen bir kaç salise daha kapanıp kapanıp açıldığını ve durduğum yerde sallandığımı farkettim. Gülüşlerimin yüzümde gittikçe büyüdüğünü gözlerimin devrildiğini ve yarı açık yarı kapalı bir halde ona ve yanımıza gelen birkaç kişiye baktığımı onları anlamlandırmaya çalıştığımı, rüyada olup olmadığımı ayırt etmeye çalıştığımı hatırlıyorum.

Hayır hepsi gerçekti, ama ben gerçek miydim ondan emin değildim. Çünkü az önce bedenimi hissetmeden önce kendimi çimdiklerken canımın yanmadığını hatırladım. Belkide şu yaşamakta olduğum an da bir rüyaydı ve ben yine yıllardır gördüğüm rüyalarımdan birinde olup olmadığımı anlamak için, rüyamda kendi canımı yakmaya çalışıyordum. 
Çünkü bazen gerçek bir an’ı mı yoksa rüya’yı mı yaşadığımı anlamak için kendimi çimdiklerim. Ama az önce çimdiklemiştim ve canım yanmamıştı. Oysa rüyada da olsam canım yanardı. Ama buna rağmen rüyada olmadığımdan emindim. Çünkü rüyada o an, rüya olduğunu farkettiğimde hemen uyanmam gerektiğini söyler ve sanırım bir kaç saniye sonra uyanırdım. Ama şimdi bir gerçeğin içimdeydim ve kendimin nasıl hissedeceğimi bilmiyordum.

Mideyci de işte konuşuyordu. Sadece sesler vardı. Aslında belkide sesi de yoktu, çünkü sadece dudaklarının hareket ettiğini hatırlıyorum. Bir şeyler söylüyordu ve bu arada elime bolca limon sıktığı mideyelerden tutuşturuyordu ve bende yediğimi anımsıyorum. Birkaç tane midye sonra hapşuruğum yine başladı ve elimdeki midye kabuklarını önümdeki poşete atmaya başladım. O ise galiba atmamamı söylüyordu ama ben ayakta duramıyor durduğum yerde sendeliyor ve bu arada elimdeki midyeyi yer yemez önümdeki tezgahga asılı poşete atıyordum.  Sonra onun poşete atma deyişlerini anladığımı ve poşete atmaktanvazgeçtiğimi hatırlıyorum. O anda poşetin içinde adamın özel birkaç eşyası olduğunu ve benim çöpleri onun poşetine atmama güldüğünü farkedip durdum ve hapşurdum.
Sonra da ne yapacağımı bilmediğim içim bir kaç hapşuruktan sonra sendeleye sendeleye ordan, midyecinin "dur gitme toprağım, yardım edeyim sana" deyişleri arasında yürüyüp gittiğimi hatırlıyorum. Bir yerde durdum sanırım. Duvara dayandım ve yoldan geçen birini durdurup kolumu sıkmasını, çimdiklemesini zorla rica ettim. Kolumu hissetmiyorum allahım, ne olur bir şey yap yardım et bana. Başım var mı, saçlarım nerde. Ah burnum yerinde ama onu hissetmiyorum, sadece görüyorum. Ellerimi, ayaklarımı da aynı şekilde sadece görüyorum. Hiç birini hissetmiyorum. Alahım ne oluyor bana. Ne verdin bana allahım, ne yaptın bana. Lütfen kendimi hissedeyim yoksa şimdi hastaneye gidip bu komik halimi anlatmaya ve bana gülmelerine neden olacağım. Ama yokgeçmedi. En son bi yerde kahve içmeye girdim. Cebimde de birkaç lira bozuk para dışında da bir şey yoktu. Zaten şu evin kirasını tek başıma karşılamaya başladığımdan bu yana maaşım hiçbir şeye yetmiyor. Çkıcam bu evden de, ev arıyorum. Sikerim cihangirde oturmayı. Kupkuru bir eve yüzlerce lira kira ödemek de neyin nesi oluyor.

Neyse işte oturdum adamdan kahve istedim verdi, fincanı alıp istikal'e çıktım yine. Elimde kahve fincanıyla birkaç tur atıp geldim sokakta. İnsanlara çarpa çarpa kendime gelmeye çalıştım. Bu biraz iyi geldi. Kahve de bitmişti. Birkaç çarpışmadan sonra kendimi biraz daha hissedince kahve fincanını sahibine göürüp verdim. O sırada cebimdeki bozuklukları çıkarıp adam uzattım ve başka param olmadığını söyledim. "Tamam canın sağolsun" dedi ve bende kalkıp sokağa insanlarla çarpışmaya gittim. Çarpıştıkça kendime geliyordum. Sanki her çarpandan küçük bir his alıyor gibiydim. Eve nasıl döndüğümü hala hatırlamıyorum. Belki de o akşam başkasında da kalmış olabilirim. Şu an bile hatırlamıyorum. Sabah nasıl kalktığımdan da haberim yok. Yani daha doğrusu o gün ve sabahı kafamda yok, sadece o kendimi hissetmek istediğim anlar var kafamda. Başka da bir şey hissetmiyorum

Off nerden nereye gelmişim yine. Öyle işte.

8 Haziran 2014

Yazmam dedim ama edemedim. Zaten yazmaktan başka bi sik de bilmiyorum. Yazdım gitti

Eski yazdıklarıma baktım. Geçen yıllarda karaladıklarıma. Okudukça kendi saflığımı görüyorum. Oysa yazılarıma o zamanlar gelen yorumlarda "iyi biri olduğum, temiz kalpli olduğum" söylenmiş. Ama ben hiç de iyi olduğuma, temiz kalpli olduğuma inanmamışım. Hatta biraz daha açık konuşmak gerekirse; kendimi o kadar kötü kalpli biri olarak görürdüm ki, sırf bu yüzden iyi ve temiz kalpli olduğumu söyleyen o yorumları ciddiye bile almazdım. 

Oysa şimdi aradan bir kaç yıl geçmişken tekrar okuyorum da cidden çok safmışım. Onca pisliğin içinden geçerken, onca pisliğe bulanmışken bile temizmişim. 

Ama işte şimdi eskisi kadar temiz değilim, çünkü bu sefer gerçekten kirlenmişim ve kirlendikçe daha çok değişmişim. Hatta herkesten çok değişmişim. Öyle bir değişmişim ki nefret ettiğim, sevmediğim ve hatta sevmeyeceğim herkesten daha çok değişmişim. Onlardan bile daha çok boka bulanmışım.

 Öyle bir boka bulanmakki çırpındıkça daha derine iniyorum. 
Sahi boka bulanınca ne yapmak gerek. Şu hep anlatılan küçük kurbağa hikayesi gibi çırpındıkça altımda boktan bir kaymak tabakası oluşur mu ki? 
Sanmıyorum. Zaten öyle şeyler hep hikayelerde olur. Gerçek hayatta ise boka saplanmış halde yaşamaya alışırız hepsi o..

İşte dedim ya eski benden hiç eser kalmamış. Boka bulana bulana kirlenip, görünmez hale gelmişim.

Öyle bir kirlenmek ki artık temizlensem bile kirlerim, hep karşıma çıkmaya devam edecek. 

Kirlerim diyorum ama bunların diğer adı da; günahlarım. 

Günahkarım. En büyük günahların sahibiyim. Hepsini de bilerek işledim. Hoşuma da gittiler. Hepsini de kendim istediğim için işledim. Kimse beni buna zorlamadı. Hepsi benim günahım, hepsi benim, hepsi..

Bu yüzden ben temizlensem bile günahsız olduğunu sananlar bana kirli olduğumu bir zamanlar bok içinde yüzdüğümü hatırlatıp durarak, beni suçlu ilan ederek allah'lık davasında bulunacaklar.
Şu kendini allah sanan küçük insanlar ve kendini her şey sanan zavallılar. Bazen dünyayı yaşanmaz hale getirenlerin onlar olduğundan o kadar emin oluyorum ki anlatamam. 

Ahh "günahlarım" dedim de aklıma geldi: Sahi insan neden günah işlemeyi özlerki. Neden günahsız bir hayat yaşama şansı varken bir daha o günahlara dalıp kaybolmak ister ki? 
Yoksa aslında ben zaten kayıp mıyım da kendimi bulmak için günahlara dalmak için yanıp tutuşuyorum.

Günahlar dedimde sahi hanginizin günahı benimkinden daha az, sahi hanginiz daha namuslu ve hanginiz tanrıya daha yakın veya benim kadar uzak. Bilmiyor musunuz? Ne tesadüf ben de bilmiyorum.

Dokunduğum her et parçası, geçmişimde yer alan her an, kimbilir ne hayaller kurdurmuştu bana. Ama şimdi okuyuncaya kadar hiçbirini hatırlamıyorum. Geçip gitmişler. 
Sahi günah denilen şey bu mu oluyor. Yani unutulunca mı günah oluyordu?

Yazdıklarımı okurken sana pişman olduğumu mu hissettirdim. Hayır tam aksine yaşamış olduklarım sikimde değil. Öylesine yazıyorum işte. Sebepsiz ve nedensizce..
Hem artık yeter bugünlük. Zaten çantam doldu iyice..