Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

28 Mart 2014

Neden Akp'ye oy verilmeli, neden Chp bu seçimde es geçilmeli?

Bu  sorunun cevabını buraya yazarak; karınca misali tarafımı belli etmek ve sorulacak soruların cevabını bir daha uzun uzun tekrarlamaktansa, buraya yazıp link olarak cevap vermek istedim:
Bu soru bu ara sürekli çevremde duyduğum ve sürekli cevabı bastıra bastıra istenen sorulardan sadece biri. Soranlara dilim döndüğünce anlattım, tüm samimiyetimle cevapladım. Ama dilimin artık dönmediği yerler de olmadı değil. Özellikle de kendi partisinden başka diğer tüm partilerin yanlış yaptığını, kendi doğrularından başka doğrular olmadığına körü körüne inanan cahil, yobaz ve dediğim dedik insanlar karşısında.

İşte nedenim: Halktan desteğini alan Erdoğan ile Amerika, İsrail gibi ülkelerden destek alıp muhafazakâr kesim içinde mafyalaşan Gülen restleştiler ve ikisinin çıkar çatışmasının sonunda Gülen açıkta kaldı.
Bunun üzerine; daha önceki iyi zamanlarında Erdoğan ileenseye şaplak, göte parmak oynayan Gülen, tüm dinleme cihazlarından elde ettiği gizli bilgilere, yalan dolan yeni ses kayıtları da ekleyip bunlarla beraber soluğu Kılıçdaroğlu'nun yanında aldı. İlk sözü seni "lider yapacağız" oldu tabii. Kılıçdaroğlu ise bunu yemeye çoktan hazırdı.
Çünkü Kılıçdaroğlu partisinin seçim otobüslerinde bile kendi milletvekilleri, bürokratları tarafından iteklenip duruyordu, hiç kimse onu kaale almıyordu. Bir lider sıfatından uzaktı ve zaten onu lider olarak seçmemişlerdi, Baykal'ın kasedinden sonra mecbur kalarak lider olarak göstermişlerdi.

Öte yandan Gülen de; ortalık da Erdoğan'dan nefret etmek için bekleyen minyonların farkındaydı ve bu nefreti yeniden körükleyecek, hatta uzun yıllar sönmesini engelleyecek olan şeyler de kendisinde fazlasıyla vardı. Geriye sadece bunları parlatmak, iyi bir dublaj ile yenilerini de eklemek kalıyordu. Böylece yalanlar ile gerçekler karışacak, doğru nedir herkes şaşıracak, oylar Chp'ye akarken Gülen'de Kılıçdaroğlu'nu kucaklayacaktı.

Ve zaten son durumlar da aynen bunu gösteriyor. Yani eğer Kılıçdaroğlu gerçekten oyları toplarsa Gülen'de Kılıçdaroğlu'nu kucaklayarak ayaklarını yerden kesecek ve bir daha asla yere koymayacak.

Ben işte bunu istemiyorum. Çünkü zaten Erdoğan ve Gülen restleştiler ve artık onların barışması imkansız. Böylece devlet içinde bir daha da yapılanmaları da imkansızlaştı. Hatta şu an her taraftan atılıyorlar ve zaten olması gereken de bu.
Ama gözünü sahte bir başarı bürüyen Kılıçdaroğlu ve çevresi, Gülen tarafından oyuna getirildiğinin farkında varamıyor.
Sadece Kılıçdaroğlu değil, tüm Chp tabanı ve Akp düşmanları, Erdoğan'ı sevmedikleri için Gülen'in ne kadar büyük bir kan emici olduğunun farkında değiller ve sanıyorlarki, ne pahasına olursa olsun Erdoğan giderse, Gülen'i sonradan alt etmek daha kolay olacak. Oysa yanılıyorlar ve bunun hiç farkında değiller.
Umarım çok geç kalmayız. allah yardımcımız olsun.

18 Mart 2014

Sevgilini whatsapp'de blokla kafalarınız rahat etsin :)

Sizin ilişkileriniz nasıl gidiyor bilmem de, benimkiyle bol bol kavga ediyoruz. Üstelik kavgalarımız da öyle sikindirik şeylerden çıkıyorki anlatamam. İlk zamanlar çok takmıyordum bu durumu. Amaaan boş ver gitsin diyordum. Ama şimdi bakıyorum da aslında takmalıymışım. Çünkü Öküz Herif'in yalan söyleme alışkanlığı var ve inanın benden bile daha fazla yalan söylüyor. Yalanlarını da öyle çok gerekli olduğu için değil, en önemsiz konuda bile sırf kendini haklı çıkarmak için ard arda söyleyebiliyor. Hem de öyle sakin bir sesle değil; gayet ahlaksızca bir şekilde, gözlerimin içine beni suçlarcasına, yani dik dik bakarak rahatça söyleyebiliyor.
Onun bu hareketlerine ilk zamanlar şaşırıyordum, ama artık onun böyle rahat rahat yalan söylemesine alıştığım için olsa gerek şaşırmamaya başladım ve onun sürekli yalanlar söylemesi benim için fazlasıyla normal bir şey oldu çıktı.

O yalan söylerken, gayet sessizce iş büyümesin diye "hımm tamam ben yanlış hatırlıyorum" gibisinden sikindirik cümlelerle, onun haklı olduğunu kabullendiğimi göstererek susuyordum. Hatta belki bu tutumum yüzünden vicdan azabı çeker de dayanamayıp doğruyu söyler diye düşünüyordum ama hiç sikine bile takmadı. Bende üff zaten ufacık bir şey yüzünden aramız bozulmasın, güzel güzel geçinelim. Belki ilerde o da vicdan azabı çeker düzelir diye düşüne düşüne yalanlarına karşılık gayet hissizleştim çıktım.

Benim bu hissizliğime karşın o ise; ciddi anlamda haklı olduğunu düşünmeye başladı. Üstelik yalan söyleyen kendisiydi.
Onun bu kendini haklı görme olayları ise zamanla, resmen çirkef, rezil bir olaya döndü ve bi ara; kendini her konuda en iyiyi, en doğruyu kendisinin bildiğini ve asla yanılmadığını sanmaya başladı. Hatta bu ruh hali onu o kadar ele geçirdi ki; zamanla her şeyi yalan olmasına rağmen iyice başıma kakmaya başladı. En son baktımki olacağı yok, artık dehçet derecede karşılık vermeye başladım. Sikerim iyi geçinme huylarını amınakoyim. Zaten insanların hepsi aynıdır; sen sorun çıkmasın, güzel güzel geçinelim diye düşünüp sesini çıkarmadıkça tepene biniyorlar.

Bende işte bu yüzden, yalanlarını yüzüne vurmaya başladım. Ama ben yalanlarının onun yüzüne vurdukça, yüzü kalınlaştı. Hiç ama hiç yalan söylediğini kabul etmedi. Hep benim yanıldığımı ve yalan söylediğimi söyledi. Üstelik bunu yaparkende, at sikine konmuş kelebeğin mutluluğu gibi bir surat ifadesiyle hep dalga geçti. Tınlamadı bile.

Hatta o an konuşurken söylediği yalanlarını, onun yüzüne o an da çarpmama rağmen yine de ısrarla aksini iddia edip beni deli etmekten geri kalmadı. Sonuç olarak ise, duvarı yumruklayıp sinirden deliye döndüm. Sinir krizleri yanıma kâr kaldı.

Son günlerde ise artık yazışırken söylediği yalanları, hemen telefondan açıp yüzüne çarpıyorum, ama yine de hiç tınlamıyor.

İşi hemen şakaya alıp, olayı çok büyüttüğümden girip yine beni suçluyor. Çünkü ona göre ben hep huzursuzluk çıkarıyor muşum, ben hep bu güzel geçirilmesi gereken zamana yazık ediyor muşum. Yani yine ben suçluyum. Çünkü hep kavga çıkarıyor muşum..

Bu sabah da yine whatsapp'den böyle saçma sapan bir mevzu yüzünden tartışırken baktım olacağı yok, en  azından whatsapp yazışmalarımız yüzünden tartışmıyor oluruz diye düşünerek aldım blokladım. Zaten yalanlarını yüzüne de vursam yüzü kızarmıyor, hiç oralı bile olmuyor. O yüzden gün içinde tartışıp, günü bok etmenin bi manası yok. Nasılsa akşam yine aynı yataktayız, en azından gün içinde farklı ortamlarda sinir küpü olarak dolaşmamızı önledim. Şimdilik bulabildiğim başka bir yol da yok.

Kısacası şu: eğer sevgilinizle yazışırken de çok fazla tartışanlardansanız, en azından yazıştığınız ortamlarda onu bloklayın ve ikinizin de kafası rahat etsin. Çünkü benim kafam şu an fazlasıyla rahat ve aynı zamanda hayat bana güzel.

8 Mart 2014

İnsan neden sevilir, nasıl sevilirse mutlu olur...

Bu sabah sevgili Öküz'üme "en çok neyimi seviyorsun? beni neden seviyorsun?" diye sordum, o da "çünkü salaksın. çok çabuk kandırılabiliyorsun. seni bu yüzden seviyorum" dedi ve beni öptü.

Aslında önce kızayım falan diye düşündüm ama sonra hoşuma gitti. Çünkü daha önce salak olduğum için kimse beni sevmemişti. Yani sevenlerin hep başka sebepleri vardı ve bazıları beni çok rahatsız da etmişti. Durum böyle oluna bende bunu yazayım dedim. İşte milyonlarca sevgilimden bir kaçı ve beni sevme sebepleri.

Yıllar önceydi, biri vardı. Hoşlanıyorduk birbirimizden. Ya da ben ona göre daha genç olduğum için ve o sıralar seksi yeni yeni öğrenmiş olduğum için birbirimizden hoşlandığımızı sanıyordum. Buluşmadığımız zaman beni görmek için can atıyordu. Açıkçası bende ona çok alışmıştım. Zaten o zamanlarda da yine aynı bugünkü kadar basittim. İki güzel söze hemen kanar, acaba aşık mı oldum diye düşünmeden edemezdim. Buluştuğumuzun her defasında farklı şeyler deniyorduk. Bu sefer yatak dışındaydık ve hiçbir şekilde yatağa gitmeyecektik. Üzerimizdekileri de çıkarmayacaktık.

Neyse işte, öyle üzerimizdekilerle beraber öpüşe koklaşa zaman harcarken, o pantolonumun fermuarını açıp aşağı indi ve pipimi deli gibi emmeye başladı. Ben de onun başını tutmuş, küçük ellerimle kasıklarıma iyice yapıştırmaya çalışıyordu. Sonra bi anda ağzımdan çıkıverdi "neden beni seviyorsun?" cümlesi ve  o da bu sorumu havada bırakmayıp, pipimi ağzından çıkarıp tükürdü ve öpüp başını kaldırıp göbeğimin altından bana bakarak seni değil bunu seviyorum deyip pipimi bi daha öptü ve sonra da pis pis sırıtarak "zaten önemli olan sen değilsin, önemli olan bu" diye de ekledi ve tekrar pipime yamuldu.

O pipime yamulmuşken ben de, kendimin ne kadar çirkin bir pislik olduğumu düşündüm. sikimi kesip onun ağzına tıkmak istedim. sikim boğazından aşşağı inemesin ve boğulsun istedim. taşşaklarımın içine taş yerleştirip kafasına atmak istedim. gözlerine kızgın demir çubuklar sokup çıkarmak istedim. Ben bunları isterken o pipimi emmeye devam ediyordu ve tam o sırada telefonu çaldı. O da çıkıp telefonuna bakmak için diğer oda'ya geçti, ben de pipimi içeri tıkıp, fermuarımı kapattıktan sonra hızlıca dışarı çıkıp gittim. Bi daha görüşmedim onunla. Sağda solda karşılaştığımızda hep "işim var" dedim, hep "hastayım" dedim ve ondan kaçtım.

Aylar sonra, bir gün yine karşılaştık ve o "ne oldu, benimle neden görüşmek istemiyorsun? sana bir şey mi yaptım?" diye sordu. Ben de "yooo" falan dedim, sonra ısrar etti. Çünkü ona göre mutlaka bir sebebi varmış. Ben de ona bana söylediği cümleleri söyledim "özür dilerim, çok büyük ayıp etmişim" dedi "önemli değil, geçti" dedim.

Öyle işte aklıma bu geldi. Yazayım dedim. Ama öküz'ün beni salak olduğum için sevmesi, beni çok mutlu etti :) daha önce hiç "salak olduğum için" sevilmemiştim. hiç kimse beni "salak olduğum için" sevmemişti. Umarım siz de bir gün sırf salak olduğunuz için sevilirsiniz. :)

2 Mart 2014

sevgili olunca, hiç durmadan sikişmek zorunda mıyız?

Ya sanki kötü hiçbi bok yokmuş gibi yaşıyorum ama aslında öyle değil.  Hayatım bok gibi ve bunu da hep kendim dışında olaylar, kişiler yüzünden yaşıyorum. İşim gücüm desen zaten belli bir çalışma saati yok, maaşım desen kedi kıçındaki yaraya merhem alıp sürecek kadar anca var. (ama yine de çok şükür allahıma.) Arkadaşlarım desen zaten ilişkilerimi iyice sınırladım, sosyal hayat desen twitter dışında sosyal bi hayatım da yok, evde oturup film ve dizi izleyip, bir kaç kitap okumak dışında bi sikim yaptığım şey de yok. Öyle bok gibi yaşayıp gidiyorum.

Sevgilim desen o zaten başka bi dünya. mübarekle sevgiliyiz güya ama, ona göre sevgili olmak demek her an sikişmeye hazır olmaktan başka bir şey değil. cidden böyle biri yaw; ona göre sanki sevgili olmak demek, yanyana iken sevişmiyorsak zaman boşa geçiyormuş gibi bir şey. buluştuğumuz anda hemen eve gidelim ve seks yapalım diyor başka bir şey demiyor. onunlayken kendimi yarraktan ibaretmiş gibi hissediyorum. bi kaç sefer bunu ciddi ciddi ona da söyledim, ama espriler yaptı, bende ortamı çok germemek adına güldüm ve beraberce geçip gittik. ama sonrası yine aynı bok.
defalarca bu konuyu ciddi olarak anlattım, konuştum olmadı, onun gibi espriye vurdum şakalar makalar eşliğinde konuyu tıkırdattım ama yok. bana mısın demiyor. aklı fikri sikişmekte. vallahi yoruldum. çünkü barıştığımız şu bir kaç aydan bu yana (kavgalarımız ve buluşamamak dışında ) daha  seks yapmadan atladığımız, boş geçtiğimiz bir gün bile yok ve belkide sırf bu yüzden artık seks yaparken midem bulanıyor. oysa benki, öpüşürken adeta zevkten canımı verir gibi öpüşürdüm. benki sırf azcık daha heyecanlanayım diye sevişirken kendi götüme parmak atardım. heyecandan bazen kendi kendimi öperdim. ama yok. seksten iyice öğğğkkk oldum. iyice soğudum.

ona da bunu anlattım. ya bak her gün yapıyor olduğumuz için olsa gerek ben artık zevk almıyorum. seks yaparken sanki bana işkence yapıyormuşsun gibi hissediyorum dedim, ama o buna karşılık "ya üfff bir şey olmaz, hadi çıkar üstünü" dedi. vallahi başka da bir şey demedi.


zaten bunu artık söyleye söyleye canımdan bezdim. artık bir yerden sonra, ona bunun gibi uzun uzun cümleler kurmak yerine "ya canım istemiyor" diyorum, o ise ben böyle dediğim an da hemen surat asıp sayıp sövmeye başlıyor. Böyle resmen bi curcuna başlıyorki anlatamam. Oysa ben değişti diyordum ama yok amına koyayım, değişen bir şey varsa o da, sık sık seni seviyorum deyip duruyor bunun dışnda bi sikim yaptığı yok. Bu söylediği seni seviyorumların karşılığında ise hemen külodumu indirmemi bekliyor. Yani öyle garip bi aşk anlayışı varki anlatamam. Sanki iki insan birbirini seviyorsa, seks yapmakdan bir an bile geri kalmamalılar gibi yaşıyor. Bunun dışında düşündüğü bi sikim yok.

Şimdi bloga bunları yazıyorum ve o da okuyacak, ama durum böyle. Ayrıca hiç de sikimde değil. Okuyacaksan oku amk.

Zaten az önce yine bana "seni seviyorum" dedi ve bir iki öpüştük, ardından da hemen seks yapalım dedi ve bende yine "canım istemiyor ya, niye anlamıyorsun. Hani tamam, seni anlıyorum senin libidon hep yüksek ama benimki yüksek değil, ne yapayım. ve yüksek olmadığı için seks yapmaya kalkışmak da sanki işkence gibi bir şey. vallahi çok zorlanıyorum" dedim ve o da bunun üstüne surat asıp, bir sürü küfürler eşliğinde kalkıp giyindi ve "ne halin varsa gör" deyip çıktı gitti.

Hay amına koyayım, beni seviş şeklin bu ise ve senin sevme şeklin böyleyse; beni sevme amına koyayım, istemiyorum.
Ne bu ya, illa iki sevgiliyiz diye, bacaklarımız hep diğerinin omuzunda mı duracak, hiç yan yana oturamayacak mıyız. Ne bu ya. İki sevgiliyiz diye sürekli çatır çatır sikişmekten başka bi bok yapmaycak mıyız. offf be.

Oysa ben onunla yine sevgili olunca, oturup saçma sapan konular hakkında da saatlerce konuşuruz sanıyordum, amaçsızca sokaklarda gezinir, gökyüzündeki yıldızları saymaya da kalkışırız sanıyordum. Ama hiç de öyle değilmiş. Galiba ben bu sevgili olayını  hiç bilmiyorum. hiç öğrenememişim. Ama eğer sevgili olmak demek, sürekli çatırdaşmak ise, kalsın ben istemiyorum.