Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

21 Kasım 2013

evlenme hakkının verilmesi özgür olduğun anlamına gelmiyor canım

Son yıllarda dünyanın çeşitli yerlerinden eşcinsel evliliklerine izin çıktığı haberleri basında sik sik yer alıyor. (Evet izin veriyorlar, düşünsenize kocaman adamlarız ve bize ne yapmamız gerektiği hakkında izin veriyorlar. neyse zaten başından beri apayrı bi komiklik olan bu duruma girmiycem) Bu haberler eşcinseller arasında bayrammışcasına sevinçle karşılanıyor, homosever heterosexüeller arasında saygıyla alkışlanıyor, homofobik heterosexüeller arasında ise köpek dişlerinin arasından havaya yükselen "amınakoduklarımın çocukları" küfürleri arasında öfkeyle karşılanıyor.

Soru: Peki sizce ben hangi grubun duygu durumunu daha samimi buluyor olabilirim? Cevap: hiçbiri.

Neden mi? Alın size neden:
Bi kere evlilik denen şey devletlerin ayakta kalmasını sağlayan tek kurumdur. Evlilikler olmasa devletler olmaz, evlilikler olmasa sömürülecek insan sayısı yok denecek kadar azalır. Çünkü devletler; insanların birlikteliklerini sadece kendi imzalarına bağlamışken ve biz gerizekalı insanlarda bunu tıpış tıpış kabullenmişken, yani bireysel anlamda köleleştirilmeyi kabul etmişken kimse kalkıp özgürlükten bahsetmesin. Ne yazıkki özgür değiliz ve ne yazıkkı eşcinsel evliliklere izin çıkması, sevinilecek bir durum değildir. Açıkçası ne kadar acınılacak durumda olduğumuzun açık bir göstergesidir.

Evet dünya benim düşündüğüm kadar güzel bir yer değil, ama bu demek değilki ben de güzel yaşamıyorum. Evet insanlar kötülük yapıyorlar ama bu demek değilki ben de kötüyüm. (Ayrıca birinin bana kötülük yapması demek, sonucun devlet tarafından ona layık görülen cezayla verilmesi de kanıma dokunan diğer bir durumdur. Neyse bunu da başka zaman açarım, ama şimdilik başka diyarlara gidiyorum.) Hadi tutun elimden sizi de götürüyorum:

Eşcinsellik günümüz toplumunun zaten tam tersi iken, evlilik haklarının verilmesi başlı başına sorundur ve ne yazıkki biz zavallı eşcinseller bunun farkında değiliz. Çünkü dünya küreselleştikçe insanlar, kendileri gibi bir çok ibnenin daha yer yüzünde dağınık ve birbirinden habersiz yaşadığını farketti. Daha önce kendini aşağılık gören, biz zavallı erkek hastası erkekler veya kadın sevici kadınlar veya bilumum adla ayrıştırılarak, birbirine zıt olduğuna dair ilk nifak tohumlarının serpildiği farklı bedenlere sahip güzel ruhlar,  kendimiz gibi insanların dünyanın her yerinde farklı renklerde ve farklı dinlerde var olduğunu öğrenince; kendimizin de normal olduğumuzu kabullendik ve cinselliğimizin de içinde olduğu yaşam sürme haklarımızın olduğunu düşünmeye başladık. Bu düşünceler gruplaşmayı başaran ibneler tarafından dile getirildi, sokaklarda bağrış çağrışla seslendirildi vesaire falan yaniii

Neyse işte, bizim gibi farklı insanların da var olduğunu görünce; o zaman biz neden aşağılızki tartışmaları sürdü, sonra bu tartışmalar da aşıldı ve ardımızdan yeni gelmekte olan ibneler ve aileleri de olayı aslında korkulacak bir durum olmadığını anlamaya başladılar. Yani oğullarının da, kızlarının gibi başka bir erkek tarafından sikilmesi aileler tarafından normal kabul edilince aslında sorun bitti. Çünkü bu olayın sadece yatak kısmında olup bitiyordu ve aslında kutsallaştırılması gereken şey yataklarımızdı. Yani oraya dokunulmamalıydı ve her isteyen istediği kişiyle olabilirdi.
Bu anlayış toplumun farklı kesimlerinde kabul görmeye başlarken, devletler yine yarrak gibi ortaya çıktılar ve kadın erkek ilişkilerine zaten burunlarını sokmuşken, erkek-erkek, kadın-kadın ilişkilerine de burunlarını sokmaya başladılar.
Durum böyle olunca hemen planlar yapıldı ve evlilik serbestiyetleri yayınlanmaya başladı. Günümüz eşcinselleri "hobareeey" diye halay çeke çeke duruma sevine dursunlar, gelecekte köleleştirilmiş eşcinseller (sado mazo şeyleri aklınıza getirmeyin, toplumsal kölelikten bahsediyorum) olacaklarını düşünemiyorlar.

Evet evlilik kurumuna karşıyım, evet evlilik denilen şey yalan dolan ve bilumum ikiyüzlülükle dolu ve evet insanlar beraberliklerini devletlerin imzaları karşısında kazanmamalılar. Lütfen bu oyuna düşmeyin. Birliktelikleriniz sadece sizi ilgilendirir, bunu imzalamakla kendinizi köleleştiriyorsunuz. Yapmayın etmeyin. Yatakta hangi cinsiyetten kiminle beraber olduğunuz önemli değil, kiminle yatarsanız yatın; ama birinin veya bir kurumun size evlenebilirsiniz deme hakkı yok. O yüzden size evlenebilirsiniz diyenlere götünüzle gülüp geçin. Onları ciddiye almayın.Özgürlüğünüz bireyselliğinizde gizli. Devletlerin sizi korumalarında ve bu koruma karşılığında siz farkında olmadan köleleştirmelerinde değil. Lütfen buna sevinmekten vazgeçin, çünkü sinirleniyorum.

14 Kasım 2013

"sen sevdin diye elma da seni sevecek değil" biliyoruz, ama yine de insanın canı sıkılıyor beee

Barda gördüm onu. Çalan yabancı pop şarkıya rağmen, az sonra arkadaşlarıyla halay çekeceklermiş gibi sıraya dizilip yuvarlak oluşturmuşkardı. Bu hallerine bakınıp kendi kendime gülerken onu izlemeye başladım. elleri cebinde, etrafa "biri beni sevsin" diyormuşcasına etrafa bakınıyordu. Sonra yanındaki arkadaşlarının konuşmalarına daldı ve tabii ben de ona daldım.

Elleri  hep cebindeydi. Sanki çaresizliğini, yalnızlığını kabul etmiş ve kimsesizliğe teslim olmuş gibiydi. Yarım saat boyunca o yüksek müziğe rağmen sohbet ettiler. bende hiç kıpırdaman onu izledim. Üstüne sinmiş mecburi bir sakinlik vardı. Sanki sakin olmaktan başka yapacak hiçbir şeyi yokmuş gibi duruyordu. Arada sırada diğer arkadaşlarının konuşmalarına dahil oluyordu. Ağzını açıp kapamasından en fazla "evet, hayır, aynen öyle" dediği anlaşılıyordu. Bazen de başını sallıyordu. Yani konuşmalara dahil olmuyor da bende burdayım ve sizi dinlemek zorundayım havalarındaydı. Bazen gülüyordu da, ama gülüşleri zorunlu bir mütevazilik ve aptalca bir mecburiyet barındırdığından soğuk bir sırıtış gibi yer alıyordu yüzünde. Sanki orda olmak istemiyordu ama yapacak daha iyi bir şeylerde olmadığı için burdaydı.

Aynı zamanda bu gülümsemeleri karşısındakine ayıp olmasın diye yüzüne yerleşmiş olduğundan dolayı, çok fazla acınılası duruyordu. Durup yalancı mütevaizliğine bakındım, sessizliğine ve aslında burdan siktir olma hallerinin bedenine yansıyan hareketlerine daldım. Biraz daha izledikten sonra "belki de onun dikkatini çekmeliyim" diye düşünürken buldum kendimi. Yanlarına doğru bir kaç adım attım ve sanki ona bakmıyormuşcasına müziğin ritmine göre ellerim cebimde hafif hafif salınmaya çalıştım. Ama tam bu sırada onun diğer yanındaki arkadaşı kulağına bir şey söylerken o diğer tarafa döndü ve onunla sohbete daldılar. Beni görmemişti.

Sonra bir kaç hamle daha yaptım. Ama yine olmadı. Durum böyle olunca vazgeçtim ve onun dikkatini arkadaşlarının yanında çok da çekemeyeceğimi anlayıp, onu mecburi ikametiyle orada öylece bıraktım ve eve geldim. Uyuya kalmak için, bilgisayarı açtım, porno izlerken osbir çekip uyuya kaldım.

Ertesi gün sakin geçti, evden dışarı çıkmadım. Sonraki gün de öyle geçti ve o gün evde sitelerden birinde gezinirken mesaj geldi. Sade bir merhaba ve altında 4-5 kişisel fotoğraf. Bu oydu.
Büyük bir heyecanla cevap verdim. Bir kaç mesajlaşma sonrasında onu birkaç gece önce barda arkadaşlarıyla gördüğümü ve dikkatini çekmek için yaptığım şaklabanlıkları anlattım. Güldü ve "tanışmamız kısmetmiş demek" dedi. Kısmet'e inanmam dedim, peki dedi.

Sohbetimiz aldı başını gitti. İkimizde kaybolduk konuşurken. Sonra bi ara kendimize geldiğimizde buluşmalıyız dedik ve planlar yapıp 2 gün sonra buluştuk. Barda gördüğüm ilk geceden daha durgun bir ifadesi vardı. Hep gülümseyen bir surat ifadesiyle biraz yavşak gibi duruyordu ama yine de kanım öyle bir kaynadı ki anlatamam. Tanıştık ettik ve profiterol yemek için inci pastanesi'ne gittik. Profiterollerimizi yerken ellerimiz buluştu. Sürekli dokunmak istiyordu, sürekli dokunuyordu. Bakıp gülümsüyordu. Biraz yakınlaştık, caddenin kalabalığına rağmen; emanete bırakıyormuşcasına bir kaç gizli öpücük kondurduk duaklarımıza.

Sonra bu hallerimiz devam edip gitti. Kalkıp yürüdük biraz; galata, cihangir falan filan derken saat gece yarısına vardı. Saat geç olduğu için bana gittik, sevişip uyuduk. Sabah ona evin anahtarını bıraktım ve sen takıl keyfine göre, gün içinde konuşuruz dedim ve işe gittim.

Gün nasıl geçti bilemedim. Öylesine akıp geçti gitti. Akşam istiklal'de buluştuk. Salak gündüz evden çıkarken hava sıcak olduğu için montunu almaya üşenmiş ve sonrasında da anahtar onda olmasına rağmen eve gitmeyip sokaklarda üstü başı açık gezinip durmuş. Onu bu üşüyen haliyle görünce içim eridi, kıyamadım ve daha ona doğru giderken montumu çıkarıp yanına giderken üstüne atıp "üşüdün be aptal" dedim. Evet dedi sokuldu bana iyice, montun fermuarlarından tutup kendime çekip  "kıyamam" deyip öptüm. Kalabalık akıp gidiyordu. Bir kaç kişi bu hareketime güldü. sikimde değildi. O ise biraz tedirgindi. Sanırım götlerimizin sikildiğini sadece kendisi bilmek istiyordu.

Sonra sokaklarda gezindik, sağda solda kafelere oturup sıcak çayları soğutarak içtik. Onunla konuşmaktan zevk alıyordum ve sıcak çayların soğuması sikimde değildi. Gözleri belirsiz bir duygu durumuyla doluydu. Ona her baktığımda gülümsedi. Ona resmen içim gidiyordu ve o da bunu sevmişti. Bakmaya doyamıyordum. Sonra eve gittik, sevişirken uyuya kalmışız. Gece bi ara uyanıp bana saxo çektiğini hatırlıyorum, sonrası ise yarım yamalak aklımda. Sabah olduğunda yine kalkıp işe gittim, akşam olduğunda tekrar cadde de buluştuk.
Bu sefer montunu almıştı yanına üşümüyordu. Glümsemesi de yüzüne iyice yerleşmişti.  Artık yapay bir gülümseden bir kaç beden farklıydı.

 Sokaklarda turlarken neden onun için eridiğimi düşündüm, yani sonuçta tek gecelik bile olsa hayatıma daha önce girenler gibi iri yarı da değildi ki ah ohlar arasında eriyim. Üstelik yüzüne oturmuş ifadesiz ingiliz soğukluğu da vardı. Yani gülüyor mu, gülmüyor mu o da anlışılmıyordu. Ama işte hoşlanıyordum. Sonra bazı hareketlerine takıldım. Gayet normal ve olağan karşılıyordu her şeyi. Bu biraz olgunlaşmakla alakalıydı. Belki de bu hallerini sevmiştim. Onu gördüğüm ilk gece geldi aklıma o gece de böyleydi; evet aslında her şeye böyle yaklaşıyordu ve onun doğallığı, ruhuna yerleşmiş olan soğukluğundaydı. Sonra farkettimki aslında hareketleri, mimikleri, ellerini cebine atışı, yüzündeki o belirsizlik her şeyiyle Öküz Herif'in bir kaç beden küçüğüydü. Belki de ona bu yüzden alışmıştım. Belki de aslında Öküz Herif'le ortak noktaları olduğu için gözüme hoş görünüyordu. Bilmiyorum işte.

Sonra tekrar küçük bedenine bakınmaya başladım. Bedeninde beni çeken bir şeyler var mı diye? ama yoktu, hatta yatakta soyunduğumuzda bile rahatsız olacağım kadar çirkin bir bedene sahipti. Benki saxo çekmeye bayılan ben, onun sikinin eğri büğrü olmasından dolayı sikine dokunamıyordum bile, üstelik kalçaları da bir avuç kadar ya vardı ya yoktu. Sonra bunları düşündüğüm için kendimden utandım. "Sonuçta bir insanı fizikselliğiyle değil de, ruhsal güzelliğiyle sevmeliydim" dedim kendi kendime ve evet ruhsal güzelliğini düşününce pes ettim. Güzel bir ruhu vardı. Her şeye mütevazice yaklaşıyordu. Zekiydi de. Zekâ ise en çok hayran olduklarımdandır. "Hem varsın iri bir bedeni olmasın, onun yerine kocaman bir kalbi vardı ve o kalp bana yeter" diye düşündüm ve durup dururken, sokağın ortasında ona dönüp dudaklarından öpüp, tekrar uzaklaştıktan sonra derin bi nefes çektim içime. "Ne oldu be?" dedi, "hiiç öyle içimden geldi" dedim. Güldü, güldüm.

Bir kaç gün bende kaldı, bi sabah "okula gitmem gerek" deyip okula gitti. Sonra bi daha gelmedi. Telefonlarıma da cevap vermedi. Bi kaç gün sessiz sessiz durdum, sonra sevecek başkalarına bakınmaya başladım..

Geçen gün de bir ibne kafesinde karşılaştık, yüzündeki sırıtışla beraber mahcup bir edayla "nasılsın?" dedi, bende içten bir gülümsemeyle beraber "iyiyim sağol" dedim.

5 Kasım 2013

lütfen başkalarını suçlamayalım. çünkü; yalnızlıklarımızın sebebi, götü kalkıklığımızdır...

Farkettim de yazarken hep mutsuz edildiğim anları yazmışım. Oysa ben de koca bi orospuçocuğuyum ve sadece mutsuz edilen taraf değilim. Aksine mutsuz ettiğim insanlar da var ve hatta acımasızca olacak ama dönüp siklemiyorum bile.. ve belki de bu mutsuzluklarımın nedeni onlar, belki de mutsuz ettiğim kalplerin ahını taşıyorum ve bu yüzden bi türlü iflah olmuyorum. Durum böyle olunca, birde mutsuz ettiğim insanları yazayım dedim.
Ama tek bir farkla; kendimce onları mutsuz etme sebeplerimi de yazdım. Orospuçocuğu olup olmadığıma siz karar verin..

Hulk: Olgun ve iri yarı adamların ürkütücü bakışları olur. Sanki eline geçsen seni kanırta kanırta sikip atacakmış gibi bir havaları olur. Ama aynı zamanda çok tatlıdırlar da. Sanki allah iriyarılılıklarına zıt olarak yaratmıştır bu tatlı yanlarını. Biz en erkek, en maço geçinen ibneler bile hayran hayran bakınırız onlara. Ağızlarından çıkacak tek bir cümle için günlerce peşlerinden koşarız ve hiç yorulmayız..
İşte o da öyleydi. Fotoğrafını ilk gördüğümde hayran hayran bakınmıştım. Bir insan bu kadar mı güzel olabilirdi? Hele o göz kırpışı, ağzını eğik büğük yapması. Allahım bana bir şeyler oluyordu.
Tüm bu hayran hayran bakınmalarıma rağmen herhangi bir şey yazmadım. Bunun yerine favorilerime alıp, Bir kaç gün sonra kendisi yazdığında, alttan alarak cevap verdim. Sonra konuşmamız başladı gitti ve onun ısrarla tanışalım demesini sağlayacak yönlendirici muhabbetimle buluşmaya karar verdik.

Kafelerden birinde buluştuğumuzda ben boy kompleksine girdiğim için hemen bi yere oturalım dedim ve daha doğru dürüst tanışamadan masalardan birine çöktük. Biz oturunca garson da yanımızda bitti ve menülere bakarak bir şeyler söyledik. Tam o anda farkettim; meğer fotoğraflarda sürekli kırptığı gözü aslında diğer gözünden bağımsız olarak kendi başına hareket ediyordu ve o da gözünün durumuna bağlı olarak şu an biraz utangaç bir havaya bürünmüştü. Bir yere odaklandığında şehla gibi duruyordu ama onunki şehla'lık da değildi. Daha ileri bir şeydi. Gözünün bu durumunu görünce bi anda adamdan soğudum.

Oysa kaç gündür peşinde köpek gibi peşinde dolanan bendim, götünü yalayan bendim, yazışırken yaptığı en ufak esprisine saatlerce gülen bendim. Ama şimdi sırf gözündeki sorundan dolayı adamı kendi içimde yok etmiştim ve o bundan habersiz şen şakrak bir şekilde muhabbet açıyor, konudan konuya atlıyordu. Ben de çok geri kalmamak adına sanki can kulağıyla onu dinliyordum ve hatta arada bir ahahahaha diye gülmektende geri kalmıyordum.
Ama işte dedim ya, muhabbeti hoş olmasına rağmen bir gözü sakattı ve ben sırf sakatlığı yüzünden onunla bir daha görüşmemeyi çoktan kafama koymuştum. Yaklaşık iki saat süren muhabbetimizden sonra onun bana hayran hayran baktığını farkettim, benimle bir daha görüşmek için nasıl da kıvrandığını, her tebessümüme nasıl da kulaklarına kadar varan gülücüklerle karşılık verdiğini farkettim. Ama elimden gelen bir şey yoktu. İçimdeki çocuk, bu devi silip atmıştı bile.
Sonra işte biraz daha muhabbet ettik ve kendine iyi bak'lar dileyip kalktık. Ayrıldıktan sonra hemen mesaj attı "seni çok sevdim. en kısa zamanda tekrar buluşalım" diyordu. Karşılık olarak "tabiki dostum. ne zaman istersen" dedim, o ise "dostum mu?..." diye cevap yazdı.
Ne diyeceğimi bilemedim ve birilerini de oyalamayı sevmediğim için "ya ben elektrik alamadım. ama çok iyi arkadaş olabiliriz. daha fazlası için seni ümitlendirmem yanlış olur" dedim, o ise cevap vermedi.
 Sanırım üzülmekle meşguldü. Belki de; o, onu sırf bir gözündeki sakatlıktan dolayı elediğimi, dikkate almadığımı anlamıştı. Eğer bunu hissettirmişsem, şu an kendini çok daha kötü hissediyordur.
Bu tür düşünceler aklıma gelince dayanamadım ve aradım, ama cevap da vermedi. Sonra bende bir daha aramadım. Bir kaç gün sonra mesaj attı "hakkımda ne düşündüğün önemli değil. seni çok beğendim. aslında sen de istersen çok iyi olabiliriz" diyordu. Cevap vermedim. Zaten bir kaç gündür cevapsız braktığına göre kabullenmişti. Hazır kabullenmişken cevap vererek, küçük bir ümitlendirme bile yaşatmamalıydım.
Ben cevap vermedim ama o hala yazmaya devam ediyor.
İşte biz insanlar böyleyiz, en güzeli ararken yalnızlığımızın nedenini siktir edip, değerimizin bilinmemesinden dolayı şikayet ederiz.

Balıkçı: Gay sosyal ağlarından birinde tanıştık. Bir kaç hafta yazıştık ettik. O kadar tatlıydıki ve o kadar sempatik, şirin bir şeydiki anlatamam. Sanki dersin doğduğu an da şeker çuvalına düşürmüşler. Öyle tatlıydı işte. Ama ben de varya nasıl yazıyorum çocuğa, gece gündüz zırt pırt yazıyorum. Böyle böyle bir kaç haftayı geride bıraktığımızın ertesinde çat diye hiçbir şey yazmamaya ve ben yazdığımda da "bir daha yazma bana. sana attığım fotoğraflarımı da sil" dedi. hiç uzatmadım "tamam" dedim ve cidden sildim her şeyi. Böyle böyle aradan 1 ay geçti ve bir gün çat diye seninle buluşmak istiyorum diye mesaj attı. Hayır ben istemiyorum dedim. Ama içimden de ısrar etsin diye de nasıl dua ediyorum varya, bi allah bi ben biliyoruz. Büyük allahım dualarımı kabul etti ve o ısrar etmeye başladı. En sonunda tamam buluşalım dedim, buluşma yerini kararlaştırdık. Buluşacağımız gün sakalımı incelttim, saçlarımı darmadağınık yaptım, üzerime açık mavi bir gömlek, hafif griye çalan siyah bir pantolon, üzerine siyah kemer ve altına siyah ayakkabı ile siyah çorap giyip gittim. Çünkü onun nelerden hoşlandığını biliyordum ve beni gördüğünde kısa boyuma rağmen bana fena halde çarpılmalıydı ki şimdiye kadar ne kaybettiğinin farkına varmalıydı. Karaköy'de buluştuk. Onu ilk gördüğüm anda, ona çaktırmadan içimden instagram'a küfürler etmeye başladım. Adobe firması batsın diye dualar ettim. Ama yapacak bir şey yoktu, mehaba'laşmıştık bile.
Bi yere oturup balık ekmek eşliğinde sohbet ederken, sık sık beni süzdüğünü farkettim. Farkında değil mişim gibi sağdan soldan konuşmaya, aptal şapşal sohbet konuları açmaya devam ettim. Balık ekmeklerimiz biterken "sen iyi birisin" dedi. bi an durup ona baktım ve "herkes iyidir yaw, hepimiz iyiyiz" dedim. yok sen cidden çok iyi birisin dedi. Bu sonuca nerden vardığını anlamamıştım ve üsteleyince de onun yok yok sen iyi birisin ve bunun farkında değilsin cümlesiyle "peki" deyip konuyu kapattım, o da güldü. Sonra yüzüne baktım. Tatlı bir havası vardı. Henüz kendine güvenmeyi öğrenememiş ve bu durum mimiklerinden fazlasıyla belli oluyordu. Ben yüzünü incelerken o da bana bakıp güldü. Hırsızlık yaparken yakalanmışım gibi utandım ve gülümseyerek karşılık verdim.
Sonra vapurlara falan baktık biraz, bu sırada ikimizin arasında büyük bir sessizlik vardı. Benim sessizliğim aslında bir an önce bu buluşmamızın bitmesi için konu aramakla ilgiliydi. Onunkisiyse şu cümlesiyle beraber su yüzüne çıktı "senin ev fazla uzak değildi buraya, sana gidelim mi? hem kahve sözün vardı. sözünde dur" dedi. Bir an ne diyeceğimi bilemedim ve ağzımdan "kahveyi de burda içsek olmaz mı?" cümlesi çıktı. Benim cevabıma, o "olmaz" diye karşılık verince, bende "olur gidelim" dedim.
Cümlem kendi başına yol alırken, biz de oturduğumuz yerden kalkmış bana doğru gidiyorduk. Yol boyunca fizik, geometri ve uzay bilimleri konuştuk.
üfff saçmalamayın, işte bildiğiniz sıradan şeyler konuştuk. Eve girdiğimizde, onunla eve gelmiş olmaktan dolayı pişmanlık duyuyordum. Neden hayır dememiştim ki? yani sebebi neydi. Hayır çocuktan etkilenmemiştim de. Evet tatlı bir sempatik havası vardı, ama hayır yakışıklı falan değildi ve hatta özgüvensizliği bile ayrı bir iticilik yaratıyordu. ama tüm bunlara rağmen bendeydik ve işte koltuklarda oturmuş bir şeyler konuşuyorduk.
Aslında gerçekten eve gelmeyi hiç istememiştim. Ama işte uzun süre konuşmuş olmak, yazışmış olmamızdan ötürü olsa gerek "hayır" diyememiştim ve işte evdeydik. Kahvelerimizi içerken de konuşma devam etti gitti. Bi ara bana yaklaşmak isteyince koy verdim gitti ve öpüşmeye başladık. Öpüşmelerimiz soyunmaya dönüştü, çıplak kaldık ve şehvetten dolayı sımsıkı sarıldık birbirimize. Daha doğrusu o sımsıkı sarıldı bana; durmadan öptü, kokladı, bir şeyler yaptı. Sonra bir ara iş çığrından çıkacakken durdum ve o "ilk defa biriyle sevişiyorum" dedi ve başımdan kaynar sular döküldü.
Hemen durdum ve neden daha önce söylemedin diye hesap sorarcasına bağırıp çağırdım. Yalan söylüyorsun, ortamın orospusu olmuş 21 yaşında bir ibnesin ve hiç utanmadan ilk defa sevişiyorum diyorsun diye kelimelerimle üstüne yürüdüm. Ağlayacak gibi gözleri doldu ve bağırma yoksa ağlarım dedi ve ben kendime geldim.
"Evet herkesle muhabbetim fazla samimi, fazla dejenere duruyor ama kimseye güvenmediğim için hiçbir zaman beraber olmadım. Bugüne kadar sadece bir kez yalnızca dudaktan zorla öpüldüm. Onda da zaten bağrış çağrışla beraber kavge çıkarıp ayrıldım. İnanıp inanmamak sana kalmış. Neden seninle olduğum konusunda ise; buna değeceğini biliyorum. Sen benim için değerlisin. Özelsin ve hep özel kal istiyorum" diye uzun uzun sıraladı gitti.
 Oysa beni başka bir şey teslim almıştı. Saatlerdir sevişiyorduk ve o cinselliği bir kez tattıysa sonrası kendiliğinden gelecekti. Onun adına üzülmeli miyim, sevinmeli miyim, ne yapmalıyım hiç bir fikrim yoktu ve kafam karmakarışıktı.
Aslında hayat onun hayatıydı. İstediği gibi yaşayabilirdi. Beni ilgilendirmezdi.
Ama işte beraber olmak istemiyordum. Hele ilk defa seks yaptığı biri olmayı hiç istemiyordum. Sanki onu siksem bundan sonra götünün sorumlusu hep ben olacaktım, sanki bir defa yatsak bundan sonra yatağından hep ben sorumlu olacaktım. İşte bu düşünceler arasında içim içimi yiyordu ve kendime kızarken, ona da acıyordum.
Ben böyle düşüncelere dalmış kendi içimde, kendi kendimle kavga ederken o "senin, hayat erkeği olduğunu biliyorum. blogunda yazdıklarından dolayı sana aşığım" dedi. İkinci kaynar su kovası da başımdan aşağı dökülmüştü. İyice şaşırdım ve öylece durdum. Sonra pantolonumu götüme çekip kanepede oturup sokaktan gelen bağrış çağrışa daldım. Bir şeyler oluyordu, bir gürültü vardı dışardı. Ama aslıda ne yapacağımı bilemez halde olduğumdan dolayı sadece kulaklarım gürültüyle meşguldü.

Baya uzun bir süre sonra kalkıp yanıma oturdu ve "beni sikmen için, diğer yattıkların gibi orospu mu olmam lazım?" dedi ve o zaman anladım; beni taklit ediyordu. Söylemleri, hareketleri, bakışları. Her şeyiyle sanki bendim. Tek bir fark vardı; utangaçlığı gerçekti. Sadece beni seviyordu ve gerçekten onun için özel olmamı istiyordu. Ama ben onu beğenmemiştim. Üstelik fotoğraflarda daha olgun duruyordu, bu kadar çocuksu bir ifadesi yoktu. Üstelik ilk yazıştığımız günlerde bile yaşını 25 falan sanıyordum. Oysa şimdi bir çocuk olarak görünüyordu gözüme ve eğer şehvetime uyup siksem bile kendimi kötü hissedecektim.

Kafamda düşünceler tıka basa yüklü tren vagonları gibi ard arda sıralanmış gelip geçerken, konuşmaya başladım; rica ediyorum, hiç tanışamışız gibi yapalım. senle benden bir şey olmaz.
-olur" dedi. buna karşılık ve ben de;
-olmaz"dedim.
-niye olmasın?
-çünkü ben istemiyorum.
-ama ben istiyorum
-iyi de olması için, ikimizin de istemesi lazım. taraflardan biri istemiyorsa bu iş olmaz"dedim ve onun konuşmasına fırsat vermeden;
-"ısrar etme lütfen" diye ekledim ve o tam da söylenecekken susup bir şey demedi.
Kendini suçlu hissetmiş gibi bir ifadeyi suratına takındı ve giyinirken iyice ezilmiş bir hâlê büründü. Onun bu hâli kendimi kötü hissetmeme neden oldu ama siklemedim. Onla biz olmazdık. Çünkü fotoğraftaki kişi ile yanımdaki kişi birbirinden çok farklıydı..
Sonra giyindi gitti. Hâlâ ara sıra mesajlaşıyoruz, sanırım ya cidden aşık oldu bana, ya da çok iyi numara yapıyor. Aslında ona haksızlık etmiyim; galiba aşık oldu bana..

4 Kasım 2013

Tweets

Twitter güzel de çevresi çok konuşuyor. Hangisi güzel?
  1.  Akşam bana gel. Oturup saçma sapan şeyler hakkında uzun uzun tartışalım..
  2. biliyorum burayı okuyorsun ve sende biliyorsun: haketmesen de; ben seni, beni sevmediğin kadar çok sevdim be amınakoduğum..
  3. Biri gelse de kalsa artık. Hep gitmek için geliyorlar..
  4. en güzeli de kabullenmek.. işte o zaman insanın "can acısı" geçiyor, sadece "can sıkıntısı" kalıyor..
  5. Hepimiz çok fazla üzüldük, çok fazla kırıldık ve işte tam da bu yüzden koy götüne gitsin havasında yaşıyoruz..
  6. Bazen sırf onun telefon numarasını unutmak için bile hafıza kaybına uğramak istediğim oluyor..
  7. şimdi mecliste bir milletvekili çıkıp "ben eşcinsel'im" desin, bir şey deniycem!
  8. Allah aşkına havai fişekler ne yaa. Sünnet düğünü mü, cumhuriyet kutlaması mı anlamadım.
  9. herkes dürüstse, bu yalanları kim söylüyor?
  10. "bir yerlerde bekleyeni olmadığı için, işten çıkmayıp ofiste mesaiye kalanlarla laflayanlar"danım..
  11. biliyorum. ölümüm, mutsuzluktan olucak..
  12. aralarında sevgi yoksa, fuckbuddy olsunlar.
  13. işte o zaman daha iyi anlamıştım “seni sevdiğime” inanmadığına. elimden bir şey gelmedi, seni sikerek kendime inandırmaktan başka..
  14. ikimizin de ağzı eğri büğrü. güldüğümüzde sanki dünya yana kayıyor :)
  15. ağzınla kuşumu bile tutsan, yine olmaz.
  16. Popcorn sevenler Mısır'a gitsin!
  17. Bazen, insanların senin hakkında kötü konuşmalarını önlemek için ağızlarına sıçman gerekir.
  18. neden iyi biri olduğumu anladım. çünkü kötülük yapmaya üşeniyorum.
  19. mesafeler bana göre değil.. çünkü; seveceğim adamın, sadece sikeceğim kadar uzak olmasını isterim.
  20. Çok acı, ama gerçek şu ki: İnsan; sevgilisinin çirkin olduğunu, ayrıldıktan aylar sonra anca anlıyor.
  21. herkes bana yalan söyler, ben de inanırım..
  22. Yatakta götünü dönüp, arkadan kendisine sarınılmasını bekleyen sevgililer bitin amk!
  23. İnsanın ruhu çirkin olunca bedeni de zamanla ona benzemeye başlıyor.
  24. Bazı sabahlar hiç uyanmamam gerekirken, sanki yanlışlıkla uyanmışım gibi hissediyorum.
  25. ben "bitsin" dediğimde biten ilişkilerden nefret ediyorum.
  26. işaretli yerlerimden sev beni, incinmeyeyim..
  27. Söz benden çıkar, sana girer :pp
  28. Martılara simit atmanın neresi romantik lan? Bildiğin israf amk
  29. Ben, bugüne kadar başına gelmiş en güzel şeydim. Değerimi bilmedin..
  30.  zor kırılırım, kırıldım mı da karşımda kim olursa olsun amına koyarım.
  31. Bazen kendimi yarrak gibi hissediyorum. Dimdik, ama yine de bi ele muhtaç.