Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

28 Ocak 2013

Sevilmediğini bilmek özgürlük müdür?

Eskiden "sevilmediğimi bilmenin" özgürlük olduğundan o kadar emindimki, bundan mutluluk duyardım. Yani yanlış anlamayın mutluluğum sevilmediğim için değildi, sadece sevilmediğimi bildiğimdendi.
Ama şimdi...
Sanırım yaşın gençken böyle oluyorsun. Yani gençken sevilmesen ne olacak ki? Aramaya devam edersin. Ali Ağaoğlu gibi "bu değil, bu değil, bu hiç değil" diye diye seni sevmeyenleri geri"nde bırakarak götün arkanda sen önde yürümeye ve büyümeye devam ediyorsun..

Daha bi kaç yıl öncesine kadar da sevilmediğini bilmenin özgürlük olduğunu sanırdım. Çünkü sevilmediğini bildiğinden dolayı istediğin an bi yerlere kalkıp gitme lüksüne sahipsindir. Seni bu şehirde kalman için tutacak kimsen yoktur. Bu şehir sadece bir mekan olur senin için. İnsanlar birer yabancı, sende herhangi bir rüzgarla kalkıp gitmeye hazır bir toz zerreciğisindir..

İşte tamda böyle yaşadığın için, ertesi gün boynun bükük döneceğini bile bile; seni sevdiğini ima eden herkesin arkasından yüzlerce kilometre gitmeye kalkışırsın. gidersin de. gidişin kadar dönüşün de ani olur.
Sorun değildir hiçbiri.
Sonunda sevilmediğini, arzulanılanın, istenilenin yüreğin, kalbin olmadığını götün olduğunu bir kez daha anlarsın ve geri dönmekten başka yapacak bir şeyin de yoktur.
Sonra bir başkasıyla tanışırsın ve yine aynı şeyler. ama bir kaç defa üst üste yatağa girip boşalınca biter bu da. Öncekinden tek farkı 2 gün önce birbirinize armağan ettiğiniz şarkılardır..
Sevilmediğini bildiğin için pek kafaya takmazsın bunları ve bu yüzden pes etmezsin. Sonuçta herkes aynı değildir diii mi? Hani o seni sevmemiş olabilir ve seni sevmeyecek olabilir, ama bu karşına çıkacak olan herkes için geçerli olan bir sebep değildir. Yani o seni sevmedi diye, herkes seni sevmiyordur anlamına gelmezki.
İşte tam da bu yüzden "amına koduğumun dünyasında beni de seven biri vardır" diye kendi kendine bağırarak aramaya, aranmaya devam edersin. Bulursun da, ama yanlış mekanlarda, yanlış zamanda, yanlış insanlarla.
Mecburi olarak kaybedersin, olmaz işte.
Ama bu da seni yormaz, pes ettirmez "orada, kalabalığın içinde beni sevecek biri vardır" diye düşünerek aramaya devam edersin. Umudunu yitirmeden, hiç yorulmadan aramaya devam edersin. Aramak bedenini yorsada aramaya devam etmek zorundasın. Çünkü sevilmediğini bilmek özgürlük olsada, sevilemeyeceğini düşünmeye başlamışsındır ve bu çok fena can acıtıyordur..

27 Ocak 2013

içimizde kocaman bi karadelik var

Eski kafa karışıklıklarım, dengesizliklerim yine had safhaya ulaştı. Adeta kendimden geçtim, her gün birileriyle tanışıp ya saxolaşıyoruz, ya da fuck'laşıyoruz. sonrası ise işte bildiğin gibi, bir daha selam yok.
Yalan olmasın bazılarıyla 2-3 gün üst üste görüşmelerimizde olmuyor değil. Oluyor valla. Ama sonra işte bırakıyoruz yine kendimizi. Çünkü bir şeyler eksik oluyor, bir şeyler eksik yaşanılıyor. bir şeyler'in aslında tek bir adı var o da; AŞK.
Yani aşk eksik olunca şehvetle sevişmenin skoru en fazla kaç olabilir ki? Aşk yoksa uzatmanın anlamı yok. Hem zaten hayatlarımız yalnızlıktan dolayı yeterince kalabalıkken, sırf biriyle sex yapmak için görüşmeye devam etmek şimdilik çok fazla geliyor bana. Bence sikişmek için aranmaya gerek yok, osbir çekmek yeter de artar bile. En azından bedenin, yerine sadece avuç için kirleniyor.

İçimizde kocaman karadelikler var sanki. Çünkü insanları yutarcasına tanışıp bir daha görüşmemek üzere arkamızda bırakıyoruz.
Oysa insanlarla bi daha buluşmamak üzere tanışıyor değilim. Hatta hayatıma girip bi daha çıkmasınlar diye tanışmaya kalkışıyorum. ama sonra bi bakıyorum, ne fotoğraftaki adamdan eser var, ne de konuşmalarımızdan..
Hani yazışırken arayışlarımız aynıymış gibiyiz, sanki hep kandırılmış, hep aldatılmış, hep yüzüstü bırakılanlardanmışız gibi. Ama işte buna rağmen, bazılarıyle işi ilerletip yattıktan sonra bi bakıyoruzki; karşımızdakini bi an önce sepetlemenin yollarını arıyoruz..
Böylece farkında olmasakda; aslında yüzüstü bırakan da, terkeden de, karşımızdakini kandıran da bizden başkası değil. İşte bu kadar kancığız. Suçu başkasına atıp, kendimizi temize çekiyoruz. Ne kadar temiz olduğumuz anlata anlata bitiremiyoruz. Bizden başka herkes yalancı dolancı, bizden başka herkes sex peşinde güya. Oysa içimizdeki o karadelik, göt deliğimizden başkası değil..

21 Ocak 2013

otobüsteydim..

Otobüsteydim. Nereye gittiğimin bir önemi yoktu. Ya işe gidiyordum, ya da işten dönüyordum. Sabah veya akşam olmasının de bi önemi yoktu yani. Hem sahi, zamanın ne önemi vardı ki; o, işte ordaydı. Öylece koltuklardan birine, kalabalığın içinde tüm yalnızlığıyla oturmuş, bana bakmıyordu. Bense ondan başkasına bakamıyordum bile. Baktım.. baktım.. baktım..
ama o hala bana bakmıyordu;

Oysa başını kaldırıp bana bakmalıydı
Gözgöze dalmalıydık uzunca bir süre.
Bir kaç durak kaçırmalı, ineceğimiz durakları ardımızda bırakmalıydık.
Beni gördüğü an "şimdiye kadar nerdeydin" deyip hemen aşık olmalıydı bana.
Cevap vermemi beklemeden "niye geç kaldın bu kadar" diye hesap sormalıydı.
Oysa duymadığı için olsa gerek anlamıyordu beni,
çünkü sadece ben ona bakıyordum.
o ise; oturduğu yerde, tüm yalnızlığına rağmen farkımda bile değildi..

18 Ocak 2013

Geçen bi rüya gördüm. Rüya tabirlerinde anlamı için diyorduki; hayatının aşkıyla karşılaşacaksın.

Bu aralar Öküz Herif'le uğraşıyorum. Sırf onu terkettim diye olsa gerek adamın bana aşık olası tuttu. Hayır madem seviyordun neden daha önce benim siparişimle yalnız dile geliyordun, yok sevmiyordun neden bana beni seviyormuşsun gibi davrandın, neden bana kendini sevdirdin, seni sevmeme izin verdin, sana sensiz yaşamayacakmışım gibi, sensiz kalırsam nefessiz kalacakmışım gibi davranmama izin verdin, madem sevmiyordun, niye sana karşı sevgi beslememe izin verip enerjimi sömürdün, niye sana beni seviyormuşsun gibi davranmama izin verdin amcık.
Hem inan bana, ben artık cidden bizden bi bok olunmayacağını adım gibi biliyorum..
Bide bu süreç biraz sancılı geçiyor. O sanıyorki ben ona işkence etmek için ayrılmak istediğimi söylüyorum ve bu yüzden uzak durmaya çalışıyorum. Ama işin doğrusu böyle değil ve işte anlamıyor ve ayrılmamıza rağmen her defasında tekrar tekrar görüşmeye başlıyoruz.
Zaten anlamadığı için de bu aralar sürekli bana beddualar edip, arabesk şarkılar gönderiyor. En son "Grup84'den Dokunma" şarkısını gönderdi. Bu şarkıyla ofiste karşılaşmış ve dinlediği an da tuvalete gidip ağlamış. Meğer beni anlamış, şimdiye kadar olan süreçte onu sevdiğime gerçekten inanmış ve bana haksızlık ettiğini kabullenmiş ve sonuç olarak "lütfen bir daha deneyelim" diyor. O bunları söylediğinde yine yataktaydık, dönüp yüzüne baktım ve "be amına koduğum, seni sevdiğimi anlaman için bu şarkıyı dinlemen mi gerekiyordu? be orospuçocuğu peşinde köpek gibi koştuğumu görmen için tuvalete kapanıp benim senin peşinden koşturmalarımı düşünmen mi gerekiyordu" dedim içimden ve suratıma onun görebileceği kocaman bi gülümseme yerleştirdim. O'da bunun üstüne "ne oldu" dedi, bende "aslında eskiden seviyordum, ama artık sevmiyorum. hele bu defalarca ayrılma ve sonra tekrar birleşmelerden iyice yıldım. bak mesela kaç gündür görüşmüyoruz özlememiştim bile. sırf sen istedin diye buluştuk, çünkü eğer gerçekten seviyorsan, buluşmayı kabul etmezsem çok üzülecektin ve ben kimsenin benim yüzümden üzülmesini istemiyorum. senin de benim gibi canının yanmasını istemiyorum. çünkü sevdiğin birinin seni takmaması, bu söylediklerimden daha acıdır. Eğer şu an yataktaysak ve seninle bu konuşmayı yapıyorsam, bilki tüm çabam beni sevdiğini söylediğinden ve canının daha az yanması içindir. Sana gerçekten değer verdiğim, seni daha önce çok sevdiğim içindir. yoksa başka bi amacım yok" dedim ve o, soğuk bi ifadeyle suratıma bakmaya devam etti. "Hadiii, yapma böyle, bana öyle bakma, sana her zaman dürüst oldum. Sevdiğim zaman, sen duymak istememene ve seninle dalga geçtiğimi, seninle oyun oynadığımı sanmana rağmen seni sevdiğimi söylediysem, sevmediğim zaman da seni sevmediğimi söyleyebilmeliyim. buna hakkım var. Seven ve sevmiş olan herkesin de hakkı var" dedim ve o bi anda çok uzaklara dalıp öylece kaldı ve bi ara hiçbir şey demeden giyinip gitti.

Bi kaç gün aramadı sormadı ve sonrasında yine dayanamadım ve aradım. Aramam da işte ne bileyim abi, sonuçta adamla onca zaman yiyiştin ettin, sevdin, yattın kalktın, ağlaştın güldün ve şimdi bi anda hayatından çıkarmak, sanki o yokmuş gibi davranmak bana çok fazla duygusuzca, hatta hayvani geldi. Ne yani şimdi bi anda onu kendi sorunuyla mı bırakıyım. Yo dostum yo, ben böyle değilim. Eğer bundan sonra görüşmeyeceksek tamam kabulumdur, ama onu bu haldeyken, bana "seni seviyorum" demişken yolun ortasında bırakıp "ne halin varsa gör" diyemem. Ben cani değilim, ben yırtıcı bi hayvan değilim. Ben sadece artık onu sevmeyen sıradan biriyim..

Neyse işte, telefondaki "nasılsın"laşmalarımızın ardından "akşam buluşalım da bana bi yemek ısmarla. senlen ayrıldığımızdan bu yana karnıma doğru dürüst sıcak yemek girmiyor" dedim. Sağolsun kırmadı beni ve akşam iş çıkışı buluştuk. Yemek sonrası sokakta turlarken, konu yine "sanırım seni seviyorum" geyiklerine gelince, ben de dayanamadım ve patladım "artık bunu söylemekten vazgeç. çünkü midem bulanıyor, çünkü eğer ben severken sen sevmiyorsan, sen sevdiğinde de ben sevmiyorsam demek ki biz birbirimize göre değiliz. yani hem fazla zorlamanın bi anlamı yok. Demekki uymuyoruz birbirimize, bırak arkadaş kalalım. Eğer istersen arada sevişiriz, yatarız ama daha fazlasını bekleme benden. Ben artık sana karşı hiçbir şey hissetmiyorum. sadece yatağa girdiğimizde sikim kalkıyor o kadar. tıpkı senin daha önce beni sevmemene rağmen yatağa girdiğimizde sikinin kalkması gibi" dedim ve o sokağın ortasında çakıldı kaldı. Bende o çakılınca yoluma devam edip gittim. sikerim böyle işi, dalga mı geçiyorsun amcık. Ben sana seni seviyorum derken nerdeydin göt oğlanı..
Hem insan ya birbirine geç kalmamalı, ya da zamanı tuttumadıysa geçip gitmesini, ordan uzaklaşmasını bilmeli. Yoksa işte böyle her şey çin işkencesine dönüyor, herkes birbirine orospuçocuğu gibi görünüyor. Oysa ben orospuçocuğu değilim, sadece sevdiğim zaman sevilmek isteyen bi piçim..

Bu olaydan sonra bi kaç gün yine konuşmadık görüşmedik. İşte böyle böyle olay normale dönmeye başladı. Artık başkalarıyla takılıyor. Bana da sürekli beddua ediyor. Oysa beddualarından o kadar korkuyorumki, bi gün bi tanesi tutacak, bende siki tutacam diye ödüm kopuyor. Umarım beddualarını bırak, bana karşı ettiği duaları bile kabul olmaz. Neyse işte biz onla normal hayatımıza dönmeye çalışıyoruz bu aralar ve işte böyle böyle o da artık alıştı. Zaten alışmak en kolayı ve en sağlıklısı. Hem biz onla arkadaş olursak daha iyi olacak. Öte türlüsünü yapmaya çalışmak ikimiz içinde işkenceden başka bi sik değil.

Bir de ben böyle arayışlardayken geçen bi rüya gördüm. Doğrusunu söylemek gerekirse şu an rüyayı hatırlamıyorum ama anlamı "hayatımın aşkıyla tanışacağım"dı. Kaç gündür sokakta yürürken, kafe'de parkta otururken, kitapevlerini gezinirken etrafıma öyle dikkatli bakıyorumki anlatamam. Hatta geçen yine sokakta öyle leyla leyla bakınarak yürürken 2 polis koluma girip kimlik falan sordular. Meğer etrafa çok dikkat ediyormuşum diye şüphelenmişler. Adamlara diyemedim ki; rüya gördüm, hayatımın aşkıyla karşılaşacakmışım, o yüzden böyle mal mal etrafa bakınıyorum. Hem belki de ikinizden biri hayatımın aşkıdır. Lütfen hanginiz ibneyse söylesin, çünkü ben artık umudumu kaybetmek üzereyim"
Neyse işte, ben bunları içimden söylerken onlarda her tarafımı elleyip kimlik kontrolü yaptıktan sonra çekip gittiler. anladımki hayatımın aşkı onlardan biri değildi. Umarım bi an önce karşıma çıkar ve beyaz atının dıgıdıg dıgıdıg'ları arasında ufukta kayboluruz.

7 Ocak 2013

Ben aşkı acaba yanlış mı anladım?

Bilmiyorum işte. Bana ne olduğunu, nasıl olduğumu hiç bilmiyorum.
Sahi bana neler olduki? Oysa ben insanları, yani hayatıma girmemek üzere girip, sonra hiçbir şey olmamış gibi siktir olup gidenleri çok güzel  unuturum. Yani çok  kolay unuturum. Hani çok etkilendiğim birini unutmak konusunda bile bazen "ııııh ııh ıhh" diye zorlansam da, en fazla bir kaç defa daha hatırlarım ve bir yerlere onun hakkında bir kaç satır yazdıktan sonra unuturum.
Ama bunda öyle olmuyor, ben bu orospuçocuğunu unutamıyorum. Unutmak için başka bedenlerde gezinmeme rağmen olmuyor. Hatta ben unutmaya çalıştıkça o daha bi aklımda yer ediyor.

"Acaba unutmaya çalıştığım için, yokluğuna alışmaya çalıştığım için mi aklımdan çıkmıyor?" diye de düşünmedim değil ve bu yüzden oluruna bıraktım, ama yine olmadı. Sürekli aklımda bi yerlerde, o gıcıkça gülümseyen surat ifadesiyle durup bana bakıyor ve içim gıdıklanıyor. Böyle bi tuhaf oluyorum. Onu gidip görmemek için kendimi zor tutuyorum.

Niye böyle oluyorki. Yani birinin yokluğuna alışabilmek en kolayıyken ve ben onca sene bunu çok başarılı bir şekilde yapabilmişken şimdi bu ne demek oluyor. Yani benim gibi profesyonel unutucu biri Öküz Herif'i niye unutamıyor, niye yokluğuna alışamıyor ki? Oysa kolay olmalıydı, basit olmalıydı, o da herkes gibi geçmişimde yerini alıp, hayatımın şu an'larında yok olmalıydı. Niye böyle oluyor, niye yok olmuyor, niye sürekli aklımda bi yerde bana bakıyomuşcasına durup gülümsüyor ki?

Sahi aşk denilen şey yoksa bu mu? Yani birini unutamamak, birine takılıp kalmak, hep kavga edip, karşılıklı siktir çekip defolmak ama bi kaç gün sonra tekrar tekrar birbirine dönmek. Sahi bu mu yani..
Eğer aşk denilen şey buysa bile, ben aşkı böyle öğrenmedimki hiç. Ben bir kaç istisna haricinde aşkı hep kavgasız gürültüsüz karşılıklı veya karşılıksız sevme sandım. En olmadı platonik sandım, kendi kendine iç geçirerek uzaktan sevmek sandım. Ben aşkı, bazen sırf ona yakın olmak, bir daha dokunabilmek için defalarca saxo çekmeye razı olmak sandım. Ben aşkı, onun birazcık ilgisi karşılığında soyunup yatağına girebilmek sandım. Birazcık şehvet, birazcık öteki olmazsa olmazım sandım. Ben aşkı acaba yanlış mı anladım?

2 Ocak 2013

Can yanması

Canın yanmadığı müddetçe kimse tarafından umursanmıyorsun.
Kimse dönüp bakmıyor sana.
Ne zamanki tecavüze uğradın işte o zaman acıyorlar orana,
burana.
Umrunda değilsin aslında kimsenin, sadece biraz vicdan muhasebesi, birazcık da "ilgileniyorum yaaa" havası katmak için olaya el atıyorlar olaya.

Kimse takmıyor aslında seni,
Senin kendine taktığın kadar.

Kimse umursamıyor canının ne kadar yandığını,
Çünkü sadece kendi canlarının yanmamasının telaşındalar..

Bazen durup düşününce haksızlık sanırsın
Ama sakın ola unutma; aslında sende canın yanmazken onlardan farksızsın

1 Ocak 2013

“Kuran Eşcinsenlliğe Karşı Değil”




Dünyanın ilk açık eşcinsel imamı Muhsin Hendricks, Güney Afrika’daki Inner Circle adlı LGBT Müslümanlar grubunun kurucusu. Stockholm’de düzenlenen ILGA Dünya Konferansı sırasında kendisiyle tinsellik ve tensellik üzerine konuştuk.
29 yaşında eşcinsel bir imam olarak açıldınız. Açılma öncesi ve sonrası çalışma hayatında yaşadığınız süreci anlatır mısınız?
Açılmadan önce üç farklı camide çalışıyordum, ikisinde Arapça ve İslamî çalışmalar öğretiyordum, diğerinde de imam yardımcısıydım. Açıldığımda istifa etmem istendi.
 
İstifaya zorlanmanızla ilgili bir dava açmadınız mı?
O zamanlar öyle bir yol izlemek istemedim, istifa olayına hazırdım ve bunun gerçekleşeceğini biliyordum. Sonrasında Johannesburg’a gitmeye karar verdim ve birkaç yıl orada yaşadım, çalışmadım.  6 yıl boyunca İslam ve cinsel çeşitlilik üzerine araştırma yaptım ve Inner Circle adlı grubumuzu başlattım.
 
Lut kavminin (Sodom ve Gomorra) helâk edilmesi konu eşcinsellik olunca hep tartışılır. Bu konuda sizin farklı bir görüşünüz var, onu anlatır mısınız?
Araştırmalarımı yaptıktan sonra Kuran’ın eşcinselliğe karşı olmadığını fark ettim. Sodom ve Gomorra hikâyesinin eşcinsellikten ziyade tecavüz, istismar ve sömürü ile ilgili olduğunu gördüm. Açıldıktan sonra tüm bu bilgileri bir araya getiren İslam ve cinsel çeşitlilik üzerine bir atölye çalışması yaptım.
 
Güney Afrika Müslüman Yargıtay’ı hakkınızda bir fetva verdi ve insanların sizinle arkadaş olmamasını, İslam dışı öğretilerinizin olduğunu söyledi.  
Fetva, “A Jihad For Love” (Aşk İçin Cihat) filmi ortaya çıktığında verildi. Cape Town’da küçük destek grupları oluşturarak Inner Circle’ı kurdum. Gönüllü bir örgüttü. Para desteği yoktu, kendi cebimden harcıyordum. 2006 yılında The Atlantic Philantrophies yaptığım çalışmaları duymuş ve bir dernek kurmak isteyip istemediğimi sordu. Ben de çok sevinirim dedim. Derneği kurmam için para yardımında bulundular ve ilk yıllık uluslar arası inziva etkinliğimiz için biraz para verdiler. İnziva, dünyanın farklı kesimlerinden insanları inanç ve LGBT olma hakkında paylaşımlarda bulunmak üzere bir araya getirdi.
 
LGBT bireylerin İslamiyet’le olan ilişkisi sıkıntılı olagelmiştir. Tinsellik ve tensellik sizce nasıl bir araya gelebilir?
Her zaman şunu savunmuşumdur: Biri İslam’ı terk etmek isterse ve bilinçli bir tercih yapmışsa, bıraksın. Ama queer Müslümanlarla olan 17 yıllık deneyimime dayanarak diyebilirim ki çoğu İslam’ı öfkelendikleri için bırakıyor. İnanç ve cinselliğin uzlaşabileceğini anlayamıyorlar. Böylece İslam’ı terk ediyorlar. Bununla birlikte İslam’la gelen tüm güzellikleri de terk ediyorlar. Bence bun eğitim eksikliğinden, Lut kavmine ilişkin anlayış eksikliğinden ve Kuran’ın ne dediğinin kişisel olarak araştırılmamasından kaynaklanıyor. İslam’da sözlü bir geleneğimiz var, imamlarımızdan öğreniyoruz. İslam’ı araştırmak için kişisel bir çaba yok. Bu yüzden de insanlar İslam’ı anlamıyor. İslam’ı terk etmeyi tercih ediyorlar.
 
İlerici bir İslam anlayışı sizce nasıl yaygınlaşabilir?
Atölyemi yaptığımda, insanlar gerçeklere dayanarak bir şeyler anlattığımı fark ediyorlar. Onlara kaynak gösteriyorum. Ama eşcinsel olduğum için kendi konumumu haklı çıkarmaya çalıştığımı düşünüyorlar. Bence heteroseksüel insanlar da İslam’ın ilerici yorumunu paylaştıkça daha fazla insanın İslam algısı değişecek.
 
Sizin görüşlerinizi paylaşan heteroseksüel Müslüman ittifaklarınız var mı?
Çok fazla var. ABD’de ve Endonezya’da bizi destekleyen kadın imamlar da var. Bence kadınlar bu meseleyi, ayrımcılığı daha iyi anlıyorlar; çünkü kendileri de zaman zaman İslam içinde ayrımcılığa uğruyorlar. Çalışmalarımızı destekleyen heteroseksüel imamlar da var; ama kendi cemaatlerinde açıkça konuşmaktan çekiniyorlar.
 
İnanç ve cinsellik konusunda sıkıntı yaşayan LGBT’lere mesajınız ne olur?
İslam ve eşcinsellik üzerine araştırma yapmış kişilerle irtibata geçin. Bu konuyu bilen ilerici akademisyenlerle irtibata geçin. İslam’ın homojen olmadığını anlayın. Muhtemelen Müslümanlar kadar İslam temsili var. Sizi inciten bir yoruma takılıp kalmayın. Kuran İslam’ın merhamet dini olduğunu, iyilik dini olduğunu söyle. Bizim de queer insanlar için neyin merhametli ve iyi olduğunu Kuran aracılığıyla bulmamız lazım.

(Bu yazı kaosgl'de yayınlanmıştı. Ben de eşcinsellik hakkında bu görüşleri taşıdığım için burada bulunmasının doğru olacağını düşündüm. yazı linki: http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=13033 )