Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

31 Temmuz 2012

Herkes bana ondan ayrıl diyor, oysa onu sevdiğimi ben dahil kimse bilmiyor

Geçenlerde öküz herif'le yaşadığımız ayrılma krizinden sonra, o tatile gitmiş ve geldiğinde de tekrar barışmıştık. Barışmamız biraz sulu göz olan benim içimdeki tüm pisliği, zehri ona söylememden sonra olunca kendimi kuş gibi hissetmiş ve son sürat tekrar görüşmelere kaldığımız yerden devam etmeye başlamıştık. Yalnız şu da varki, barıştıktan bu yana günde 3 posta kavga etmesek olmuyor. Kavga etmeye bu kadar bahane nerden bulduğumuzu bende bilmiyorum. Ama bi bakıyoruzki inanılmaz bi kavganın içindeyiz ve küfürler havalarda uçuşuyor.

Onla kavgalarımızı seviyor gibiyim. Zaten geçen o da "kavga etmekten niye bu kadar hoşlanıyorsun anlamıyorum, güzel güzel geçinsek, kavga etmeden günümüz geçse olmaz mı?" diye sordu. Bende o an yine başka bi kavganın içinde olduğumuz için "öfff bana böyle laflarla gelme. sanki kavga etmek için yanıp tutuşan benim" deyip geçiştirdim ve ağzımda yarım kalan küfrü tamamlayıp tekrar kavgamıza devam ettik. Hayır yani durup düşününce ve hele bide kavgalarımızın konularına bakınca yemin ederim kendi kendime utanıyorum. Ne kaprisli ne pislik biriymişim daha iyi görüyorum. Bide millete "ya hepppppiniz kaprislisiniz ben değilim" diye hava atardım. He hey yavrum hey. Kendi götümden haberim yok, milletin götünü kokluyorum.
Yalnız o da bana iyi sabrediyor. Ben onun yerinde olsam kendime çoktaaaan siktiri çekerdim. Yani cidden öyle valla. Bence bana tahammül etmek Eyüp Sabrı ister, yoksa başka türlü sabredilmez.

Bide kavga esnasında o hemen sessizleşiyor, hemen susuyor ve ben taramalı tüfek gibi dırdırdırdırdır konuşuyorum da konuşuyorum. O da öyle boş gözlerle bana bakakalıyor. Sonra ben onun böyle sessiz kaldığını görünce ya susma cevap ver bana diye üsteleyip, diğer kavga konusunu bitirmeden, bi başka kavga konusu açıyorum ve bu sefer de "sen zaten hep susuyorsun, ne düşündüğünü hiç bilmiyorum, hiç konuşmuyorsun, içindekileri söylemiyorsun, konuş benimle susma" diye başlayıp devam ediyorum. O da boş boş bana bakıp susmamı bekliyor. Ben susunca da "bitti mi" diye söylenip hiçbi şey olmamış gibi yolumuza devam ediyoruz.

Örneğin dün de iftar edelim diye buluşacaktık. Ben saat 4 gibi onu aradım ve o "iftardan 4-5 saat önce buluşup ne yapcaz" dedi ve ben bozulduğum için de "haklısın. peki. sonra görüşürüz" deyip telefonu kapadım. Sonra iftara yakın o aradı ve buluştuk ama bende de çıt çıkmıyor. O da benim kızdığımı bildiği için beni sarıyor, öpüyor, kalabalığın içinde elimi tutmaya çalışıyor falan ama bende çıt yok. O bana böyle davranınca da, bende bi yandan içimden "ulan millet şimdi Ramazan'da iki ibneyi elele görürse siker valla" deyip bu yüzden de uzak durmaya çalışıyordum ve zaten sebep bu olmasada, bi ara dayanamayıp ona "bana dokunmanı istemiyorum, çünkü bana kendimi değersiz hissettiriyorsun" dedim ve o da "tamam" deyip dokunmadı. Sonra bi yerde oturduk, o gün iftarı ısmarlayan ben olduğumdan dolayı, içimden "alttan alayım biraz" deyip gittim menüleri falan alıp geldim, iftarımızı açtık ve biraz komikli şeyler anlatıp güldük falan derken, sonra da yine ne olduysa başladık kavga etmeye. İçimdekileri yine kustum ve o yine sustu. amcık hep kızdırıyor, hem de susuyor ve o sustuğu zaman bende hepten deli oluyorum ve ver allah ver, ver allah ver ağzıma ne gelirse söylüyorum. sonra baktım onun beni taktığı yok bende sustum hiç konuşmadım. Sonra mekandan çıkıp arabaya bindik ve yine hiçbi şey olmamış gibi sağdan soldan gerekli gereksiz konulan hakkında konuşmaya başlayıp barışmış olduk.

Bide onunla aynı evde yaşama düşüncemiz var. O, şu an ailesiyle beraber aynı apartmanda kendi evinde yaşıyor ve bu yüzden ben hiç ona gidemiyorum. Durum böyle olunca da, ondan bana taşınmasını söyledim. "Aynı evde yaşar gideriz" dedim o ise "bilmem" falan filan deyip durdu. Ama bu konuyu da çok sık konuşmaya başladığımız için, yakında bana taşınacağından eminim. Sonra da her gece ver allah ver, ver allah ver :p

27 Temmuz 2012

hoş geldin ramazan

Benim, zaten oruç tutmadığım zamanlarda da ağzıma yaraktan başka doğru dürüst bir şey girmiyor, ama şimdi bu yetmezmiş gibi bide oruç tutmaya kalkınca hepten zayıfladım, bi deri bi kemiğe döndüm valla. Hele bir de bu sıcak havalar da üstüme üstüme gelince, oooh zayıflaya zayıflaya istenmeyen tüy olup çıkıcam yeminlen. Zaten yakında adımı değiştirmeyi de düşünmüyor değilim..

Oruç dedim de, çalıştığım bu koca işhanı'nda ben ve güzel bir kız dışında oruç tutan yok. Bu yüzden han sakinlerinin oruç tutmamalarına rağmen de, bize güya saygı duyduklarını söylüyorlar ve yanımızda da pek bir şey yememeye çalışıyorlar. Ama bence bu halleri aşırı komik duruyor. Ya da en azından benim bakış açıma göre komik ve acınası. Çünkü onlar için orucun anlamı "sadece oruçlunun yanında bir şey yiyip, içmemekten ibaret" yani çok düz ve aşırı sığ. Üstelik nasılki yemek yiyene saygı diye bir şey yoksa, oruç tutana saygı diye de diye bir şey yok. Bunu da götünüzden uydurmayın. Öte yandan; oruç tutmayanların, oruç tutanlara "sana saygı duyuyorum ve senin yanında bir şey yemiyorum" adlı içinde gizli "gösteriş, lütüfkarlık, büyüklük" söylemlerinin neden bana aşırı komik geldiğine gelince:
Hatırlıyorum da ben küçükken evden ekmek falan çalar, götürüp mahallenin ortasında sokakta, cadde de yerdim. Sonra bizimkiler beni böyle elinde ekmek harul hurul yerken gördükleri anda da, eve götürüp tertemiz döverlerdi. Ama bu dövmelerin nedeni "evden ekmek çalmam" değildi.
Nedeni "ben sokakta, mahallede diğer çocukların karşısında harul hurul ekmek yerken, onların bana bakmaları ve ardından evlerine koşturup annelerinden ekmek istemeleri ve sonrasında da bazı annelerin, evde çocuklarının ellerine tutuşturacak bi parça kuru ekmek bile bulamamalarıydı"
Cidden de olmazdı. Çünkü mahallemiz şehrin en fakir mahallelerinden biriydi ve mahallemizin erkekleri hamallık yaparak, kadınları ise (annem gibi) günün sonunda çarşı da pazarda satılmayan ezik meyve sebzeleri toplayarak eve bir şeyler getirmeye çalışırlardı. Erkekler bazen günlerce iş bulamazlardı ve bu arada eve de ekmek getiremezlerdi. Kadınlarda her gün pazara gidemezlerdi, çünkü çöpe atılmış ezik sebze meyveler dahi, birilerinindi ve bir kadın için kovulmak, siktir çekilmek her zaman boş verilebilecek bir durum değildi. Hem varsın o gün evde yiyecek bir şey olmasındı. Bugün siktir çekilmeyen bi gün olsun da yeter bize..

Sonuç olarak işte böyle yaşıyordu mahalleli. E tabi eve ekmek gelmeyince, herkes komşusundan ödünç bir ekmek, iki ekmek alır o günü geçirmeye çalışırlardı. Bizde de bazen ekmek olmazdı ve o, ekmek olmayan anlarda ablamlar beni, akşam yemeğiyle beraber yemek için komşudan ödünç bi ekmek almaya yollarlardı. Bi ekmekle bütün ev ahalisi sofranın başına torur, çürük sebzelerden yapılma enfis yemekleri kaşıklaya kaşıklaya yerdik, ama ekmek bi türlü bitmezdi. Bu durum hep böyle olurdu. Taaa ki, eve bi torba un alabilecek parayı ilk denkleştirebileceğimiz ana kadar devam ederdi. Bi torba un alınınca tandıra koşulur, ekmekler yapılır, konu komşudan borç alınan ekmekler binbir teşekkür edilerek verilirdi.
Neyse işte konuyu çok dağıttım, tekrar dönecek olursam;
Yani konu; oruçlunun yanında bir şey yemek veya yememek olacak kadar basit ve sığ değil. Yiyeceksen her zaman ye. Ama "oruçlunun yanında bir şey yemem ben" deme zırvalıklarına girme benle. Çünkü konunun sadece müslüman olmakla alakası yok. İstersen yahudi ol, istersen hristiyan ol, istersen budist ol, istersen ateist ol, istersen zıkkımın kökü ol. Yani ne olursan ol, ama bir başkasının önünde, eskilerin deyişiyle "taam" yeme kabalığında bulunma. Çünkü istediği an, istediğini yeme imkanı olan var, imkanı olmayan var. Bunu sen adamın üstüne başına bakarak anlayamazsın da, bu üst başla ilgili bir konu da değildir. Çünkü anlık bir kul hakkının kişinin üstüne geçmesi söz konusudur. "taam" konusunda hep söylenilen "göz hakkı" dedikleri de böyledir.
İşte konu budur. Yani insanlar oruç'a basit bakıyorlar. Oysa oruç sadece bir şeyler yememe, içmeme veya oruçlunun yanında bir şeyler yememe içmeme ayı değil. Oruç toplumsal bir terbiye davetidir. Yoksa allahın oruç'a ihtiyacı yok, namaza ihtiyacı yok. Zaten bence allah'ın, kulundan gelecek bir "istek"den başka hiçbi şeye de ihtiyacı yok. Allah, tuttuğumuz oruçları ne yapacak ki? Bunu düşünsene. Zaten olaya allah orucumuzu kabul etsin anlamında bakıyorsan, oruç tutup tutmaman, oruçlunun yanında bir şey yiyip içmemen çok da kaale alınacak, alınması gereken bir şey değil. (neyse çok uzadı. kısa kesiyim bunu; ben allaha böyle inanıyorum)

Neyse işte, dün işhanından onca kişi toplanıp iftara gittik. Bunlar "ezan okunmadan bizde yemeyiz" diye tutturunca hepten iyice mala döndüm. Lan "salaklar akşama kadar yiyip içtiniz de, şimdi ne diye yemiyorsunuz" diye söylendiysem de kimse beni takmadı. Zaten oruç tutmayanların neden iftar saatlerine uyduklarını, neden iftar daveti verdiklerini de anlamış değilim. Koca sofrada 1 oruçlu adamın olması durumu; büyük bir saçmalıktan, daveti veren kişinin kabalığından, görgüsüzlüğünden, gösteriş merakından başka da bir şey değil.
Neymiş efendim oruçluya saygı duyacaklarmış da, mış mış da mış mış. E oruçlu oruçlu siktirtme belanı göt oğlanı. Saygı dediğin şey böyle mi oluyo amcık. Her zaman nasıl yiyip işiyorsan, yine öyle yiyip içeceksin. Ha işin piçliğine kaçıp vicdanını rahatlatıp kendini kandırmak istiyorsan o ayrı tabii. Ama en azından kendine karşı dürüst ol. Çünkü insan kendisinden başkasını kandıramıyor.
Hem benim gibi gerizealı biri bile bunu anlayabilirken, allah salak mı lan? senin niyetini anlamıyor mu, bilmiyor mu? gerizekalı.

Bide onlar böyle "yok oruçluya saygı duyarım" deyip bi şey yemiyorlar ya, bazen içimden "lan ipne olduğumu söylesem yine saygı duyacaklar mı?" diye de düşünmüyor değilim. Ama işte söylemeye korkuyorum. Çünkü onların bu yapay, kaba, saçma sapan yaşayış tarzlarından nefret ediyorum. Bence insan günah işleyecekse bile "evet günahsa benim günahım diyebilmeli" ve hayatını böyle yaşamalı. En azından buna cesareti olmalı. Yoksa kendini bu küçük oyunlarla kandırmaya kalkışmamalı.
Bence allah, öte tarafta; bizim bu basit küçük beyinlerimize göre günah olarak ilan edilmiş dünyevi arzularla hiç ilgilenmeyecek ve bunların hepsine gülüp geçecek. Biz de allah'ın bu kahkahası kaşılığında göt olup kalcaz. Çünkü ben allah'ın sadece kul hakkıyla ilgilendiğini düşünenlerdenim. Gerisi fasa fiso.

Neyse işte. Az önce yukarda "bunlara ibne olduğumu açıklasam saygı duyarlar mı acaba?" dedim ya, hah işte neden söyleyemiyorum onu açayım biraz;
Geçenlerde işhanın diğer esnaflarıyla dışarda oturmuş, yoldan geçen karıya kıza laf atarlarken bi kaçının ağzını araladım. 2 tanesi koyu homofobik çıktı. Diğerleri de mecburi bir ağız alışkanlığıyla "ya ben saygı duyarım ama sevmem ipneleri" falan deselerde, biliyorumki tenhada yakalasalar ipne mibne demez, bağırta bağırta siktikten sonra da kafalarına bir el ateş edip, bok çukuruna atmaya kalkışırlar. İşte böyle insanların arasında yaşıyorum. ıyyy kendimden iğrendim..

Neyse dur kendimden iğrenmeye sonra devam ederim. Şimdi bu işhan'daki herkes bi yana, diğer 2 koyu homofobik ise bambaşka bi yana. Üstelik koyu homofobik oldukları yetmezmiş gibi, koyu atatürkçü de çıkmazlar mı? He hey yavrum adamlar tek başına kanser nedeni. Neymiş efendim "ellerinde olsa bu başörtülüler türkiye cumhuriyeti'ni hemen yok edeceklermiş de, zaten onların hepsi baskı altında takıyorlarmış"da, "başörtüsünü şöyle takanların niyetleri şeriatı getirmekmiş, başörtüsünü böyle takanların amaçları da bu ülkede birlik ve beraberlik içinde yaşamakmış" falan da filan da. Ulan amcamın karısı başörtüsü takıyor yeminlen, o kadın bu ülkeyi ele geçirmek istemiyor. Tek istediği şey çarşıya çıktığında herkes ona ters ters bakmasın yeter. Başka bir şey istemiyor.
Hem ona ters ters bakıldığında, kadının o an neler hissettiğini biz eşcinsellerden daha iyi bilen yok. Tahmin edersinizki sokağa çıktığımızda hal ve hareketlerimizle bir beyfendiden çok, bıyıklı bir hanımefendi gibi salınırız ve bu salınmalarımız da, bizim gibi eşcinsel olanların bile bazen midesini alt üst eder. Bu salınmalarının farkında olan ben gibi ipneler, eğer korkaklarsa hareketlerini kısıtlamaya, olabildiğince taş fırın erkeği görüntüsü çizmeye çalışırlar ve çoğu başarılı da olurlar. Ama bi başörtülü için gizlenmek imkansızdır ve ben onları aslında o çarşaflıları, başörtülüleri hayata karşı daha cesurca yaşayan insanlar olarak görüyorum.
Çünkü toplumun tüm önyargılarına, küfürlerine, dışlanmalarına karşın; istedikleri gibi, inandıkları gibi giyinip sokağa öyle çıkıyorlar. Kısaca toplum; başörtülü kadınlara da, biz ipnelerede birer öcü gibi bakıyor. Oysa kendimiz dışındaki insanları, istedikleri gibi desteklememiz gerekirken, "sen benim gibi giyinmiyorsun, sen benim gibi düşünmüyorsun, sen benim gibi sikişmiyorsun" deyip deyip dışlıyoruz. Lan zaten hepimiz aynı giyinsek, aynı şekilde sikişsek ne farkımız kalır lan birbirimizden.

Yalnız bu 2 "atatürkçü koyu homofobik"lerden biri,  malın önde bayraklı koşanı. Geçenlerde ermenistan ve azerbaycan arasındaki gerilim için "valla gidip bu ermenileri öldürmek lazım, azeri kardeşlerimize destek olmak lazım" demez mi? O an başımdan kaynar sular foşuuuuurrr diye dökülüverdi. Ben "ya nasıl böyle diyebiliyorsun, taraf tutmak bile hatayken, sen öldürmekten bahsediyorsun" falan derken bu "yok yok yaşamasınlar onlar" deyip durdu. Orospuçocuğu güya kendisi atatürkçü ve türkiye cumhuriyeti'ni sonsuz sevdiğini söyleyen denyonun teki falan ama, askere de gitmemek için, bile bile kilo alıp çürük raporu alan götün de ta kendisi. Ayy neyse zaten, olabildiğince az muhatap olmaya çalışıyorum. Göt herif. Kendisinin hariç, birilerinin canının yanmasını, oyun sanıyor. Orospuçocuğu. ayy neyse sinir oldum burda kesicem.

23 Temmuz 2012

Savaşma seviş benle, hayata karış benle

Ben; akıllanmaz bi aptal, tükürdüğünü yalamakta usta, hatta tükürdüğünü değil lan, sıçtığını yalamakta ustayım. Yani şimdi bunları niye dedim dersen, şey için dedim, şeyyyy ıııııımmm biz öküz herif'le yine barıştık. Aslında barıştık demek basit kaldı. Çünkü öncesinde baya kavga gürültü ettik. Kavga esnasında  anladım; meğer ne çok şey biriktirmişiz içimizde, meğer ne çok nefret ediyormuşuz birbirimizden, meğer ne çok hatalarımız varmış ve biz o an dile getirmek yerine, meğer içimizde ne çok yanlışlarımızı biriktirmişiz.

Meğer biz birbirimize karşı her zaman dürüstüz dedikçe, meğer ne çok gizlenip saklanmışız.
Meğer sürekli konuştuğumuzu, gevezelik ettiğimizi sanırken, ne kadar da çok susmuşuz, meğer ne kadar da çok birbirimizin canını yakacak cümleler birikmiş ağzımızda.
Meğer kelimelerimizi, can yakacak şekilde ne kadarda özenle seçip bileylemişiz.
Meğer ne kadar da gizli gizli nefret etmişiz birbirimizden.

Kavga esnasında anladım; onunla birbirimizi daha iyi anlamak için, yapmamız gereken tek şey sadece dilimizle canımızı yakmamızmış ve biz, meğer birbirimizin canını yakmak için ne kadar çok beklemişiz, birbirimizden habersiz ne kadar da büyük bi hevesle ilk fırsatı kollamışız..

İşte böyle. Ağzımız açılır açılmaz küfürleşmeye başladık "orospuçocuğunun tekisin. anan ammına gitmiştin, şimdi ne diye bana geldin. Ne diye benimle oynuyorsun, ne yaptım ben sana? haaa söyle. Ulan köpek gibi peşindeyim diye bana böyle davranıyorsun değil mi? Haklısın ama ne yapıyım işte sikiyim ecdadımı, sikiyim her bi şeyimi. elimde değil, ne yapıyım. Ben istemez miyim seni hiç siklememeyi, seni hiç takmamayı. ha ben istemez miyim sanıyorsun. ne sanıyorsunki? Canımın yanmasından, canımı yakmandan zevk mi alıyorum sanıyorsun. Ne yani ağzıma sıç diye her defasında bilerek mi ağzımı dayıyorum götüne. Söyle!! niye bana böyle davranıyorsun, niye benimle oynuyorsun? Ulan ben seni üzmekten bile korkarken, sen beni niye kırıp döküyorsun???"

Birbirimize olan nefretimizi, en sivri kelimeleri bir araya getirip kurduğumuz cümlelerle ruhlarımıza zerk ettikten, gözlerimizi birbirimizden yeterince kaçırmaktan yorulduktan sonra, yani konuşulacak hiçbir şey kalmayınca sustuk ve sahilde oturup dalgalarla beraber gidip gelmeye başladık. Sahile vuran her dalga yok olduğunu bilmeden bi öncekileri sahile taşırken, öküz herif'de biraz daha yanıma sokuldu ve kalabalığa aldırmadan sarıldı bana. O sarılınca bende kendimi koyverdim. Çünkü konuşmak, bağırıp çağırmak, küfürleşmek yetmiyormuş, bakışmak yetmiyormuş, gözlerinin içine bakıp gülümsemek yetmiyormuş. Meğer insana aslında yeten tek şey; yalnız olmadığını, herhangi biri tarafından umursanıldığını bilmekmiş..

O bana sarılınca, sanki bana sarılmasını bekliyormuşum gibi koyverdim kendimi, sanki "işte bunu yapacaktın öküz herif, ne diye konuşmakla zamanımızı harcadık ki, ne diye sabahtan bu yana canlarımızı yakmak için dilimizle kurşun sıkıyoruzki birbirimize, ne diye kelimelerden kocaman duvarlar ördük az önce, ne gerek vardıki az önceki o ucuz sözlere? işte bu kadardı, sadece sarılacaktın, ya da sarılacaktık. ama hayır suçlu sensin. sadece sarılacaktın ve konuşmamıza gerek kalmayacaktı" dercesine koyverdim kendimi.
Ama dur! o da suçlu değildi, bende. Aslında iyisi mi bir suçlu aramaya gerek yok. İşte böyle koyvermek lazım.
Hem kalkık götlü bir şekilde, elinde baltayla suçlu aramaya ne gerek varki? Hem suçlu aranmaya kalkışılınca, asıl suçunun insanın ta kendisi olduğunu bilmeden, muhakkak bi suçlu bulunulurdu. İyisi mi suçlu aramak yerine; her şeyi siktir edip, daha önce kaldığın yerden hiçbi şey olmamış gibi devam etmek..

Ben kendimi koyverince, o da bana daha bi sıkı sarıldı, daha bi sıktı beni ve bi kaç saniye sonra da sikim hafifçe kalkmaya başladı. Sonra ben bi an geri çekilip "ya bugün oruç'luyum, lütfen fazla sarılmayalım yoksa orucum bozulacak" dedim ve o "salak" diye söylenip güldü.
Ben de tam oruç tutacak günü bulmuştum. Gerçi o da oruçluymuş. Onun ailesi de, ona orucu bir ibadet olarak değil de, bir gelenekmiş gibi öğretmiş ve o da geleneklerden birine uyuyordu.

Neyse yani barıştık, ama tabiri caizse birbirimizin ağzına da sıçtık ve sıçtıktan sonra da, bende bi rahatlama, bi gevşeme oluştu ki anlatamam. Onun bana o tatil şeysini yapmasının nedeni de tamamen bilinçsizceymiş. Yani benden geç cevap alınca, o da planlamasını yapmış ve iş yoğunluğu esnasında da bana söyleyememiş. O söylemeyip ben "tamam gidelim" diyince de olay gümlemişti. Neyse işte böyle falan yani. İşte konuştuk ve o "yemin billah, kuran çarpsın" falan deyip "ulan manyak bunca aydır beraberiz, bunca yaşadığımız şeyi bi anda silelim öylemi? basit mi lan öyle silip bi kenara atmak, hiç yaşanılmamış gibi geride bırakmak. ne bu lan çocuk oyuncağı mı? seni seviyorum lan sadece bunu düşün" deyince bende affettim. Aslında affetmek değildi. Hem ben kim oluyorumki affedeyim. Affetmek kelimesi, insanın kendi götünü kaldıran siktiri boktan bir şey. Affetmek değil bu, bu başka bir şey.
Ama bu sefer kendimden anladığım tek şey şu oldu; şu görüşemediğimiz, konuşamadığımız 8gün boyunca, ben sadece onunla tekrar eskisi gibi olmak için bi bahane arıyormuşum. Bunu şimdi daha iyi anladım.

17 Temmuz 2012

Gideceğin tek yer havalanı, bana lazım yeni yaşam alanı

Bazen saklanasım geliyor kendimden ve sanırım aslında bu aralar saklanıp duruyorum da. Sahi kaç gün oldu aynaya bakmayalı, mağazaların vitrinlerindeki yansımamda kendimle yüzleşmemek için yüzümü boş kalabalık dolu caddeye dönüp bakalı. Sanırım nefret ediyorum bedenimden, ama eskisi gibi kendimden habersiz bi nefret değil bu. Sadece nefret ediyorum. Hem de tarifsiz bir şekilde ve hem de dolu dolu.

İşte böyleyim bu aralar. Bir de ev sahibimle aram düzeldi. Artık tekrar yemek getirip götürüyor.
Üst sokakta açılan laz bakkalın işleri de oturdu. Mahallelinin çoğu ondan alışveriş yapmaya başladı. Çünkü camında türk bayrağı var. Kürt bakkalın durumunda gözle görülür bir değişiklik yok. Sadece günlük aldığı ekmek sayısında düşüş varmış o kadar. Zaten mahalleli ekmekten başka bir şey yemiyor.

Öküz Herif tatile gitmeden önceki gün mesaj attı "yarın gidiyorum ve bir hafta yokum. bi şey söyleyeceksen, buluşalım söyle" dedi. O mesaj attığında telefon sessiz modunda olduğundan dolayı, gönderdiği mesajı görmemiştim ve görmediğim için de mesajı cevapsız kalınca o ikinci bir mesaj atmıştı "ne o, cevap yok mu?" demişti. Ben tabii bu mesajı da görmemiştim ve o "son bir değer veriyorsan, yarın buluşalım. ne söyleyeceksen yüzüme söyle" diye mesaj yazmıştı. Oysa ben, bu 3 mesajı da çok sonra görmüştüm ve şundan eminimki, ilk mesajı görseydim, sonrakilere fırsat bırakmadan çoktaaaaan cevap yazacaktım. Çünkü ben ettiği tövbeleri, 1 saat sonra bozan biriyim, çünkü ben sık sık tükürdüğümü yalayan biriyim, çünkü ben herkesin toplamından daha basit biriyim. Hiç de zor biri değilim. Küçük, değersiz şeylerle mutlu olabilen biriyim. Ben tüm değersizliklerin, basitliğin toplamıyım.

İşte böyle. Yani küçük şeylerde hemen yelkenleri suya indiririm. Ama dedimya mesajları görmemiştim ve o benim ona cevap vermek istemediğimi düşündüğünden dolayı 3 mesajı da, arada 15 dakika olacak şekilde üst üste yazmıştı. Oysa ben sadece görmemiştim. İşte bu kadar basitti.

Sonra mesajlarını defalarca okudum ve cümlelerin içindeki o gizli kibri, o noktalamaların arkasına saklanan büyüklenmişliği, o basit soru işaretiyle beraber ortada duran kendini beğenmişliği, tekrar tekrar gördüm.  Tekrar tekrar görünce, tekrar tekrar sustum, cevap vermedim. Bazen oluruna bırakmak, cevapsız bırakmak en güzeliymiş anımsadım. Böyle kalsın. O kendi kendine yazmaya devam etsin. Geldiği zaman da yazmaya devam edecek mi acaba? 

Onun mesaj atması, azcık da olsa hoşuma gitmedi değil. Hani böyle kendini bi bok sanırsın ya, işte öyle bir şey oldu. Ama bi bok olmadığımı biliyorum. Buna rağmen yine de hoşuma gitti.
Öte yandan öküz herif tatilden gelince ne olacak bilmiyorum. Belki tatilde götünü bol bol siktirmiş olduğu için, geldiği zaman artık beni hiç iplemeyecek ve bi daha hiç mesaj falan da atmayacak. Öyle yani. Sonuçta tatile sadece yiyişmeye gidiyor ve gelince de anlatarak bol bol kafamı sikiyordu.
Ya da götüne girip çıkan yarrakların etkisi geçinceye kadar beni iplemeyecek, sonra ise tekrar yazmaya başlayacak. işte, sanki bunu biliyorum..

12 Temmuz 2012

Sıradakiii..

Hayat; başrolünde kendimizin olduğu, ne zaman biteceği bilinmeyen uzun metrajlı bi filmin, iyi çekilemeyen sahnesinin tekrarlarından ibaret. Tüm başarısızlıklara rağmen, aynı sahneyi her defasında farklı mekanlarda, farklı oyuncularla deneyip duruyoruz.
Aynı sahneyi farklı insanlarla, farklı mekanlarda çekersek bu sefer daha iyi olacak, bu sefer başarıcaz sanıyoruz. Oysa öyle olmayacak, bunu çok iyi biliyoruz. Çünkü tüm tekrarlarımız, kokusuna çoktaaan alışmış olduğumuz büyük bir sıçışla noktalanıyor. Hepimiz bunun farkındayız. Ama buna rağmen yine de büyük bir umutla yaşamaya devam ediyoruz.
Oysa "umut" denilen şey, insanın sadece amına koyuyor. İşte bunu da bi türlü anlamıyoruz..

Aynı şeyi yaptım. Dün öküz herif'le mesajlaşırken bana "hafta sonu tatile gidelim mi?" diye sordu, bende "olabilir, ama önce hesabıma bakmam lazım" dedim, o ise "senden para isteyen oldu mu?" deyiverdi. Bende onun bu cevabı karşısında şaşırdım ve şaşırdığım için o an bi şey de diyemedim. Hem tatile gidelim mi derken, paranı ben ödiyim demek mi olur bu? Kim bunu böyle anlarki?
Neyse işte, zaten onunla bi yerlere falan gittiğimizde, her ne kadar bazen arada bi birbirimize ufak tefek şeyler ısmarlasak da, genel olarak herkes kendi hesabını öder. Yani en azından bi yerlere gittiğimizde şartları eşitlemeye çalışırım. Buna dikkat etmek zorundayım. Hem benim yediğim içtiğimi neden başkası ödesinki? O da parayı kolay kazanmıyor, bende. Bu yüzden herkes kendi hayat standartlarında yaşamalı. Gittiği restorantta yiyemeyeceği yarrağı, sipariş etmemeli.
Herkesle olduğu gibi, onunla olan ilişkimizde de; birbirimizi sevsek bile buna dikkat ediyordum ve bu yüzden tatil teklifini şaşkınlıkla "tamam. biraz düşüneyim" diye cevaplayıp düşünmeye başladım. Sonra bol bol düşündüm ve onunla, tatil konusunun sorun olmayacağını, belki de gerçekten adamın içinden geldiği için, bu teklifi yaptığını düşündüm. Yani sonuçta aylardır tanışıyoruz ve küçük bir jest yapmak istemiştir falan diye düşündüm. Ama hani tatil dediğin de, ufak tefek bi şey gibi değildi. Ya da en azından şimdilik bana göre biraz tuzluydu.
Hem o da sırf, ben ona "..ama önce hesabıma bakmam lazım" dediğim için "senden para isteyen oldu mu?" demiş olabilirdi. Bu yüzden ben de iyice düşündüm taşındım ve kendimi ikna ettikten sonra (yaklaşık 4 saat sonra) ona "tamam. hafta sonu gidelim" dedim, o ise "ben planımı yaptım, haftasonu Bulgaristan'a gidiyorum" dedi. Bende o an mallaştım ve elim ayağım birbirine girdi.

Ne demek şimdi bu. Az önce "senden para isteyen oldu mu?" diye çıkışan adam, ben "tamam gidelim" dedikten sonra niye böyle söylüyorki? yoksa dalga mı geçiyor, yoksa beni denedi mi, yoksa yoksa ve aklıma gelen daha milyonlarca şey.
Sonra bende sakince "ok. sen benimle böyle dalga geçmeye devam et. şimdiden iyi tatiller" dedim, o ise "üff ne biçim konuşuyorsun. konuşmana dikkat et" deyince, ben de "dikkat edilecek bir şey yok, bana "tatile gel" diyorsun "tamam, gelirim" diyorum ve ben sana "tamam gelirim" dedikten sonra, sen kalkıp "ben planımı yaptım, bulgaristan'a gidiyorum" diyorsun, önce "benimle tatile gel" deyip, sonrada "ben bulgaristan'a gitmeye karar verdim" dediğin için de benimle dalga geçtiğini düşünüyorum" dedim ve başladık uzun uzun yazışmaya. Yazışma boyunca da beni suçlayıp durdu, vay neymiş de ben dengesizmişim de, hep böyle yapıyor muşum da falan da filan da, vay hayat zaten boktanmış da, ben neden güzel geçen günün içine sıçıyomuşum da... daha neler neler.

Bi an durup "ananın amına kadar yolun var, git gidebildiğin" kadar diyecektim ki, kendimi tutup mantıklı bi şekilde tartışmaya çalıştım:

"hayatın boktansa, şunu bil ki herkesin hayatı boktan. mutsuzsan bil ki herkes mutsuz. kimse bir diğerinden, daha çok mutlu veya daha az mutsuz değil. herkes aynı hayatı yaşıyor ve o yüzden hayat, herkes için aynı derecede boklukta. yani şartlar eşit.
çalışma şartlarım, sorumluluklarım seninkilerinden daha az diye, çok mu mutluyum sanıyorsun. tek başıma yaşadığım için eve gidince kavga edecek kimse olmadığı için sorunlarım yok mu sanıyorsun. ne sanıyorsun ha?
başıma buyruk yaşıyorum diye "senden daha çok mu mutluyum" sanıyorsun? sana sorunlarımı anlatmıyorum diye, bu; mutlu olduğum anlamına mı geliyor?
ne istiyorsun benden. kalkıp bir de "hayat zaten boktan, bir de sen sıçma günüme diyorsun" ulan burda sıçan biri varsa, o da senden başkası değil.
benimle dalga geçiyorsun ve ben bunu söyleyince de "konuşmana dikkat et" diyorsun. dikkat edilecek ne var lan, ne söyledim?
madem dikkat etmem gereken bir konuşma var, o zaman sen dikkat et, ne diye durup dururken tatil teklif edip, ben kabul ettikten sonra da "ben başka plan yaptım" diyorsun. bu dalga geçmek değil mi? sen sırf tatile gidelim dediğin için kafamın içine, ikimizin olduğu tatil kareleri yerleşti, içim bi hoş oldu, mutlu oldum ve sana döndüm, sen ise "plan yaptım bulgaristana gidiyorum" diyorsun. ananın amına git. tamam mı orospuçocu. ananın ammına git.
geçen gün de aynısını yaptın. seni 6 saat bekledim ama sen geldikten 15 dakika sonra "yorgunum" deyip, kalktın gittin. oysa ben seninle zaman geçiricez diye 6 saat bekledim ulan, 6 saat.
6 saate karşılık bana ayırdığın hepi topu zaman dilimi 15 dakika bile değildi. sen gittikten sonra ne kadar ağladığımı biliyor musun? ha sana söylemedim diye, bi sorun yok mu sanıyorsun. işte görüyorsun, ağzıma sıçıp sıçıp "hayat zaten boktan" diye söylenen sensin. hayatına sokıyım. sen yalnız mı yaşıyorsun hayatta? koca dünyada tek mutsuz olan sen misin sanıyorsun?
çok bencilsin çok. sadece kendini düşünüyorsun. sadece sen mutsuzsun sanıyorsun. oysa öyle değil. dünya senin gibi mutsuz milyarlarca insanla dolu. ama kimse mutsuzluğunu bir diğerine "hey ben mutsuzum bana karışma" diye bahane edip, bencil bir şekilde oraya buraya kaçmıyor.
sen bencilsin. sadece kendinin mutsuz olduğunu düşünebilecek kadar büyük, kibirli bi bencilsin."
falan filan gibi cümleler kurdum ve o ise "ben bencil değilim" dedi. sonra baktım, çok yazmışım ve ben ne kadar yazarsam yazayım o kendi mutsuzluğuna odaklanmışken, benimki ona koca bi hiç olarak yalnız görünecekti, bende sustum ve sonra "saçma sapan bir muhabbet çindeyiz. lütfen bi daha birbirimizi rahatsız etmeyelim" dedim.
 O ise önceki sefer gibi yine "bu son söylediğini gel yüzüme söyle. burdan yazmakla olmaz" dedi, bende "tamam. iş çıkışı buluşalım, yüzüne söyliyim" dedim, o ise bunun üstüne yüzsüz bi şekilde "akşam işim var" dedi, bende yine "siktir git o zaman. yüzüne söylememi bekleme" dedim.

Geçen sefer de ben ona "seni seviyorum" diyordum, o ise "başkalarıyla yanımda buluşup, bana göstermediği sıcaklığı onlara gösteriyordu" ve ben de en sonunda dayanamayıp "seni tanıdığıma çok sevindim. hayatında başarılar dilerim" demiştim ve öyle bitirmeme rağmen, çok sonra biz yine arkadaş gibi görüşmeye falan başlamıştık ve işte bu güne kadar gelmiştik.
Şimdi tekrar ben ona "hayatında başarılar dilerim" dediğimi düşününce, sanki büyük bi aptallık yapmışım gibime geliyor. Ama bunlara rağmen telefonunu sildim, facebooktan sildim her yerden sildim ve blocklayıp "bi daha birbirimizi rahatsız etmeyelim" dedim bile..

Şimdi onu düşününce bile orospuçocuğu beni inanılmaz sinir ediyo. Sinirden onu gördüğüm ilk yerde tutup, ağzını yüzünü sikesim geliyo.
"sinirden onu gördüğüm yerde ağzını yüzünü sikesim geliyor" dedimya, ee ulan insan sevdiği kişinin de ağzını yüzünü sikiyorsa bu ne demek oluyo şimdi?
Bence "sevgi" ve "nefret" arasında derin bir bağ var ve sadece yoğun anlarda ortaya çıkıyor. Tıpkı şu an ortaya çıkmış olduğu gibi.

Neyse işte, aslında uzatmaya gerek yok. O "sadece kendisinin mutsuz olduğunu düşünebilecek kadar bencil" biriyken ve kendisine bile zaman ayıramazken, bana zaman ayırmasını bekleyip, üstüne üstlük bide beni sevmesini beklemek büyük bi aptallıktı zaten. Onunla olmuyor, olmayacak. Bu yüzden zorlamanın bi anlamı yok. En iyisi yeni bir sayfa daha açmak ve sıradakine "gel gel" yapmak..

9 Temmuz 2012

İnsan ayrılmayı kafasına koyunca, bahaneler başucunda bitiyor.

Bu aralar öküz herif'in nesine bitiyorum adında düşünceler alıp götürüyor beni. Böyle sebepsiz, nedensiz dalgınlıklarım başgösterdi. Ya da bilmiyorum işte sevilince şımarıyorum, götüm kalkıyor. Gerçi sevilip sevilmediğimi de bilmiyorum. Sadece işte geçen ben onu "ya biz niye sürekli buluşuyoruzki, seni siken kimseyi bulamadığın için mi benimle buluşuyorsun, benim götümden başka elleyebileceğin göt olmadığı için mi bana selam çakıyorsun?" diye sorduktan sonra onun ağzından zorlama bir "seni seviyorum" çıkmıştı ve ben bununla bir kaç gün idare etmiştim. Ama bunu da sırf ben onu sıkıştırdığım için söylemişti. Yani sipariş vermiştim ve siparişim zamanında gelmişti o kadar. Zaten bunun başka bi açıklaması yoktu ve bende kendimi boşu boşuna kandırmamalıyım. Çünkü onu çoğunlukla arayan kişi sadece benim, peşinde koşan sadece benim ve bulduğu ilk fırsatta ona dokunup öpen de, benden başkası değil. Ufak bir şey olduğu zamansa bana "öff arabeskleştin yine" diye söylenip, götüm götüm uzaklaşan da ondan başkası değil. 
Durum böyle olunca da olmuyor işte, sipariş verir gibi ilişki yaşamaya kalkışınca her şeyde bir eksiklik, her şeyde bir yapaylık, her şeyde; buram buram az sonra bitecek hissi yaşıyorsun.

Dün de buluştuk yine. Üstelik saatlerce onu bekledim. Hani beklediğime değiyor diye düşündüm onun için. Çünkü hayatımda beklediğime değecek biri hiç girmedi, ya da ben öyle bir his yaşamadım. Bimiyorum yani, yok işte. Ama onu bekledim, saatlerce bekledim. Hadi yalan olmasın 6 saat kadar bekledim. Sonra o geldi ve 15 dakika sonra da "off çok yorgunum eve gideceğim" dedi. İşte böyle.

Orospuçocuğunu ben 6 saat bekledim ve ama o geldikten 15 dakika sonra kalkıp anasının ammına gitti. Hiç bir şey demedim. Demeye hakkım olduğunu da düşünmüyorum zaten. Çünkü bundan 3 yıl önce entel bi arkadaşım bana "birini sevdiğini çok belli etme, sakın sakın onu her haliyle kabullendiğini açıkça söyleme. yoksa ağzına sıçar, ağzın dolu olduğu için konuşamazsın, cümlelerin içinde kalır" demişti ve ben ona gülüp "hahaha siz enteller sevdiğinize, seni seviyorumları ekmek kırıntısı gibi verip, doymasını bekliyorsunuz. sevdikleriniz aç bi şekilde etrafta dolanınca da "ama ben seni seviyordum" diye salak salak sayıklayıp duruyorsunuz" diye dalga geçmiştim, o da gülüp "öyle değil işte. neyse sen kafana göre takıl. nasılsa bi gün anlarsın beni" demişti. Şimdi onun ne dediğini çok daha iyi anlıyorum. Çünkü birini ilgiye doyurduğun zaman, senden kaçıyor. Senin, onda değerin; onun sikinin etrafındaki kıl kadar bile olmuyor.

8 Temmuz 2012

dünyadaki en büyük orospuçocuğu

Ben koca bi aptalım. Öylesine kenarda kendi kendine varolmuş ve sonra kendisi tarafından başka bir kenara atılmış koca bi aptal. Çünkü aptal olmasaydım, bunca uğraşacak şey varken, her şey yolundaymış gibi kalkıp aşık olmaya kalkışmazdım. Hiçbi şeyim olmadan aşık olmaya kalkıştığım için koca bi aptalım. Öyleyim ve bunu bilmeme rağmen aptallık dışında yaşamadan duramıyorum.

aaaa bi dakka aşık olmak dedim değil mi? Kendime karşı dürüst olmalıyım. En azından hiç bir şeyim yokken kendime karşı dürüst olma hakkım olmalı. Çünkü aşık değilim. Sadece çok fazla heyecanlı biriyim ve biriyle çok fazla zaman geçirdiğim zaman ona aşık olduğumu sanan salağın tekiyim. Bunun dışında belkide düzüşmek için aşkı kendime kılıf olarak yaratıyorumdur. Çünkü düzüşmenin günümüz toplumun en büyük ayıplarından biri olduğunun kesinlikle farkındayım ve sevgili bilinç altım, bana orospuluk yapıp "beni birilerine aşık olduğumu sandırarak" düzüşmelerimi benim için yasallaştırıyor. Evet evet olan şey budan başkası değil. Çünkü bugün öküz herif'i öperken farkettimki aslında onu beğenmiyorum bile, sadece samimi, doğru düzgün yaşayan sıradan biri olarak buluyorum o kadar. Samimi ve doğru biri olarak bulduğum için de ona daha çok yaklaşmak, onunla daha çok zaman geçirmek istiyorum. Ve hatta kendime karşı biraz daha dürüst olmam gerekirse; hayır, aslında yalnızım ve yalnızlıktan korktuğum için, öküz herif'i hayatımda kalabalıklık yapacak biri olarak görmek istiyorum. Evet evet işte bu. Yaptığım şey bundan başkası değil. Yani tüm kabahat millette değil, bende. Çünkü ben dünyadaki en büyük orospuçocuğuyum ve yalnız kalmamak için, karşıma çıkan herkesle sex yapmayı yasallaştırmak için "aşığım ulan" diye söylenip, milletin dudaklarına yumulup duruyorum..
peki ben şimdi öküz herif'le ne yapcam?

4 Temmuz 2012

bana “shjdsk dhssh” dedi. anlamadım ve “nee” diye sordum, geri çekilip “seni seviyorum” dedi, bende “tamam” dedim ve öpüşmeye devam ettik.

Bu aralar yine öküz herif'le buluşmalarımız çoğaldı. Böyle sürekli birbirimizi aramalar, iş çıkışı buluşmalar falan derken, bende bi an durup "lan yoksa bi ilişkim mi var" diye düşündüm kendi kendime ve sonrada "üff aptallaşma, sadece sık buluşuyoruz o kadar" diye ekledim.

Dün akşam yine buluştuk. Karaköy taraflarında sahilde tin tin yürüyoruz. Etrafta kimse olmayınca da ben her zamanki gibi elinden tutup, onu öpmeye falan kalkışıyorum. Sonra bi ara artık yorulduk ve banklardan birine oturup "ya sen beni seviyor musun, yoksa sikini sokacak başka bi delik, seni sikecek başka bi deli bulamadığın için mi  benle takılıyorsun" dedim. O da "öfff yine başladın ha mal mal konuşmaya" dedi. Bende "üff müfff yapma, cevap ver. napıyoruz biz, niye böyle sık sık buluşup ilk fırsatta da düzüşüyoruz. seviyorsan seviyorum de lan amcık, yiyecek değiliz ya seni ibne" deyince, o "seviyorum tabii göt" dedi.

O "seviyorum tabii göt" dediği anda bende hemen dönüp onun yüzüne baktım ve kızardığını görünce "niye kızardınki öküz" diye üstüne gittim "seviyorsan seviyorum de, ayıp bir şey değil. hem benden utanmana da gerek yok. biz birbirimizin her halini görmüş adamlarız. rahat ol" diye konuşurken, o "hıhı hıhı senden utandım. bi sus salak salak konuşma" dedi, bende "peki ne kadar seviyorsun, elinle göstersene" adında 16ıncı yüzyıldan kalma espriyi yaptım, o da "ayyğğğ hiç çekilmiyor senin bu muhabbetlerin" dedi.
"amcık söyle lan. valla bir şey olmaz. sen beni sevdiğini biliyorsun tamam da, ben senin beni sevip sevmediğini bilmiyorumki. sanki benimle sadece sevişecek birilerini bulamağında buluşuyorsun gibime geliyor. seviyorsan söyle bende bileyim göt" dedim ve konuşma onun bana küfür etmesiyle devam edip gitti.

Sonra bi ara, biz böyle biraz daha sakin bi yere gelmişken elimi tutmaya çalıştı. Üstelik ilk defa bunu yaptı. Hani dışardayken falan genelde ibne damgası yememek için benden 10 metre ilerde veya geride, 5 metre sağımda veya solumda yürürdü, ama bu sefer kalabalığa rağmen kendisi elimi tutmaya çalışıyordu ve o elimi tutmaya çalıştığı için olsa gerek, elim ayağım birbirine giriyordu.

O an, sanki hayatımda ilk defa biri elimi tutuyormuş gibi bir hisle doldum. Sanki ilk defa biriyle elele tutuşacaktım gibi acemi aşıklara özgü bir şapşallık haline bürünüverdim. Oysa biz onla 6 aydır tanışıyoruz ve bu 6 ayda da o kadar çok yatıp kalktık, o kadar çok kavga edip barıştıkki, sanırım ömrümüzün sonuna kadar bize ve tüm insanlığa yetecek kadar nefret saçtık etrafa, küfür ettik birbirimize ve şehvet yaydık dünyaya.
Ama tüm bunlara rağmen; şimdi o, sırf elimi tutmaya kalkışıyor diye heyecanlanıyordum ve üstelik heyecanımı da ona çaktırmamaya çalışırken, kalbimin götümden löp diye çıkmaması için de kendimi tutmaya çabalıyordum. Çünkü ne zaman acemi bi aşık gibi heyacanımı belli etsem, sonrasında heyacanım hep kursağımda kaldı ve ben sırf bu yüzden, sırf bu seferlik heyecanımı belli etmemeye çalışıyor, yürürken birbirine dolanan ayaklarıma takılıp düşmemek için adımlarıma dikkat ediyordum. Zaten bu sefer de heyecanım kursağımda kalırsa boğazımı keserim. Çünkü artık boğazımda kalsın istemiyorum..

Sonra etrafta bir kaç kişi daha görününce o elini elimden çekti, bizde döndük Galata Köprüsü'ne doğru yürümeye devam ettik. Köprü bizimdi artık, saatler gece yarısına doğru at koşturuyordu ve sokak köpekleri ortalarda görünmüyordu ama polisler it sürüleri gibi dolaşıyorlardı.

Etrafta bir kaç tinerci, gecenin bu vaktinde köprüde balık tutmaya çalışan bir kaç balıkçı ve "günah benim günahım, sanane" deyip şarabına yamulan bir kaç sarhoş nara atıp duruyor, Galata Kulesi ise yarrak gibi parıl parıl parıldarken öküz herif bana yaklaşıp dudağımdan öpmeye başladı. O anda köprünün tam ortasında gibiydik ve bende kendimi iyice kaptırıp bol tükürüklü bir şekilde öpüşmeye başladık. Bi ara o geri çekilip "lkjsjs skddjs" dedi, bende biri geldi falan sanıp öpüşmeyi kesip etrafa aceleyle bakındıktan sonra o na dönüp "nee" diye sorunca o "seni seviyorum" dedi, bende o an "seni seviyorum" cümlesini, günlük bir konuşma cümlesi gibi sıradan bir cümle olarak anladığım için "tamam" deyip yine öpüşmeye devam ettik. Sonra sokaklarda biraz daha turladık, saatler iyice cıvıtınca da evlerimize dağıldık.

Eve gelip kapıyı kapatıp pantolonumun düğmelerini çözerken, onun bana köprüde "seni seviyorum" dediğini fark ettim.
Laaaaaaaan adam bana "seni seviyorum" demiş, ben de ona "tamam" demişim.
ohaaaaaa öküz olan o değil, bence öküz herif benim. Üstelik ilk defa dedi. Bana ilk defa seni seviyorum dedi ve ben tamam dedim. allah belamı vermesin ya.