Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

30 Mart 2012

insan neden karşındakinin hayatında nerde olduğunu bu kadar önemserki. oysa ben böyle değildim çok değiştim çok

Bi kaç gündür öküzherifle kavgalıydık. Kavganın nedeni tabiki yine onun gidip kendini birilerine siktirmesi idi ve sonrasında benim atan şalterlerimdi. Tabii atan şalterler sonrasında ağzıma geleni söyledim ve sonrada "tamam. madem öyle herkes kendi kafasına göre yaşasın" deyip noktaladım. Ertesi gün de biriyle tanıştım ve onunla yiyişmeye başladık. Yiyişirken aklım hep öküzherif'te olduğu için doğru dürüst sevişemedim bile. Sanırım sevişmemin nedeni öküzherif'e olan kızgınlıktan dolayı gerçekleşiyor olduğundan dolayı bi türlü içim rahat etmedi ve yarıda bırakmak zorunda kalıp adamı olduğu yerde bırakıp eve geldim. Ama ertesi gün başka biriyle buluştum ve mekan ev olunca bi güzel yiyiştik. Aklımda adamın ekşi ağız tadı yalnız kaldı, onun dışında bi bok yok. Başka zaman olsa bu ikisine de aşık olabilir ve hatta ilkinin kölesi bile olabilirdim. Ama şimdi aklımda öküz herif varken hiçbir bok anlamadım. Sanırım ben bu adamı seviyorum, ama o beni sevmiyor. Ya da buna benzer bir şey. Ama şu kesinki; bu belirsizlik beni öldürüyor.

Onun neden bana ilgi gösterdiğini de bilmiyorumki. Gerçi bilmiyorum dedim ama sanırım sadece sikim büyük, kalın ve damarlı olduğu için olsa gerek ki bana ilgi gösteriyor ve ben birinin bana bu tür şeyler yüzünden ilgi göstermesinden nefret ediyorum. Hayır abi, karşımdaki beni eğer kendine girecek bir sik olarak görüyorsa gitsin atlarla, gergedanlarla sikişsin, o da rahatlasın, bende. bide insanın kendini bir cinsel obje olarak algılandığını farkettiği an çok kötü lan. Şimdi kadınları daha iyi anlıyorum.  ve diyorumki; canlarım. allah, öyle düşünen tüm erkeklerin belasını versin..

Bide ben piçe "ya biz senle neyiz, bana onu söyleki sana ona göre davranayım. bana hiç bir şey söylemiyorsun ve ben, senin hayatımdaki yerini bilmediğimden olsa gerek içim rahat olmuyor. söyle bileyim de ona göre yaşıyım. bilmeden yaşayınca kendimi bok gibi hissediyorum" diyorum ama o "öfffff ne bileyim abi neyiz. bırak işte ne olacaksa olsun. daha 2 aydır tanışıyoruz her şey zamanla olur" diyor. Oysa ben hiç öyle zamana bırakma olaylarına girmedim. Ne yani, zaman mı bize ne olacağımızı söyleyecek. sikerim lan öyle o zamanı. Amcık sen ne olduğumuzu bilmiyorsan, ben ne yapıcam. Ben bizim ne olacağımızı bilmek istiyorum.
İşte ben böyle şeyler söyleyince, o da bana "başladın yine beynimi sikmeye" diyor ve beni susturuyor.

Zaten geçen de yine bu sözü kullanınca, bende ona "beynini sikmesem gidip kendini başkalarına siktiriyorsun, sonrada gelip benim gözlerimin içine anlamlı anlamlı bakıyorsun" dedim ve olay koptu. Bi ondan, bi benden deyince iyice bi kavga ettik ve ben en sonunda atan şalterlerim yüzünden "tamam. madem öyle herkes kendi kafasına göre yaşasın" deyip, bide üstüne siktir çekip arabanın kapısını çarpıp indim. Oda bana laf söyleyememenin acısıyla gidip kaza yapmış, sonra şöförle de birbirlerine girmişler. diğer şöför bizimkinin kafasını yarıp kaçmış. Bu da karakola falan gidip adamı şikayet falan etmiş derken, geceyi karakolda geçirmişler falanda fıstık.

Bu olayın ardından biz bi kaç gün suspus bekledik derken, o yine mesaj attı ve "hayırdır bir şey mi var, bi kaç gündür niye suskunsun" dedi ve bende "yoo bi şey yok" dedim ve yine muhabbettimiz başladı. Amcığın en çok da bu huyunu seviyorum. Onca kavga gürültü edip, birbirimize saydırıyoruz ama ertesi sabah yine hiçbir şey olmamış gibi selam veriyor konuşuyor falan ve içim bi hoş oluyor.
Oysa benim ona yaptığımı bi başkasına yapsam, ertesi gün cesedim lağım çukurunda bulunur. Valla bana iyi sabrediyor. Gerçi düşününce bende onu alttan aldığım zamanlar oluyor ama sonra sikerim lan altını sütünü deyip anında saydırmaya başlıyorum

Neyse konu şuki, onunla ne yapıyoruz ne ediyoruz hiçbir fikrim yok. Sadece işte sık sık buluşup yiyişiyoruz ve bunun bir adı yok. Sadece yiyişmeye dayalı bir ilişki bu. Ona da "aramızda duygusal bir şeyler olmasını istiyorum. aramızda böyle belirsiz bir şey varken, senle ne yapacağımı, sana nasıl davranacağımı bilemiyorum. her şey belli olduktan sonra yiyişmek istiyorum" dediğim de de "ayyy yine başladı" deyip lafı ağzıma tıkıyor amcık. ama doğruya doğru anacım, beni hayatının neresinde tuttuğunu söyle sana ona göre davranayım. Ama yok. Piç hiçbir şey söylemiyor ve hayatım işte böyle büyük bir belirsizlikle geçip gidiyor.

26 Mart 2012

farkında olmadan söyledikleri tek bir cümle ile aklıma girip, hayatımda kalanlar

Hani sikindirik biriyle tanışırsın ve onunla görüştüğün süre boyunca içinden "hayatıma alsam mı, almasam mı" diye düşünüp durursun da bi türlü karara varamadığın için, ne yapacağını şaşırıp şaşkaloza dönersin ya. Ve hatta bu şaşkaloz vaziyetteyken onunla görüşmek ve görüşmemek arasında gidip gidip gelirsinde kafan bi milyon olurya..
Ve hatta acaba götüne tekmeyi koyıyım mı, koymıyım mı? diye kara kara düşünmeye başlarsınya..
hah işte benim bu gibi kararsız anlarımda yardımıma, hep karşımdakinin farketmediği tek bi cümlesi koşar.
Çünkü hayatıma giren insanlar genelde girdikleri hızda çıkarlar ve bende iplemem bile.
Oysa bazıları hayatıma girdimi, ne pahasına olursa olsun asla çıkmalarına izin vermem. Nedenini asla öğrenmezler ve asla söylemem de. İşte sırrımı burda yazıyorum. flaş flaş flaş. son dakika... son dakika....son dakika... cnn canlı bağlantıya geç, bbc muhabirleri az daha yaklaşın..

İşin şakası bi yana. Cidden bazı insanlara, sırf tanıştığımız ilk günlerde sarf ettikleri tek bir cümleleri yüzünden çakılıp kalırım ve asla hayatımdan çıkmalarına izin vermem. Hatta beni de hayatlarından çıkarmalarına asla izin vermem. İşte hayatımdan çıkmalarına ve beni hayatlarından çıkarmalarına izin vermediğim insanlar'ım ve o cümleleri:

Öküzherif: Geçen ay tanıştığım ve bu aralar çıkmaya çalıştığım adam olur kendisi. Piçin diğer adı da götherif'tir. Çünkü hiç olmadık anda beni göt edecek laflar söyler ve bunu da gayet rahat rahat yapar. Böyle hiç sikine de takmaz beni. Ama işte o beni her ne kadar sikine takmasa da, ben onu sikime takıyorum. Nedeni de ilk tanıştığımız hafta bana "ne olursa olsun içinden ne geçiyorsa onları söyle. sakın seni kullanacağımı düşünme. sakın bu hissettiklerini suistimal edeceğimi düşünme, ne hissedersen hislerinde açık ve samimi ol ve söyle. her ne kadar ben daha önce suistimal edildiğim için şu an söyleyemiyor olsamda, sen her zaman bana karşı rahat ol" demişti ve o cümlelerle ammıma koymuştu.
O bunları söylerken, bende apışıp kalmış ve hayran hayran yüzüne bakıp "tamam" deyip yanağından öpmüştüm.  İşte o bu sözleri söylerken; bende onun, benim için doğru kişi olduğunu anlamış ve ona karşı hiç bi zaman hissettiklerimi söylemekten geri kalmadım ve o günden bu yana hep kavga ediyoruz.
Gerçi hiç kimseye karşı söylemek istediklerim yüzünden geri kalmıyorum ama işte onun bunu dile getirmesi hoşuma gitmişti. Her ne kadar piçle kavga ediyor olsakda sanırım onu sevmeye başladım.

İhtiyar: Şu benim göt kılları beyazlayan ihtiyar olur kendisi. Amerika da büyüdüğü için ingilizce karışımı bir türkçesi var ve benimle konuşurken kendimi uzaylı gibi hissediyorum. O her ne kadar "üfff nihayet türkiye'de gay aleminde oturup saatlerce sohbet ettiğim birini buldum" diye iltifatlar etsede, ben kesinlikle onun söylediklerinin yarısını anlamadığım için ve anlamayıp bir daha da tekrar ettirmemek adına "evet haklısın. aslında bende senin gibi düşünüyorum. bu konuda hemfikiriz. her şey boş abi, hayat dediğin bu andan ibaret. takma kafaya bunlarda geçer." gibi lafları söylüyorum ve o da onu anladığımı sanıyor. Oysa söylediklerinden hiç bi bok anlamıyorum, ama bu durumumuz ona, anlaşıyoruz gibi geliyor.
Aslında evet, bi yandan anlaşıyoruz da ama keşke ingilizceyi biraz daha azaltsa ve anladığım dilde konuşsa. Ama olsun, buna da şükür.
Her neyse onu hayatımda tutmama neden olan cümlesi ise: "Ben bir loser'im. Benimle boşuna vakit geçiriyorsun. Sana hiç bir şey veremem"dir.
Ahh ihtiyar vah ihtiyar, sen böyle dedinya, içimi delik deşik ettin haberin yok. Sırf bana bu cümleyi kurdun diye seni aklımdan çıkaramıyorum. Benki; öz anamı bile bayramdan bayrama ararken, seni 3-4 günde bir merak edip aramasam içim rahat etmiyor.
Sen bir kaybedensin ama beni kazanmışsın. Bende bi bokuna yaramıyorum ya, ona yanıyorum.

Askerdekipiç: Hani daha önce anlatmıştım. Askerde aşık olduğum ve aradan 6-7 yıl geçmesine rağmen hala ara ara osbir çekerken onun yarrağının ağzımda olduğunu düşündüğüm anda hızlıca boşaldığım piç. Şu anda yine 3-4 ayda bir "nasılsınlaşıyoruz" ve bunun dışında bi bok yok. Aslında bi ara karısından boşandıktan sonra istanbul'a gelecekti, ama olmadı. Zaten işini de batırdı ve şu an beş parasız kaldı. En son avusturyalı mı ne, öyle bi türk karıyla evlendiler ama yine de bi bok olmadı. Kadın gitti avusturya'ya, o memleketinde kaldı...
Ayy dur ben, onun hayatımda kalmasına sebep olan cümlesini söyliyim;
Sanırım cümlesi yok, sadece yarrağı büyüktü. bide kendine has bi boşvermişliği vardı. Biraz sanırım o boşvermişliğini kendime örnek aldım o yüzden olsa gerek. Yoksa sırf sadece yarrağı büyük diye aklımdan ve hayatımdan çıkarmıyor olamam.

Piçkurusu: Önceki yıl internetten tanıştığım ve "aşık mı olduk lan biz birbirimize" deyip deyip aylarca yazıştığımız götoş olur kendisi. Sonra baktık aramızda bir bok olacağı yok, arkadaş kaldık.
Yazdıklarımı okuyup şöyle demişti "sen romantik bi orospusun"
Bu cümlesiyle hayatımda çakılıp kaldı. Ne gitmesine izin verdim, ne de ben onun hayatından gittim. Hala görüşüyoruz amcıkla. Beni anlayan ve anladığını da bana açıkça söyleyen tek adam. Onu sırf bu cümlesi yüzünden ölünceye kadar rahat bırakmıycam.

Ardahanlı annem: Bundan 10 yıl önce falan, en zor dönemlerimde tanışmıştık ve gidecek başka bi yerim olmadığı için aylarca evinde yatıp kalkmıştım. Şu an koca bi eşşek olmama rağmen, hala ara ara gecenin bi yarısı kalkıp sarılmak istediğim birini aradığımda, taksim parkına gidip sikişme bahanesiyle birilerine sarılmak yerine, ona gider biraz öper koklar sonrada o yatmaya gidince bende buzdolabına dadanıp, ne var ne yok yer, evin her hangi bir köşesinde uyurum. Hayatımda "boş ver olum. her şey gelip geçer, her şey olacağına varır" mottosuyla yer edinen ve tüm sıkıntılarıma rağmen hala taşşakları serip yatmama sebeptir kendisi.

Adı lazım olmayan bi emmi oğlu: Kendimi bok gibi hissettiğim, tutunacak birine en çok ihtiyaç duyduğum bi zamanda bana siktir çekip kapı dışarı etmişti. Sokakta bi aşağı bi yukarı gidip gelirken, baktım olacağı yok gece boyunca sokaklarda "işten eve dönen biriymiş gibi" gezinmiş, gündüz de bulduğum ilk yeşilliğe kendimi atıp uyumuştum.
Onu hayatımda tutmamın nedeni bana siktir çekmesi. O ağız dolusu "siktirgit"i hala aklıma geldikçe, kendimi bok gibi hissediyorum.
Ama buna rağmen onunla hala görüşüyorum ve onunla konuştuğum zaman bana çektiği siktiri hatırlatan bir ses tonuyla konuşuyorum. Çünkü bazen canını yakan insanların canını yakmak için hayatında tutman gerekir.

Şimdilik bunlar yeter. Aklıma hayatımda bulunma nedenleriyle ilgili cümleleri gelen herkesi ara ara yazarım. Bir sonraki postaya kadar kendinize iyi bakın. Hepinizi en güzel yerlerinizden kocaman kocaman öptüm.

24 Mart 2012

bi dur hele. önce birbirimizi iyice bi tanıyalım, sonra ne bok yiyceksek oturur yeriz

yazmazsam evren bana yamukluk yapmaz diye düşünerek yazmam dedim ama tutamıyorum kendimi. hem evren'in götüne koyyım. yamukluk yapmayan bir evren mi var? yardırmaya devam..
                                  ----------------------------------------------------------------
Önceki yazıda demiştim ya, şu geçen ayki kâfir soğuklarında biriyle tanışmış sonra da az romantik bi yerde kahve içmek için inzivaya çekilmiştik diye. Hah işte konu o piç. Ammına koyim, onunla tanıştığımız günden bu yana sürekli kavga ediyoruz. Zaten ilişkileri en fazla 4 saat veya 4 gün sürten biri olarak şunu söyleyebilirim ki; uzun ilişkiler insanın ammına koyuyor, gece başını yastığa bıraktığın anda diş gıcırdatmalarına neden oluyor, gündüz ise sürekli yalaka mesajlaşmalarına sebebiyet veriyor. Bunun dışında pek bir şey yok. Tabii dediğim gibi; siktiri boktan kavgaları hiç saymıyorum bile.

Genelde kavgaları ben çıkarıyorum. Çünkü o birileriyle kırıştırmaya başladığı anda ben söylenmeye başlıyorum ve o "biz şu an daha birbirimizi tanıma aşamasındayız, o yüzden başkalarıyla beraber olma konusunda birbirimize zorluk çıkarmayalım" diye büyük büyük laflar ortaya atıyor, ben de onun bu laflarına kızıp "eğer başkalarıyla yatıp kalkarsam hiç bi zaman sana tam olarak ısınamam, seninle asla çıkamam. Çünkü sende aradığım hiç bi şey yok. Hem zaten başkalarıyla yatarsak birbirimize de alışamayız. hele ben! senin gibi birine asla alışamam" diyorum. hıhı allah belamı versin böyle diyorum adama. Çünkü bana dediki "bana karşı ne hissedersen açıkça söyle, hiç bir şey saklama. dürüst ol"
Tabii durum böyle olunca da, birbirimize karşı hissettiğimiz ne varsa ve birbirimiz dışında yediğimiz her boku, birbirimize söylüyoruz. Tabii onun aksine ben, midesi boktan bulanan biri olarak hiç bok yiyemiyorum. Çünkü malum sex bağımlılığından daha yeni yeni kurtuldum gibi ve bu aralar en fazla osbir çekiyorum.
Hem zaten artık düzenli olarak çaktığım biri varken, kimseyle tanışma aktraksiyonlarına girip yüz göz olmak da istemiyorum.

O ise benim aksime sürekli birileriyle tanışma, kaynaşma mevzularında. Bu kaynaşmalar genelde yatakla bittiği için de, sikiştiği herkesi bana anlatarak canımı sıkıyor ve bende, canım sıkılınca da kavga çıkarıyorum ve o gün adamın götünü sikmesemde, beynini kesin sikiyorum.
Kavgalarımız esnasında da "sana dürüst oldum, ne yapıyım söylemiyim mi?" diye söylenip üstüme çıkmaya çalışıyor. Öküz ya, dur önce bi nefes al, önce biz bi ısınalım birbirimize, sonra ne bok yiyeceksen ye değil mi? Ama yok işte, daha birbirimizi tanımadan, başka bedenlerde soluklanıp duruyor. Bende tabii bu gibi anlarda hemen müslüm gürses'e bağlayıp ana avrat düz gidiyorum ve sonrasında da, söylediklerim yüzünden pişman olup bu sefer ilişki koçu ilhan uçkan'a dönüp, ilişkilerle ilgili ikna edici güzel, olumlu, negatif şeyler anlatmaya başlıyorum. Ama bi bakıyorum ıııh o yine aynı kafada yaşamaya devam ediyor ve bende bunun üstüne dayanamayıp siktiri basıyorum.

Geçende yine böyle kavga ettik ve dayanamadım siktiri basıp yanından ayrıldım. Tabii durum böyle olunca bi kaç gün görüşmedik. Sonra yine mesajlaşmaya başladık ve akşamına da görüşmeye karar verdik.
Her akşam olduğu gibi o akşam da istiklal'de dolanıyordum ve bi baktım yerde 5 tl. Gelen giden de ayak basıyo ama kimse almıyor. Tabii parayı gören ben durur muyum? hemen alıp bir dilenci aramaya başladım. Lan allahın cezaları dilenciler, ben parayı yerden alır almaz ortadan kayboldular. elimde parayla sağa sola bakındım ama ıııh. Ortada hiç dilenci yoktu. Sanki dersin yeryüzünden tüm dilencileri toplayıp sabun yapmışlar gibi, bi anda koca istiklal dilencisiz kalıverdi. Baktım buluşma saatine de geç kalıcam, dedim bari metroya doğru gidiyim o arada parayı da selpak satan çocuklara veririm.

Metroya vardım ama bi baktım selpakçı cocuklardan eser yok. İçimden "neyse ya daha sonra dilencilerden birine veririm" deyip parayı cebime atıp merdivenlerden inmiştimki metronun girişindeki çiçekçinin önündeki gülleri görünce "acaba allah bana bir şeyler mi anlatmaya çalışıyor" diye düşündüm ve o anda gül alasım geldi. Adama "bi tane gül ne kadar?" diye sordum o da "5 tl" dedi. "Tamam bi tane verir misin" dedim ve adam ordan bi gül alıp uzattı. Ama mübarek çiçekçi bi gül verdiki sapı boyum kadar. Gül'e bakıyorum kendime bakıyorum, gül biraz daha uzun olsa, ben sanki gül dalına binmişim gibi duracağız. Adama rica ederek "ya şunun boyunu biraz kısaltırmısın, benden uzunlara tahammülüm yokta" deyiverdim. Çiçekçi işini ciddiye alan biri olduğundan olsa gerek, hafif tebessüm ederev "kızlar gülleri kavanozlara attıklarından dolayı uzun tercih ediyorlar" deyiverdi. Bende "yok bunu bir erkeğe alıyorum" dedim ve adamın suratı kireç gibi oluverdi. Lan piç taksimin göbeğindesin hala erkek erkeğe gül alınca şaşırıyorsunya, senin o anda rengi solan yüzüne eşşekler boşalsın göt oğlanı.

Neyse ben böyle deyince daha bi ciddileşti ve sonra gülü alıp istediğim boya getirdi ve uzattı. Bende ömrü hayatımda elinde gülle dolanmadığım için gülü elimde sik gibi hissettim ve bu seferde "bi şeye sarıp verir misin" diye rica ettim ve o böylece bi şeylere sarıp verdi, bende yerde bulduğum 5 tl'yi çiçekçiye verdim ve metroya binip benim denyoyla buluşmaya gittim. Öküzün işten geç çıkacağı tuttu ve yarım saat beni bekletti. Bende bu arada gelen giden elimdeki güle bakmasın diye tuttum gülün kağıdını falan soydum attım, gülü de montumun altına koynuma soktum. Sonra benim öküz arabasıyla çıkageldi. Arabaya bindiğim anda içimden "dadadadammm" diyerek, yüzümde ise çok sakin bi ifadeyle gülü uzatıverdim.

Ben gülü uzatırken aklımdan da "hahaha şimdi çok sevinecek, şaşkaloza dönecek" falan diye düşünürken, o "bu ne, ne yapcam bunu götüme mi sokcam" deyiverdi. Ayyyhh allahım, tamam bende öküzüm ama yani böyle öküzleri de karşıma çıkarırsan senin varlığından şüphe etmeye başlıycam haberin olsun. Lütfen beni, biraz romantik ve kalbi benimkinden daha yumuşak birileriyle karşılaştırır mısın? Rica ediyorum allahım. Yoksa ateist olup çıkıcam, senin yokluğunu da romantik erkeklerin yokluklarına bağlıycam, demedi deme.

Üstelik benki ömrü hayatımda ilk defa bi erkeğe gül alıyorum, üstelik benki ömrü hayatımda ilk defa samimi bi şekilde bir erkeğe gül uzatıyorum, ama nerde aldığım tepkiye bak, neymiş efendim gülü götüne mi sokcakmış, yoksa başka bir şey mi yapcakmış?
O böyle sorunca, bende "bilmem. ben sana verdim, artık ne yapacağın seni ilgilendirir" deyip arka koltuğa bıraktım ve yanağından öptüm. Sonra o da beni dudağımdan öptü ve "beni utandırıyosun" dedi.
He ammına koyim, sen yüzüme "ben başkalarıyla sikişmek istiyorum" derken utanma, ama ben sana gül aldığımda utan.

İşte böylece barıştık. İyi gibiyiz şimdi. Henüz kavga etmedik.

23 Mart 2012

bok

Ne zaman bir ilişkim olsa hemen gelip buraya yazıyorum ve aradan daha 2 gün geçmeden herşey boka dönüyor. Sanırım artık ilişkilerimle ilgili buraya hiç bi bok yazamıycam..

19 Mart 2012

bana bir şeyler oluyor ihihihi

İhtiyar dedim dedim ne oldu? ha ne oldu. Tabiki yalan oldu. Aslında yalan olmadı, sadece hayatıma giren herkes gibi o da bi köşemde yerini aldı. Yani bi bok olmadı. Bazen buluşup bir şeyler yiyip işiyoruz. Bazende gecenin bi yarısında birbirimize cam açıp osbir falan çekiyoruz. Bundan daha fazlası yok. Hem tanımadığım adamların bedenlerine bakıp, onları siktiğimi düşünerek osbir çekeceğime, bir kaç ay boyunca yanıp tutuştuğum birinin bedenine bakıp sikini ağzımdan hiç çıkartmadığımı düşünerek osbir çekmek daha iyi.

İhtiyar'la arkadaş kalmakla iyi mi ettim, kötü mü bilmiyorum ve aslında şöyle eğri büğrü oturup, doğru dürüst düşündüğümde doğru yaptığımı düşünüyorum. Çünkü sonuçta adamın kendisinden başkasına zarar veremeyeceğinin fazlasıyla farkındayım. Bir de abi adamın kafası net, neyi neden istediğini gayet iyi biliyor. Ne istediğini bilen insanlardan zarar gelmez. Çünkü ne istediklerini sana fazlasıyla belli ederler ve sen de ona göre oyuna ya dahil olursun, ya  da işine gelmez oyundan çıkar siktir olursun.

Her neyse, ihtiyar'la ilişki, anlamına dönüp bakacak olursak zaten ondan bana bi bok olacağı yoktu. Adamın aklı fikri başkalarındaydı ve ben onun için sadece "iyi biri"ydim. "iyi biri" olduğum için de hala hayatında bir yerlerdeyim. Yalnız o beni hayatına almış gibi görünsede, aslında ben onu hayatıma almış gibiyim. Gerçi şimdi düşününce bunun hiç bir öneminin olmadığını anlıyorum. Sonuçta ikimizde bu konuda aynı şeyleri düşünürken, hangimizin kimin hayatında yer ettiğinin ne önemi varki? Bence hiç.
İşte bu yüzden onunla geçen aydan bu yana sadece iki arkadaş olarak kaldık.
Bi de "iyi biri" olmaktan nefret ediyorum. Çünkü ben aşık olmak istiyorum, iyi biri değil.

Zaten tüm sevgili adaylarımla arkadaş olup çıkarım. Yediğim boklar, hissettiklerim de yanıma kâr kalır. Sonradan dönüp ne kadar aptalca hislerle yanıp tutuştuğumu görünce, kendime o kadar kızıyorumki o an hemen bi hayvanat bahçesine gidip kendimi gergedanlara siktiresim geliyor. Ama hepten mundar olmıyım diye bunu yapmıyorum.
Neyse durum böyleyken, bende bu arada başkalarıyla görüşmeye devam ettim. Sonuçta aşk denilen şey, ilgiye bağlıdır. Birinden ilgi göremiyorsan istediğin kadar yan tutuş, geriye sadece küllerin kalır ve o yanından o kadar hızlı geçerki rüzgarı seni darmaduman eder. Bende hepten bitmemek için tutunacak başka bir yarrak aradım. Ve tabii buldum da. Zaten günümüz dünyası yarraklar sayesinde ayakta duruyor. Yarrak denilen şey olmasa yaşam son bulur, hayatımız alt üst olur.

Neyse ya ben neler diyorum. İşte baktım ihtiyarla bi bok olamıycaz, ben ona "seni seviyorum lan" dedikçe o götünü dönüp pişmiş kelle gibi "ihihihi" yapıyor, bende kararımı verdim ve geçen ay netten yazışmaya başladığım biriyle tanıştım. Hoş beş falan derken baktım adam baya düzgün ve efendi bi tip. "Hadi tanışalım" dedik ve böyle az romantik bi yerde buluşup gezinmeye başladık. O günde allahın en bereketli günlerinden birine denk gelmişiz, ufaktan ufaktan kar yağıyordu. Sadece kar değil, hava da öyle bi soğuktuki, anamın deyişiyle kâfir bile o soğukta müslüman olurdu. Yani o derece soğuktu. Bi yandan kar yağıyor, bi yandan biz onla konuşuyoruz, bi yandan benim botlar su çekiyor ayaklarım sırılsıklam olmuş, götüm dondu donacak, o ise giymiş montu, sarmış atkıyı, elinde eldivenler, başında bi örgü şapka, ben onun yanında kondomsuz sik gibi kalıyorum. Böyle adama da ayıp olmasın diye bir şey diyemiyorum, ama üşüdükçe de üşüyorum. En sonunda dayanamadım ve "ya ben yoruldum, şurda bi kahve içelim" dedim ve o daha gıkını çıkaramadan kafeye doğru yürümeye başladım. O da sağolsun düzgün efendi bi tip olunca ardımdan geldi, içeri geçip kahve istedik. Kahveler gelirken bende iyice yayıldım, ohh sanki dersin babamın mekânı.

Neyse, efendime söyliiyim; ben işte böyle yayılırken, o da konuşacak bir konu açma telaşıyla hemen farklı ülkelerdeki sikiş maceralarını anlatmaya başladı. Bende ağzım açık dinledim de dinledim. İçimden de "öff bu ne mal yaw" deyip durdum. Ama yani öküz, hayvanoğluhayvan insan böyle bi konu açacaksa bile biraz tanışır değil mi, ama yok bu benden daha mal çıktı. Mübareğin gitmediği ülke de kalmamışki. "niye bu kadar çok geziyorsun" diye sorduğumda da "ya akşama kadar çalışmaktan, gün boyu kazandığım parayı yemeye fırsat bulamıyorum, işte bu yüzden bende yılda 2 defa tatile çıkıp hepsini bitirip geliyorum" diyecek kadar da dürüst ve aptal. Ayy dur devamını sonra yazıyım. bu aralar yazarken sıkılıyorum.

15 Mart 2012

Sorunlu olan biri varsa o da; kendisine öğretilen her şeyi olduğu gibi kabul eden insanlarda

Geçen yıl sonbahar da; toprağın daha ilkbahar aylarındayken kökleri kendi içinde olan her bitkiyi yeşertmek için en uçlarına kadar hayat aşılayıp, sonbaharda ise; verdiği tüm hayat enerjisini içine çekip, tüm yaprakların dökülmesi için elinden geleni yaptığı günlerde, bende içlerinde ve içimde olan adamların yüzüne bakıp, bi yandan da kendi içime doğru siktiri boktan bi adım atmış ve sonrasında da sex bağımlısı adi pezevengin teki olduğumu farkedip hastanelerden birine gitmiştim. Sağolsun pisi pisikiyatrist hanım beni daha iyi bir devlet hastanesine yönlendirmiş ve onların yardımcı olacağını söylemişti. Bende öyle yapıp daha iyi bir hastaneye gitmiştim.

Orda da kurul murul derken bir pisikiyatriste göndermişlerdi. Pisikiyatristin sekreteri falan sağolsun "burasının türkiye olduğunu ve zaten halkın yüzde 69unun sorunlu olması bi yana, burasının devlet hastanesi olmasından dolayı randevuyu anca ilkbahara alabileceğimi, ama isterse bu arada özel pisikiyatriste gidebileceğimi" söylemişti ve dediğinde de haklı çıktı. Çünkü aradan aylar geçmesine rağmen arayan soran yoktu ve ben daha çok bekleyecektim. Beklerken aslında şunu farkettimki, ben pisikiyatriste giderken sadece konuşacak birilerim olsun diye gidiyordum. Hani tamam çok fazla sikiştiğimden rahatsızlık duyuyordum ama sorunum bi tek çok fazla sikişiyor olduğum değildi. Çünkü bilinçaltım beni; olduğum gibi, önyargısızca dinlemeye hazır  birileriyle konuşturabilmekti. Sonra bunu farkettiğimde, bi kaç gün bu konuyu düşündüm ve en sonunda "sikerim lan beni önyargısızca dinlemeye hazır birini bulabilme umutlarını, olduğum gibi, anladığım gibi, hissettiğim gibi konuşmaya ve yaşamaya başlıycam" dedim ve öyle yaptım.

Hani eskiden de öyleydim ama biraz daha çekingen, biraz daha içine kapanıktım. Söyleyeceğim şeyi biraz düşünüp derdim. Şimdi ise düşünmeyi tamamen bi kenara attım. Yanlış anlayan varsa da anlasın ammına koyim. Tabii durum böyleyken herkesle sorun yaşamaya başladım. Çünkü kimse seni olduğun gibi kabullenmiyor. Herkes seni yüzündeki maskeyle hayatına almaya hazır halde bekliyor. Elinde yüzüne takacak bir masken yoksa, sik gibi ortada kala kalıyorsun. Kimsesiz ve tek başına. İnsanlığın karşısında yalnızlık gibi onu darmaduman eden bir olay varken de, kimse maskesiz yaşamayı kaldıramıyor. Maskelerin yalnızlıklarımızı yok etmek için büyüdükçe büyüdüğü şu yüzyılda olmasa bile, belki bir sonraki yüzyılda insanlar yüzlerinde maskeler olmadan da yaşayabilmenin, yalnız kalmamanın bi yolunu bulucaklar. Ama o zamana kadar ben tahtalı köyü boylamış, cehennemde cayır cayır yanıp tüm günâhlarımdan arındığım için de cennette keyif çatıyor olucam..

Şimdi mi? artık birilerinin bana kırılmasını pek umursamıyorum. Siktir et kırılırsa kırılsın. Çünkü ben insanları kırmak için bi şey yapmıyorum. Ama onlar; kendilerine dayatılan şu sikimsonik ucuzluktaki hayat şartlarına kendilerini kaptırdıkları için çok sertler ve bende onların bugüne kadarki alışmış olduklarının tersine hareket etmeye başladığım için kırılıp dökülüyorlar. Suç benim değil, suç; kendilerine dayatılanı, kendilerinden bir şey katmadan olduğu gibi kabul ettiği için sertleşip kırılanlarda. Kendilerine bir şeylerin dayatılmasına ses çıkaramayanlarda. Durum böyle olunca da kırılganlıkları bana karşı değil, işlerine gelmediği için farketmeselerde; sadece kendilerine..

Neyse kırılganlık mırılganlık derken, sikiş bağımlılığı konusuna dönecek olursak; geçen hafta "acaba ne oldu" diye merak edip kalktım hastaneye gittim. Doktorun kapısında "tatildeyim" notunu görünce kızdım ve biraz fırçalarcasına bir not yazıp kapının altından içeri atıp geldim. Amcık tatil tabiki hakkın, ama 5 aydır aramıyorsan sikerim tatilini. Ben böyle rahatlamış halde 1 hafta ortalarda dolanınca bi baktım telefonum çaldı. Doktor hanım sabah 09:45de randevuya çağırıyordu. "Tamam" deyip ertesi gün patrondan izin aldım ve gittim.
Karşımda böyle gencecik, güleç yüzlü, bi deri bi kemikten oluşan hanım hanımcık bi karı buldum.
Selam sabah derken "bana kendini anlat" dedi. Bende "işte gördüğün gibiyim" deyip koltukta oturmakta olan bedenimi gösterdim. Gülümsedi ve konu başladı. En sonunda "artık sex bağımlılığını aştığımı ve artık eskisi gibi sikişmediğimi" söyledim. Tabii eskisi gibi osbir de çekmediğimi ekledim. Sonra bir şeyler daha konuştuk ve bu arada bana arkalı önlü bir kağıt doldurdu. Ordaki sorular sürekli eşcinsellikle alakalı olunca bende "eşcinsel olduğum için mi sorunlarım var" diye sordum ve o da bunun üstüne "sorunlu olduğunu mu düşünüyorsun" dedi. Bende "hayır sorunlu olduğumu düşünmüyorum. ama kağıtta çok fazla eşcinsel ibaresi geçiyor, bunun için böyle bir soru sordum" dedim. Bu sefer doktor hanım atağa geçti ve "peki kendini ne olarak tanımlıyorsun" diye sordu. Bende "kendimi bir erkekle yattığım için eşcinsel, veya bir kadınla yattığım için heterosexüel, veya her iki cinsle yattığım için bisexüel olarak tanımlamıyorum ve bu gibi tanımlamalardan da rahatsızlık duyuyorum" dedim. Bunun üstüne o "ama biz sizi bunlardan biri olarak tanımlıyoruz" dedi. Bende "sizin beni ne olarak tanımladığınızın bi önemi yok, ben kendimi her hangi bir şey olarak tanımlamıyorum ve bu gibi tanımlamaları da kabul etmiyorum" dedim, o da güldü =)

Sonra da, şimdi hatırlamadığım bi şeyler daha konuştuk ve bana 1 hafta boyunca benim terapiye gelip gelmemem konusunda bir karara varmam gerektiğini söyledi. Bende bunu düşünemeyeceğimi, çünkü artık bu tür şeyleri pek önemsemediğimi ve önemsemediğim için de daha kapıdan çıkacağım an konuyu unutacağımı söyledim. Ben böyle diyince doktor hanım güldü, bende güldüm ve o "sekreterden telefon numarasını al, düşün beni ara" dedi. Bende gülümseyip "tamam" dedim ve teşekkür edip kalktım. Beni kapıdan geçirirken sekreteri de dışarı çıkmıştı, ona da teşekkür edip sırtımda çantayla seke seke merdivenleri indim ve binadan çıktığımda sekreterden telefon numarasını almadığımı ve doktorun da özellikle sekreterden telefon numarasını alıp almayacağımı merak ettiği için arkamdan baktığını anladım, ama siktir ettim.

13 Mart 2012

hepimiz aynı beklentiler içine girip, aynı yalanlarla kandırılıyoruz..

Bloga bi şeyler yazmak için girip, sayfayı her açtığımda içimde; gay bi müslüm gürses, dişi bi gergedan, kızgın hetero bi bülent ersoy ve daha ne olduğunu çözemediğim bir kaç ağlak karakter daha ortaya çıkıp duruyor. Bende artık ağlak şeyler yazmaktan bıktığım için, yazmak yerine sayfayı açtığım gibi kapatıp duruyorum. Bıktım abi artık ağlak şeyler yazmayı, çünkü dışarda kocaman eğlenceli bir dünyam var ama buraya geldiğim an elinden mendil düşürmeyecek kadar sık ağlayan birine dönüşüyorum. Ne bu ya alla alla. Tamam hayatım dört dörtlük değil, ama yani bende bunu çok takan biri değilim ki? Valla böyle sikinin keyfine göre yaşayan biriyim. Ama işte buraya girip bir şeyler yazmaya başladığım an ağıt yakmaya başlıyorum. Sanki dersin benden başka hayatında kötü şeyler yaşayan kimse yok, sanki dersin herkesin hayatı dört dörtlük de, bi benimkinde sorun var. Öğğğğ kendimden bıktım yeminlen.

Hele bi de bazen dönüp önceki yazdıklarımı okuyunca kendi kendimi boğasım geliyor. Abi nasıl ağlak şeyler yazmışım öyle anam anam anam. Sanki dersin dünya da bi tek ben kötü şeyler yaşıyorum, sanki bi baltaya sap olamayan bi tek ben varım, sanki bir tek ben kazık yiyorum, sanki dersin benden başka kimseye "seni seviyorum" denilip götü sikilmiyor.
Yok biliyorum, oralarda bi yerlerdesiniz ve hep beraber aynı şeyleri yaşıyoruz. Saklanmayın anam, acılarınızla barışın ve bana acılarınızı anlatınki kendimi yalnız hissetmiyim. Acı çektiğinizi bana söyleyin ki, sizin acılarınız acılarımı hafifletsin ve ben bundan piskopatça bir zevk alıp "ehehehehe bi tek sikilen ben değilim" diye içten içe gülebileyim. Ama yok, kimse anlatmıyorki. Kimse anlatmayınca da bi tek ben yaşıyomuşum kafasına girip burda "ühühühühü dün gece adamın biri bana "seni seviyorum" dedikten sonra beni bi güzel sikti, sabah da bırakıp anasınına ammına gitti" gibisinden şeyler yazıp duruyorum.
Abi hayat bu, anladım. Ve şimdi hepimizin yaralarını daha iyi görüyorum. Çünkü hepimiz aynı beklentiler içine girip, aynı yalanlarla kandırılıyoruz..