Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

31 Aralık 2012

o kadar yoruldumki, artık birilerini sevmek değil, sadece sikmek istiyorum..

o kadar korkak ve o kadar beceriksizimki ayrılamıyorum. sanki beni ondan ayrılmamam konusunda tutan bir şeyler varmış gibi. oysa onu sevmiyorum bile. ama işte ne oluyorsa artık, biz onunla her ayrıldık deyişimizden bir kaç gün veya bir kaç hafta sonra yine bi şekilde görüşmeye, yine yiyişmeye, yine birbirimizi seviyorken buluyoruz.
Sahi ne demek bu, niye kendime ve ona böyle davranıyorumki? Amacım ne, hangi örgüt için çalışıyorum acaba?

artık kendimi anlamıyorum. Öküz Herif''e niye böyle davrandığım hakkında en ufak bi bilgim yok, onun da bana niye böyle davrandığı hakkında da bi bilgim yok. keşke öncekiler gibi olsa yine; o gitse veya ben çıksam hayatından. bir daha aramasak birbirimizi, sormasak, karşılaşmasak. yok olsak.

olmuyor ama, her defasında bi kaç gün sonra yine buluşmuş oluyoruz, yine ilk fırsatta ağızlarımız dudaklarımızda yer kapıyor kendine. niye olmuyor, niye olduramıyoruz cidden bilmiyorum.
bazen acaba gerçekten aşık mı oldum diye soruyorum kendime ve hemen kalbimi yokluyorum. ama yok, hiçbir şey yok. bir tıkırtı dahi olsa "aşığım uleeeyynnn" diye bascam narayı, ama yok. ses seda yok. öylesine kocaman bir sessizlik varki şu küçücük yüreğimde anlatamam.

artık aklımda çalışmıyor ondan yana, oysa eskiden olsa, birilerinin yanlışlarına bakar ve "bu bana göre değil" kararına vardığım an artık o benim için biterdi. ama şimdi Öküz Herif'in yanlışlarının yüzlerce olmasına rağmen yine de yapamıyorum. bana göre değil desem bile bi  bakıyorum tam tersini yapmışım. acaba çok fazla yanlışı olduğu için mi kararsız kalıyorum ne oluyor anlamadım ki?

işte bu akşamda klasik kavgalarımızdan birini yaptık. o an; keşke artık tamamen çıksak hayatlarımızdan diye düşündüm. keşke çıksak, herkes kendi yoluna siktir olup gitse dedim içimden. keşke birbirimize hiç tanışmamışız gibi davransak dedim. sonra içimden düşündüm acaba kapatsam telefonlarımı, o aradığında cevap vermesem, mesajları yanıtlamasam ve eğer kapıma gelecek olursa ölü taklidi yapsam hayatımdan çıkıp gider mi? bilmiyorum, belki artık bu yola başvurucam ve o yokmuş, gibi davranıcam. bi de bunu deniyim. en azından denemekte yarar var. hem ben artık birilerini sevmekten yorulmuş da olabilirim. sanki birilerini siksem yeter gibi..

30 Aralık 2012

bakalım 2012'de ne boklar yemişim

2012'de çok fazla yeni arkadaşlar edindim, ama isimlerini hatırlamıyorum. Sağda solda karşılaşırsak eğer selamlaşıyoruz o kadar. Arkadaştan çok selamlaşacak yeni kişiler desek daha doğru olur. Malum artık fast food yüzyılında yaşıyoruz. Her şey hızlı akıp gidiyor, bizde hızlıca akıp gitmek zorundayız..

Tam gününü hatırlamıyorum ama sanırım 28 Şubat' 2012'de Öküz Herif'le tanıştık ve uzun bir mücadele sonrası çıkmaya başladık. Çıkmak derken işte yiyişiyorduk ama aramızdaki şeyin adı yoktu. Ben sevgiliyiz sanırken o sadece benimle gönül eğlendiriyordu. Bu yüzden yıl boyunca vurdulu kırdılı kavga ettik. aylarca benim evde beraber yaşadık, bol bol ağlayıp güldük. Ağzımızdan bol küfürler çıkıp durdu. En sonunda benim ona sevgim ve ilgim bitti ve sanırım  işte tam da bu sırada o bana aşık oldu. Biraz ara verdim onunla olan görüşmelerime. Bir kaç yeni beden sahibiyle tanıtşım. Bedenleri güzel, ruhları güzel, ama frekanslarımız tutmadı. Çünkü bedenlerinde hep Öküz Herif'e ait bir şeyler bulur gibi oldum. Hani kokuları, yanakları, göbekleri ve dokunuşları. Bir de kaşları aynen onunki gibi olan bir kaç bedendi bunlar. Sonra baktım olmuyor, hep kendimi onu düşünürken buluyorum. Hem hayatımda başka kimseyle tanışmak, bir daha vurdulu kırdılı bir ilişki yaşamak istemediğim için ona telefon açıp "hadi bi daha deneyelim" deyip tekrar başladık. Bu aralar işte yine yiyişiyoruz.
Onu seviyor muyum, sevmiyor muyum bilmiyorum. Hem yeni biriyle tanışıp yine günlerimi harcamakta istemiyorum. Sanırım "hazır hayatımda beni seven biri varken onunla yola devam edeyim" diye düşündüğüm için ona döndüm. Ama şundan eminimki, ben artık onu eskisi gibi sevmiyorum ve yine şundan eminimki; sen birini severken o seni sevemiyor, sen tam ondan vageçip sevgini tüketmişken sevme sırası ona geçiyor..

2012'de biraz daha düzenli yaşamayı başardım. Sex bağımlılığımdan tamamen kurtuldum. Artık sokaklarda beni sarmalaması karşılığında, saxo çekeceğim birilerini aramıyorum..

Bir kaç kişiye kırıldığım oldu, ama haberleri yok. Haberlerinin olmaması daha iyi. Muhabbetimizi de kestim, görüşmüyorum artık..

Bir kaç defa aşık oldum, bir kaç defa sevildim sandım. Neler olduğunu tam olarak hatırlamıyorum. Sadece geçti gitti işte. Hepsi bu kadar. Ama hala arkadaşız, hala sağda solda karşılaştıkça "naaabeerrr napıyoğğğsun"laşıyoruz..

Ülkede, ortalamanın üzerinde orospuçocuğu yaşadığını farkettim.. Bu en üzücü olandı..

Gangnam dansı yapmayı öğrendim, günlerce sadece o şarkıyı dinledim.

Param bittiği günler de oldu. Bir kaç ay kira ödeyemediğim günlerdi bunlar. "Acaba götümü siktirsem ederi ne kadardır" diye düşündüğüm günlere denk geldi. Ama çok şükür atlattım. Bu yılda postu deldirmedim anneee..

Ev sahibimle artık hiç görüşmüyoruz. Kirasını  da bankadan hesabına yatırıyorum..

Sonraki aylarda kendime taksitle iPhone aldım ve habire ünlüler ne demiş diye bakındım durdum. Aslında hiçbi sikim dedikleri yoktu bende bakınmaktan vazgeçtim..

İnsan yıllarca yalnız yaşayınca, meğer yalnızlık insanın içine işliyormuş. Gitmek bilmiyor ve sen birileriyken bile yalnız olduğunu düşünüyormuşsun. Bunu defalarca deneyimledim ve sanırım yalnızlık konusunda profesyonelleştim, çünkü artık yalnızlığı pek takmıyorum..

Kendimi sevmeye başladım. Kaşıma, saçıma, gözüme ve götüme daha çok zaman ayırıyorum. Artık ayna da kendimi uzun uzun izleyebiliyorum..

Burnumu da (her ne kadar yüzümün yarısını kaplasa da)güzel bulmaya başladım..

2012 boyunca hep bıyıklı ve kirli sakallı oldum. Ama 2013 yılında bıyık ve sakala "bye bye" diyorum. Çünkü artık enteller, danteller, elitler ve bilumum erkekler de bıyık ve kirli sakal bırakıyorlar. Ben bunlardan hiçbiri olmadığım için 2013'de bıyık ve sakal benzeri şeyler bırakmıycam.
Bide bırakmama kararımın nedeni; sanırım biraz da bu yıl yaşlandığımı farkettiğim için olsa gerek. Çünkü geçen aylarda farkettim, saçlarımdaki beyazlar artımış, göz altı torbalarım iyice belirginleşmiş, alnımdaki çizgiler derinleşmişler. 2013 de hep jilet kaydı traşla gezinip, böylece daha genç görünüp, daha çocuksu yanımı ortaya çıkaracağım. Yalnız bir de şu varki; ben eskiden hep olgun göstermek için çırpınırdım, şimdi ise genç görünmek için çırpınıyorum. İşte bu çok karışık ve hatta karmakarışık bi durum..

28 Aralık 2012

kafam karışık, her şeyim her yerim karışık

Sanki suç işlemiş gibiyim, sanki dersin anamı babamı kesmişim de polisten, jandarmadan, mahmut tuncer'den kaçıyorum. Şu an öyle bir stres, öyle bir gizli sinir ve kızgınlıkla doluyumki anlatamam. Oysa az önce güle oynaya girmiştim adamın evine, ağzım kulaklarımdaydı. Hatta dur lan ağzım kulaklarımda değildi, ağzım onun ağzındaydı. Evet kapıyı kapatır kapatmaz sevişmeye başladık. Zaten saat gece 01:00'di ve boşa harcayacak zamanımız yoktu. Üstelik mahmut tuncer ve polis her an gelebilirdi.
ayyy ne diyorum ben polis molis nerden çıktı.
Neyse işte, adamla gündüz bi cafede tanıştık. Tanışmamız da tam komedi ya neyse. dur lan tanışma anını da anlatayım;
Kafeye oturdum elimde bol ödüllü bi kitap karıştırmaya başladım, o da sanki kafe onunmuş gibi rahat bi tavırla kapıdan girdi ve biz bi an gözgöze takılıp kaldık. Aslında ben gözlerinden başka bir şey de görmedim, çünkü güneşi arkasına almıştı ve boy posunun karaltısından gözlerinin ışıltısı dışında hiçbir şey belli olmuyordu. ama zaten beni tavlaması için izbandut gibi oluşu yeterliydi.
Sonra ben kitaba döndüm, o kahvesini aldı ve şans eseri her yer dolu olduğu için iki basamak altımdaki yere oturdu. Dedim acaba bir daha bakışacak mıyız? bir daha on yıl gibi gelen 2 saniyelik bir bakışma anı daha yaşayacak mıyız? ama olmadı o dönüp bakmadı, bende dönüp kitaba daldım.
Kitaba daldım diyorum ama aklım hala ondan yana bir şeyler fısıldıyordu. Okuduğum cümlelerden hiçbir sik anlamadım. Üstelik okuduğum kitap önceki yıllarda, 1 yıl boyunca en çok satanlarda ilk sırayı kimseye kaptırmamıştı ve bir de piyasada ne kadar ödül varsa hepsini toplamıştı. Yani elimde böyle bir kitap olmasına rağmen aklım adamdan yana çalışıyordu. Sonra dayanamadım ve kitabı bırakıp göz ucuyla ona baktım. Adam zaten kitap gibiydi oku oku bitmez. Kokusu vardı birde, ağır bir koku ve tüm cafe yavaş yavaş bu kokuya bulanmaya başlamıştı bile.
Kokusu güzeldi ama sorun, o güzel kokuyu sürünmesi değil, sanki o kokunun olduğu bir varilin içine girip çıkmış olmasıydı. Saçları da iyiydi. Ömrüm boyunca kullanmadığım jöle hakkımı o tek seferde kullanmış gibiydi. ama ona yakışıyordu, yakışmıştı. Bir de bir kaç günlük olduğu belli olan kirli sakalı vardı. Sonra ellerine, ayaklarına, oturuşuna bakındım göz ucuyla. Zaten hemen altımda olduğu için ne yapsa hepsini görüyordum. Acaba gay mi, değil mi sorularının cevaplarını hareketlerinden çözmeye çalışıyordum. Evet fazla bakımlı, evet fazla pimpirikli olduğu her halinden belliydi, ama bu ibne olduğu anlamına gelmezdi. Belki ibne olan bedeni değil, ruhuydu. O yüzden buna takılmadım ve bir kaç işaret aradım. Ama piç kahvesini yudumlamaktan başka bir şey yapmadı. Üstelik bana da hiç bakmadı. Hani o bana baksa, ben ona baksam ve bir an'cık daha, dalıp gitsek birbirimize yeterdi. Ama bakmadı, bende kitaba döndüm.

Kitaba döndüm ama aklım ve sol gözüm adamdaydı ve eğer bu şekilde 5 dakika daha bakmaya devam etsem, sonsuza kadar şaşı olarak kalabilirdim. Çünkü sol gözüm ağrımaya başlamıştı.
Çok şükür aradan 1-2 dakika geçmiştiki olan oldu. Adam telefonunu çıkarıp gay app'lerinden birini açtı. Bende o an hemen app store'a girip o programı indirdim ve bir profil oluşturup ona "merhaba, afiyet olsun" diye bir mesaj yazdım. o da "eyvallah, nerden?" diye sordu, bende kalbim küt küt atarken "hemen yanından :) " deyiverdim ve bu arada "ya adam kalkıp bana ters bi hareklette bulunursa" diye düşünmeden de edemedim ve o mesajımı okur okumaz "hehehehe" diye yazıp bana dönerek, elini uzatıp "sen misin?" dedi ve ben ağzımı açabildiğim kadar açıp, gözlerimi parlatabildiğim kadar parlatarak "hihihihihi" dedim. Oysa "evet" demem yeterliydi. Ama yok adamın öyle güzel dişleri ve benim "hihihihihi" dememden sonra yüzüne yerleşip ordan gitmek bilmeyen öyle güzel bir gülümsemesi vardıki, benim "hihihihihi" lerim gittikçe uzuyordu.

Sonra bi ara topladım kendimi, ağzımı kapattım, gözlerimi kıstım ve elimi uzatıp tokalaşırken, sakince karşımdaki sandalyeyi gösterip "gelip oturmak ister misin?" dedim. Sağolsun kırmadı beni, kalkıp geldi. Bir süre bakışıp gülmeye devam ettik.
Burnu, dudakları, sakalı sanki allah beni ne kadar öylesine yaratmışsa, onu da benim tam tersime her şeyiyle özene bezene yaratmıştı ve bana "al ye hayvan" diyordu. İçimden allah'a "şimdi kafedeyiz olmaz, başka bir yer de yerim" dedim ve piç'le konuşmaya başladık. Klasik nerelisin, ne bok yiyorsun muhabbetini bitirdik ve konuşacak bir şey kalmayınca muhabbetimiz gittikçe xxx'e doğru kaydı. Bi ara lakaplarımız konusuna değindik. Onun lakadı "ken"miş. Çünkü çocukluğundan bu yana bakımına, giyimine çok dikkat eden metroseksüel'in tekiymiş. büyüyünce de zaten homoseksüel olmuş. Ben de lakabımın  "tripod" olduğunu söyledim ve bunun üzerine kafeyi inleten bir kahkaha atıp "arkadaşların sikini ne zaman gördülerki?" dedi, bende "küçükken birbirimize zaten gösterip dururduk, büyüyünce de bana tripod dediler" diye ekledim :)

Güle oynaya 1 saat falan beraber oturduk ve sonra "kalkalım mı?" dedi. Zaten saatler yerinde durmadığı için bayaa geç olmuştu. Neden olmasın deyip beraber kalktık. Cadde de bir kaç tur attık. Biraz elledik birbirimizi, küçük bir kaç kaçak öpücük kondurduk kimsesiz kalmış dudaklarımıza. Kimsesiz diyorum çünkü ben Öküz Herif'den ayrılmıştım zaten, o ise 1 yıldır sadece işte yiyişmelik ilişkiler yaşıyormuş. Bunun dışında hayatında biri olsun istiyormuş ama ne olacağı, nasıl olacağı konusunda bir fikri yokmuş.
Cadde boyunca birbirimizin güzel yanlarını konuştuk, espriler yapıp güldük. Sonra bana gidelim mi demişti ve işte şimdi onun evinde onun yatağındaydık...

37 yaşındaymış. Tek çocuk olduğu için hep ailesiyle yaşamış ve ailesi şimdi diğer yakadaki evdelermiş. İşten yeni ayrılmış. 12 yıl boyunca aynı şirkette çalışmış ama şimdi kovulmuş ve bu aralar iş arıyormuş falan da filan. "Sen iş bulursun ya boş kalmazsın" dedim gülerek, o da "niye lan" dedi. "Eee bulursun, senin gibi adamlar bi yere kolay kapak atarlar" deyip soru sormasın diye hemen dudaklarına yapıştım. O an farkettimki aslında hiç de güzel öpüşmüyor. Üstelik o kadar kuru öpüşüyorki nerdeyse ağzına tükürmek zorunda kalıyorum. Oysa biz öküz herif'le yanak yanağa bile öpüşürken, birbirimizi adeta yıkardık. Ellerimiz de boş durmazdı hep bi yerlerimizde gezinirdi. Üstelik sevişirken de hep konuşurduk ve bu yüzden bazen sevişmelerimizi yarıda bırakıp kavga bile ettiğimiz olurdu. Oysa şimdi ben bu adam konuşmasın diye öpmeye kalkışıyorum ve üstelik öpüşmesini de beğenmiyorum.
Öpüşmesini beğenmiyorum falan diyorum ama, siklerimiz çoktan kalkmıştı. sonrası işte bildiğin porno film. Zaten anlatmaya gerek yok. Ama içine girerken farkettimki aslında ben şimdi altımda Öküz Herif olsun istiyorum. Sonra hemen boşaldım ve alelacele toparlanıp kusura bakma gitmek zorundayım deyip çıkıp eve döndüm.

Aradan bi kaç gün geçti, bi kaç defa mesaj attı falan. Cevap vermeyince umudu kesti. Sonra biriyle daha tanıştım aynı olaylar aynı flörtöz davranışlar derken onu benim eve getirdim. Kondomsuz gir içime diyince göbeğine patlayıp "hadi sende boşal" diyerek onu da parmaklayarak boşalttım ve sonra da "ya bi arkadaşım gelecek" deyip onu da gönderdim. Çünkü adamın kaşları falan aynı Öküz Herif'inki gibiydiler. Hele gülümsemesi, hele yanakları falan böyle sanki Öküz Herif'den ödünç alınmış gibilerdi. Adamı öperken Öküz Herif'i öptüğümü falan hayal ettiğim bile oldu.

Sonra biriyle daha yaptık, ama ıııh olmadı. Hepsinde Öküz Herif görür gibiydim. Sanki bundan sonra kiminle yatsam, kime dokunsam Öküz Herif'i görecekmişim gibi hissettim ve bir kaç gün sonra dayanamadım mesaj attım "bi yerde oturup biraz konuşalım mı?" diye, o da "konuşacak neyin varki?" diye yazdı ve başladı muhabbet. Aynı günün akşamında oturup sağdan soldan konuştuk ve birbirimizi özlediğimizi söyledik. Sonrasında da bir daha deneyelim deyip öpüşmeye başladık. İşte bir kaç gündür tekrar görüşüyoruz falan. Ne olacak bilmiyorum. bir de birbirimize söz verdik, asla birbirimizden habersiz bi bok yemiycez diye..

16 Aralık 2012

Biz seninle birbirimizi çok ama çok sevebiliriz, ama sokakta değil. Sadece yatakta...

Dün evde çamaşırları makinaya atarken kapı çaldı. Beklediğim kimse olmadığı için ev sahibidir diye düşünerek kapıyı bi açtımki karşımda öküz herif. Elindeki kitapla beraber içeri girdi. (Tabii kitabı dışarda bırakacak değil ya, benimde kurduğum şu saçma sapan cümleye baksana.)
Neyse yarım ağız ucumla "hoş geldin" deyip işime geri döndüm. O da içeri geçip kitabını  okumaya devam etti. Ben de daha sonra yapmakta olduğum işlerimi ağırdan ala ala bitirdim ve battaniyemi alıp, sanki evde kimse yokmuş gibi odaya geçip diğer kanepe de uzanıp bilgisayarı da kucağıma alıp oyalanmaya başladım. Bu şekilde ne kadar kaldığımızı bilmiyorum. Bi ara Öküz Herif'in soluk alış verişlerinin hızlandığını hissettim ve sonra da tekrar düzenli bir şekilde nefes alıp vermeye başlayınca da dikkat kesilmekten vazgeçtim ve yine bilgisayarla oyalanmaya devam ettim. Ama o süre boyunca hiç bakmadım ona, hiç dönüp de "burda biri varmış" demedim, aslında orda olması umrumda da değildi.

Bunun nedeni aslında sadece onunla ayrılmış olmamız değildi, bunun nedeni sanırım önceki gün farkettiğim bir şeyden dolayı ona söylemediğim ve hiçbir zamanda söyleyemeyeceğim farklı bir kırgınlığımdı da. Çünkü her ne kadar ayrılmış olsak ve artık birbirimize aşkımlı yavşamalarda bulunmasak da Soner Sarıkabadayı ve Murat Boz gibi iki medeni insandık ve görüşmeye devam edebilirdik. Ama kırgınlığım ayrılığın ötesinde bambaşka bi şeydi. Neyse konuyu çok uzatmadan kısa keserek nedenini anlatmaya gelecek olursam;
Sanırım o benimle dışarda zaman geçirmeye utanıyor. Benimle yanyana durmaya, sokakta bebnimle gezinmeye utanıyor veya buna benzer başka bir şey.

Aslında önceki güne kadar, hiç böyle bir şey düşünmememiştim. Ama işte önceki gün beni arayıp "nerdesin" diye sorduğunda, ben "kanyon starbucks'da oturuyorum" dediğimde "ne zaman çıkıyorsun, gel seni eve bırakayım" demişti, bende "ne zaman çıkacağımı bilmiyorum, şu an bir şeyler okuyorum. çıkmayı düşünmüyorum. burdayım" dedim, o ise "tamam ben bir iki saat daha bu taraflardayım, gitmek istediğin zaman çağrı at, beraber gidelim" dedi, bense "burdayım şimdi, geç saate kadar da kalmayı düşünüyorum. açıkçası ne zaman gideceğimi bilmiyorum. dilersen sen gel buraya, daha sonra beraber çıkarız" dedim ve telefon onun "tamam. sonra bakarız" deyişiyle kapandı.

Sonra döndüm bir şeyler okumaya devam ettim ve aradan 2 saat falan geçince o yine aradı "nerdesin, ne yaptın" diyordu, ben de "hiç. aynı yerdeyim, oturuyorum" deyince, o "gel seni eve bırakıyım. duraktayım bekliyorum" diye sordu, bende "şimdi eve gitmek istemediğimi söyledim ya, ama sen gelmek istiyorsan buyur gel, ben burdayım" cümlelerini tekrarladım. Bunun üzerine o ise oflayıp poflayıp bir kaç saat sonraki trafiğin yoğunluğundan, bilmem kalabalığın keşmekeşinden bahsedip durdu ve son olarak da; gelemeyeceğini, ama benimle beraber eve gitmek istediğini tekrarladı. Bende "gelmek istersen burdayım. şimdilik eve gitmeyi düşünmüyorum" cümlesini tekrarladım ve telefon onun offlamaları arasında kapandı. İşte o zaman kafama bir şeyler dank etti ve elimdeki kitabı kenara bırakıp düşünmeye başladım;

Dank eden şey şuydu;
biz onunla pek dışarı çıkan, bir yerlere beraber giden insanlar değildik. hep kapalı kapılar ardında, hep karanlık saklı bir köşede birbirine sarılan sarmaşıklar misaliydik. böyle bir gizlenme, sürekli bir saklanma pozisyonundaydık. Zaten genel anlamda da dışarı doğru dürüst çıkan insanlar değiliz ve onunla olan tek eğlencemiz, flörtözlüğümüz de benim sürekli onun iş yerine yakın bir durağa gitmem ve ordan beraber eve dönüşümüzdü. Bunun dışındaysa, buluştuğumuz yerler hep sakin, kuş uçmaz, kervan sıçmaz yerlerdi. Hatta doğrusunu söylemek gerekirse o hep beni sakin bi köşede kendi ayağına çağırmıştı ve bende ayağına çağrılma olaylarını pek takan biri olmadığım için sorun etmeden tıpış tıpış gitmiştim. Ama şimdi bu tıpış tıpış gitmeler, tenha köşelerde buluşmalar, kalabalıktan nerdeyse tamamen yalıtılmış, uzak köşelerde buluşmalar değil de; onun şu an beni yine tenhaya çekmeye çalışmasıyla; aslında onunla sokakta pek yanyana durmayışımız kafama dank etmişti ve bugünde ben defalarca "burdayım, istersen gel beraber oturalım" dememe rağmen o ısrarla "trafik bla bla, şimdi oraya gelmem 10 saat sürer" falan deyip duruyordu. oysa durum böyle değildi ve bu beni fena düşündürüyordu.
ve biliyor musun, insan bir şeyi çok düşününce sonu hep gözyaşı oluyor. sonu hep "niye böyle ama" diye kendi kendine soru sormalara uzanıyor.

düşünürken birazcık üzüldüm halime ve ardından da kendime geliverdim.
Çünkü biz onunla çok çok farklıyız. hem de öyle bu cümleden önce okuduğun kadar kolay değil bu farklılık. yani gerçekten çok farklıyız ve bunu anlatmak biraz zor gibi. çünkü anlatabilmem için içime sindirmem gerekiyor.. oysa şu an onunla olan farklılığımızı anlamış olsamda, içime sindirebilmiş değilim. çünkü onunla farklı olduğumuzu yeni anladım ve sindirmem, kabullenmem biraz zaman alacak.

Farklılığımız ise şu; o tamamen beyaz bir türk, ben ise tamamen kara bir kürt. sokakta yanyana durduğumuzda beşiktaşın çarşı grubunu temsil eder gibi kalıyoruz. yani birbirimizden çok farklıyız. o giyimiyle, hareketleriyle, yaşamıyla, konuşmasıyla, yiyip içtiği, bindiği arabasıyla bile farklı, ben ise ülkenin en doğu'sundan, doğu'nun bile en alt tabakasından geldiğim için farklıyım. İşte onun söylemediği, dile getirmediği ama benimse hiç bir zaman, tenhalarda menhalarda buluşmalarımızın sebebini anlayamayışımın nedeni buydu.

biz sokakta yanyana durduğumuzda birbirine yakışmayangillerdeniz. onun kültürü, giyimi, ten rengi bile farklı, benim kültürüm, giyimim ve tenim ise daha farklı, ben kapkara bi kürt, o ise beyaz bi türk'dü. Bu yüzden sokakta yanyana duramıyoruz. hep ya benim evde yiyişiyoruz, yada işte iş çıkış saatlerine yakın onun yolu üzerindeki bir durakta durup beni almasını bekliyorum. yaptığımız başka şey de yok, sadece gizleniyoruz, hep gizleniyoruz. bu gizlenmelerimiz sadece birbirini siken iki erkeğin utangaçlığıyla alakalı değildi, bunu işte şimdi anlamıştım. biz sadece aynı yatakta yatabilirdik, dışarda aynı masada oturamazdık, aynı mekanın havasını onlarca beyaz türkün karşısında soluyamazdık. bu gizlenmelerimizin nedeni onun benimle o çok övündüğü arkadaşlarının yanında görünmek istemeyişiydi, sonra hem arkadaşları ne derdi ona; yanındaki terörist kimdi lan, dağdan inmiş de kanyon starbucks'da ne işi var falan da filan.

sonra böyle bi ihtimal karşısında, bu tür düşüncelere dalıp dalıp gidince emin oldum. Zaten diğer düşüncelerde çok geçmeden üşüştüler "ne oluyor orda gibisinden" ve kendi kendime içimdne konuşmaya başladım..
hem kabullenmekten daha kolayı ne vardı ki? Çünkü biz onunla hiçbir yere gitmiyoruz. sadece evim'e kapanıp sevişiyoruz. dışarda zaman geçirmişliğimiz bile, hiç yok gibi nerdeyse. hep bendeyiz, hep bende. bunu bir daha anlayınca üzüldüm. işte şimdi de bana gelmişti ve karşımdaki koltukta oturmuş kitap okuyordu. aslında kitap da okumuyordu, sadece okuyor gibi yapıp sürekli beni izliyordu.

sonra bi ara başını kaldırıp "bana böyle davranmanı hakedecek ne yaptım sana" dedi ve boğazını acımasız bi hıçkırık tuttuğu için de kalkıp diğer odaya gitti. önce siktir ettim "ne hali varsa görsün" dedim kendi kendime, sonra yükselen hıçkırıklarını duyunca dayanamadım ve kalkıp yanına gittim.
Bağdaş kurmuş ağlıyordu. İçim bi tuhaf oldu. Birini ağlatmış olmanın verdiği suçluluk duygusuna yenik düşüp yanına gidip elimi omzuna koyup, biraz okşadıktan sonra "hadi gel içerde oturalım" dedim ve onu kaldırıp tekrar oturduğumuz odaya geldik, ben kanepeye geçip battaniyeye sarılınca o da diğer kanepeye geçti ve bunun üstüne "buraya gel" dedim ve battaniyeyi açıp yanıma gelmesini gösterdim. gözyaşlarını silip oturdu yanıma. battaniyenin diğer ucunu onun omzuna attım ve durup baktım ona. biraz kendime çekip sardım. o ise "niye böyle yapıyorsun? ben sana ne yaptım?" diye haklılığını göstergesi olan suçlayan sorulardan bir demet soru buketi sunuyordu.
Böyle anlarda cevap vermek yerine sessiz kalmak daha iyidir. Çünkü söylenecek pek bir şey yoktur. aten söylenmesi gerekenlerin hepsini daha önce söylemiştim. Şimdi cevap vererek, tekrar aynı şeyleri söylemeye çalışarak konuşmakla onu daha çok ağlatırsın hepsi bu.
Ağlamak dedim de, şu yaşıma kadar karşımda ağlayan pek kimse görmediğim için nasıl davranacağımı bile bilmiyordum. O yüzden susmasını ve gözyaşlarını silmesini rica edip, dudaklarına acıma karışımı bir öpücük kondurmak zorunda kaldım. Bunun üzerine o ise "ilk defa bi erkek için ağlıyorum, ilk defa bi erkek beni ağlatıyor. niye bana bunu yapıyorsun" diye sert bi ses tonuyla hesap sormaya kalkıştı. İşte öpmemin karşılığını görmeye başlamıştım. Bunun üstüne "ben de senin için çok ağladım. sende bir seferlik benim için ağlamış ol. ne olacakki?" dedim ve o bunun üstüne "ne zaman ağladın?" diye sorunca, ben  "bir kaç defa ağladım. hatta sana da söylemiştim. demek unutmuşsun" diyince sustu.

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Bi ara tekrar konuşurken bulduk kendimizi. Ordan burdan konuşmaya çalışıyorduk. Daha doğrusu, gergin ortamı umuşatmak, soğuk havaya yavşak bir sıcaklık yaymaya çalışıyordum. O ise terkedilmişliğin verdiği kızgınlıktan dolayı olsa gerek, kırgınlığını belli eden bir ses tonunu seçmiş sohbetin devam etmesini sağlamak için sorduğum saçma sorulara ciddi cevaplar vermekle meşguldü.. Durup bakındım ona. Gözleri hala dolu doluydu. İçimden "acaba gerçekten ağllıyor mu? yoksa numara mı yapıyor" diye düşünmeden edemedim. Ama bi yandan gözleri de göz yaşı torbalarına dönmüş ve sanki bi "siktir" çeksem hemen ağlayacak gibiydi. Durdum bi daha baktım ve gülümseyerek sarılıp başını koltuk altıma aldım. İçimden "ne yapcaz biz seninle bilmiyorum" diye başlayan tek kişilik bir sohbet aldı başını gitti.

"Sahi ne yapacaktık biz seninle. Ayrıldık biz, hemde sebebi senin beni kendine hiçbir zaman yakıştıramamandı. Beni kendine yakıştıramadığın için değer de veremiyordun. Sahi nasıl değer verecektinki? Senin yanında kapkara bir kürt olarak, biz ikimiz nasıl gezinebiliriz ki ortalıkta? Sahi söylesene bana, herkes kabullense bile sen ikimizi nasıl kabulleneceksin. Sokak henüz rengarenk giyinip şıkır şıkır gezinen ibneleri bile kabullenememişken, sen ve ben nasıl ciddi bir şekilde elele tutuşacaktık ki?
Aslında suç sen de değil, suç bende. Çünkü bunu hiç anlamadım ve hep; senin beni sevmeye zamanın yok sandım. Hep işin olduğu için bende buluşuyoruz sandım. hep yoğunsun sandım. bilemedim işte sana yakışamadığımı. bilemedim senin beni kendine yakıştıramadığını. söyleyen olmayınca insanın kendisinin anlaması da biraz zaman alıyor. zaman ise, işte böyle sakince insanın ammına koyuyor..

Artık anlıyorum, anladım. Suçlu sen değilsin. Toplum da suçlu değil, bende suçlu değilim. suçlu kim biliyor musun? suçlu bizi farklı ırklardan yaratan allah'ta. bizi niye aynı renkte yaratmamışki. Keşke sende kapkara bi kürt olsaydın. kaşların benimkiler gibi kalın ve bahtımız gibi kara olsaydı. keşke gözlerin gizli bir sürme çekilmiş gibi mühürlü olsaydı, keşke saçların sarıya çalan bir renkte değil de, kömür karasına çalsaydı. böylece sokakta elele tutuşsak bile sırıtmazdık. bizi elele gören bir daha dönüp bakmak zorunda kalmazdı. allahım neden bizi ayrı renklerde, aynı sevdada buluşturdun ki? sana ne yaptık? niye bize bunu yapıyorsunki?
Onu geç, ben sana ne yaptım. varsın bahtım kara olsaydı da, tenimi beyaz yaratsaydın olmaz mıydı? belki o zaman öküz herif elimi tutmaya korkmaz, çekinmez ve biz sadece evde buluşmak yerine sokakta bi yerde buluşurduk. niye allahım böyle oluyorki?"

Onu sarmış haldeyken kendi kendime olan bu sohbetim aldı başını gitti. tutamadım kendimi. oda bana sarıldı iyice. ayrılmış bi haldeydik güya, ama şimdi oturmuş sarılıyorduk birbirimize. güya biz ayrılmıştık ve o ağlıyordu. sonra gözyaşları dindi ve biz sarılı haldeyken çüklerimiz büyüyüverdiler. insan ağlarken bile çükü boş durmuyor. öpüşmeye başladık. nasıl olduğu konusunda bi fikrim yok. soyunuverdik ve o an kendime geldim. hayır yapmamalıydık bunu. ama durmadım, onun istediği de bu değil mi "hem bir daha yapmaktan ne çıkarki" deyince kendi kendime koyverdim gitti. çılgın bir sevişme sonrası onun ağzında patladım ve sonra kalkıp duşa girdik. güzelce bi yıkandık ve gelip koltuklara oturduk. nasıl olduğu hakkında en ufak bi fikrim yok. konu yine bizim ayrılmamıza gelmişti ve o bana sert bi ses tonuyla hesap soruyordu. durdum ona baktım, sanırım sevişmemizi yanlış anlamıştı.
"kusura bakma ama biz hala aynı durumdayız. az önceki olayımızda sen çok fazla duygusallığa bağlamıştın, bende dayanamadım ve sana sarılınca kıyamet koptu. yoksa biz hala ayrıyız. bir daha bir şey olmaz bizden. çünkü senin kendi içinde çözmen gereken sorunların var. benim içimdeyse kendi sorunlarımdan başka yerim yok" dedim ve o dondu kaldı.

"lütfen beni yanlış anlama. seni üzmek için söylemiyorum bunları. lütfen anla beni, benim için değerlisin. ama aynı değeri sende bana vermedikçe bizden bir şey olmaz" dedim ve o patladı "ne yapıyım, nasıl değer vereyim söyle" dedi. Sesi yüksekti. hemde fazlasıyla, ama ben "sesini alçalt. seni duyabiliyorum. sorun şu ki; kendini göremiyorsun, beni hayatının neresinde görmek istediğini bilmiyorsun. sen kendine orospu arıyorsun. oysa ben kimselerin orospusu olmayı kabul edemem. kaldıramam bunu. eşit olmadığımızı hissettiğim müddetçede bizden bi bok olmaz" dedim ve onun gözlerini bir sel aldı yine. o yine ağlamaya başlayınca, bende dayanamadım ve sarılmaya çalıştım. ama bırakmadı ve kalkıp giyindi. "umarım bana bu yaptıklarının kat be kat daha fazlasını da biri sana yapar. görürsün o zaman" dedi. bende ciddi bir ses tonuyla "sağol" dedim. sonra bir sürü beddua falan ede ede ayakkabılarını giyinip gitti. Bende oturup saçma sapan bi film açtım izledim.

9 Aralık 2012

bitti diyorsun ama bitmiyor. her şey dönüp dolaşıp götünde patlamak istiyor

Olmuyor. Terkettim demekle hiçbir sikim olmuyor.. Terkettim derken aslında kendi başına karar almış olduğun için olmuyor. Ama aslında öyle değil, çünkü çok fazla uğraştım onun için, gece gündüz peşinden koştum, defalarca bana zaman ayırmadığı için ağladığım oldu. Saçma sapan yaşıyorum, adamı çok sıkıştırıyorum, belki kendi hayatına bıraksam kendisi döner bana, ama ben böyle sıkıştırınca o da bana dönmüyor, beni sevmiyor diye düşünüp onu kendi haline de bıraktığım oldu. Doğrusunu söylemek gerekirse, kendi haline bıraktığım zamanlarda beni hiç siklemedi ve yine arayan soran ben oldum.
Kararı tek başına almakla olmuyor dedim, ama aslında beraber almak da yetmiyor. Terketmek, birinin eskisi olmak veya birini eskitmek kolay olmuyor. Aslında kolaydı daha önceleri. Hani en azından bir kaç sevişmelik ilişkilerim için kolaydı. Ama işte öküz herif'le olmuyor bi türlü. Terkedemiyoruz, terkedilemiyoruz. Ben bıraksam o bırakmıyor, o bıraksa ben bırakmazdım. Aslında işin doğrusu şu ki, o beni hiç bırakmak istemedi, sadece ben onun hareketleri karşısında karar alıp bırakmak istedin, olmuyor böyle, olduramıyoruz, zorlamayaım dedim her defasında. Ama tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükanı misali, bizde her defasında döndük birbirimize.

Bugünlerde de olay böyle olmak üzere. Çünkü beni çok zorluyor, illa böyle bırakamazsın, bunun bir nedeni olmalı, sadece bitti demekle olmaz sebep ne diye diretip duruyor. Bense bana değer vermediğin için ayrılmak istiyorum diyorum ama inandıramıyorum. Çünkü bana gerçekten değer vermediğine o kadar eminimki, bunu ona nasıl anlatacağımı da bilemiyorum. Çünkü her defasında anlamıyor, hayır diyor, sebep bu değil, sebep kesinlikle başka biri olmalı diyor. Ben de bunun üstüne "evet sebep başka biri"  diyorum, ama o bu sefer "hayır bana doğruyu söyle" deyip duruyor.

Kaç gündür bu muhabbet dönüp duruyor aramızda. Dün gece yine aynısı oldu şöyle dedi ve başladı muhabbet;

-İki soru sorcam; değer vermediğimi nerden çıkardın ve değer vermek için ne yapmam gerekiyor. Kendime benzin döküp yakıyım mı ne yapıyım? hadi gerçek sebebi söyle, niye ayrılmak istiyorsun?
-Bugüne kadar her şeyi söyledim. Hiç bir zaman duygularımı, hissettiklerimi sen gibi saklamadım. Duygularımı açık açık söylediğim için suistimal edilmeyi de takmadım. ama artık sebep sebep deyip durmandan bıktım. sebep her ne ise sen bul. Çünkü hata her zaman karşındakinde olmayabilir. Eğer sebebi öğrenmek istiyorsan bana karşı olan genel davranışlarını gözden geçir, bana nasıl davrandığını iyice düşün, sebepleri bulacaksın.
-Gerçek sebebi söyle böyle uzatma. Hem olum daha ne yapıyım sana? Çok düşündüm taşındım ama gerçek sebep ne ise bulamadım. Sen söyle gerçek sebep her ne ise de saygı duyacağım, ama bana kalkıp "bana değer vermiyorsun, o yüzden ayrılalım" deme.
-Lütfen sus artık. aynı şeyleri konuşmaktan, aynı tekrarları etmekten bıktım. Hayatımda iyi biri olarak kalmanı istiyorum.
-Gerçek sebebi söyle, kaç gündür düşünüyorum zaten.
-Ha pardon sen hayatında arkadaş falan da istemiyordun değil mi?
-Küfür etmiyorum, sana 2 soru sordum.
-Soruların cevabı sende. Çünkü sen arkadaş da istemiyorsun, sen sadece istediğin zaman gidip yiyişebileceğin biri olsun, mır mır etmesin yeter diyorsun. Ama senin adına üzülmüyorum, çünkü etrafta istediğin zaman
 gidip yiyişebileceğin adam çok. Arkadaşa ihtiyacın olmasa da yalnız kalmazsın.
-Bu mu yani? Lan olm şimdiye kadar sadece yiyiştik mi? Hiç bi bir şey paylaşmadık da böyle diyorsun? Hem biliyorsun benim çalışmam yoğun ne yapıyım? İşi mi bırakıyım?
-Üff sana işi bırak diyen mi oldu? Ama sen gibi de karşımdakinin işini önemsememezlik etmedim. Onu basite alarak aşşağılamadım. Hep köle gibi peşinde koştum, ama bunu da hiç bir zaman sorun etmedim öyle değil mi? Sen böyle söyleyinceye kadar da bu konuda bir şey söylemedim.
-Kaç kere terkeden ve peşinden koşturan bendim değil mi?
-Sen mi koştun?
-Ben hiç bir şey yapmadım değil mi? Ulan yatakta götüm kanarken, canım yanarken bile sırf sen sikmek istiyorsun diye bir şey demedim.
-Deseydin öyleyse, niye demiyorsun? Ben canım yandığında sana demiyor muydum? Ne hissedersem hissedeyim her şeyi demedim mi? Madem götün kanıyordu, madem için acıyordu, niye o an söylemiyordun da şimdi söylüyorsun? ne bu zamansız ve zamansız olduğu kadar ucuz gereksiz basit duygu sömürüsü. ilgi mi çekmeye çalışıyorsun. Zamanında göstermediğin ilgiyi, şimdi görmeye hakkın yok.
-Tabii haklısın. sana hiç ilgi de göstermedim değil mi?
-gösterdin mi?
-göstermedim mi?
-Tabiki göstermedin. Ulan elin piçlerine gösterdiğin ilginin 10'da 1'ini bile göstermedin. Taksimde orospuçocuklarıyla sarmaş dolaş gezmeye utanmazsın, ama bana gelince ben elini tutmaya çalışsam bile "tanıdık biri görecek" diye söylenip başımın etini yersin.Üstelik bu yetmezmiş gibi beni eve sepetleyip, orospuçocuklarıyla otele giden gidip saatlerce seviştiğini de bana gururla anlatan sendin, bunun üstüne terkeden de bendim. Evet doğru ya, bizim daha önceki ayrılma sebeplerimizden biri de buydu. evet haklısın hep ben oyunbozanlık edip, seni gereksiz yere terkediyorum. çok haklısın çok
-Ya öff ilk aylarımızda yaşanan şeylerdi onlar, şimdi söylemen çok saçma
-Evet haklısın, çok saçma. Zaten allah beni saçma sapan yaratmış. Hem ya sen niye burda benimle yazışarak zaman geçiriyorsun ki, git ilgiyi elin piçlerine göster ben burda kenarda bekliyorum. kimseyi bulamazsan ben burdayım.
-Ya öff. Hem söylesene kaç aydır, kime ilgi göstermişim, senden başkasıyla oldum mu?
-bilmem. Ama bu tür olaylar beni nasıl gördüğünü, senin için ne kadar değerli olduğumu gösteriyor.
-ama bu dediklerin aylar önceydi, hem o zamanlar sen de yapmadın mı?
- ya allah aşkına saçmalama.  ne yaptım ki ben? hem geçen ayrılalım dediğim de bana "hayatımda yeteri kadar arkadaşım var, bir tane daha istemiyorum" diyen sen değil misin? Bu cümlen bile beni nasıl gördüğünü, senin için ne anlam ifade ettiğimin en açık tarafı ve üstelik en can acıtıcı olanı.
-Lütfen dürüst ol, lütfen diyorum. gerçek sebebi söyle
-Üstelik o gece seviştikten sonra kalkıp gitmen de cabası.
-Ya ama biz senle karı koca gibi olmuşuz. bu saatten sonra ayrılırsak nasıl arkadaş olacağız ki? senin aklına yatıyor mu?
-Yatıyor tabii niye yatmasın. insan değil miyiz? medeni insanları taklit edemezmiyiz? ama yine de keşke, boşalmadan önce gitseydin diyorum. en azından sana şimdi saygı duyardım.
-Ya benim ne halde olduğumu düşündün mü?
-Evet düşündüm. Gayet iyiydin. seviştik, osbirini çektin "hayatımda yeterince arkadaş var, bir tane daha istemiyorum" dedin ve giyinip gittin. senin için gayet kolaydı.
-ama ben o gece sabah kadar uyuyamadım. hem o gece sen son kez yapalım deyip, yapmak istedin, öyle değil mi?
-evet ben istedim, ama kafana silah tutmadım. madem siktir olup gidecektin, sevişmeden önce siktir olup gitseydin. boşalmadan önce gitseydin. inan bana sana artık hiç saygım yok. boşaldıktan sonra gittin ya, içimde sana karşı olan her şeyi de alıp götürdün.
-Bu seviyeden sonra nasıl arkadaş olacağız ki?
-İnsan değil miyiz oluruz? Hem ben aynı şeyleri konuşmaktan bıktım. aynı şeyleri tekrar tekrar sormandan, aynı cevapları vermekten bıktım.
-Bu laflardan sonra benim ne yapmamı bekliyorsun?
-Lütfen sus. Cidden başım ağrıdı. Hatta uzun bir süre konuşmayalım, görüşmeyelim. arkadaşa ihtiyacın olursa burdayım, yoksa sikişmek için beni rahatsız etme. ben kimsenin orospusu değilim.
-Kaç gündür dengem bozuldu senin yüzünden. doğru dürüst çalışamıyorum bile. Sadece kuru kuru işe gidip geliyorum o kadar. Biz seninle sadece sikiştik değil mi? Lafa bak! Dediklerinin mantıklı bi tarafı yok. Gerçeği itiraf et, zorla bir şey yaptıracak değilim.
-Anlamıyorsun ama ben yine söyleyeyim; gerçek, merçek her şey bu. ama işine gelmiyorsa bir şey yapamam. Lütfen birbirimizden önceki hayatlarımıza dönelim.  Lütfen. Çünkü ben kimsenin çerezi olmak istemiyorum. İnsanca yaşamaktan başka bir arayışım yok.
-zorla bir şey yapmıyorum. Bana sadece "birini buldum, seni o yüzden istemiyorum" de. Hem sana ne zaman çerez gibi davrandım.
-Evet başka birini buldum.
-Dürüst ol. Başka bir şey demiyorum.
-anlamıyorsun ve anlamayacaksın da. Zaten bana ne kadar değer verdiğin , beni sürekli yalancılıkla suçlamandan da anlaşılıyor. Çünkü dürüst ol demen büyük haksızlık. Ben yalancı değilim. Numaracı falan da değilim.
-Peki yalancı değilsen, bu dediklerin mantıklı mı?
-Artık beni yalancılıkla itham etmekten vazgeç.
-Aklım almıyor, ne diye durup dururken ayrılmak istiyorsun? Söyleee
-aklın almıyorsa zamana bırak.  Zamanla taşlar yerine oturdukça, beni yalancılıkla suçlamanın da büyük haksızlıklarından biri olduğunu anlarsın.
-Beni evinden kovduğun günden bu yana işimde verimli bile olamıyorum. öyle boş boş gidip geliyorum. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Bi zahmet artık yormasan, açık olsan da rahatlatsan.
- Yuhh. Ne zaman siktir ettim. Sen kendin kalkıp gittin. Hem karşımda kim olursa olsun, ben asla böyle bir tebiyesizlik etmem. Neyse benim diyeceklerim bu kadar. Hayatında başarılar diliyorum. Bir daha cevap vermeyecem. Bye" dedim son olarak ama o yazdı da yazdı, yazdı da yazdı. en sonunda dayanamadım ve;
-Lütfen bırak beni. çünkü beni çok üzdün. Senin yüzünden artık üzülemiyorum bile.
-Üzdüm mü? Ulan piç gibi bırakan sensin ben değilim ki üzeyim.
-Evet bırakan benim, ama seni bırakmayı uzun uzun içimde düşündüm. Asla sikine takmayacağından emin olarak da bıraktım seni ve çok şükür beni yanıltmadın. Bunun için de ayrıca üzüldüm.  Ama çabuk geçti. Dedim ya artık canım eskisi gibi yanmıyor. Çünkü alıştı.
-Kafamı duvara vurcam valla. Bunları neye dayanarak söylüyorsun?
-Lütfen yeter artık. Sana karşı bir şey hissetmiyorum şu an. O gece boşaldıktan sonra kalkıp gittin ya, her şey benim için daha kolay oldu. O yüzden bırak yoluma gideyim. Herkes kendi yoluna gitsin. İnsanca yaşayalım. Böylece karşındakine ne kadar değer verdiğini gösterirsin.
-Durduk yere mi yaptım? durduk yere mi kalkıp gittim? sinirden şu an duvarı yumukluyorum.
-Durduk yere gittin tabii. Madem gidecektin, boşalmadan önce gitseydin, hem o zaman beni sevdiğini düşünürdüm, bana değer verdiğini düşünürdüm. ama inan artık yapacak bir şey yok.
-Bir şey unutuyorsunki; benim de kalbim var değil mi?
-Evet kalbin var. ama ne dense bir tek senden yana atıyor.

sonra konuşma uzadı da uzadı, aynı şeyler, aynı tekrarlar, aynı sorular. kafam karmakarışıklaştı ve bende dışarı çıkalım, bir yerde buluşalım dedim ve bir saat sonra falan taksim'de buluştuk. saatlerce konuştuk, ona hayatımı baştan sona anlattıp bol bol ağladım.  onun ise sadece gözleri doldu. Gözlerimi tekrar tekrar silip, burnumu çekip durdum sohbet boyunca. başka yönlere dalıp kendi kendime konuşur gibi konuştum o beni dinlerken. sonra da "hayatımın dönüm noktasındaki kararları, birinin bana değer verip vermediğine emin olduğum zaman alıyorum. senin içinde kararımı verdim. lütfen artık beni zorlama. beni yorma. yormaya hakkın yok" dedim ve kalkıp istiklal de turladık. Gece saat 1'e gelirken bara gittik, 15dakika kadar durduktan sonra çıkıp geldik. Bizim sokakta durunca, yarım ağız ucumla "iyi geceler" dedim ve hemen arabadan indim. O ise arkamdan bakmakla meşguldü. Oysa aslında arabayı park edip gelmesini umdum. ama o gelmedi. bastı gaza gitti kendi çöplüğüne. Sonra eve gelince ona "beni eve bıraktığın için teşekkür ederim" dedim ve o yine yazmaya başladı.
-barda kulağına bir şey demek, için seni kendime çektiğimde gelmemene kırıldım, ama yapacak bir şey yok. hem zorla yapacak değilim.
-offf ben artık numaralara doydum.
-sen bana açık ol, dedin diye sana açık oluyorum. ama duygularımı dedim, sen ise numara diyorsun
-evet numara diyorum. madem öpmek istiyordun barda öpseydin. şimdi burdan söylemen, benim için hiçbir şey ifade etmiyor, hiç bir anlama gelmiyor.
 -ama ben seni çektiğimde sen de gelmeyince
-öfff bayıyıyosun. haberin olsun.
-sende kırıyorsun
-sevdiğim zaman nasılki sevdiğimi saklamıyorsam, nefret ettiğim zaman da nefretimi saklamıyorum. ayrıca senin kırılacağını hiç sanmıyorum. Çünkü senin kalbin yokki, kırılsın. Kırılmazsın sen, sen incinmezsin. bir şey olmaz sana.
-Haklısın tuz buz ettin, kıra kıra.
-Bu lafların midemi bulandırıyor. Görmediğim şeylerin var olduğunu söyleme. Madem vardı şimdiye kadar gösterseydin. İlla bu duruma gelmişken mi ortaya çıkaracaksın? İşte bu davranışların gerçekten mide bulandırıcı.
-anladım. Beni üzmek hoşuna gidiyor.
-off yeter.
-Aferin böyle nobran ol.
-nobran mı? O da ne?
-kırıcı konuşan demek oluyor.
-kırıcı konuşmuyorum. sadece her zamanki gibi yine doğalım. senin gibi yapay değilim. ama o kadar konuşmama rağmen beni anlamadığın için şunu hatırlatmak isterim; Biri için değersiz olduğuma emin olunca, karşımda kim olursa olsun artık o benim için bitmiştir. Sende benim için öylesin artık. Arkadaş istiyorsan her zaman varım, ama arkadaşa ihtiyacın yok allah yolunu açık etsin.
sonra o yazmaya devam etti, aynı şeyler, aynı cümleleri. bende cevap vermedim. öyle havada asılı bekliyorlar.

6 Aralık 2012

Twidine Bandım

Biliyorsunuz twitter'ı da adeta bir akp lideri recep tayyip erboğan, adeta bir chp lideri kemal kılıçdarkızı ve hatta mhp başganı devlet bahçesiz gibi çok sert, haşin ve gaddarcana kullanıyorum. Eee tabi twitter'ı böyle kullanınca da, biraz da ols aiçimi dökmüş oluyorum. içimi dökünce de buraya yazacak bir kalmıor gibi bir şey oluyor. neyse işte o tweetlerden bazılarını buraya yazıyorum. Beğendiğinizin sayısını yorum olarak yazarsanız, sevinçten takla atarım ;))))))))))))

1-Gencim güzelim, seni düzerim.

2-Sevildiğimizi bilmek değil, duymak istiyoruz...

3-Aşk sadece filmlerde yaşanılıyo, gerçek hayatta ise sadece sex yapıyoruz.

4-Bazı heterosexüel barlar, insana "halk otobüsüne binilmiş" hissi yaşatıyor.

5-İnsan zamanla her şeye alışıyo. Alışmış olmak ise; insanın gerçekten amına koyuyo.

6-Acun her güzel cümlesinin ardından "ama.." ile başlayan olumsuz şeyler söylüyor, burdan kendisine "ama'na koyayım" senin demek istiyorum.

7-Bu gece hava çok soğuk, üzerime örtecek birini bulmalıyım.

8-çirkinler bile ağızlarını yayıp "allah çirkin bahtı versin" diyorlarsa, gerçekten acınacak haldeyiz.

9-Kalbi defalarca kırılmış, yüreği hep incitilmiş birini sevdiğine inandırmak kadar zor olan başka bir şey yoktur..

10-Çirkinler çok şey biliyor.

11-Bazı insanlar için üzülüyorum. Elimden başka bir şey de gelmiyor. Elimden başka bir şey gelmediği için de daha çok üzülüyorum.

12-Bazen sevgili dediğin kişilik sadece yatağını dolduruyor, geriye ise; kocaman boşluklar ve senin o boşlukları doldurma telaşın kalıyor.

13-Kurban bayramı'nda eski sevgililerimizi kesip, konu komşuya dağıtsak ya! Olmaz mı? Hem böylece dünya bi pislikten kurtulmuş olur.

14-Keşke herkesin parası olsa ve herkes bedelli askerlik yapsa, devlet de şey gibi ortada kalsa.

15-Erdoğan az önce partisinin grup toplantısında "bütün halkı kucaklıyoruz" dedi. Oysa biz artık kucak istemiyoruz, bizi yere indir!!!

16-Seni "senden nefret edecek kadar çok seviyorum..."

17-bütün ilişkiler dönem dönem kenarda unutulan kahve gibi muamele görmüyor değil. sonunda ya kahveyi zıkımlıycaz, ya da döküp bardağı yıkıycaz

18-aslında söyleyecek çok şey var. ama ne yazıkki, hiçbiri osbir çekmek kadar rahatlatmıyor.

19-Ulan bu 7 milyarın içinde hiç mi düzgün adam yok? Hepiniz mi orospuçocuğusunuz?

20-Güneş gözlüğümü takınca hemen kayboluyorum. Kimse beni görmüyor ama ben herkesi görüyorum :p

21-Hangi ırktan, dinden, dilden ve cinsiyetten olursa olsun, orospuçocuğu her yerde ve her zaman orospuçocuğudur.

22-sevmediğim biri hapşurunca, hemen duymamazlıktan gelip çooooook uzaklara dalıp gidiyorum :p

23-Kitap okumamak için evi bi baştan diğer başa kadar tertemiz ettim.Birazdan çamaşırları makineden çıkarıp elde yıkamayı da düşünmüyor değilim

24-sevgilin olması yalnız olmadığın anlamına gelmiyor. yalnızlık çok başka bir şey. hiç bitmiyor. bi sefer geldi mi, bi daha hiiiiç gitmiyor..

25-Salakla yatmaktansa, salağa yatarım daha iyi.

26-"sen" dedi "şu çulsuz halinle bana ne verebilirsinki?" "hiç" dedim "sadece seni sevebilirim"

27 Kasım 2012

bitti gitti

Bitti işte. Her şey bu kadarmış. Ömrünü adadığın bir şey olsa bile bitişi en fazla 2 dakika sürüyor. Ama öncesindeki o gerilim, o ne olacak hali, o acaba söylesem ne diyecek hali, insanın saçlarını beyazlatmıyor değil. Bizim de öyle oldu. Yani kesin saçlarım beyazlamışdır, ama aynaya bakmaya korkuyorum.

Az önce gitti o. Bi kaç gündür barışmıştık, güzel güzel görüşüyorduk. Ama sonra baktımki, ona dokunduğumda heyecan duymuyorum, ona baktığımda kalbim atmıyor. Sanki dersin bi sandalye gibi kenarda bekleyen her hangi bir şey olup çıkmışım. Ayrılmaya da az önce geldiğinde karar verdim. Yatakta yan yana uzanmış sağdan soldan şeyler konuşuyorduk. Saçma sapan günlük olaylar işte. Sonra durup dururken "aslında ayrılalım biz. çünkü artık heyecanlanmıyorum, seni sevip sevmediğimi de bilmiyorum. artık herkes kendi yoluna baksın. ama yine arkadaş kalalım" dedim. O ise şaşırmış bir ses tonuyla "emin misin?" dedi, ben de "evet" dedim. "hem zaten sende farkındasın. aslında aramızda bir şey kalmamış. sadece oyalanıp duruyoruz" diye ekledim.

Bunun üzerine o "tamam, ayrılalım. ama benim yeterince arkadaşım var. bir arkadaş daha istemiyorum" dedi. O böyle diyince göt olmadım değil, ama çabuk topladım kendimi ve "sen bilirsin. zorla hayatında kalacak değilim ya" diye söylenip üste çıkmaya çalıştım.

Ben öyle diyince o döndü ve bana sakince bakıp anlamlı anlamlı soluk alıp vermeye başladı. Tıpkı filmlerdeki gibiydi. Sanki öpüşsek ayrılmaktan vazgeçecektik. Sanki bizi iyileştirecek şey öpüşmemizdi. Ama o 2 saniye içinde binlerce düşünce içinden onun samimiyetsizliğini ve soğuk bir ifadeyle bana bakışını anlamlı kılıp "bu numaraları yapmaya gerek yok. istersen son defa sevişebiliriz. ayrılmış olsak da, bunun benim için bi sakıncası yok" dedim ve dudaklarına yapışıp onu tahrik etmeye çalıştım. 3 saniye sonra siklerimiz kalkmıştı bile ve ardından hızlıca soyunduk.

Onunla sevişmeye başlamıştık, ama ben onunla değil de, geçenlerde bizim apartmanın çaprazında açılan bakkalı  düşünerek sevişiyordum. Sonra bi an onunla bu kadar ateşli öpüştüğüm için kendimi suçlu hissedip dudaklarından kurtularak "aslında şu an seni  bakkaldaki ayı olarak düşünüyorum" dedim. O da bunun üstüne "piç" dedi ve ben daha fazla konuşmasına izin vermeden yine dudaklarına yapıştım. Çünkü şu an boş boş yapılan bir muhabbeti kaldıracak kafada değildim ve onu da susturmanın en güzel yolu buydu.

Aradan 10 dakika geçtikten sonra yanyana uzanmış halde öpüşerek osbir çekip boşaldık ve sonra o kalkıp giyinirken "madem ayrıldık, eşyalarımı toplıyım" deyip, evdeki irili ufaklı eşyalarını giysilerini falan toplayıp bi kenara koydu. O, tüm hazırlığını görürken bende hala çıplak halde uzanmış, onun çıkarttığı seslere kulak kabartıyordum. Sonra bi ara kapı sesi duydum. Gitmişti. Kalkıp pencereden sokağa baktım. Elindeki bir koliyi ve sırt çantasını arabasının bagajına koydu ve ben onun şöför mahalline girmesini beklerken o çaprazımızdaki bakkala girdi. Beni yanıltmamıştı. Ama doğrusu sikimde değildi. Sonra giyindiim ve işte bilgisayarın başına oturdum bunları yazıyorum.

10 ay süren bir garip ilişki de böyle bitmişti. Ben başlatmıştım, ben bitirmiştim. Geriye dönüp bakınca, elime ne geçti diye düşünmüyor değilim. Ama elbet bunu zaman gösterecek. Şimdi buna takılmaya ah vah etmeye gerek yok. biri gelir biri gider. Buna da kısaca hayat denir.

11 Kasım 2012

Cüzzamlı gibiyiz seninle. Çoktan ayrılmıştık, ama farkımızda değildik...

Aslında biliyor musun, bu yazıdan önceki yazıyı 1 ay önce falan yazmış ve yayınlamaktan vazgeçmiştim. Çünkü sik gibi bir yazıydı ve aslında hiç yayınlanmaması gerekiyordu. Ama sonra dönüp bloga baktım, blogda zaten sik gibi bir blog işte "yayınlasan ne olur, yayınlamasan ne olur" deyip taslaklara kaydetmiştim. Ama sonra gel zaman git zaman derken bu arada yazcak bir şey bulamadım ve tutup taslaklarda bekleyen o sikindirik yazıyı yayınladım. 
Dur, tamam, işte şimdi doğruyu söyliycem; aslında yazacak çok şey var. Ama hangisini yazacağımı bilmiyorum. Çünkü her şey o kadar karışık, her şey o kadar iç içeki, artık neyi nasıl yaşadığımın farkında değilim. Mesela Öküz Herif'le 1 aydan fazla zamandır birbirimizi görmüyoruz. Sadece mesajlaştık bir kaç sefer ve tabii klasik olarak küfürleşmelerle son bulan mesajlaşmalardı bunlar.. 
Eskiden karşılıklı küfürleşmelerimizin rahatlatıcı bir etkisi vardı üzerimizde. Belki de birbirimize ettiğimiz her küfrün canımızı yakmasını bile bile, birbirimizin en can acıtıcı taraflarını hedef alarak ettiğimizden dolayıydı o küfürleşmelerimiz.
Mesela; o bana "ananı sikeyim senin" diye küfür ederek rahatlarken ben bunu sikime bile takmaya tenezzül etmediğim için güler geçerdim, çünkü "ana"ya küfür edilmez gibi bir sınırım, saçma sapan bir söylemim yoktur benim. Çünkü küfür varsa ve eğer edilecekse, herkese edilebilmeli ve herkese edilen küfürde aynı tepkiyi göstermelisindir diye inanıyorum ben. Öyle "anama küfrütme de neyime edersen et" kayırmacılıklarını yapay bulurum, samimiyetsiz, değersiz ve sahte bulurum. Hem de hiç olmadık büyük derece de, nefret edercesine sahte bulurum ve bundan dolayı bazen ben de, o kişinin canının cayır cayır yanacağını bile bile ana'sına bir küfür savururum..
Canımı yakan küfürler, genelde karşımdaki tarafından aslında anlaşılmadığımı farkettiğim anlardadır. Fena halde kırılırım, çin malı ucuz su bardakları gibi el'den bi anda düşüp milyonlarca parçaya bölünmek isterim. Çünkü değer verdiğin kişi tarafından anlaşılmadıysan, aslında değer verilmeyenin tekisindir. Sadece değer vermekle kalırsın. Gerisi fasa fiso, gerisi amcık pilavı, gerisi sik gibidir. O'nda gördüğün her şey orana burana batar. Battıkça canın yanar, yandıkça daha bi kendini değersiz bulursun. Bu değersiz bulmaların kendini sokak köpekleriyle karşılaştırmana kadar varır. Oysa köpek sadece hayvan olduğu için insan'dan düşüktür ve kendini onunla karşılaştıracak kadar düşmemen lazımdır. Ama olmaz işte. Öyle yazıldığı gibi kolay değil o anki ruh hali. elinde olmadan karşılaştırırsın. Kendini birileriyle, bir insanla değil, bir hayvanla karşılaştırırsın. İlk yaratıldığından bu yana yavrusunu sikebilen bir hayvanla, aç kaldığında yavrusunu parçalayıp yiyebilen bir hayvanla karşılaştırırsın..
İşte, anlaşılmadığım zaman, kendimi bu kadar düşük ve bir köpekle karşılaştıracak kadar değersiz bulurum..

Ama tüm bunlara rağmen biz onunla artık, tıpkı iki cüzzamlı gibiyiz. Birbirimize küfür ettiğimizde artık canımız yanmıyor, bu normal bir şey, çünkü çok fazla alışmıştık birbirimize. Bedenimizin dokunulmadık yerleri kalmadı. Gizlimiz saklımız yokki birbirimizden canımız yansın. Artık her şey ayan beyan ortada. Belki de bu yüzdendir, birbirimizden kaçışlarımız. Bir aydan fazladır görüşmeme halimiz "keşke saklayacak bir şeylerimiz olsaydı da, biz birbirimizden saklanmasaydık" diyesim geliyor bazen ve tutuyorum dilimi. 
Dil'im. Ahh dil'im. Beni benden alan dil'im, beni durduk yere birilerine düşman yapan dil'im, beni hiç tanımadığım insanlarla bir anda dost yapan dil'im, beni benden alıp, başkasına çeviren dil'im. Kopasıca dil'im. Kendi tarafımdan koparılasıca dil'im..

Öküz Herif'le önceki terkedilmelerimiz bir kaç saat sürüyordu, ya da birbirimize sokak ortasında siktir çekip bir kaç adım uzağa gidene kadar. Her defasında ya o bana dönüyordu, ya da ben o'na. Ama bu sefer öyle olmadı. Terkettik birbirimizi. Sanki hiç yaşanılmamış gibi olsun istedik, sanki hiç yaşamamışız gibi, sanki hiç tanışmamışız gibi olsun istedik. Birbirimize, sanki hep yabancıymışız gibi davranacağımıza dair söz verdik..
Ama yaşanılanlar evrene yayılmışken, o ucuz, basitlikten bir santim bile daha yükseğe çıkamayan özel anılar köşe başlarında insanı hedef almış bir halde 12 den vurmak için namlunun ucunda beklerken, yaşanılmamış sayamıyorsun bazı şeyleri. Öylesine geçip gidemiyorsun o köşelerden. Her defasından vuruluyorsun, her defasında etraf sadece senin görebildiğin bir şekilde, kan revan içinde kalıyor. Kan senin kanın, yaralı senden başkası değil. Ama ne yaralarını gören var, ne de kanının şu gri dünyayı renklendirdiğini. Durum böyle olunca sen de her defasında, kimselere çaktırmadan yaralı bir şekilde o köşe'leri dönmeye çalışırsın..

İşte böyle gitti ilk ayrılık haftalarımız. 
Durum böyle olunca da ceplerimizdeki telefonlara sarıldık, "eski" bir arkadaşa hal hatır sormak bahanesiyle. Ama bir defa birine tutulmuşsan ve hala o tutukluluğun sürüyorsa, onu arkadaş olarak göremezsin. Çünkü onu bilinmeyen bir tarihe kadar sevmeye cezalandırılmışsındır. Cezamız hala sürüyor olduğundan olsa gerekki, gizli bir iki yüzlülükle her defasında masumca bir selam bahanesine sığınıp, telefonu kaldırdık ama zehirli dillerimiz, karanlık taraflarımızı uyandırdı.. 

Zaten mesajlaşmalaırımız bile lağım kokusu havasında gerçekleşirken, bu bize bir fikir vermezmiş gibi bir de "selam" bahanesine başvurmak hepten ilk defa aşık olma çaylaklığına girmeye hiç gerek yoktu. 

Ama işte öyle olmuyor. Her kirli telefon konuşmasından sonra tekrar tekrar araşırsınız ve her defasında lağım çukurlarından farksız ağızlarınızla düzgün cümleler kurmaya çalışırsınız. Bu paragrafın başında dedim ye "ama işte öyle olmuyor"
Sonra durup düşünürsün, neden kızgınlıklarınızın bu kadar uzun sürdüğünü ve allah'ın selamının bile bir kavga ya nasıl bahane olduğunu. Düşünürsün. Düşünürsün. düşünürsün..
Meğer söyleyecek o kadar çok şeyimiz varmış ki ayrılınca dilimiz çözülmüş gibi oldu, meğer o kadar çok yanlışlarımız varmışki hepsini "sen şöyle yaptın, ben böyle yaptım, sen şöyle dedin ve çok kırdın beni, ben böyle yaptım ve sen hiç anlamadın beni"  cümlelerinin içinde bir yerlere saklayarrak dile getirdik. 

Görüşmeyişimizin 29uncu gününde, yine aradık birbirimizi ve telefonda karşılıklı sustuk. 
Oysa "merhaba" demek için aramıştım, ya da o aramıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse, o gün kimin, kimi aradığını şu an hatırlamıyorum. Ama önemli olan o değildi. Önemli olan; o an bizim her zamanki gibi konuşmamız gerekirken, yada en ucuz haliyle küfürleşmeye başlamamız gerekirken susup kalmış olmamızdı.. 
Böyle sanki birbirini arayan iki dilsiz sevgili gibiydik. Oysa dilsizler sadece mesajlaşırlar, birbirlerini aramaları çok nadirdir ve aradıklarında karşılıklı sessiz sessiz beklerler.
Sanki soluk alışverişlerimiz her şeyi anlatıyordu ve bunu bir sese bürünmesi, dilden kulağa tane tane dökülmesi gerekiyordu. Ama biz öyle put gibi sustuk kaldık.. 
Susmanın ne kadar rahatlatıcı olduğunu en çok "ilk defa" bu kadar anladım. Karşılıklı susmak, dijital bir nefes alış verişini dinlemek, bu günümüz çağının en anlamlı, en romantik anıydı. 
Sonra amına koduğumun dijital romantikliği 45 dakika sonra telefonumun şarjının bitmesiyle son buldu. Ama  o beni yanlış anladı. Yüzüne kapattım sanmış. Sonra bunun için kavga ettik. anlamadı beni, inanmadı bana. Bana olan inancını çoktan kaybetmiş meğer. Çünkü ben doğuştan bir piçmişim ve benden beklenen harekette zaten buymuş. Tüm çırpınışlarıma, kutsallığına inanabildiğim her şeyin üstüne yemin etmeme rağmen inanmadı. Çünkü elinde sağlam bir koz vardı, o telefonun öbür ucunda 45 dakika soluk alıp vermeyi beklemişken, ben çat diye suratına kapatmıştım. Israrların para etmediğini yıllar önce öğrenmiştim, ama işte yine de ısrar ettim. Telefonu kapatmadım, sadece şarjı bitti dedim. ama o, yine de inanmadı. İnanılacak bir durum değildi, çünkü ben hep ihtiyatlıyımdır, tedbirliyimdir ve o da benim bu huyumu çok iyi bilir, işte bu huyum yüzünden inanmadı. O gün ilk defa ona ne kadar kırıldığımı anlatmak için susttum, ve yaklaşık 8 gündür telefonlarıma cevap vermiyor.

Görüşmediğimiz ilk günden bu güne kadar olan günlere şöyle başını çevirip baktığımda, sanki çok kısa bir ara gibi duruyor. Ama 37 gün doldu bile. Tam 37 gündür birbirimizi görmüyoruz, belkide görmek istemiyoruz. Kaçıyoruz böyle. Telefonlarım hep cevapsız kalıyor..
Dedimya iki cüzzamlı gibiyiz. Bedenlerimiz birbirimizden ayrılmış olmasına rağmen, ikimizde hiç farkında değiliz. Sanki biz hiç kucaklaşmadık, sanki biz hiç aynı yatağa girip salakçasına saatlerce uzanıp boş boş konuşmadık, sanki biz hiç göz göze bakışırken dalıp gitmedik gibi.
İşte öyle yani. Zaten bizim, cüzzamlılardan tek farkımız; ilişkimizin paramparça olduğunu biliyorken bile, beraber olmaya çalışmamızdı. Oysa ayrılmalıydık. Sarılıp durmanın bi anlamı yoktu... 

8 Kasım 2012

Terketsem de mi ayrılsam, ayrılsam da mı terketsem

Olmadı, beceremedim. Aslında becemerediğime de şaşırmamak lazım. Çünkü kendimi bildim bileli iki elimle bi siki düzeltemeyen beceriksizin tekiyim. Hani ne bileyim, bugüne kadar hep güzel güzel, sakince terkedildiğimden olsa gerek bunun basit olacağını, kolay olacağını sanıyordum. Yani aslında 4günlük ilişkiler için bu doğru olabilir. Sonuçta bir daha aramazsınız birbirinizi ve bu olay kapanır. Ya da sikleriniz kalktığında yalnız ararsınız birbirinizi ve bu zamanla olabildiğinden daha iğrenç bir duruma geldiğinde artık telefonlarınıza cevap vermek yerine, tuvalete gidip osbir çekmeyi tercih ede ede bu dönemi de atlatırsınız.
İşte bu sefer de buna benzer şeyler olur sandım ve geçen gün Öküz Herif bana geldiğinde "ben seninle artık sevgili mevgili olmak itemiyorum, yatmak falan da istemiyorum, sadece arkadaş olarak görüşebilirim. bundan fazlasını isteme benden" dedim.

Dedim ama o yine kendi dünyasındaydı "bu kadar basit mi?" dedi ve beni vurdu öldürdü. Basit miydi, gerçekten, ya da basitleştiremez miyiz? Hem ne olurki basit olsa, ne olur bu sefer de ben basitleştirmiş olsam, benim de böyle bir hakkım yok mu? olabilir değil mi?

Cık , ama olmadı, bu küçücük fıçıcık içici dolu turşucuk soruya "evet bu kadar basit" diye cevap vermedim ve bunun üstüne hemen karı kılıklı yanım dile geldi "ama bana başka seçenek bırakmıyorsun. Ben godoş değilim, senin gidip birilerine kendini siktirmeni kaldıramıyorum, kabullenemiyorum bunları. İyisi mi ayrılalım ve sen de git istediğin kişiyle yat, o zaman birbirimizi ilgilendirmediğimiz için kimse kimsenin sikinde olmaz" dedim.

Dedim ama o  öfff"lemeler, offfff"lamalar arasında bir kaç defa gidip gidip geldi. Arada bir şeyler de söyledi, ama o an ben harıl harıl "acaba başka neler söyleyebilirim de ikna ederim" diye düşündüğüm için, onun ne dediğini pek anlayamadım. Sonra bi ara baktım öpüşmeye başlamışız,öpüşmeye başlamadan önce "çocuk oyunu mu" diye bir cümle aklımda kalmıştı. Ama o cümle ile bu öpüşme arasında nasıl bir bağlantı kurduğumuzu hala anlamış değilim. Sonrasında boklu prezervatfilerin çöpe atılması, yanya uzanıp uzun uzun yüz yüze bakma numaraları falan filan. 2gün boyunca bende kaldı, hiçbir yere kıpırdamadı.

Sanırım onunla ayrılamayışımızın nedeni sadece benim beceriksizliğim değil, ikimizin de şiddetli bir şekilde yalnız kalmaktan  korkuyor oluşumuz olabilir. Çünkü tuvalete bile nerdeyse beraber gidiyoruz. Yani o işemeye çıktığında bi bakıyorumki bende onun yanında ayakta dikilip işemesini izliyorum.
Hem biliyor musun, uzun bir süre birine sarılıp uyumaya alıştıktan sonra, gece yalnız kaldığında insan korkmaya başlıyor. Çünkü bu ara ben bol bol korkuyorum ve bunu ona da söylüyorum. Bir kaç defa gecenin bi yarısı çıkıp geldiği oldu, ama bu aralar çok fazla kavga ettiğimiz için çoğunlukla gelmez ve ben de geceleri bol bol korkarım. Üstelik korkmakla da kalmam, o gelmediği zamanlarda sabaha kadar tüm ışıklar açık bir şekilde uyumaya çalışıyorum, ya da çoğu zaman uyuyamadan sabahı etmiş oluyorum. Sonra da işe geç kalıp patrondan azar işitiyorum, ama olsun. Korkmak, azar işitmekten daha kötü.

27 Eylül 2012

Artık bir şeyleri düzeltme ihtiyacı duymuyorum. Bozuk olanlar, eğri büğrü olanlar böyle daha güzeller. Tıpkı bizim şu an Öküz Herif'le olduğumuz gibi. Geçen günkü tatsızlıktan sonra 5-6gün konuşmadık, görüşmedik falan ve 6ıncı gün çıka geldi. Bende hiçbir şey olmamış gibi kapıyı açtım ve o içeri girdiğinde de direkt sevişmeye başladık. Zaten kelimelerin gereksiz olduğuna iyice inanmaya başladım. Hem madem konuşarak anlaşamıyoruz, bari susarak anlaşmayı deneyelim değil mi? Gerçi onunla pek anlaşabilecek değiliz artık. Çünkü arayışlarımız farklı, ihtiyaçlarımız farklı ve bunun sonucunda da birbirimize fazla geliyoruz.
Ama şundan emin oldumki, iyi iki arkadaş olabiliriz. Bundan fazlası ise camda kayısı.

22 Eylül 2012

hayat, aslında götümüze giren koca bir şemsiyeden ibaret

Çok fazla kırdı beni, elimden bir şey gelmediği için ben de her yanlız kaldığım anda oturup çok fazla üzüldüm. Alkol alan biri değilim. Zaten içmeyi de becerebilenlerden olamadım. Arada sırada eşi dostu kırmamak için midemin sokaklara taşmasına, böbreklerimin yer değiştirmesine, bol karın ağrısına rağmen bir-iki yudum alırım, ama kırmayacağım eş dost sayısı 2-3 olunca çok fazla alkol almadığımı anlıyorsun değil mi? Kahretsin neden bu cümleye girdimki, sonuçta çıkışı olmayan bir sokağa girmiş gibiyim ve arkamda da deli sikmiş gibi koşuşturan polisler varmış gibi bir his yaşıyorum şu an. Çünkü lanet olsunki bu cümleyi toparlayıp, bir önceki cümleye bağlamam lazım. Acaba bağlayınca içimdeki kırgınlığı yeterince anlatabilecek bir kaç cümle kurabilir miyim, onu düşünüyorum şimdi de.

Bugün oturup Öküz Herif için ne anlama geldiğimi uzun uzun düşündüm. Sonuç olarak ise, ben o'nun için sadece; evi olan ve bu yüzden, istediği zaman gelip yiyişilecek sıradan biri olduğumdan emin oldum.
Aslında birazcık zorlasam, o sıradanlıktan çıkıp, hoşlanabileceği; ama tüm hoşlanmasından sadece bir kaç santim öteye gidebilirim belki. Onun nedeni de sadece yarrağımın büyük olmasından dolayı. Yani yarrağım büyük olmasa, benden hoşlanmayacak da..
Aaa yarrağım büyük dedim de, uzun zamandır eve et alamıyorum, caba sikimi kesip yesem mi ne yapsam? Malum sikim olmayınca o da bana selam vermez, hayatımdan tamamen çıkıp gitmiş olur..

Durum böyleyken, onun için duygusal beklentilerimin hiçbir değeri yok. Bizimkisi; amaç'ın, bir an önce 4 duvar arasına girip sex yapmak olduğu bir ilişki. Sonuç ise;  kullanılmış bir kaç prezervatif içine sıkıştırılmış milyonlarca spermin çöpe atılmasından ibaret siktiriboktan bir insanlık hali...

Hem durum bu kadar açık bir şekilde ortadayken ne yapabilirim ki?
Olmuyor işte! birini sikerek veya kendini birilerine siktirerek seni sevmesini sağlayamıyorsun, birini sikerek sadece senin olmasını kabullendiremiyorsun, birini sırf o istedi diye siktiğin zaman, o da sana kayıtsız şartsız bir duygusal bağ içine girmiyor. Hayatın böyle bir şartı yok. Çünkü bazı insanların istediği tek şey götünün içine bir yarrağın girmesiyken, sen kalbinin içine girmeye çalışarak, yanlış at'a oynuyorsun. Durum böyle olunca da.... işte gerisini biliyorsun...

Olmuyor işte. Hem beş para etmez bu toplumumuz için sikişmek bir cezalandırma yöntemi iken, sana aşık olmasını bekleyerek onu sikmen koca bir aptallıktan başka bir şey değil. Siktiğin kişinin sana aşık olması için, önce toplumun "sikmek" kelimesine yüklediği o olumsuz havanın dağılması, şimdiye kadar yüklenilmiş tüm negatif anlamların yok edilmesi lazım.
Çünkü; seks'in, aşıklar tarafından yüklenilecek yeni anlamlara ihtiyacı var.. yoksa gerisi fasa fiso, gerisi sadece bir kaç kullanılmış prezervatif ve çöpe atılan milyonlarca sperm..

Sevilmeyi beklemek, en gereksiz işlerden biri oldu artık benim için. İleride birgün beni seveceğini umarak siktiğim son adam olacak o. Çünkü artık beni sevmeyeceğini kabullendim ya, canım sex yapmak da istemiyor. Mekanikleşen bir sikişin anlamsızlığı üzerine saatlerce konuşulabilir, sayfalarca yazı yazılabilir. Ama bu durum, mekanikleşen seks'in beş para etmediği gerçeğini değiştirmeyeceği için bu konuyu fazla uzatmaya gerek yok. Kısa kesmek lazım, tadı damakta kalmalı..

bide hani geçenlerde söylemiştim ya, beni öpmesini istiyıorum diye, hah işte olmadı. amcık beni 2 gün öptü üçüncü gün öpcük möpcük hak getire. hem adamın içinden gelmiyorsa, onu kulaklarından tutup, sürekli kendimi zorla öptüremem ya. İstemiyor işte naapıyım..
O sadece yatağa girdiğimizde öpüyor. Bense yatak dışında öpülmeyi önemsiyorum. Bu yatak dışındaki öpücükler onun için anlamsız ve önemsiz olsada, benim için çok önemli. hemde çok çok. Ama onun sikinde değil ve sanırım tüm yırtınmalarıma rağmen hiçbir zamanda sikinde olmayacak da..

Kaç gündür görüşmüyoruz. Sanırım 5gün oldu. Aradığında veya mesaj attığında cevap vermiyorum. Resmen ölü taklidi yapıyorum. ama ölmediğimi o da biliyor. Attığı son mesaj da "orda olduğunu biliyorum. Böyle yaparak ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum" diyor. İşte öyle yani. Askıya aldım kendimi. Birazcık kenarda unutulmaya ihtiyacım var.

18 Eylül 2012

belki de gitmeni değil, sadece değişmeni istiyorumdur.

Sanırım hayat; birinin peşinden köpek gibi nefessiz kalıncaya kadar koşup, onu elde ettikten sonra doya doya sikip vazgeçebileceğin bir maceradan başka bir şey değil.
Hayır. Aslında bu kadar basit olmamalıydı, ama öyle işte. naapcaksın.
Aslında ondan, sırf sadece doya doya siktiğin için vazgeçmiyorsun. Doya doya sikmek için vazgeçiyor olsan, sonuç olarak sikin bundan sonra da kalkmaya devam edecek ve bu sayede sikilmeyi veya sikmeyi hep arzulayacaksın. Bu yüzden vazgeçmenin nedeni bu kadar basit değil.
Ne olabilir dersen, bilmiyorum. Ama kendim için söyleyecek olursam, sanırım yoruldum. Hem de çok.
Bunu dün öküz herif'le yataktayken farkettim. O yine telefonunu almış, tüm gay app'lerini kontrol ediyordu, bende onu izliyordum. Sonra telefonunu alıp şöyle bi bakındım. Piyasadaki bütün gay app'lerini indirmiş ve hepsinde de profilini açmış. Ee profil açık olurda yazmayan olur mu? Yazışmadığı kimse kalmamış. Durup baktım ve telefonu kenara bıraktım. O da "ee ne oldu şimdi? yazışmalarımı okudun da ne oldu?" dedi. Boş boş bakındım suratına. O an anladım, çok yorulmuştum ve bunu ona da dedim "hiçbir şey olmadı. yoruldum artık. çok yoruldum" dedim ve onunla yanyana uzanmış bir haldeyken gözlerimi kapatıp düşünmeye başladım.

Aslında ilk defa değil bu yazışmaları. Hatta hep yazışır ve başkalarıyla tanışır da. Ama işi hiçbir zaman ilettlettiğini söylemez. Yani hep konuşmakla kaldıklarını söyler.  Buna rağmen ben de hep uyardım, hep konuştum, hep "ama eğer başkalarıyla konuşacaksan, başka arayışların olursa biz zaten birbirimize yeteri kadar ısınamayız. en azından arayışlarına son ver bakalım biz nasıl olacağız" deyip durdum. o ise illaki sex için konuştmuyorum deyip durdu, bende "o zaman twitter hesabından insanlarla konuş, orada da çok farklı ve çok değerli insanlar oluyor. sadece gaylerin olduğu bir yerden insanlarla tanışıp sohbet etmenin amacı ne? sadece gaylerle sosyalleşmek istemenin amacı ne?" dedim.

Bu konuyu ta ilk tanıştığımız günden bu yana sürekli konuşuyoruz. Hepte konuyu açan kişi ben oldum. Defalarca konuşmamıza rağmen, konuda değişen tek şey, tek fark; bir önceki konuşmamıza oranla bu konuşma da, ya bir cümle eksik, ya da bir cümle fazla bir şekilde konuşuyor olmamız. Onun dışında değişen hiçbir şey yok. Ama işte o yinede "nuh" diyor "peygamber" demiyor. Bu sefer de öyle oldu..

Sürekli yeni insanlarla yazıştı, sürekli pusuda bekleyen kurt gibi istanbul'a tatile gelen tüm turistlerle yazıştı ve işin kötü tarafı şuki; ingilizcem olmadığı için ne yazıştıklarını bilmiyorum. sadece satırlarca yazışmaları var o kadar. Bende alttan almaya, üstüne gitmemeye karar verdim. Sonuçta birbirimizin kölesi değiliz, kimseye de hapis hayatı yaşatmaya hakkımız yok. Bunun farkında olduğum için, her ne kadar alttan alsamda, bazen fena küfürler kavgalarımız da olmuyor değil. Ama o bunu yine de anlamıyor ve hala arayışlarda, yeni birileriyle tanışmak için can atmakta.
Ona defalarca, sakin bir şekilde sex bağımlısı olabileceğini de söyledim, böyle bir ihtimali düşünmesi gerektiğini de söyledim, ama o dalga geçip "sikişmek istemenin neresi bağımlılık olabilir" deyip geçiştirdi. İşte bunların toplamında ise, ben de çok yoruldum ve yorulduğumu ona da söyledim..

Çünkü onca emek vermene, çırpınmana, onun için gecenin ve gündüzünün hangisi olduğunu şaşıracak kadar kafanı karıştırmana rağmen onun arayışlarının bitmemesi; işte bu çok yorucu. İşte bu insanın amına koyuyor. Durup düşünmek zorunda kalıyorsun, acaba nerde hata yapıyorum, hatam nerde diye. Oysa hata yapmıyorsun ve bu yüzden kendinde bir hata aramakla hata ediyorsun.
Bunun üstüne "hatam yoksa, demekki ben çok çok çirkinim" diye de düşünmeye başlamıyor değilsin. Ama yok bunlar değil sorun olan. Sorun; onun kafasının içindeki delikte ve o deliğe, bitmek bilmeyen illaki bir şeyler sokturma isteğinde. Kafasının içindeki deliği doldurmak için tutup götünü bir gecede 5 posta siksen bile, dolmuyor. Çünkü sorun daha da derinde ve oraya girmek için sikinin büyük ve uzun olması da yetmiyor. Sorun daha da başka. Sorun şehvete teslim olmuş eşcinselliğinde. Sorun eşcinselliği sadece karşısına çıkan her erkekle yatmak sanan zihniyette. Nefret ediyorum bu anlamda eşcinsellikten ve böyle yaşayan eşcinsellerden. Homofobiklerden daha homofobikleşiyorum ve inanın sikimi ağızlarına sokup nefessiz bırakıp ölünceye kadar beklemek istiyorum. Nefret ediyorum bu sığ eşcinsellik anlayışından ve yaşayışından. Özgürlüğü sadece istediği an sikişmek sanan kalitesiz yaşamlardan ve insan kılıklı düşüncesiz hayvanlardan.

Bir kez daha şunu anladımki; birine aşık olup onu taparcasına sevsen bile, o kendisine başka tapanlar aramaya hep devam edecek. Çünkü arzulanılmak bir hastalıktır ve bu hastalığın ilacı ise; koca bir hiç olduğunu kabullenmektir. Bir hiç olduğunu kabullendikten sonra, iyileşmeye başlıyorsun. Çok çok iyi oluyorsun.
Bu bende de böyle. Ama en azından kendimi bir nebzede olsa durdurmayı başardım. Çünkü sorununu sadece sen çözebilirsin, sorununun üstesinden sadece sen gelebilirsin ve sorununun üstesinden gelmek içinde öncelikle kendinin iyi biri olmak istediğine ikna etmelisin. Girdiğin bok çukurlarının ne kadar derin olduğunun bir önemi yok! Önemli olan; senin bir bok çukurunda olduğunu kabullenmen ve çıkmak için vereceğin çabalar, çıkmak için pes etmemendir. Hem laf buraya gelmişken, doğrusunu söylemek gerekirse dünyada yarraktan daha güzel başka hiçbir şey yok. Ve biliyorum; güzel olan şeylerden vazgeçmek zordur.
Ha şunu söyliyim, o çukurdan da hiçbir zaman çıkamayacaksın, ama çırpınmak seni diğerlerinden daha masum yapar, daha samimi ve gerçekçi yapar, daha güçlü ve çevresine de güç veren yapar. O çukurda diğerlerindne tek farkın senin çıkmak için çabalamandan başka hiç bir şey değil. Ama şu bokumuzla doldurduğumuz iğrenç dünyada diğerlerinden farkını göstermek için; ölümüne yorulmuş olsan bile, çırpınmaya devam etmen lazım. Çünkü çırpınmazsan, boka karışıp aynılaşıyorsun. Bense boka bulanıp, aynılaşmaktan yana değilim.

Ya neyse de konu nerden nereye geldi. İşte böyle yani, o hiç durmadan bir arayış içinde ve bu arayışları bitecek gibi de değil. Artık bunu onunla tartışmaktan da yoruldum. Hep aynı cümlelerle noktalanan finaller, hep aynı mimikler, iki kişilikli bir ilişki içinde hep aynı özgürlük naraları.
Senin özgürlük anlayışın götüne giren yarrakların sınırsızlığı ise, ne yapabilirimki? senin aşk anlayışın sadece şehvet ise, bunu değiştirememki? senin sevgi anlayışın 10kişinin yatağa girip birbirini sikmesi ise, ne diyebilirimki? senin romantizm anlayışın sadece romantik filmleri izlemek ve o filmler başladığında mesaj atıp "kanal d'de romantik bi film var onu izle" demek, ama romantizmi beraber yaşamamız değilse ne yapabilirimki? git işte! göt senin götün, yarrak senin yarrağın. onları kime nasıl ve ne zaman sunacağını ben söyleyemem ki.. bana böyle bir hak vermedin. bundan sonra da onlarla ne yapacağınla da ilgilenmeyeceğim.

15 Eylül 2012

yaza yaza yaz bitti

Bu aralar "bloga düzgün şeyler yazıyım" diye, kendi kendime söylenirken, hepten yazı yazmayı unutmuşum amınakoyim. Böyle düşünmemin en büyük nedenlerinden biri de, sanırım deliler gibi kitap okumaya başladığımdan olsa gere. Çünkü dönip kendi yazdıklarımın bi boka da yaramadığını ve aslında bi boka yarayacak şeyleri de hiç bi zaman yazamayacağımı farkettim. Durum böyleyken de "amaaaaan koy götüne gitsin. böyle gelmiş böyle gider. sen boşver iyi yazıları, sen kendi kafana göre yaz gitsin" dedim ve o yüzden açtım blogu.

Hayır zaten bana ne bok oluyorsa, böyle güzel kitaplar okuyup "yaaa ben hiç bi bok bilmiyormuşum, ben hiç de böyle güzel şeyler yazamıyorum" diyorsam. Yani değil mi? Hayır yani seçici kurul yok karşımda veya yazdıklarımın onaylanmasını beklediğim kimse de yok. ee durum böyle olunca ne diye hala yazdıklarım için "öğğğ çok kötü ve çirkin şeyler yazıyorum" diye söyleniryorsam artık. Neyse işte, artık söylenmiycem ve inşallah yine böyle son sürat saçma sapan yazılarla sık sık yazmaya bakıcam.
Bide aslında, sonuç olarak yazdıkalrımın aslında hiç bi sike yaramıyor, olduğunu bilsemde, en azından bloga bir şeyler karalayarrak içimi döküyorum ve kendi psikanalizimi yapıp, rahatlıyorum ya, o bile yeter. Neyse işte dur yazmaya başladık zaten...

Öküz Herif'leydik az önce. Daha doğrusu burdaydı ve o evine gitti. O eve gidince de bende kendimi direkt bilgisayarın karşısında attım. Blogumdan haberi yok ve aslında olmasını da istemiyorum. Bu yüzden o burdayken pek bilgisayar açmıyorum. Bilgisayar açmayıp ne yapıyoruz derseniz, işte 3-4 posta sikişiyoruz, o aralarda bol bol muhabbet ediyoruz ve bu bol bol muhabbetlerde de kavga ediyoruz. Mesela sabah birbirimize girdik yine ve bi kaç yumruk salladık birbirimize. Gerçi ben onun yanında sağ bacağı gibi kaldığım için o bana kıyamayıp sert vurmuyor, ama ben valla allah yarattı demeden vuruyorum. Gerçi birazda onun karşısında ufak tefek kaldığım için onun vuramamasını suistimal edip, o vurmaya kıyamadıkça ben daha sert vuruyorum. Ama buna rağmen, o bana hiç sesini çıkarmıyor ve en sonunda dayanamadığında ise, beni altına alıp elimi kolumu tutup "hadi ne bok yiyeceksen şimdi ye" diyor. Sonra tabii bende biraz kıvranıyorum falan, ama bakıyorum olmuyo, küfürler falan ediyorum ve o da beni bırakıyor. Sonrasında ise bir kaç dakka konuşmuyoruz ve bi ara bi bakıyorum yine muhabbetin dibine vurmuşuz, kahkahalar ardı ardına patlıyor ve biz yatağa girip sevişmeye başlıuyoruz. Hayır bunlar normal ama yani, az önce kavga ediyorduk daha 6 dakika önce kavga edip ana avrat düz giden iki adam, 7inci dakikada nasıl olurda sevişmeye başlarla anlamıyorum. Neyse işte böyle tıkır mıkır gidiyoruz.

Aslında onda tahammül edemediğim bir çok şey de yok değil. Mesela beni kıskandırmaya çalışması falan. Allahım yarabbi bundan nefret ediyorum. Kocaman adamlar olduk hala birbirimizi kıskandırmaya çalışmak ne oluyor ulan. Ama yok o hala kıskandırma numaraları yapıyor ve ben de o anda patlıyorum. O ise sanıyorki ben onu kıskandığım için kızıyorum. Öküze yaptığının yanlış olduğunu da anlatamadım gitti gitti. Hayır "yapma" diyorum ama dinlemiyor. Hala "kıskançsın" deyip duruyor. Bende en sonunda "evet kıskancım. götünü başkalarına siktirmeni kıskanıyorum" deyip sertçe konuşup, kırıcı oluyorum. Sonra da "öfff" falan deyip konuyu değiştiriyorum. Aslında seviyor muyum, sevmiyor muyum bilmiyorum. Şimdiye kadar yatağa girdiğimizde ben hep ona sorardım "beni seviyor musun?" diye, ama bu aralar o soruyor. Taraflar değişti sanırım. Çünkü eskiden ben onun peşinde köpek gibi koştururdum ve o beni siklemediği için de inanılmaz duygusal çöküntüler yaşardım. Şimdi ise, o daha fazla bana ilgi göstermeye başladı ve bazen ona böyle sert sözler söylediğimde onun anlık duygusal çöküntüler  yaşadığını anlayabiliyorum. Anlamama rağmen ise siklemiyorum.

10 Eylül 2012

bir şeyler ters gidiyor. bir şeyler düz gidiyor. bir şeyler bir şeyler birşeyler

Bu aralar hayat boka sarmaya başladı yine. Boka sardığı zamanlarda işte bende kendimi böyle buraya atıyorum. Zaten atacak başka yer de yok ya neyse.
Öküz Herif'le bu aralar çok sık kavga ediyoruz ve bu kavgalarımız hiç bitmek bilmiyor. Bitecek gibi de değil. Aslında bu cümle "bitecek gibi değil" değil de "öküz herif bitirecek gibi değil" olsa daha iyi olur. Ufacık bir şeyi günlerce tartışıp duruyor. Ben alttan alıp hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam edelim havasındayken ve tamamen sanki kavga etmemişiz gibi yaşarken, o "işte böyle umursamazsın, bencilsin, odunsun" deyip deyip, fitili tekrar tekrar ateşliyor. O ateşleyince biraz üstüne gidiyorum, ama sonra bakıyorum konuşmakla hiçbi sikim olmuyo, bende susmayı tercih ediyorum. Hem keşke sorunlar konuşmakla çözülebilecek olsalardı. Ama işte öyle değil. Karşındaki kişinin çözüm aramak yerine sorunu bitirip arkasını dönmekse, sabaha kadar konuşsanızda bi bok olmuyo. Gerçi konuşmamakla da bi bok olmuyo ya neyse.

Aslında onun bu havalarının nedenini biliyorum. Çünkü eski yavuklusunun tayini istanbul'a çıkmış ve o da bunun için böyle davranıyor olabilir. Gerçi bu da sadece bir varsayım. Çünkü o bu aralar ondan çok sık bahsediyor ve bu durum da ben "hayırlısı olsun" deyip kısaca kesmeme rağmen, o yine dırdırdır konuşmaya devam ediyor. Oysa ilk tanıştığımız zamanlarda ben onu zorlayıp sürekli ondan bahsetmesini isterdim. O ise hiç konuşmaz ve "üfff boşver zaten eskide kaldı" deyip lafı ağzıma tıkardı. Benimse amacım onun ilişkilerde nasıl davrandığını daha iyi tanımakdı, ama o hiçbir şey anlatmazdı. Şimdi ise her fırsatta ondan bahsediyor. Onu çok mu seviyor, yoksa unutamadı mı bilmiyorum. Ama ilk aşkı, ilk götünü siktirdiği erkekmiş ve onlar dile kolay 3 yıl beraber olmuşlar ve hayatlarına hiç kimse girmemiş. 3 yıl sonra ise yavuklusunun tayini başka bir ile çıkınca ayrılmışlar. Benim öküz herif, yavuklusunu ilk aylar hep aramış sormuş. Ama yavuklu pek sıcak davranmamış buna ve bir de gittiği yerde evlenince o da zamanla aramayı bırakmış.

Ama şimdi yavuklusu'nun İstanbul'a tayini çıkınca da sanırım adam benim öküz herif'i arayıp sormaya başlamış ve sanırım onlar da bu ara pek sık telefonlaşmaya başladılar. Onlar telefonla konuşmaya başlayınca da, benim öküz sanırım ondan yana olmaya başladı ve bu yüzden benimle sürekli kavga ediyor. Hani ayrılmak mı istiyor, yoksa başka bir şey mi onu da bilmiyorum ki? bunu da kaç defa söyledim. Hatta yavuklusunun tayininin İstanbul'a çıktığını söylediğinde, bende ona "siz tekrar görüşmeye başlayacaksınız ve sen beni terk edeceksin değil mi?" dedim, o ise dalga geçip gülerek "bilmem" deyip sarılıp beni öptü.

Bilmem dediği andaki o ses tonu, gülüşünün şekli ve gözlerinin aldığı parlaklık, eski yavukluyla tekrar bir araya gelmek isteme arzusunu fazlasıyla belli ediyordu. Ama bir şey söyleyemedim. Aslında söylemeye de hakkım yok. Sonuçta adam gitmek istedikten sonra, onu silah zoruyla hayatımda tutacak değilim ya. Ama buna rağmen, amına koyduğumun hayat felsefemde; insanları hayatımda tutmak için her şeyi yaparım, ama artık yapacak bir şey kalmayınca bırakırım. İşte öküz herif'de şu an bu durumda. Benimle sürekli kavga edip duruyor. Çünkü kavgalarımızın şiddetlenmesini ve onu terketmemi veya ona siktir git dememi bekliyor olabilir. Oysa ben ne onu terkedeceğim, ne de ona siktir çekeceğim. Hayır başka bir şey de yapmayacağım, gitmek istiyorsa kendisi çıksın gitsin hayatımdan. Hem onu uğurlayan ben olmayacağım. Ama şunu söyleyebilirimki, şu an kendimi sadece kandırılmış gibi hissediyorum. Hemde çok acımasız ve pis bi şekilde.

4 Eylül 2012

nööörüyon

Selam canım, selam aşkım, selam dünya, selam aleyküm sevgili allahım.
Bu aralar mutluyum ya, o yüzden böyle saçma sapan girişler yapıyorum. Aslında önceki yazılarımda pek akıllı işi değiller ya neyse. Ya bide nedense yazacak pek bi şey bulamıyorum. Biliyorum biliyorum zaten sizde oralarda işinizi gücünüzü bırakıp, benim neden artık eskisi gibi sık saçmalamadığımı merak ediyorsunuzdur. Hatta merakınızdan çatur çutur çatlıyorsunuzdur, ama ne yapalım bitanelerim, hüzün olmayınca, mutluluk tek başına yazmaya karşı koyuyor. Böyle klavyenin başına geldiğinde harflere yabancılaşıyorsun, elinde mouse ile bi o yana, bi bu yana gidip gidip geliyorsun. İnan mutluluk böyle bir şey oluyor. Yani mutluluk yazmaya engel olmaktan başka bir şey yapmıyor. Çünkü hüzün insanın sadece ammına koyuyor ve insan ammına koyulunca yazmaktan kendini alamıyor..

Aslında sadece mutluluk değil, öküz herif bana yerleştiğinden bu yana bende pek bilgisayarı açmıyorum. Ay pardon "bana yerleştiğinden" değil, benim eve yerleştiğinden bu yana diyecektim. (Bana yerleştiğinden bu yana dediğimde aklınıza yarak kürek geliyor, o yüzden düzeltme gereği duydum.)
Ha ne diyodum, öküz herif bana yerleştiğinden bu yana o evdeyken bilgisayarı pek açmıyoruz. Daha doğrusu açıyoruz da, o benim blog işini bilmediği için, ben de hesabıma giriş yapamıyorum. Genelde facebook ana sayfada milletin fotoğraflarına bakıyoruz veya diğer sayfalarda gezinip duruyoruz. Bide film izliyoruz. Evet porno film izliyoruz. Eee ne yapalım, oturup pepe izleyecek değiliz ya. Neyse zaten porno filmlerdeki her türlü aktraksiyonları gerçekleştire gerçekleştire ikimizin de midesi bulanmaya başladı ve bu aralar böyle bol ödüllü ve kenarda köşede kalmış, izlenilmeyen biraz sanatsal filmleri falan aramaya başladık ve bulup bulup izliyoruz çok şükür.

Ya onu bunu boş ver de, aslında ben blogdan ona bahsetsem mi diye, ciddi ciddi düşünmüyor değilim. Çünkü bazen mailimi açık unutuyorum ve o an, o girip blogu görecek diye ödüm götüme karışıyor. O anlarda hemen bilgisayarın ekranını kapatıp "üfff boş ver şunu" deyip dudağına yapışıyorum. Ama bi gün fena yakalanıcam ondan da korkmuyor değilim. Hani blogu anlatmamamın nedeni de, ilk zamanlar "ya anlatıp da ne yapcam" diyordum, şimdi ise sanki gizli saklı bir iş çeviriyor muşum gibi hissettiğim için söyleme gereği duyuyorum. Çünkü yarın öbür gün kendisi öğrenirse "sen niye daha önce bana söylemedin" deyip ağzıma sıçacağından korkuyorum. Yani sıçmasa bile, bir sürü tantana olacak ve ben tantanayı sevmiyorum.

Bide aslında söylemememin nedenlerinden biri de bu blogu yattığım insanların çetelesini tutar gibi tutmamdan kaynaklanıyor. Yani düşünsene adama "aşkım bak ben blog yazıyorum" diycem ve o da "afferin aşkitoma" deyip blogu bi açacakki; az önce tanıştığım  adamların götüne dil atmalarımı, onun bunu altına yatıp saatlerce çıkmama hikayelerimi okuyacak ve işte o zaman kıyamet kopacak. Hayır yani günahsız biri olmadığımı o da biliyor, ama böyle yazılı olup bi kenarda okunabilecek tarzda durunca da, insanın karşısında en masum kişi bile olsa, bu yazılanlar kişiyi irrite ediyor, hemen önyargılı yaklaşmasına sebep oluyor. Hatta bunların hepsini geç, düşünsene ben burda adama etmediğim küfür kalmamış ve buna rağmen karşısına çıkıp bu blogdan bahsedersem ve o da gelip küfürleri görürse ayıp olur, ahlaksızlık olur, yüzsüzlük olur. O yüzden karar verdim bu blogdan onun haberi olmayacak, bende böyle rahat rahat iç dökme, ağıt yakma, komşuya gidip dert anlatmak gibi emellerimi burda gerçekleştirmeye devam edeceğim, tek fark komşu söylediklerimin hepsini yazılı tutacak ve her ayrıntısına kadar bildiği için de, bu durum gelecekte, geçmişe dönüp bakıldığı zaman irrite edecek, nefret uyandıracak, mide bulandıracak, ecek, acak cek cak cuk..

Onun dışında evde yemekleri o yapıyor. Zaten, benim her sabah sucuklu veya patatesli yumurta kızartmamdan, her akşam ise; menemen veya çubuk makarna yapmamdan bıkmıştık. Yemekleri o yaptığı için ben de; bulaşıkları, çamaşırları yıkayıp ve evi temizliyorum.

Temizlik dediğim de; işte haftada bi defa evi paspaslıyorum o kadar. Zaten fazla temizlik hastası değilim. Çünkü "insan biraz pislik içinde yaşamalı ki, vücüdu mikroplara karşı dirençli olsun" diye düşünüyorum ve böyle yaşayıp giderken de gayet sağlıklıyım.
Sağlık dedim de cidden çok fazla hasta olmam, ama hasta olduğumda da sağlam hasta olurum ve hatta ölecek gibi olurum. En son geçen aylarda ölecek gibi 2 haftalığına hasta olmuştum ve o hastalık anında artık kendimde olduğum her an, siktiğim götler ve yediğim yarraklar için allahtan beni affetmesini dileyip, sonrasında da innaateyna kelkevser ve fatiha sürelerini okuyup, ardından da "eşhedüennaaaa ilaheillallah we eşhedüenna muhammedünresullullah" deyip, derin bi nefes alıp "allahım ben ettim sen etme" diyerek zikir yapıyordum.
Hasta olduğum zaman çok iyi biri oluyorum. Bu dünyanın barış ve kardeşlikle dolmasını arzuluyorum. Hasta olmadığımda ise, dünya sikimde bile olmuyor ya neyse. dur burayı atlıyım.
Evin temizlik konusuna öküz herif'de bi ara çok takmıştı. Sonra onu "ya öfff bugün temizleyince yarın yine kirleniyor" gibi basit maymun zekasına sahip cümlelerimi kurup ikna etmiştim. Bu gibi cümlelerimde bir kaç gün idare ettim. Ama geçen yine dayanamadı ve yine "şurası pis, burası pis, bu toz toprak içinde bi gün ölücez" falan deyince, biz de temizlik konusunda kavga ettik. Tabii kavga esnasında tepemin tası atınca, bende dayanamayıp "ööööfff yeter be, burda hizmetçin yok, madem şikayetçisin al kendin temizle" dedim ve o da bi an donup kaldıktan sonra, kalkıp temizlik yaptı. Valla ellerine sağlık, gayet de iyi temizlik yaptı. Her taraf pırıl pırıl oldu. Ağzını açıp gıkını da çıkarmadı.
Zaten hayat felfesefem budur; bir şeyden şikayetçiysen kalk kendin yap, yapmayacaksan kes sesini ve yalovaya devam et.
Bir şey yapmayan ve bir şey yapmadığı yetmezmiş gibi sürekli her şeyi eleştiren insanlardan nefret ediyorum. Lan amcıklar madem şikayetçisiniz, kalkın kendiniz daha iyisini yapın, ama yok iyisini yapamıyorsanız sik gibi de ötüp durmayın.
Neyse anacıklarım, çok uzattım kısa kesiyim. Bir sonraki amaçsız, bomboş yazıya kadar siz de kendinzie çok çok çok iyi bakın. Görüşmek dileğiyle baybay.

27 Ağustos 2012

öp öp öp doyamadım

Artık istediğim gibi bir ilişki oluşmaya başladı. Ama istediğim gibi oluşmaya başlarken, bi yandan; yapaylaşmasından da korkmuyor değilim. Hatta ölümüne korkuyorum. Ama istediğim gibi olmayınca da bir ilişki içinde oup olmadığımı hiç anlayamıyorum. Yani en azından ilişki içinde olup olmadığımı kendi kendime düşünüp durmaktansa yapaylaşmaya doğru giden bir ilişkiye bile razı olmaya başladım. Ne yapıyım, bütün ilişki türlerini denedim, bir de bu yapay ilişki türünü deniyim. Hem elimden başka bir şey gelmiyor..

Aslında yapaylaşmaya doğru gitmiyor. Sadece beklentilerim var ve bunları kendi içimde tutmaktansa ona söyledim. Hani önceki yazıda yazmıştım ya "seks yapmaktansa, yanaklarımdan öpülmek daha çok hoşuma gidiyor" falan diye, hah işte geçen bunu söyledikten sonra bi anda şimşek kafamda çaktı; çakan şimşek şuydu;
Şimdi ben öpülmek istendiğimden iyice emin olunca ve bunu da burda yazınca, sonra beynim bi an durdu. Böyle bi aydılandım, beynim yüksek voltaja maruz kalır gibi oldu. Dedim "ulan burda yazacağıma bunu  öküz herif'e söyliyim daha iyi. sonuçta ilişki dediğin şey içinde kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyorsan, tabiki gözün hep dışarda olacak, tabiki farklı bedenler üzerinde sekmeye başlayacaksın"
Sonra bunu iyice düşününce de öküz herif'le yaptığımız muhteşem seks sonrasında onunla konuşmaya başladım. Dedim ki "bak şimdi; sen seks istiyorsun ve ben sana bunu veriyorum, ama benimde bunun karşılığında istediğim bir şey var. o da çok basit ve hatta senin için önemsiz bile olabilir, ama ben isiyorum" dedim. o da "öffff uzatma hadi söyle ne istiyorsun" dedi, bende "beni her zaman öp" dedim. ben böyle diyince, o da doğal olarak patladı ve "ulan seni öpmüyor muyum? daha az önce ne yaptık?" diye çıkıştı. bende sakin ol, tane tane konuş dedim ve o susunca da devam ettim.
"istediğim öpme şekli bu değil. yada seks yaparken beni öpmen değil. çünkü seks yaparken aklımız çıkıyor ve o an yarraklarımız kalktığı için zaten mecburi olarak bilinçsiz ve kontrolsüzce öpüyoruz. ama benim dediğim "öp"mek bu değil. beni seks yapmadığımız zamanlarda, yarrağın kalkmamışken de öp" ben böyle deyince o yine patladı ve "ee tamam öpüyorum işte, öpmüyor muyum?" diye karşıt cevap verdi, bende "cık cık öyle değil. yanaklarımdan masumca öp. ihtiyacım olan şey bu. çünkü yanaklarımdan öpülünce, karşılıksız olarak sevildiğimi düşünmeye başlıyorum ve bu da çok hoşuma gidiyor." dedim. Ben böyle diyince o da "tamam. öperiz ne olmuş ki" dedi ve benim kafamın tası yine attı.
"hayır böyle basit algılama, çünkü cidden öpülmek istiyorum. bunu kelimelerle anlatmak imkansız ama ihtiyacım olan şey bu. sen nasılki seks yapmalıyız, ihtiyacım olan şey bu diyorsan ve ben bazen canım istemese bile sırf senin ihtiyacını karşılamak için seks yapıyorsam, sende içinden beni öpmek gelmese bile öp. çünkü benim de yanaklarımdan bol bol öpülmeye ihtiyacım var." dedim ve yanaklarına uzanıp dudaklarımı yavaşça bastırarak uzun bi öpücük kondurup "işte böyle öp" dedim. Durup bana baktı ve "ayyyyyyyyyyğğğğğ yine kelebekleşti bu" dedi ve ben bi anda sinirlenip "kelebek melebek anlamam, beni böyle öp. buna ihtiyacım var. ben nasılki seni çatır çatır sikiyorsam, sende beni böyle sevgiyle öpeceksin". dedim ve o da "ayyyğğğ tamam" dedi ve başka şeyler konuşmaya başladık. Sonra gün içinde bir iki öpücük denemesi oldu, ama istediğim gibi öpemedi, bende en son dayanamadım ve "çok fazla yapay öpüyorsun, içinden gelmiyor. eğer içinden gelmiyorsa, sırf ben istedim diye de kendini hırpalama" dedim ve o konuşacak gibi olup, konuşmaktan vazgeçerek yanaklarımdan sımsıkı bi şekilde uzun uzun öptü. Ben de gülerek "işte buna benzer. yavaş yavaş istediğim gibi öpmeye başlıyorsun" dedim ve o da "salak" dedi ve gün içinde böyle öpcüklerle akşamı ettik. Bi kaç gündür sürekli istediğim gibi öpüyor ve mutlu oluyorum. Sanki çocukluğum da hakkım olan, ama bi türlü alamadığım o haklı öpücükleri, şimdi tek tek almaya başladım gibi..

25 Ağustos 2012

başlıksız yazı

Bu aralar Öküz Herif'le çok fazla aşna fişneydik. O bendeyken genelde nete falan giremiyordum, çünkü ya sevişiyorduk, ya da yanyana uzanıp saçma sapan bir konu hakkında saatlerce konuşuyorduk. Bazen bilgisayarı açacak gibi oluyordum ve o "öffff tamam tamam, hadi aç amına koyim" diyordu. Sonra bende bilgisayarı açıp Avrupa Yakası'nı izlemeye başlıyordum. O da bana arkadan sarılıyordu ve pipisi götüme dayanmışken kendimi daha güvende hissettiğim için olsa gerek saatlerce bu şekilde avrupa yakası'nın 1-2 bölümünü üst üste izleyip duruyorduk. Sonrası malum işte sevişe koklaşa huzurlu bi şekilde uyuya kalmış oluyorduk. Ta ki saatin alarmı çalana dek, taki rüyalarımızdan uyanıp beş para etmez insanlarla dolu işyerlerimize gitmek için kalkana dek...

Genelde dışarı çıkmamak gibi bir huy da edinmiştik, nasılsa dışarda yiyecek bir bok yok, evde yanyana bir şekilde, yüzyüze bakarak uzanıp bakışmak, dışarda gezinmekten iyiydi. Ama işte artık bende sık kalmıyor. Sanırım yarağa doydu, yada bana. Çünkü artık 2-3 günde bir bende kalıyor. Ama yine eskisi gibi sık yazışıyoruz. ama ama ama (ben yazışmaktan bıktım)

Ayaklarımdaki mantar için getirdiği kremi düzenli kullanıyorum. Bir fark yok gibi. Yalnız buna rağmen ayaklarımın kaşıntısı durdu, ya da ben kaşımadığım için onlarda kaşınmıyorlar. Zaten ona göre bu mantar geçmezmiş benden. Çünkü ben pisliğin tekiymişim ve bu evde ölmeden nasıl yaşadığım hakkında da bi fikri yokmuş. Ama işte yaşıyorum ve zaten bana bir şey olmaz. Hem hayat çok ciddiye alınmaya değmez. İyi veya kötü; yaşa gitsin amına koyim.

Şu an yine evde yalnızım ve bu sikindirik satırları yazıyorum. Öküz Herif az önce işe gitti. dün gece bende kalmıştı. Her şey, her zamanki gibi alışılmış sıradan bir güzellikteydi. Artık çok fazla seks yapmıyoruz. Gecede 1-2 defa yapıyoruz o kadar. Birde sabah ereksiyonumuz sırasında artık mecburileşen bir oral seksimiz var.
Seksi falan siktir edin de; bence öpüşmek her şeye yeter. Çünkü öpüşmek çok masumca, çok fazla anlamlı ve belki sik kadar küçük bi çocukken hiç öpülmediğimden olsa gerek; öpüşmek nedense bende anlamını hiç yitirmiyor ve yitirmeyecek de. Keşke yanaklarım hep öpülse, sağa sola çekiştirilse..