Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

29 Kasım 2011

Yalnızlık bir ömür boyu, belki bin ömür boyu.. Ben alıştım. Sizde alışın ammına koduklarım.

Ömrüm; çocukluğumda izlediğim süpermen gibi çizgi film kahramanlarından birinin hayatıma girip beni kurtaracağını düşündüğüm, ama sikim kadar bile tanımadığım adamları sevmekle geçerken, hayat boş durmuyor. Kime sorsam mutsuz, kime sorsam bi sorun var.
Oysa büyümek sorunlarla tanışmak, başının sürekli derde gimesi, yalnızlığın aslında insanı sikip bi kenara atması, hayallerin aslında sadece çocuklukta kalması gerektiğini bilmek demektir.

Kimse çocukken büyümenin böyle bir şey olduğunu söylemiyor. Sonra bi sabah kendimizi yapayalnız bulduğumuzda büyümüş olduğumuzu farkediyoruz...

Farkedince boş dururmuyuz, içimize bir çocuk yerleştirip onun ıngaaa ıngaaa larıyla ömrümüzü geçirip, her şımarıp sağa solu döktüğümüzde suçu içimizdeki çocuğa atıyoruz. Büyümenin sorumluluk sahibi olmak değil, suçu başkasına atmak demek olduğunu çaktırmadan öğrenmiş oluyoruz.

Kendimizi "kimse suçlu değil, kimse kötü değil. Bütün sorunların sebebi içimizdeki o haylaz çocuk" diye kandıra kandıra, götümüzdeki kıllar ağarıp, kulaklarımızdaki kıllar iyice siyahlaşıncaya kadar oyalıyoruz.
Ama öyle olmadığını da çok iyi biliyoruz..
Ahhh ne yapsak da kendimizi suçlu ilan etsek. Oysa bi tek sevdiklerimizi kaybetmemek için suçluluğumuzu kabul ederiz. Ama o da bi sike yaramaz. Giden kararını vermişse, sen onun taşşaklarını yalasan bile onun umrunda olmuyor. Hiç yüzüne bile bakmadan arkasını döndüğü gibi çekip gidiyor. Sen ise onun taşşaklarını yalarken damağında kalan ekşi tatla kalakalıyorsun. Bide düşlerinin arasına sıkışan bir kaç kıl..

24 Kasım 2011

Bu yıl rüzgar gibi geldi geçti. Bi bok anlamadım

Artık zaman; benim hayatı siktiriboktan hızda yaşamamdan bile daha hızlı geçiyor. Ne olduğunu bilmiyorum. Neler olduğunu hiç anlamıyorum. Bi bakıyorum sabah olmuş, bi bakıyorum akşam olmuş, bi bakıyorum her şey olmuş bitmiş, bende olup-biten şeylere alışmışım..
                                                     ---------------------------
Kalabalıkta mutluymuş gibi yaşamakta üstüme kimseyi tanımıyorum. Tanıyabileceğimi de sanmıyorum. Çevremdekiler beni; her şeyi boş veren, sikine takmayan ve ağızlarından çıkan en ufak espriye saatlerce gülen aptalın biri olarak tanıyorlar. Aslında "aptal" kısmı doğru. Aslında "saatlerce gülme" konusu da doğru. Lan aslında arkadaşlarım beni iyi tanıyorlar. Ama bi fark varki; o da yanlarındaykenki beni tanıyorlar. Yalnız kaldığım anda ortaya çıkan benden haberleri yok. Kimseyi kendimle tanıştıramıyorum. Çünkü beni incitebilecekleri fikri aklımdan çıkmıyor. Bende kahkahalarımın arkasına saklanıyorum. İnsanların yanında gülebilmek, mutluymuş gibi yapmak çok güzel lan...
                                                   -----------------------------
Suyun beni rahatlattığını söylemiştim ya, suyun gözyaşlarımı kendimden sakladığını da söylemiştimya, hah işte bu ara her yalnız kaldığım anda duşa giriyorum. Duş o kadar güzelki, su o kadar sıcak ve iç ısıtıcıki bazen yalnızlıktan üşüdüğümde bile soluğu, sıcak suyun altına alıyorum. Sanki yalnızlığıma bi tek sıcak su çözümmüş gibi yaşamaya alıştım. Ama olmuyor. Duştan çıkınca yine üşüyorum. Hemde çok..
                                                   ------------------------------
Bu yıl hayatıma birileri girip, artık hiç çıkmayacak diye ciddi ciddi bekliyordum. Çünkü yıl başına "hereos" izleyerek girmiştim. Güya o diziyi izleyerek girdiğim için de, bu yıl kahramanım gelecekti. Ama gelmedi. Yıl bitecek ve sanırım o gelecek gibi de değil. O umut dağıtarak, süslediğiniz çamlar götünüze girsin.

Oysa bu yıl bi çok kişiyle tanışmıştım. Bi çok yeni kişiyle. Ama hiç biri kahramanım olmadı, bende onların kahramanı olamadım. Öylesine sperm kokusu eşliğinde bir kaç anı yaşamak için uğramıştık birbirimize. Zaten işleri bitince çekip gittiler.
Anılar...
Onların da bi değeri yok. Çünkü yazdıktan sonra unutuyorum hepsini. Unutmak çok güzel lan...

23 Kasım 2011

İçimdeki ibrahim tatlıses'i öldürmeden 2 dakka önce yazdığım şeyler

Ecdadı sikik, takıntılı bi ipnenin tekiyim. Hayatıma giren insanlara adeta sımsıkı yapışıp kalıyorum. Sevmem önemli değil. Eğer bi yerlerde oturup bir bardak su içmişsek dahi, o ana koskoca anlamlar yükleyip, bize özel olduğunu ve bu anı benimle paylaştığı için adeta teşekkür edercesine arkadaşlığımı, en ezik hallerimle devam ettiren biriyim.

Sırf bu küçük şeyler yüzünden bile hayatıma giren insanları kolay kolay çıkarmam.
Aslında burda kullanmam gereken kelime "çıkarmam" değil "çıkaramam" olmalı. Çünkü bu tür durumlarda "çıkarmam" diyecek kadar büyüklenmeye gerek yok.

Hatta o kadar güçsüzümki; bazen tanıdığımı sandığım insanların beni siktir etmek için kullandıkları hiç bir şeyi anlamıyorum ve bana değer vermeyenlerin, hayatlarının bi köşesinde beş para etmeden öylece yaşamaya çalışıp duruyorum.
Ama bunu gerçekten anlamayan biriyim. Çünkü biri; beni çok açık bi şekilde hayatından siktir etmedikçe hiç bi yere gitmiyorum. Orda öylece, hayatının önemsiz bir köşesinde çakılı kalır, tekrar farkedilinceye kadar öyle dururum. Bazen bu farkedilmeler çok uzun sürer, hatta hiç farkedilmem ve bende durup dururken kendimi farkettiririm.

Ama sonra bi yerlerde çok büyük yanlış yaptığımı anladım. O içtiğimiz bi bardak suya, arabeskleşecek şekilde anlamlar yüklemenin gereksiz olduğunu farkettim. İnsanlara hayatıma girdiler diye teşekkür etmemin ve onlara, bu derece takıntılı bir bağlılık göstererek yaşamanın; sadece benim kadar büyük bi aptala özel bir durum olduğunu farkettim. Bunu farkedince "insanlar beni anlamıyor yaaaaaaa" diye biraz kendi kendime bozulmadım değil. Ama sonra hiç kimsenin beni anlamak zorunda olmadığı gerçeğiyle karşılaştım ve bi kaç günde bu sayede sersem halde yaşadım. Sonra baktım hiç kimsenin sikinde değilim ve hiç kimsenin sikinde de olmayacağım. Bende kararımı verdim. Madem kimsenin sikinde değilim, o zaman ben kimse'leri sikime takarak yaşayacaktım. Öyle yaşamaya başladıktan sonra hayat daha güzel oldu ve emin olun hayatım gittikçe daha da güzelleşiyor.

21 Kasım 2011

Allahım; sikim uzun, kalın ve damarlı olacağına, boyum 10cm daha uzun olsaydı negzel olurdu biliyosun değil mi?

Hayat dediğimiz başlangıcı ve sonu bilinmeyen şu kargaşada, kendimde en çok sevmediğim şeylerin başında ilk olarak sikindirik parlamalarım, hemen ardından da klozete bile rahat oturmak istediğimde ayak parmaklarım üzerinde dikilmek zorunda kaldığım şu kıpkısa boyum gelir. Yani hem kısa boylu, hem de bu yetmezmiş gibi; boyuma posuma bakmadan bi bok varmış gibi çarçabuk sinirlenebilen biriyim. Gerçi allah boy vermemiş ama, çevremin dediğine göre boy farkını dilime vermiş ve bende bu dili parladığım anlarda karşımdakine laf sokmak için çok iyi kullanıyormuşum.
ahahahaha =)) allah beni ne yapsamasın. Bi gün, biri beni şu ani parlamalarımdan birinde çok pis dövcek, ama dur konu bu değil. Konu kıpkısa boyluluğum.
Neyse en son, hayata suçu atıyordum. hah tamam. Gerçi hayatın bi suçu yok! Suç anamın suçu da, işte anam dediğim kadın "anamın ta kendisi" olduğundan dolayı ses çıkaramıyorum ve bunun yerine kolaylık olsun diye de ayaküstü hayat'a 3-5 çakıp, 2 posta atarak rahatlıyorum.

Suç neden anamın derseniz; anam olacak o tüm çocuklarına ilgisiz karı, bizi kendi başına doğurup kordonumuzu keser kesmez bi çaputun içine sardığı gibi, yorgan döşeğin arasına koyup, konu komşuya dedikoduya gidermiş. O gittiğinde ise evin en büyüğü anne olurmuş. Evin en büyüğünün anne olmaktan anladığı şey de; ağlayınca, bi çay bardağının tabağına azcık su doldurup, ardından 2-3 kıtlama şeker atıp iyice karıştırdıktan sonra çay kaşığıyla ağlayan bebeğin ağzına sürüp durmakmış. (evin en büyüğünün anne olması konusunu başka bi açık oturumda uzun uzun yazarım. Şimdi dur konu fazla dağılmasın diye kısa kesiyorum. Zaten şu sikindirik cümleleri bile biraraya toparlayana kadar ebem sikildi. çünkü gayriresmen gerizekalılığın nirvanasına ulaşmış biriyim.)
Dedikoduya gittiğindeyse; babamın uzun yıllar "laa dur iki elleyim" diye bisiklet kornası sıkar gibi yanımızda bile sıktığı, ama şu an ise eski şaşaalı dönemini çoktaaan geride bırakmış, o pörsümüş olan ve artık varla yok arasında bile gidip gelemeyen memelerindeki helalü hoş hakkımız olan anasütünü, en yakınındaki onun bunun çocuğuna verirmiş. İşte bende tam bu bölümde devreye girip kızıyorum. "Lan karı kafayı mı yedin? Bizim hakkımız olan o sütü, eve dönüp bana verseydin ve bende memelerini bi güzel emip sütümü içseydim, şimdi sik kadar boyumla etrafta varla yok arasında gezinmek yerine, kabak ağacı kadar boyumla hava atıp, dötümle de dağları devirseydim daha iyi olmaz mıydı?"
 Ama nerdeee?? Anam dedikoduyu bizden çok sevdiği için; daha iki eli kanındayken, o an yeni doğan artık hangimizsek kenara koyup gezmeye gidermiş. (Neyse ana'ma laf yok. Burayı kısa kesiyim, yoksa az sonra kendimi tutamayıp anama dümdüz gircem.)

Halk içinde benim gibi götten bacaklılar için her ne kadar "götü yere yakın olanda korkacan ağa" lafı meşhur olsada, kısa boylu olmanın bi çok kötü tarafı var.
Mesela uzun boylu biri yanıma geldiği zaman, hemen sohbeti kısa kesip uzaklaşasım geliyo, yada ayaktaysak bi yere oturasım. Oturacak yer yoksa ve muhabbet mecburan sürecekse, çaktırmadan balerinler gibi parmaklarım üzerinde durmaya çalışırımki, aradaki farkı en aza indirebileyim.

İkili ilişkilerimde durum böyleyken, halka açık alanlarda ise; gözüme kestirdiğim en kısa boylu adamın yanına gidip başında dikiliyorumki, çok da kısa boylu olduğum anlaşılmasın.
Mesela metroda, otopüzde veya metrobüste falan oturacak bi yer bulamadıysam, en kısa veya boyuma en yakın kişi kimse gidip onun yanında duruyorumki boyumun sik kadar olduğu, çok göte batmasın. Yol boyuncaysa; olurda adam bi sonraki durakta inmeye kakıkışırsa diye de etrafta başka kısa boylu var mı, yok mu diye bakınıp dururum.

Hele bar, disko gibi sürekli ayakta dikilmek zorunda olduğum yerlerde falan, nerde benden daha kısa adam var peşinde domalıp, (ay pardon elim sürçtü "dolanıp" diycektim) benden 10 cm daha uzun olanları tavlamaya çalışıyorum.
=) ahahaha bi gün yine barda böyle benden azcık kısa boylu bi adamın peşine takıldım, barın içinde domanıp duruyoruz, bu götten bacaklı 2 saattir peşinde dolandığımı farkedince arkasını dönüp "ya gerçekten çok hoşsun, ama kusura bakma ilgilendiğim biri var" dedi. Bende hiç bozuntuya vermeyip "ahh çok pardon, verdiğim rahatsızlık için çok özür dilerim" dedim ve arkamı dönüp hemen başka bi kısa boylu aramaya başladım. Sonrada başka bi kısa boyluya takılıp onun peşinde dolanarak geceyi noktaladım.


Ama uzun boylu birinin yanında kesinlikle ayakta durmak ve öylece dikilip çocuğu gibi görülmeyi sevmiyorum. Zaten yüzümde de ergenliğe yeni girmekte olan çocuklara has bi çirkinlik var, uzun boylu birinin yanında durunca iyice bebesi gibi kala kalıyorum. Şu içimdeki kısa boylu ezikliği atlamadım gitti gitti.


Bide biliyo musunuz, kısa boylu olmanın en kötü taraflarından biri de böyle senden uzun olan herkese başını kaldırıp bakmak zorundasın. Ayy nefret ediyorum bundan. Çünkü başımı kaldırıp baktığım herkesin burnun içinde boktan başka bir şey göremiyorum. Bazen çok yakın bi arkadaşım olursa "kalk da burnunu temizle laaa" diye söylüyorum ama yakın arkadaş sayım o kadar azki, bende bu yüzden milletin burnunun içine bakarken midemi tutarak yaşamaya çalışıyorum.

Hayır bi tek erkeklerde değil, kadınlardada durum aynı. Herkes inanılmaz pasaklı. Lan benki yarrağı ağzına aldığında midesi bulanmayan kişiyim, ama sümüklü yetişkin gördüm mü, yüzümü başka tarafa dönmekten kendimi alamıyorum. Ulan insan dışarı çıkarken aynada bakınıp çıkmaz mı? Hadi diyelim bakmadan çıktın, insan cebinde bi selpak falan neyim taşıyıp gün içinde arada burnuna götürüp sümkürme zahmetinde bulunmaz mı? Hadi onu da yapmıyosun, bari elini arada bir burnuna sokup o köfteleri çıkar heyven. Ama nerdeee. Yemin ederim, benki dünyanın en pasaklı insanıyım, yani bu sümüklü yetişkinleri gördüğüm an kendimi hemen temizler listesinde ilk sıraya oturtuyorum.


Bu gibi durumlar neysede, kısa boyluluk konusunda en çok takıldığım şeylerden biri de, eğer olurda ölmeyip yıllarca süründükten sonra iyice yaşlanıncaki halim oluyor. Anaaam düşünsene gelmişim 55 yaşına ve sik kadar bi dede var karşınızda. ahahahhaha kendimi bu boyla götündeki kıllar ağarmış halde düşününce gülmem geliyor. Lan kimse beni ciddiye de almaz. Aahahaha niye alsınlarki, ben bile kendimi bu boyla ciddiye almıyorum. Ama tabii yaşlanınca sözümün dinlenilmesini sağlamak için götümdeki ağarmış kılları açıp laf dinletme yoluna da gitmeyi düşünmüyor değilim. 

Bu fazlasıyla bilgilendirici konuyu niye yazdım derseniz, şey için yazdım:
Ulan bende kısa boyluluktan dolayı içime işlemiş bi aşağılık kompleksi var. Eğer sizin bildiğin boy uzatma hapı falan neyim varsa, veya boy uzatan yöntemler (ama sonucu kesin olan şeylerden) eğer böyle şeylerden haberiniz varsa beni bilgilendirin. Ama bak haberiniz var ve bana söylemiyorsanız öbür dünyada iki elim götünüzde olacak demedi demeyin.

15 Kasım 2011

Arkadaşınla yatmak sorun değil. Asıl sorun arkadaşının arkadaşıyla yatmak

sanki çok önemliymiş gibi "illa bu yazıyı okuycam" diyorsan, bu yazı şurdan başlayıp geldi: ŞURDAN TIKLA

Ben kumralı öpüp geri kaçarken o da elimi tuttu. Sonra o elimi tuttuğunda bi hoş oldum, bende elini kavradım ve sonra biz böyle yılların aşkıymışız gibi el ele tutuştuk ve bende artık aptal numarasını kenara bırakıp kendim olayım dedim. Sonra kendim olmaya karar verince bunla iyice öpüşmeye başladık ve o da bende bayaa bi eğlenmeye başladık. Ama bu bi ara köşede oturan arkadaşlarından birinin yanına gidince (sanırım o arkadaşı çağırdı) böyle sikim kadar boyu vardı, kara kuru kargalar gibiydi. Zaten etrafa bakındım, barda ondan daha çirkini de yoktu. Hani yeminlen söylüyorum, ben bile ondan yakışıklıydım. Adam o derece çirkin ve böyle itici bi havası vardı.

Neyse kumral onun yanına gidip gelince bi anda soğudu ve sonra da gidip onun yanında oturdu kaldı. Böyle bende mal gibi ortada kalınca, olayın başında bana kaş göz yapan arkadaşına yaklaşıp "teşekkür ederim" dedim ve kumral gelir diye de öyle orda durup, bostan korkuluğu gibi müzik eşliğinde biraz daha sallanmaya devam ettim ama kumral gelmedi ve sonra bu karga onun elinden tutup başka bi köşede bu ikisi yalnız oynamaya başladılar. Kumral ve karga öyle diğer kenarda oynamaya başladıklarında, kumral'ın bana kaş göz işareti yapan arkadaşları kulağıma yaklaşıp ne olduğunu sordular, bende "bilmem, konuştular ve şu an ordalar. bir şey yok her halde" dedim. Ama bi yandan da olayı anlamaya çalışıyordum. Çünkü resmen mal gibi kala kalmıştım öyle.

Sonra dedim "her halde bu yanına gitmemi istiyor" falan diye düşünüp, yanına gittim ve böyle kendi kendime havalara girmeye çalışıyorum. Ama yok ııh, ben oynaşırken bu karga gelip aramıza giriyor ve onu başka yöne çeviriyor. Sonra aradan böyle çekişmeli bi kaç dakika geçince, kumral bana dönüp "ya kusura bakma ben sadece buraya eğlenmeye geldim" dedi. Bende içimden "ananın ammına geldin. eğlenmek için daha berbat müzik olan bi yer yok muydu, orospunun evladı" derken, ağzımlada "anlıyorum, okey. o zaman sana iyi eğlenceler" dedim ve yanlarından ayrıldım.

Ama o yanındaki sikim kadar boyu olan kargaya nasıl bozuldum varya. Yemin ederim bi an onunla göz göze gelmek için o kadar fırsat kolladım, piç bana dönüp bakmadı bile. Sinirimden kendi kendimi sikecek gibiydim resmen. Zaten bana dönüp baksa öyle bi bakış atakcaktımki, bakışım şimşekden pek farksız olmayacaktı. O kadar kızdımki o anda elimde dinamit olsa götüne sokup patlatacaktım. O derece kızgındım.

Sonra baktım kızarak olmuyor, bardan çıkıp başka bi mekâna geçtim. Burda bizim piçoskiyle karşılaştık, o da çıkıyordu. Öpüştük falan derken ben içeri geçip içeceğimi falan aldım, sigarayı yakıp tüttüre tüttüre duvarlara sürünerek oyalanmaya başladım ve piçoskinin seviştiği adamla karşılaşıverdik. Selam sabah derken hoop bi baktım bu bana yılışıyor. Böyle biraz soğuk davranarak sanki anlamıyormuş gibi yaptım ve hafif hafif uzak kaçtım. Sonra bu yine geldi, bu sefer iyice götümü mötümü ellemeye başlayınca biraz daha uzak kaçtım ve o anda kumral'da bara geliverdi, ama yanında karga yoktu. Sonra biz kumral'la bir iki defa daha böyle bakıştık ve içimden "sikerim böyle aşkın ızdırabını, ben oynamıyorum" deyip siktir ettim kumral'ı ve kendi keyfime bakmaya başladım.

Hayır yani aptalın teki olduğum için aptal numarasına yattım seni tavladım, ama yani sende gelmişsin 31 yaşına ve hala karganın bokuyla hayatına yön veriyorsan sikerim senide, güzelliğinide. Amcık zaten başkasının kafasıyla yaşıyorsan benden daha aptalsındır. Ben yanlışlarımın bile sadece bana ait olmasına dikkat eden biriyim. Doğrularımın ammına koyim. Doğru zaten doğrudur bunun eleştirilecek yanı yoktur. Ama yanlışlar daha önemlidir. Eğer o yanlışı ben yapamıyorsam başkasının yanlışıyla hayatıma yön veriyorsam affedersin müdürüm götünden şırıngayla kan alırlarda söylenmeye hakkın olmaz. Durum budur yani.

Sonra baktım Kumral arada dönüp dönüp bakıyor falan, bende çıkıp başka bi köşeye gittim. Böyle orda kendi kendime oyalanırken baktım piçoski çıktı geldi. "Hayırdır lan, ne oldu? sen az önce eve gidiyorum deyip çıkmadın mı?" diye sorunca o da "sıkıldım döndüm" dedi. Sonra piçoskinin seviştiği adam ve ben böyle biz üçümüz oyalanmaya başladık. Bi ara slow müzik çalmaya başlayınca çıkalım dedik ve çıktık.

Piçoski ve seviştiği adam (ayyy seviştiği adam'a da bi isim bulayım da uzun uzun yazıp durmıyım. adı "kısır" olsun. Ne alaka bilmiyorum ama işte adı bu olsun ya)  Piçoski ve kısır koklaşa koklaşa istiklalde dolanırken, piçoski bi ara "ben eve gidiyorum" deyince, bende atlayıp "bende eve gidiyorum" dedim ve piçoski o sırada "ben şurdan bi arabaya atlıycam" deyip bizden ayrıldı. Bizde kısırla meydana geldik ve ben "hadi kendine iyi bak" falan derken bi baktım bu beni sıkıştırdı "ya siktir et evi, gel bende uyursun" falan filan dedi. Bi yandan aslında gerçekten eve gitmek istemiyordum, bi yandan da işte canım sıkılıyor. Ama ona da gitmek istemiyorum. Zaten "gel bizde uyu" cümlesinin neresine el atsan çocuk doğuyor, çünkü her tarafından yalan olduğu, aynı yatakta uyumak istendiği belli. Hatta beni boş ver, Kısır bile yalan söylediğinin farkında. Böyle baya bi ısrardan sonra tamam dedim ve yürümeye başladık.

Kısır cihangirde oturuyordu, cihangire doğru attığımız her adım sanki böyle bedenimin üzerinden çivi topuklu ayakkabılarla yürüyormuş gibi bir hissle atıyordum. Ayy ne kadar zormuş insan bi arkadaşının seviştiği kişiyle sevişme ihtimaline girmesi. Gerçi piçoski "kısırla aramızda bir şey yok, sadece işte arada görüşüyoruz, sevişiyoruz. Zaten bizim onunla aramızda aşk falan hiç bi zaman olamaz" demişti ama ben yinede sanki böyle cinayet işleyecekmişim gibi bir hisle doluydum. Bide ömrümde ilk defa böyle bi olay başıma geliyor. Hani daha önce hiç bi arkadaşımın yılıştığına bile, dönüp "yatmak ihtimali olabilir mi, olamaz mı?" diye bile hiç bakmadım. Aklıma hiç bi zaman böyle bir şey gelmedi. Sanırım ilk defa böyle bi boku yeme olayından dolayı böyle titreye tireye yolu geldik.

Ama ben nasıl tırsıyorum varya. Sanki piçoski arkamızdan gelecek ve yüzüme tükürüp "tüüüü şerefsiz piç, sizi 2 dakka yalnız bıraktım hemen tav olmuşsunuz" diye saydırmaya başlayacak ve ben o arada yerin tee 77 kat dibine girip girip çıkacaktım. Zaten yol boyunca da 10 defa arkama dönüp, baktımda baktım. Kısır huzursuzluğumu farkedince, o da piçoski ile aralarındaki şeyi; piçoski'nin anlattığı şekilde anlattı ve rahat ol dedi. Ama bende rahatlık yok, aksine bi huzursuzluk bi kızgınlık var ama yinede onunla yürüyorum. Sonra eve gelince, çişimizi yaptık ve o hemen soyunup yatağa gitti. Bense salondaki kanepeyi gözüme kestirp bağıra çağıra "bana battaniye ver, ben burda yatcam" dedim. Ama o "saçmalama yaaee" falan diye diretince kalktım gittim yatağa.

Üstümü çıkarıp kapıya astım ve altımda pantolonum yatağın ucuna uzanıverdim. O beni böyle pantolonla falan görünce "çıkar şunu rahat ol" dedi ve bende "altımda bir şey yok" dedim. Çünkü iç çamaşırı giyinmeyi sevmiyorum. O yüzden sadece pantolonla dolaşırım. Sonra o şaka yaptığımı sanmış olacakki ısrar etti ve bende kalkıp çıkardım. Bunun üstüne "ohaa, cidden hiç giyinmiyor musun?" dedi. "Evet" dedim ve yorganı üstüme çektim. Sonra oda şortunu falan sıyırdı ve hoppadana bana yapışıverdi. O böyle götümü mötümü mıncıklarken boynumu yalamaya başladı. Ama kısır'ın tipi aklıma geldikçe ben biraz tepkisiz kalmaya çalışıyorum derken 5 dakka sonra sikim bi kalktı ve ben dönüp ellerimle onun tenine dokununca, kendi kendime "oha" demek zorunda kaldım.

O kadar güzel bi teni vardıki, insan dokundukça dokunmak istiyordu. Olay böyle kopup ilerledikçe şeye kadar geldik. O sürekli sikini tüküreükleyip götüme sokmaya çalışırken ben "üfff yeter, ben daha önce hiç yapmadım. O yüzden rahat dur" dedim. İç çamarı giyinmediğime inanmayan adam, buna inanır mı? peeeeh hala ısrarda. "Yaw dur cidden hiç yapmadım. Hani her şeyde rahatımda,  iş giriş çıkışa gelince orda kırmızı ışığı yakıyorum" dedim ve o bunun üstüne durup altıma geçip "o zaman sen sik beni" dedi. Ama ben hafiften prezerlatifi takıp, içine girer gibi olunca bu bi bağırdıki korkudan hemen geri çekildim. "Ya seninki çok büyük hayvan mısın nesin, olmaz öyle" dedi.

O böyle diyince teninin güzelliğini falan siktir edip, tipine odaklanarak kendime gelip, hemen tekrar sevişmeye koyuldum ve bi yandan da piçoski aklımda kızarak bunu dişleye dişleye boşaldım. Boşaldıktan sonra iyice utandım. Yorganı başıma çekip "ne bok yedim ben, piçoski duyarsa ne yapcam" derken. Aklımda piçoski ve onunla bundan sonra nasıl görüşürüm ki sorular vardı. Sonra bu sorular bi yarım saat sonra kendini kısırla tekrar sevişmeye bıraktı. Biz yine seviştik falan derken bu sefer o boşaldı ve ben yine yorganı başıma çekip piçoskiye ne diyeceğimi nasıl onunla arkadaşlığımızı devam ettireceğimizi falan düşündüm.

Abi bu durum bana çok büyük şerefsizlik gibi geliyor. Çünkü arkadaşsınız ve sanki ne biliyim ya öfffff. İşte kafam karmakarışıktı. Sonra öyle böyle derken uyuya kaldık ve ben rüyamda seda sayanla bizim evimize torba torba patates ve koyun yünü taşıdığımızı gördüm. Güya patatesleri ve yünleri eve bırakıp onu kanal d'de çıkacağı programa yetiştirecektik ve hatta rüya bu ya, seda sayan benim teyzemmiş. Yün torbalarını bıraktık ve seda sayan servis arabasına bindi gitti, işte tam o anda ben uyandım.

Daha doğrusu kısır hayvanı "kuzenlerim geliyor" diyerek beni uyandırdı. Oysa gece uyumadan önce kaçta uyanacağını sorduğumda "gün boyu boşum, uyansam bile evdeyim rahat ol" demişti. Amcık, şimdi ise resmen işi bitti "siktir git" ayağı yapıyordu. "Sen kim oluyorsunki beni evinden siktir ediyorsun" falan diyemedim tabii. Kendimi inanılmaz ezik ve beş para etmez değersiz biri görerek giyindim ve elimi yüzümü yıkayıp "görüşürüz" diyerek çıktım.

İşte bu tür olayların bu yanını sevmiyorum. Böyle gece sana methiyeler dizen adam, sabah seni sepetlemek için nerdeyse anasının ammından bahaneler uyduruyor. Hayır yani bu tür olaylarda söylenilen bahanelerde hiç bi sikim inandırıcı değil, onun yerine açık açık "ya tamam işte seviştik, hadi siktir ol git" denilse inanın bu kadar can acıtmaz. Sırf bu sevişme sonrasındaki, eften püften siktir bahaneleri yüzünden, biriyle yiyişeceksem ya otele giderim, yada hiç bi yere gitmem. Sikmişim ecdadını. Sokak ortasında yiyişirim, ama kendime siktir çektirmem. Gerçi uzun zamandır, buna dikkat ediyordum ve çoktandır kimsenin evine gitmemiştim, ama işte bu akşam piçoski aklımda olunca böyle bu siktir edilme şeysi hiç aklıma gelmemişti.

Neyse sonra ben çıktım böyle istiklal'e geldim dolandım falan derken, demirören'e girip arby's ten bişiler atıştırarak karnımı doyurdum ve sonra da virgin'e girip sinema köşesindeki koltuklardan birine oturdum. Ama aklımda piçoski vardı ve sürekli böyle tık tık tık tık tık böyle sanki beynimin içinde çınlayıp duruyordu. En son dayanamadım ve telefonu çıkarıp onu aradım. "Selam piçoski nasılsın" falan filan derken ben baklayı ağzımdan çıkardım. "Ya eğer kızmayacaksan sana bir şey söyliycem" dedim ve o hemen "yattınız biliyorum" dedi. Bende "ya evet. ama ne olur kusura bakma falan" diye en ezik moda geçmiştimki, o "ya üfff saçmalama, bizim kısırla aramızda bir şey yok. sende rahat ol. ben zaten sizden ayrıldığımda öyle olcağını tahmin etmiştim. kısır bana "sende gel üçümüz yatarız" dedi ama benim işim vardı" dedi.

Piçoski bunları söylerken, ben bi anda bi rahatladım, bi rahatladımki anlatamam. Sanki dersin tüm dünyayı sırtımda taşıyordum da, şimdi biri onu alıp kenara bırakmıştı. Böyle rahatlayınca da biz böyle normal sohbetimizi ettik ve kapattık. Sonra ben "madem sinema köşesindeyim, zaten içerisi de sıcak dışarı çıkmıyım" diye düşünüp koltuğa oturdum ve ekranda yeni başlayan poseidon filmini izlemeye başladım. O arada yaşlı bi amca geldi yanıma, o da biraz filmi izledi kalktı gitti, sonra 2 genç çocuk geldi, hoparlörleri sayıp (toplamda 12 tane hoparlör) "ulan bunda negüzel porno film izlenir" muhabbeti yaptılar ve sonra onlarda kalkıp gittiler.

Filmde güzeldi valla. "Ohh keşke mısır falanda alsaydım" falan diye içimden geçiriyordumki bi kadın gelip yanıma oturdu. Elinde bi poşet cd ve kitap falan. Böyle nasıl olduysa biz muhabbet etmeye başladık. Konu dönüp dolaşıp dünya klasiklerine gitti, sonra ordan çıkıp hip hop ve apaçi müziği üzerine biraz konuştuk, en sonda da nasıl olduysa sezen aksu'yu tartışmaya başlamıştıkki ben "ya  öff sezen aksu da artık ölsün, ya da albüm falan yapmasın" demiştimki kadının gözleri yerinden fırladı. Burnundan solurcasına toparlandı gitti.

Sonra ben filmin sonuna kadar oturdum, film bitince çıktım gittim kitap reyonuna. Kitaplardan birini alıp 110 sayfa kadarını okudum. O arada virgin'in ibnemsi gibi olan, ama kendini saklamak istediği her halinden belli elemanlarından birine "bunlarda indirim yok mu?" dedim o da "maalesef" dedi gülümseyerek.

Adamın gay olduğu her halinden belliydi. Çünkü "maalesef" derken gözlerimin içine bi bakışı vardıki, içimi okudu sandım. Pöfff ledim ve "sağol" dedim. Sonra kitaba gömülüp biraz daha okudum ve o arada o eleman gelip "şuraya geç otur istersen orada oku, rahat ol" dedi. Bende; en nazik, en masum halimi takınıp hafifçe gülümserken "teşekkür ederim" deyip oturdum. Sonra baktım tipine, aslında evet hoş esmer bi çocuk. Güzel bi tipi de var ama ıııh, bugünlük bu kadar piçlik yeter, kitabı bırak ve çık" dedim kendi kendime ve hemen çıktım.

Hiç oyalanmadan eve geldim. Şu an gözlerimden uyku akıyor. Özet olarak arkadaşının seviştiği kişiyle sevişmek kadar iğrenç bi duygu yok. Bunu bi daha yapmıycam. Ayrıca 2 haftadır yiyişmemiştim ve şimdi yiyişince de hiç bi bok anlamadım. Sanırım sevişmek tadını kaybetti. Gerçi kumral'la sevişseydik böyle olmazdı. ama o da istanbul'da oturmuyor teee ebesinin ammında oturuyor ve ayda yılda bi istanbul'a geliyormuş. Gerçi siktir et onu da artık takmam bile. Neyse ben uyumaya gidiyorum byes.

14 Kasım 2011

Hayat ne garip, vapurlar falan girip çıkıyor her yere

Geçen aylarda tanıştığım bir arkadaşla böyle fırsat buldukça falan bazen akşamları buluşup sağa sola takılıyoruz, bide facebook da online görünce birbirimizin kafasını sikiyoruz. Çocukla ilk tanışmamızda ipne barlarından birinde olmuştu. İkimizde birbirimize utangaç bakışlar atıyor, birbirimizi ayarlasakda mı siksek, ayarlamadan mı siksek ikilemleri arasında, barda köşe bucak gezinip birbirimize kaş göz yapıp duruyorduk. Sonra ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum biz o gece bi şekilde tanıştık ve hatta az sonrasında da barın ortasında falan böyle baya yiyişmiştik ama sonra arkadaş olduk çıktık.

Hani şimdi de birbirimizi dudaktan öpüyoruz, ama bu cinsel çekimden uzak sadece öpüşmüş olmak için dudağa kondurulan biraz masumane, biraz piçliğine öpücüklerden ibaret. İşte neyse biz öyle arkadaş falan filan olduk derken harbiden zamanla çocuğa da ısınmaya başladım. Hani yaşı da daha küçük olmasına rağmen hiç de öyle sidikli çocuklar gibi etrafta dolanan tiplerden değil. Baya ne yaptığından ne ettiğinden haberi olan biri. Gerçi daha 21 yaşında kafası sürekli sikişmeye çalışıyor ama olsun, özünde iyi bir çocuk ve zaten onun da benim gibi kendisinden başkasına zararı olabilecek birine benzemiyor. Sanırım en çok da bu yüzden arkadaşlığımız devam etmekte.


Neyse işte ben bu bayram muhabbetlerinden dolayı, bi kaç gündür evde göt büyütmekle meşgulken aradı ve "bu akşam buluşalım mı?" dedi. Bende zaten dünden razı olduğum için hemen atlayıp "evet evet buluşalım" dedim ve akşama sözleşip kapadık telefonu. Sonra ben akşama kadar nette oyalanıp akşamda Taksim'in yolunu tuttum ve ipini koparan başıboş kalabalığın içinde bir aşağı bir yukarı gidip gelirken buluştuk ve Nevizade'de bi yere oturup sağdan soldan laflamaya başladık.

Bu laflamalarımızda böyle hani birbirimizi daha iyi tanıyalım gibilerinden olunca, konu dönüp dolaşıp böyle uğruna ölüp bittiğimiz adamlara geldi. Zaten ben direkt konuya "allah belalarını versin hepsinin, orospuçocukları" diye bodozlama girdiğim için o da gülüyor falan derken, ben işte askerden önceki şu tinerci çocuk mevzusunu anlatmaya başladım  ve daha aradan 25 saniye geçmemiştiki o araya girip "bi dakka bi dakka, sen yoksa hayat erkeği misin?" diye soruverdi. Ben tabii o anda şok oldum ve böyle içimden "oha ananın amı" ağzımla da "evet" dedim ve sonra ikimizde böyle mal mal bi kaç saniye birbirimize bakışıp durduk ve sonra bende "ya madem hikayeyi biliyorsun boşuna anlat mıyım" dedim ve sohbete devam ettik.

Ama yani dünyada milyonlarca ipne var, sen tut blogu okuyan ipneyle tanış kaynaş arkadaş ol. Bide işin şey tarafı ne biliyo musun? Ben ilk akşam biz bunla aşık olduk falan sanıp o gece onunla sokaklarda sabahlayıp, sonra da eve kendimi attığım gibi destan yazıp, bi ara yayınlarım diye taslaklara kaydetmiştim. Ertesi gün ise buna hissettiğim duyguların adının aşk olmadığını sadece anlık öpüşmeler, yiyişmeler olduğunu ama bunun dışında onunla çok iyi iki arkadaş olacağımızı kafamda netleştirince bu konuyu onunla konuşmuştum. Allahtan o da benim gibi düşünüyormuş. Çünkü her ne kadar birbirimize uysakda, cinsel çekim olarak aramızda bir şeyler olması için 2 dünyanın bir araya gelmesi lazım. Bunu da onunla karşılıklı konuşunca arkadaş olarak kalmaya karar verdik falan filan. Zaten her buluştuğumuzda "ayy biz o gece nasıl seviştik senlen" falan muhabbeti yapıp duruyoruz. Lan dur olay dağılıyor ben şeyi anlatıcaktım.

Hah işte, o benim hayat erkeği olduğumu öğrenince daha bi rahatladım. Hani ne bileyim lan, burda yazdıklarımı kimseye anlatmıyordum ama okuyanlardan biriyle de tanışıp arkadaş olacağım hiç aklıma gelmezdi. Bide kafa dengi hoş çocuk. Ama ne oldu biliyor musun?
İşte onun arada seviştiği adamlar falan var "biz artık kalkalım geç oldu" falan derken bununkilerden biri aradı ve kalkıp çıktık. Ben bar'a yol doğru topuklarken, o da telefonda konuştuğu kişiyle buluşmak üzere başka bi mekâna geçti. Sonra ben bara gidip 1-2 saat oyalandım ve bi ara baktım o arıyor. Seviştiği adamı alıp bara gelmiş. Sonra gittim tabii tanıştık ettik falan filan derken, adama baktım böyle çirkin değil, yakışıklı değil, ortalarda değil ama bu ona ölüp bitiyor. Allahım ben bu arkadaşıma bakıyorum (dur lan bu arkadaşıma bi isim vereyim uzun uzun cümle kurmak zor geliyo adı piçoski olsun) adama ayılıp bayılıyor falan. Allahım dedim bi şimşek düşse şuraya da piçoski'nin gözleri yanındakini tam görse. Ama ııh, piçoski buna bi sarılmış, ohooooo.
Gerçi ikiside birbirleri için sevişmelik olduklarının farkındalar. Sadece birbirlerinden hoşlanıyorlar ve işte arada buluşup sevişiyorlar falan.

Sonra biz böyle laflarken falan filan derken ben adamın birini gördüm. Kumral, yeşil gözler, hafif kilolu, kirli sakallı ve varla yok arasında mini minaccıkk bi burun. Allahım sana geliyorum derken, piçoskiyle seviştiği adamı ektim ve gidip onla kesişmeye başladım. Ben onunla kesişmeye başlarken piçoski ve adamı gelip çıkıyoruz dediler, bende "burda kalacağımı" söyledim ve onlar başka bi mekâna geçtiler. Ama harbiden ben bu kumrala öldüm bittim. Ama alttan da alıp piç olduğumu belli etmemeye çalışıyorum. Hani böyle ormanda keklik avına çıkarsında ufak bi çıtırtı olsa keklik uçup başka yere konarda kaçmasın diye sessiz olmaya çalışırsınya, bende işte onu keklik niyetine görüp böyle sanki bara ilk defa gelmişim havalarında acemi kafasıyla yalandan bi bakıp bi bakmama numaraları çekiyorum. Saolsun yanında 3-5 arkadaşı daha vardı. Hepsi bana dikkat kesilip ona yazdığımı anlayınca bana kaş göz işaretiyle gidip onla tanışmamı falan söylediler.

Bende acemi tavırlar takınıp, daha yarrak görmemiş gelin havalarıyla güya utanmış gibi yapıp, hafif gülümseyerek gözlerimi greyder farı gibi açıp başımı sağa sola sallarken, bi yandan da sürekli saçlarımı karıştırdıktan sonra da sakalımı sıvazlıyorum falan. (Yalnız dün akşam şunu anladımki benden çok iyi bir aktör olur. Cidden ordaki 5 kişiyide acemi ve utangaç biri olduğuma inandırdım.) Çünkü en son arkadaşlarından biri gelip bana "git tanış yahu, çekinme bu kadar" dedi. İçimden "ahahahhaa" diye piç piç gülümserken, bi yandan da adama "ya olmaz rahatsız etmiyim" falan diyorum. O da "ne rahatsızlığı ya?! saçmalama, her zaman ilk adımı sen atki devamı gelsin" falan diye bana akıl veriyor. Ama garibim bilmiyorki ben 5'ini birden kandımışım şu an saman altından doğal gaz boru hattı çekiyorum. Pehhhh.

Neyse, baktım bu benim yavşadığım da iyice bana yakın oynamaya başladı ve en son başka bi arkadaşı kaş göz yapınca, sanki ondan cesaret bulmuş gibi çekingen bi hava takındım suratıma ve sol elimle saçımı başımı yolarken sağ elimi uzatıp "merhaba" deyiverdim. O da hemen elimi tutup "merhaba" dedi ve ben bu utangaç havaya devam edip, bi an gözlerinin içine baktıktan sonra hemen başka yöne dönüp tekrar saçımı başımı yolmaya başladım. Sonra benim bu hareketim karşısında o büyük bi içtenlikle gülümsedi. O gülümseyince ben içimden "tatatatam" dedim.


Zaten aptalın teki olduğum için, aptal rolü yapmakta sıkıntı çekmeden ona kendimin "aptalın teki olduğuma" inandırmıştım. Sonra müzikten dolayı rahat rahat konuşamayınca "bi sigara içelim mi?" dedim ve o da kabul etti bahçeye çıktık. Ama ben sigara migara unuttum. Çünkü adamın havası o kadar tatlı ve o kadar hoş bi gülümsemesi varki, "bu aptal havalarımı bırakıp bi an önce, normal aptallığıma dönmeliyim" dedim kendi kendime. Bahçede böyle sigaraları yaktık ben böyle utangaç havalarıma devam ederken bunda da bi utangaç hava sezdim. Ama utangaç değildi. Adamın havası zaten öyle. Sanki dersin mutfakta bardak çanak ne varsa kırmışta, annesi onu dövmesin diye uslu uslu duran bi masum çocuk havasına sahip. Böyle sanki dizine yatırsan, 40 kamyon dayak atsan ses çıkarmaz, öyle tatlı bi hali var.

Neyse biz sigaraları içince "eğer üşüdüysen içeri geçelim" dedim ve o da "evet ya biraz üşüdüm" deyince içeri geçtik. Sonra biz bunun diğer arkadaşlarının yanına vardık ve böyle yanyana oynaşıyoruz falan, diğer arkadaşları da bize bakıp bakıp duruyorlar. Sonra ben onları da, utangaçlığımı da siktir edip, yine kumral'ın gözlerinde buluştuğumuz bi anda hop diye ufak bi öpücük kondurdum dudaklarına ve utanmış gibi yapıp geri kaçarkende saçımı başımı yoldum karıştırdım tekrar. Sonra o gülümsedi ve o anda ben ölür gibi oldum. Allahım ya gülmese tamam aslında. böyle dursun. Ya bi insanın gülümsemesi kendisine en fazla ne kadar yakışabilir ki yani? diiii mi ama. İşte öyle değil. allah verince bol keseden veriyor, vermeyince de benim gibi mallar böyle ortada yakışıklı piç  peşinde ömrünü heba ediyorlar. Allahım kıyamet günü sen mi bize hesap soracaksın, biz mi sana sorcaz bilmiyorum. Valla sen affet ama yani şu tatlı gülümsemelerden birini de benim suratıma kondursaydın hoş olmaz mıydı? Neyse hikmetinden sual olunmaz. Ben döneyim diğer tarafa.

devamı var yahu, bak şurda: ŞURAYA TIRTIKLA

11 Kasım 2011

Sanırım kuşum aydın öldü =(

Artık canım hiç sex yapmak istemiyor. Sexi bırak osbir bile çekemiyorum artık. Lan benki günde 3 posta elimi sikmesem içim rahat etmezdi, ama şimdi ıııh, kafama sıksalar osbir çekemiyorum. Bazen gün içinde deneme sürüşü yapmak için kendimi tuvalate kapayıp kuşumla oynuyorum ama ııh olmuyor. Canım istemeyince, tokatlamama rağmen bana mısın demiyor ve hiç kıpırdamıyor bile.

Durum böyle olunca, acaba diyorum sex bağımlılığından kurtulmak isterken, beynime yanlış komutlar verip iyice asexüel mi oldum ne oldum anlamadımki. Gerçi bende beyin de olmadığı için ne yaptığımın farkında da değilim ya neyse. Yalnız şu bir gerçekki; artık kuşum ötmüyor.

Aslında tam olarak ötmüyor değil. Mesela geceleri uyuma problemi yaşadığım için osbir çekiyim diyorum ama canım istemiyor. Sonra o anda porno açıp izlemeye başlıyorum ve yatağa sürtüne sürtüne pantolonuma boşalıp uyuya kalıyorum. Sabah uyandığımda da mis gibi uyku çekmiş oluyorum. Ama aynı şeyi gün içinde osbir çekmek için denediğimde kuşumdan hiç ses çıkmıyor. Sanırım iyice bana küstü, hiç konuşmuyor.

7 Kasım 2011

İyi bayramlar mesajı

İyi bayramlar herkese.
Nasılsınız sevgili yalnızlar ve yalnız kalmamak için hayatındaki tüm iğrenç olay ve insanlara tahammül eden korkak götoşlar.

Bende bi sikim değişiklik yok. Aslında varda yok gibi. Çünkü olmasını istediğim ve gerçekleşmesini isterkende adeta götümü siktirircesine zorluk çektiğim bir değişiklik olduğu için pek önemsemiyorum. Çünkü gerçekleşmesini planladığım olayları sıradan buluyorum ve bu yüzden pek önemsemiyorum. Kısacası hayat emrimizde be dostlar. Yeterki siz isteyin. Yeterki siz yapacağınıza inanın. Tabii birde allah'a inanın. Yoksa boku yer, sonrada kokusunu geçirmek için oturur ağzınızı fırçalarsınız. Ama madem, bi değişilik yok deyip yazdım, hadi çok fazla naz yapmadan anlatayım.

Tam emin değilim ama sanırım sex bağımlılığından kurtuldum gibi. Hani daha tam değil ama 1 aydır sadece 2 defa seviştim. Hemde aynı kişiyle. "Bu bir başarı mıdır yarrraaam?" derseniz, size cevap olarak "evet yarrağım bu bir başarıdır" derim. Çünkü sexe bu kadar kolay ulaşabilen birinin 1 aydır sadece 2 defa sevişmiş olması ve bu sevişmelerinin de aynı kişiyle olması demek, aynştayn'ın atomu parçalayıp götüne sokması gibi bir şeydir. Yani basit değil. Üstelik ikinci sevişmemizde bayram gecesi oldu ve ben boşalmadım bile. Sadece sarıldım ve bana saxo çekmesine izin bile vermedim. Hani çok ısrar edince "tamam yap" dedim, ama onu da sırf o boşalsın diye izin verdim. O boşalıp götünü döndüğü anda uyuya kalırken, ben boşalmamamı siktir edip sadece sarıldım. Bu ne demek biliyor musun? Bu demektirki artık sadece sikimden çıkacak olan torunlarımın bana zevk vermesi için çırpınmıyorum. Hatta torunlarım hiç sikimde bile değil demek oluyor.

İşte böyle sevgili taşşaklı ve taşşaksız okuyucular. Hayat sex yapmadan da çok güzel ve bence bu güzelliği devam ettirmeliyim. Kendimi bir sex makinesi olmaktan çıkarıp bir insan sıfatına kavuşturucam tamamen. Gerekirse aylarca sex yapmamaya razıyım. Gerekirse sadece sarılıp yatmaya razıyım. Çünkü sarılmanın tadı hiç bir şeyde yok. Ah birde sarıldıklarım da bana onlara sarıldığım gibi sarılsalar başka bi derdim kalmayacak ama olsun. Şimdilik bukadarına da razıyım. Şu an sadece kendime odaklanmış durumdayım, onların bana nasıl sarıldıklarının  siklemiyorum. Neyse sex bağımlılığından azcık da olsa uzaklaşmaya başladığımı size söylemek için bayram mesajını bahane edip yazdım. Kendinize çok iyi bakın. Sikiniz kalktığı zaman uzakdoğulu keşişler gibi gidip soğuk suyla duş almayı unutmayın. Tüm çakralarınız açılacak, ebenizin ammını bir süreliğine tersten göreceksiniz, ama zamanla alışacaksınız. Heppppppppinizi en güzel yerleriniziden öpüyorum..

3 Kasım 2011

Merhaba george puşt, merhaba alien, merhaba sikimsonik dünya, merhaba haydar abi

Bu aralar blogu açıp bi şeyler yazıp yazıp duruyorum ve sonra dönüp kendim okyunca da beğenmeyip hemen sayfayı kapatıyorum. Böyle böyle yüzlerce yazı birikti ve hepsi kıllı götümden bile daha iğrenç yazılar.
Hayır zaten ben beğensem yayınlıycam da, ben beğenmiyorumki yayınlıyım. Gerçi beğenilmeyecek bir şeyde yok, sonuçta evrenin sırlarını açıklayan şeyler yazmıyorum ki. Hayır neden böyle kastığımı bende bilmiyorum. Dersin sanki diplomatik yazışmaları açıklıycamda o yüzden elim titreye titreye mouse kullanıyorum. Oysa hiç yani. sikimi şuraya soktum, şu adamı öptüm, orda biri bana laf attı, ben diğerinin saçını çektim, beriki geldi bana yılıştı, ben onu beğenmeyip diğerine yılıştım tarzı yazılar yazıyorum. Neden bu kadar havalara girip de kendi yazdıklarımı beğenmediğimi anlamıyorum.
Neyse cancağızlarım, hayatı sadece kendizi nasıl iyi hissediyorsanız öyle yaşayın. Benden şimdilik bu kadar. Bir sonraki sikiş hikayeme kadar, kendinize iyi bakın, sevmediğiniz adamlardan uzak durun. Yiyemeyeceğiniz yarrağın altına yatmayın.