Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

25 Eylül 2011

Hastayım lan. Hemde çok.

    Bu gece saat 01:00 gibi bara gittim. Milletle kesişirken bi yandan da onlarca defa "neden orda olduğumu" sordum kendi kendime. Cevap olarak "beni sevecek, hayatıma girdimi çıkmayacak birini aradığımı" söyleyip susturdum bilinçaltımı ve milletle son sürat kesişmeye devam ettim. Bi kaç adamla köşe kapmaca oynadık. Hoştular ama sonra onlardan çok daha hoş birilerini gördükçe "ııh boş ver bunu" deyip deyip, diğer adamlara daldım.

    Genç, ben yaşlarında keltoş bi adam sürekli dolandı etrafımda. Ama çok fazla çocuksu bi yüzü vardı ve muhallebi çocuğuna benziyordu. Kafamda aynı sorular ve etrafımda ondan daha yakışıklıları olunca ilgilenmedim onunla. Sonra gece saat 03:00 falan olunca çıkıp başka bi bara gittim. Burda sınırlar falan yoktu. Herkes daha az önce bakıştığı kişiyle adını sanını sormadan bi köşeye çekilip sevişiyor, kimileri birbirine saxo çekiyor, kimileriyse biraz daha karanlık köşelerde ilişkiye giriyorlardı. Normal geldi bana. Onlarca kişinin önünde adamlar sikişiyordu ve bu bana tuhaf gelmiyordu. Sadece bana değil, orda bulunan hiç kimseye tuhaf gelmiyordu. Çok normal geldiği için, görmekle yetinmeyip gidip yakından baktım. Hatta ilişkiye giriş çıkış anını, yüz ifadelerini ve göte giren yarrağın adamın canını yaktığı an yüzünde oluşan mimiklerin, daha sonra rahatlamaya dönüştüğü ana kadar olan mimiklerine dikkat ettim. Adamın canının yandığı an, yüzünün aldığı şekle bakarken içimden "acaba bende bi gün götümü siktirdiğimde canım bu kadar yanacak mı?" diye düşünmekten kendimi alamadım. Gerçi sanırım benimki daha çok yanar, çünkü gelmişim 27 yaşına ve götüm taş gibi olmuş. Bu taşı delmek biraz kanlı olacak gibime geliyor. Onları ve mimiklerini biraz daha inceledikten sonra koltuklardan birine oturup diğer insanlara daldım.

    Yanımda küçük burunlu yaşlıca bi adam oturuyordu. Kişisel bakımına dikkat eden bi tipti. Hoş bi yüzü vardı, ama kalıbı ve kilosu benim kadar olduğundan dolayı ilgilenmedim. Adam yanına oturduğumda gayet sakindi, ama oturduktan 5 dakika sonra o bakımlı narin elleriyle sikini çıkarıp oynamaya başladı. Ellerinin derisi o kadar bakımlıydıki midem bulanıp, canım sıkılır gibi oldu. Erkekte çok abartılı bakımı sevemiyorum. Beni resmen geri püskürtüyor. Adamın siki avuç içine anca sığıyordu. Çünkü burnuna bakıldığında, sikinin büyüklüğü ile doğru orantılı olduğu zaten belliydi. Bir kaç saniyeliğine gözlerinin içinde baktıktan sonra sikine baktım ve sonra içimden "ne yapıyosun be dayı, sen git namaz kıl, zekat ver, hacca git. bak yaş olmuş 50 hala burda çoluk çocuğun gözlerinin içine bakıp osbir çekerek onları tahrik etmeye çalışıyorsun. burda bu kadar et varken, bayatlamış bi eti kim almak ister" deyip yanından kalktım. Ben kalkınca o da kendini toparladı biraz, ama sikini fermuardan içeri atmadı. Sadece gömleğiyle üstünü kapadı. Bende başka bi köşeye gittim.

    Bi ara hoşlandığım bi kaç kişiyle kesiştik ve biriyle iyice yakınlaştık ve üstelik yakınlaşmayı ben kendim yaptım. Hemde götümü adama dönüp kendimi onun sikine yapıştırarak. İkimizde giyiniktik ve diğer sikişenleri izliyorduk. Dedim ya tuhaf gelmiyordu sadece daha fazla tahrik edici ve biraz daha normalleşmeye başlamıştı. Aslında tahrik edici bile değildi. Sadece orda sikişenler ve saxolaşanlar vardı ve bende duygusuzca, tepkisizce izliyordum. Arkamdaki adam elini pantolonumdan sokup sol kalçamı sıkınca kendime geldim ve bir adım uzaklaştım. Uzaklaşınca herkesin sanki sadece bana baktığı düşüncesine kapıldım ve etrafı tararken cidden bir çok kişinin baktığını gördüm. O an tuhaf oldum. Hayır utanmadım, sadece tuhaf geldi. Utangaç bir tuhaflık da değildi, sadece "neler oluyor bana, ne yapıyorum burda" duygusuydu ve bu beni durduruyordu. Ama çok geçmeden onu alt ettim ve adama doğru geri bir adım atıp ve götümü bacak arasına bi daha yapıştırdım.

    Boyu benden hayli uzun olduğu için götümü bacaklarına sürtüyordum. Siki ise arkamdan belime değiyordu. Adam elini önümden uzatıp belime attı ve beni kendine doğru çekip yapıştırdı. Götümün onun bacaklarına değmesinden bi zevk aldığından şüpheliydim. Sadece alışklanlık yapmış bir gösteri yapmaya çalışıyordu. Yani izleyicilere yönelik bir gösteri gibi. Biz bu halde biraz oyalanınca, adam fermuarını açtı sikini dışarı çıkarıp bi yandan da pantolonumu indirmeye çalıştı. Bu durumda normal geliyordu bana, çünkü  2 adım ilerde insanlar çatır çatır sikişiyorlardı. Kalabalığı siklemeden adama dönüp sikini elime aldım ve oynamaya başlarken, bi yandanda gömleğinin üstten 3üncü düğmesini açıp başımı göğüs kıllarına sürmeye başladım. Çok hoşuma gidiyordu. Adamın yaşı 35 üstüydü. Saçları kır, boyu ve kilosu benim iki katımdı. Zaten adamı kendime doğru eğmek zorunda kalıyordum ve adam da biraz bacaklarını kırmış vaziyette duruyordu. Ama o bacaklarını kırmasına rağmen boynunu öpemiyordum bile.

   Sonra adam sürekli beni döndürüp pantolonumu indirmeye çalışırken durdum. Bu kadar normallik yeterdi. Hayır kızdığımdan değil, diğer insanların bakışlarından rahatsız olduğum için durdum. Adama "dışarı çıkalım, başka bi yere gidelim" dedim "yer yok. burda yapalım" dedi. Bende "burda bir şey yapamam. Daha fazla ileri gidemem. Baksana herkes bize bakıyor" dedim, o ise "onlarda yapıyor siktir et" dedi ve bende "tamam" deyip kendimi topladım ve başka bi köşeye gittim.

    Sonra orda adama bakınmaya devam ettim ve farkettimki aslında ne sevgi arıyorum, ne şefkat. Sadece bu ikisini aradığımı söyleyip maskelediğim bir hastalığım veya rahatsızlığım var ve kendimi inandırdığım "sevgi arıyorum" yalanlarıyla gözlerimi kör ettiğim için rahatsızlığımı göremiyorum bile. Evet sex bağımlılığım olabileceği fikri yerleşmişti aklıma. Bu güne kadar sex bağımlılığı konusunda aklıma hiçbir şey gelmemişti ve ben "hayır, bunları bilinçli yapıyorum" diyordum. Sex bağımlılığı cümlesini ise, bundan 4 yıl önce falan "my name is earl"ün bi bölümünde duymuştum. Onun dışında hiç öyle bi cümle hakkında aklıma kazınan bir şey olmamıştı. Ama bu gece ara ara, o film karesi aklıma gelip duruyor ve bende kendi kendime "sex bağımlılığım olabilir" deyip duruyordum.

    Çünkü yaptığım şeyler, yaşadıklarımın hepsini "sevgi arıyorum" maskesiyle kapatsamda öyle değil, gayette alışkanlıktan yapıyorum. Bu yüzden bir çok kişiyle tanışıp bir şeyler yaşamaya çalışıyorum ve çoğu zaman yaşadıklarımdan zevk bile almıyorum. Otlaşıp kalmışım gibi geliyor bana. Bu yüzdendi sürekli sex ararken, yanında extra olarak sevgiyi de beraber bulurum düşüncesiyle yaşamam. Oysa sevgi değil daha çok bağımlısı olduğum bir heyecan duygusunu sürekli farklı insanlarla yaşamak istiyorum ve bu da sevgi değil, sexin ta kendisiydi. Biraz sıkıldığımdan, biraz da burda herkesin daha adını bile öğrenmediği kişiyle, işi hemen sikişmeye getirmesi düşüncesinden sıkılıp bardan çıktım. Sokakta karşılaştığım adamlara bakıp "keşke bunlarla sevişseydik" diye geçiriyordum içimden ve böyle düşüne düşüne meydana kadar geldim.

     Meydanda çimlerin üzerine uzandım ve etrafa bakınmaya başladım. Taksicilerden biri polislere bakıp analı kızlı küfürler savuruyordu, diğer iki taksici ise sus deyip duruyorlardı. Yukarı tarafta ise iki taksici birbirini taksiye dayamış şakalaşıyorlardı. Hayır bu benim ipneliğimden kaynaklanmıyordu, aleni bir şekilde adamlar flörtleşiyorlardı ve ben birini beğendiğim için adama bakınırken, nerdeyse yerimden kalkıp taksisine binmeyi bile düşündüm. "Belki takside durup dururken elimi bacak arasına atıp sikini kaldırdıktan sonra ona saxo çekmeme izin verirdi" diye düşünüyordum.

    Sonra bu düşünceler arasında, olduğum yerde çimlerin üstünde uyuya kaldım ve gözlerimi açtığımda ne kadar zaman geçtiğini bilmeden metronun açılıp insanların işlerine gidip gelmeye başladıklarını gördüm. Kalkıp üstümü başımı silkeledim ve ardından toparlanıp eve geldim. Şimdi yarım saat içinde 5 porno film izledim ve 2 defa osbir çektim. Üstelik zevk falan da almıyorum artık, sadece osbir çekmek için çekiyorum. Durum böyle olunca aklıma sex bağımlısı olduğum fikri iyice yerleşti ve konu hakkında internette gezineyim dedim. 3-5 cümle dışında bi sikim bilgi yoktu,  ama bu sefer işin içine sevgi, şefkat gibi değerli şeyleri karıştırmadan kabul ettim. Ben pis bi sex bağımlısıyım ve kesinlikle bu konuda psikolojik destek almalıyım. Kararımı verdim Pazartesi bu konu da yardım almak için hastaneye gidicem.
Bu arada aklımda "bu yazıyı yayınladıktan sonra bi porno film daha izlemek" fikri gelip gelip gidiyor ve sanırım izliycem.

21 Eylül 2011

Yani tamam patron olabilirsin ama sana yalakalık yapmak için maaş almıyorum. O yüzden üzgünüm, ibnenin önde gideni olsam bile götünü yalamıycam

Hani her ne kadar buraya; koca burnum, kalın kaşlarım, zayıf çelimsiz bedenim ve kısa boyumdan kaynaklanan kendime olan güvensizliğimin nirvanasında dolandığım için, fotoğraflarımı koyarak açık saçık biriymiş gibi yaşamıyor görünsemde, bunun aksine sokakta gizliliğim falan yoktur. Gayet rahat ve kasılmadan yaşıyorum. Çünkü sokakta her an ilk kez öküz görmüş şaşkın gibi fotoğraflarım karşımda durup çirkinliğimi yüzüme vurmuyor.
İlişkilerimde bile yanımdaki adam eğer onun için bi sakıncası yoksa elinden tutuyorum, öpüyorum, sarıyorum ve o anki nefretimi, kızgınlığımı saklamadığım gibi, sevgimi de açıkça belli ediyorum.

Sonradan tanıştıklarım arasında da "eşcinsel misin?" diye soranlara henüz yalan söylemedim "evet eşcinselim" diye açık açık söylüyorum. Yani öyle aman saklanayım, aman kimse ipne oldğumu bilmesin havalarında çok dolanmam. Ama durduk yere ortaya çıkan rahatlığımla da, başkasını rahatsız etmem. Hatta bu işimden önceki ofis işinde çalışırken, patronum bi gün ne olduysa herkesin içinde alakasızca, beni lafıyla ezmek ve kafasının içindeki o küçük pencereden dışarı bakıp, diğer çalışanları eğlendirmek için "ne oldu lan yoksa benden hoşlanıyor musun?" diye sorup, ardından dalga geçen çok pis bi kahkaha atmıştı. İçimden "o, 30 kişilik ofis içinde çekinmeden böyle rahat rahat espri yaptığını sanırken, ben neden sessiz kalıyorum ki?" diye düşünüp "hayır hoşlanmıyorum. ama yine de seni sırf gıcıklığına sabahlara kadar götünden sikip zevkten gebertmeyi düşünüyorum" diyecektim, ama işten kovulmamak için bunun yerine sadece "ne yazıkki tipim değilsin" diye karşılık vermiştim.

Ofiste benden başka 2 eşcinsel daha vardı ve bizim dışımızda kimse eşcinsel olduğumuzu bilmiyordu. Çünkü gün boyunca konuşulan ipne esprileri, homofobik söylemler ve iğrenç sohbet konuşmaları yüzünden hep öyle yaşamaya alışmıştık.

Zaten esprileri de çok takan biri değilim. Olabilir insan espri yapar, konuşur çekişir de. Çünkü bunlar hayatın olmazsa olmazlarıdır ve bende bu tür şeyleri pek sikine takan biri değilim. Ama işin espri kısmı geçilip, dalga geçmek, karşısındakini yok saymak, ses tonuyla onu ezmek, anca eşşeklere yakışan şakalarla onu küçük düşürmek gibi eylemlere girildiği zaman, anında mahalle terminatörüne döner, karşımdakinin küçük dilini isabet ettirmeye çalışarak ağzından aşşağı sıçmaya başlarım. Denyo heteroysan heterosun ammına koduğum. Ağzını topla, sikerim belanı.

Ammına koyim sanki karşında ipne olunca her tür saldırganlık mübah oluyor. Sikerim lan böyle işi. Aslında bu durumun bi tek ipnelikle alakası yok. Yani genel olarak böyle karşısındakini küçük düşürmeye çalışanlara hep gıcığımdır. Ne yani amcık senin tohumun altındanmıydı? lan sol taşşağım. Ne boksunki karşındakileri küçük düşürmeye çalışarak eğleniyorsun. Afferdesin ama sikerim senin 7 sülaleni, görürsün o zaman eğlence nasıl oluyor.

En sevdiğim arkadaşlarımı bile böyle anlarda pis pis bozarım. Arkadaşımsan arkadaşımsın, ne yani başkalarını eleştirerek eğlenmek ne demek lan. Hiç öyle yakınlığımıza bakmam açık açık uyarırım, baktım eğer adam düzelmiyorsa bu sefer ben, onun farkında olmadığı aptalca hareketlerini, hatalarını herkesin içinde yüzüne vurup "önce kendine bak mal herif, sen kusursuz ol, sonra başkalarının kusurlarıyla eğlen" dercesine üstüne üstüne giderim. Zaten belli bi zaman sonrada arkadaşlığımız biter. Aman öyle arkadaşız  yoldaşız yalakalıklarını sevmiyorum. Gerçi zaten arkadaşım olmamasının en büyük nedenlerinden biri de budur. Çünkü biri sırf arkadaşım diye bu ve benzeri hareketleri hoş göremiyorum. Direkt ağzına sıçıp hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum. Bio'mda dediğim gibi "Dürüst, Tarafsız ve Ahlaksızım"

Neyse işte, ben patrona "tipim değilsin" diyince, başta bu 2 ipne arkadaşım olmak üzere, herkes bi anda suspus kesilip bana dönüp bembeyaz bi suratla bakmışlardı. Bi de hepsi güya moderniliğin ebesinin ammından girip, nikahından çıkıyorlardı. Allaha inanmayıp hayatın öldükten sonra son bulacağına inananlardı. Hayır ammına koyim allah'a inanmayanlarında neden eşcinselliği yok saydığını ve yanlış bulduğunu hala anlamıyorum. Ulan ipneler, hadi dinlere inanların beyinlerine oksijen gitmesini engelleyen örümcek ağları var, peki sizin beyninize neden oksijen gitmiyor? Onlar inandıkları dinin eşcinselliği yasakladığını bahane ediyorlar ve bu bana daha inandırıcı geliyor. Ammına koduğumun kokuşmuş allahsız salçaları, siz neye inanıyorsunuzda buna rağmen "eşcinsellik doğru bir yaşam seçimi değil" diye dır dır edebiliyorsunuz?

Ya konuyu bağlayamıyorum bi türlü dur bakıyım hah... sonra patron benim bu beklenmeyen  tavrım karşısında kem küm ederek alttan almaya başladı ve o arada küçük küçük gülücükler, sokakta görsem dönüp bakmayacağım suratsız kafalarda yerini almaya başladı. Bende hiç öyle bozuntu da değilim ve aslında millete şaşırdım. Sonra patron "ooooo demek hayat erkeği'nin tipi değilim" dedi. Bende "evet aslında biraz daha kilolu olsan ve tenin açık olsa, bide sürekli sakal traşı olmaktan vazgeçsen, belki senden hoşlanıyor olabilirdim" dedim. Sonra kahkahalar ofisi çınlattırken, patron baktı iş kötüye gidiyor, bende de hiç utanma arlanma yok, açtığı sikindirik konuyu değiştirdi ve iş konuşmaya başladılar. O arada herkes patronun götünü yalamak için attığı gülücükleri boş verip işine döndü. Sonra bende mutfağa gidip püskevit yiyip, çay içtim.

O diğer 2 ipne arkadaşıma da çok bozuldum. Gerçi 2sininde aileleri ipne olduklarını biliyordu ama iş yerinde kimseye söylemiyorlardı. Hayır anlamadığım şeylerden biri de budur. Ulan ben bizimkilerin benim götümü siktirmemi kan davasına çevirmeyeceklerini bilsem valla çıkar krallar gibi de ipne olduğumu söyler, hiç birini de takmam. Ama bu götverenlerin aileleri biliyor olmasına rağmen benden daha bi korkakça, benden daha bi saklanmaları zoruma gidiyor. Yani tamam özel hayatın tabiki de seni ilgilendirir ama yani böyle büzüşmüş göt deliği gibi de pısırıkça yaşamak da nereye kadar. Neyse işte abi saygı duyuyorum, ama yine de lütfen karşınızdaki kişinin eşcinselsiniz veya sizi olduğunuz gibisiniz diye ezmesine izin vermeyin. Heppinizi en güzel yerlerinizden öpüyorum.

19 Eylül 2011

Artık doğru kişi olup olmaman sikimde değil, yeterki iyi biri olarak kal

Hani şu tombalak vardıya, aylardır görüşüyorduk falan ve bayram öncesinde hani cevahir'de gezinip birbirimizi cimcirirken, kolunu öptüm diye kavga ettiğimiz. Hah işte ona bayramda mesaj attım "iyi bayramlar" diye. Hani hem bayramdır seyrandır selam veriyim, hem de böyle yoklıyım kızgınlığı geçtimi falan diye.

Mesajı attığım ilk 2 gün, cevap gelmeyince böyle sürekli profiline giriyorum ne yapıyor ne ediyo, paylaştığı bi şey var mı, yok mu? falan diye ve durum böyleyken nerdeyse kendi profilimden çok onun profilinde zaman geçiriyordum. Zaten sonraki günlerde de bilgisayarı açtığım gibi önce facebook'a girip onun profiline bakınmaya başlamıştım. Sonra 3üncü gün de bunun facebook hesabından tıkırtı olmayınca dedim her halde öldü. Çünkü işsiz güçsüz biriydi ve zamanının çoğunu nette geçiriyordu.

Bu düşünceler arasında 4üncü gün bi daha profiline bakınırken baktım güzel sözler paylaşmış, 5inci gün baktım videolar yüklemeye başlamış, 6ıncı gün baktım ohooo kakara kikiri de, bana da hala cevap vermiyor.
"Ulan allahsız kâfir insan en basitinden, yazdığım o "iyi bayramlar" mesajını, noktasına virgülüne dokunmadan kopyalayıp gerisin geri atar, bunu bile yapmaktan gerisin ya ben artık seni ne diye hala hayatımda tutma çabası içindeyim anlamıyorumki" diye kendi kendime kızmaya başladım.
Bi ara "sen bi trafik kazasında öl, bende duam kabul oldu diye bi kaç gün üzüleyim olsun bitsin" diye mesaj atasım geldi de tuttum kendimi. Onun yerine msn'i açtım ve onu online gördüm.

Önce dedim hani ağırdan alıyım belki o yazar. Böyle bekle bekle gece saat oldu 00:35 baktım bunda ses seda yok. Sonra ben dayanamadım ve "selam" deyiverdim. O da "selam" dedi ve öyle kaldı. Baktım pek konuşacak gibi değil. Dedim "ne yapıyorsun" falan filan, o da ben sordukça cevap veriyor. Böyle çocuk gibi, ağzından kerpetenle laf alıyormuşum gibi zorla konuşturuyorum. Sonra baktım olacak gibi değil, bıraktım kibarlığı falan açtım ağzımı "ulan insan bayram mesajına karşılık vermez mi?" diye carlayıverdim.

Ben kapatıp gidecek diye beklerken (çünkü huyu böyledir. konuşmaktan kaçınır veya konuyu değiştirirdi) bu hala online'dı ve hiç bi şey yazmıyordu. Sonra bekledim bekledim, baktım olacağı yok, bi şey yazmayacak "kendine iyi bak" diye yazıp gönderirken, bi yandan yazmaya devam ediyordum ve o anda o "sende" diye yazıverdi, ben ise ardından cümlemi tamamladım ve "seni tanıdığıma sevindim. hayatında başarılar" diye yazıp gönderdim, ardından da bastım block'u, girdim facebook'tanda çıkardım amcığı. Ohh bi rahatladım, bi rahatladım anlatamam. Aaaa eşşek kadar adam olmuşsun hala çocuk gibisin. Gerçi suç bende kendi yaşıtlarımda çıkmıyordum ve hep 30larında adamlarla takılıyordum. Ne diye bu çocukla tanıştım anlamıyorumki.

Hani tamam, insanın içinde bi çocuk olur ama yani etrafta bu kadar sübyancı varken artık o içindeki çocuğu öldür yoksa gözünün yaşına bakmadan sikecekler valla. Demedi deme yani.

Ayy allahım zaten hiç sevmem böyle çocuk gibi davrananları. Ama bunda bi değişik hava vardı.
Ya bi dakka bi dakka aslında değişik meğişik bi havası yoktu. Sadece göbeği ve sarışınlığı hoştu. Başka da bi sikim havası yoktu. Gerçi o sarışınlığı ve göbeği de 4-5 buluşmadan sonra artık önemini yitirmişti ve gittikçe insani ilişkilerine dikkat etmeye başlamıştım. Hani konuşurken kendini tam ifade edemese de, en azından gülmeyi biliyordu. Ama pişmiş kelle gibi de sürekli gülmek, ilişkilerin ammına su kaçırıyor o da ayrı bi konu.
Bide biz onla böyle hani cidden güzel bi tanışmayla kaynaşmıştık ve ben bu sefer içimden "eros ammıma koydu galiba" diye düşünmüştüm, ama olmadı. Daha insani ilişkileri bilmeyen bi hayvan, aşk gibi sert ilişkileri nasıl devam ettirebilirki.

Hani bloga yazmasam bile her buluşmamız iyi geçiyordu ve her seferinde daha bi yakınlaşıp, daha uzun süre göz göze kalıp gidiyorduk. Hatta bunu ona da şöyle söylemiştim "sanırım sen doğru kişisin" demiştim. O ise "ya değilsem" demişti. Bende "değilsen değilsindir, ama bu iyi biri olduğun gerçeğini değiştirmeyecektir" demiştim ve o gülmüştü. "Allah yolumuzu açık etsin" deyip, hayatımdan çıkarmış olayım.Böylece kansız bi ilişki ihtimalinin daha sonuna geldik.

15 Eylül 2011

Ya farklı ol ve bi an önce farkedil, yada siktir git bi çay koy

Hayata farklı bakan bi çift göze sahip olduğunu bağıra çağıra söylemesine rağmen farkedilmeyince 40 takla atmaya başlayan, ama aslında hayata farklı bakabilen bi çift göz yerine, tek farklılığı gözlerinin şaşılığı olan bireylerin, toplumun çoğunluğunu oluşturduğu bi yüzyılda yaşıyoruz. Marjinal olarak doğma"ma"sına rağmen marjinal bi yapay yaşam şekli seçip, saçmalayan günümüz stress topları için yapacak tek bi şey var; acılarına son verecek olan kurşunu kafalarına kendi ellerimizle sıkmalıyız. Acımadan ve bu dünyayı daha fazla kirletmelerine izin vermeden.

Öte yandan marjinalliğin ammına koymasına rağmen normal bir yaşam sürme peşinde koşan onca insan görüyorum etrafta. Sırf normal olduğunu ispat etmek için yaşayan ve sırf normalliğini kabullendirtmek için durmadan saçmalayan insanlar. Her iki taraf" da, götümüzle gülünecek kadar komik görünüyorlar ve biliyor musunuz taraflar hiç bu kadar kesin bir şekilde ayrılmamışlardı.

Kimi erkekler sanat yapıyorum diye çıktığı sahnede götüne dildo sokar, kimi kadınlar sanatçıyım diye çıktığı sahnede amcık tokuşturmacası yapıp, bunu topluma ağzı yarı açık davetkâr bakışlarla "buna sanat denir ve ben sanatımla anılmak istediğim için yaşıyorum" adlı kılıfla sunar ve açıkçası şunu baştan söylemek gerekirki; bu kadar farklılığın olduğu bi yüzyılda, siz hiç bi bok değilsiniz. Canınızın, sadece popüler olmuş bi yarrak istediği açıkça belli oluyor. Bu yüzden de size para verip, marjinal sanat yaptıranların ve yaptığınız sanatın götüne koyim...

Aslında bu konu sadece kendi toplumumuzla alakalı değil. Tüm dünya ile alakalı bir durum. Çünkü toplum artık farkedilmeniz için sizi marjinal yaşamaya itiyor. Yani "ya farklı ol ve bir an önce farkedil, yada siktir git bi çay koy" diyor. Andy Warhol'ün dediği gibi "bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" ve unutulduktan sonra da ses getirmesini umut ettiği bir şekilde intihar edip, hiç kimse iplemediği için sessizce bok yolunda  ilerlerken en yakın arkadaşının alkışıyla cehenneti boylayacak.

Günümüz toprağının üstü; aklında sadece sikişmek ve asla doğmayacak onlarca çocuğu bi anda sağ elinin içine boşaltıp yalayan veya sevdiğinin içinde şeytani bi sevgiyle gidip gelirken, tam boşalacağı sırada geri çekilip "seni seviyorum" deyip sevdiğinin suratına, kendi yüzünde şehvetin hakim olduğu aptalca bir gülümsemeyle boşalan milyonlarca insan var. Toprağın altı ise peygamberler, sanatçılar, dünya liderleri ve onların her dediğini yapan kölelerle dolu. Toprağın altındakileri siktir edin de, toprağın üstündeki bu insanlar sanat galerilerinde az önce içine boşaldıkları ellerini çenelerine dayayıp, sanatı ve sanatçıyı anlamaya çalışıyor gibi duruyorlar. Duvardaki kurumuş peçeteye saatlere bakıp ağızlarıyla "evet anlıyorum" diyorlar ve içlerinden ise "pezeveng senin yaptığın sanatı benim 12,5 yaşındaki çocuğum her gün tuvalette yapıyor. Onu bu sanatı yaparken görsem günün 23 saati döver, kalan 1 saatte de kendine gelsin diye ara verirdim" diye geçiriyorlar.

Sanat hakkında eleştiri yaparken "kaybedenlerden" olmamak için sessiz kalmayı tercih eden, ama yaptığı sanatla toplumun topuna meydan okuyan bir sanatçı duruşu sergileyen bu korkaklar gürûhu, arkalarından gelen yeni nesli düşünmüyorlar bile. Gerçi düşünmemekde de haksız sayılmazlar hani. Çünkü yeni nesil onlara yetiştiği gibi, "kaybedenlerden" olmayı tercih ederek; topluma karşı değil, bireyin eşşekleşmiş olmasına karşı olan sanat anlayışından dolayı, öncülerinin hepsini büyük bi saldırganlıkla, göğe doğru savuracağı zafer kahkahaları eşliğinde, bağırta bağırta tarifsiz büyük bi zevkle sikecekler.

13 Eylül 2011

Allah, öldüğümüz zaman götümüze giren çıkanla değil, kalbimize giren çıkanlarla ilgilenecek

Bu aralar paralar suyunu çekince, bende sağda solda başı boş itler gibi oyalanmak yerine eve kapattım kendimi. Sanki hayat zaten evimin içindeymişcesine, her bi köşesine daha bi dikkat etmeye başladım. Evin en olmadık yerlerindeki yaşam belirtileri yüzünden aslında yalnız olmadığımı daha iyi anladım. Balkon tam bir güvercin yuvasına dönmüş, yuvalarında bi kaç yumurta olduğundan dolayı dağıtmaya da gönlüm razı olmuyor. Geçen bi kap su bıraktım arkamı döndümki dökmüşler bile. Bi an kızgınlıkla beni anlıyorlarmış gibi en samimi halimle "zıkkım için" deyip tası aldım içeri ve bi daha da su vermedim. Evin dışı böyleyken, içi ise balkona oranla daha eğlenceli sanki. Çünkü ortalıkta çeşitli büyüklükte karıncalar cirit atıyor, kıyıp süpüremiyorumda. Tek korkum gece uyurken götüme kaçmaları, taşşaklarımı kemirmeleri falan.

Sokakta da genelde başım önüme eğik yürüyen biri olduğum için evin içinde de gezinirken sıkıntı çekmiyorum, böylece karıncalara basmayıp "ahğğlarını" almıyorum. Zaten can dediğin aynı acıları hisseder, bedenin büyüklüğünün ne önemi var. Geçen yanlışlıkla bi tanesine basınca, sanki bana basılmış gibi bi anda irkildim ve ayağımı kaldırıp bakınca karıncanın bana mısın demeden yoluna devam ettiğini görünce şaşırdım. Aslında bizde böyle olmalıyız, yaşadığımız ağır travmalar, en büyük hayalkırıklıklarına rağmen takılıp kalmamalı, yolumuza hiç sikilmemiş gibi devam etmeliyiz...

Karıncalar var ama, evde henüz bi tane dışında hiç hamamböceği görmedim ona üzülüyorum. Hamamböceklerinin kafalarının koparıldıktan sonra bile haftalarca yaşadığını biliyormuydunuz? Gerçi doğduğundan bu yana  kafasız yaşayan onca insan varken, kafası koparılmasına rağmen haftalarca yaşamaya devam eden hamamböceklerine şaşırmamak lazım.

Perdelerde örümcekler peygamber ağı ördüler, temizlemek zor geliyor. Zaten balkona da güvercinler yumurtlayıp duruyorya, sanırım yakında Cebrail'den ilk vahyi almaya başlayabilirim. Peygamberliğimi ilan edersem sakın şaşırmayın. Hem ne olmuş yani, eşcinsel bir peygamber olamaz mı? Düşünsenize ayetlerinde "kadınlarınız sizin tarlanızdır istediğiniz gibi ekip biçin" demek yerine "sizi ölümüne seven erkekler tarlanızdır, istediğiniz gibi sikip atın" diyor. Huuu huuuu seni bekliyorum cebraaaiiil.


Şu an üstümde olan pijama sanırım 2 aydır çamaşır makinesinden ayrıldı ve o günden bu yana hala çamaşır makinesinin deliğini görmüş değil. Üstelik ben bu pijamaya her gece uyumadan önce boşalalıp, her tarafım yapış yapışken uyuya kalıyorum. Bu kadar pis bi pijama olmasına rağmen kalkıp temizlemek için makineye atmak bile zor geliyor bana. Gerçi pis bi peygamber olmaz değil mi? Her şeyden önce peygamber dediğin adamın veya kadının dışı temiz olmalı, içini ne yapcaz ki?

Bazen üstümdeyken duşa girdiğim giysilerimde oluyor, ama o zamanlar genelde hayattan tamamen bıkmış olduğum ve aslında göz yaşlarımı kendimden bile saklamak için alelacele duşa girdiğim zamanlara denk geliyor. Neden ağlıyorsun derseniz; sevdiğim ve aslında hiç bi zaman hayatıma girmeyecek olan adamlar için ağlıyorum. Çünkü elimden yapacak başka bir şey gelmiyor. Gözyaşlarım akmamasına rağmen, duşun damlaları yardımıyla ağlayabilmek rahatlatıyor beni. Tüm bunlara rağmen alkol alan biri olmadığım için, yatıp kalkıp mideme teşekkür ediyorum. Çünkü alkolün daha ilk yudumunda kusan bi midem var. Düşünüyorumda; tüm bu parasızlığıma rağmen yinede alkol alabilen biri olsaydım, sanırım iyice çekilmez olurdum. Zaten sarhoş bi peygamber de çekilmezki. Düşünsenize cebrail'den diye yanlışlıkla şeytandan ayetler okur ümmetine.


Sabah kalktığımdan bu yana nette domalıp duruyorum. Dolanıp durmalarım sadece porno sitelerinden ibaret ve uyandığımdan bu yana en az 3 defa osbir çektim ve her boşaldıktan sonra, anında kapadım pornoları.
Ama olmuyor, aklım hala hafif kıllı erkek göğsünde, sakallı suratlarda ve "öpüşelim mi" dercesine masumca bir şehvetle karşısındakinin gözlerine bakan o ifadelerde.

Bazen aynı pornoya aylarca takılıp kalıyorum. Artık adamın kaçıncı dakikada götüne giren yarrağın canının yaktığını ve nerde numaradan olduğu her halinden belli bir zevkle "ohhh yeeaahh" dediğini bile ezberliyorum. Ve onu siken adamın aslında rol icabı bile sikmekten çok, sikilmekten zevk aldığını bir kaç defa izledikten sonra anlamış oluyorum. Tuhaf gelmiyor değil tüm bu olanlar, elbetteki tuhaf geliyor, odun değiliz!! peygamber olcaz dedik ya...
Ama işte onları da numaracıktan zevk alıyormuş gibi davranmaya iten gerçek bir sikiş sahnesi var ortada ve tüm bunlar karşılığında karınlarını doyurmak için para alıyorlar. Hayat hep bir sıfır önde. Ne yaparsan yap alttında kalan sen olacaksın.

Bazen bende çok parasız kaldığımda gidip götümü para karşılığında siktirmeyi düşünmüyor değilim. Hele bide sevdiğim adamların aslında beni sadece götten ve yarraktan ibaret bir canlı olarak gördükleri zamanlarda. O zaman daha iyi anlıyorum; aslında sevginin bi bok olmadığını, sevmenin beş para etmediğini ve tüm anlam yüklediğim siktiri boktan anların değersizliğini. Ama yinede kalbime laf geçiremiyorum. Azmış piç!! dinlemiyorki beni. Her giren kazıktan sonra, gözlerimle yenisini arayıp duruyor.

12 Eylül 2011

Para için "elin kiri" derler ama o kadar fakir bi piçimki ellerim bile kirlenmiyor ammına koyim

Bu aralar yine paralar suyunu çekmeye başladı. Cuma günü kirayı ödeyince ben ve donum başbaşa kalakaldık. Paralar suyunu çekmişken bende kendimi eve kapadım. Zaten dışarda çok sikindirik bi dünya var. Dışarı çıkıp ne yapcamki pehhhh.
Bi tek şikayetim, param varken keşke taze sebze, meyve falan alsaydım diyorum başka bi zırıltım yok. Evde bir şey olmayınca buzdolabının fişini de çektim. Zavallı buzdolabım, şu sıcak havalarda bana vantilatörlük yapmaktan başka bi sike yaramadı gitti gitti.

Cuma akşamından bu yana sadece makarna yiye yiye bi hal oldum. Hani eskiden makarna yapamadığımdan bahsederdim ya, saolasınız tavsiyeleriniz ve internette bir sürü ıcığı cıcığı dahil her şeyini anlatan yemek blogları sayesinde bir sürü makarna çeşidi öğrendim. Hele bide bu bloggerlar makarna yapma tarifini dünyanın en iyi aşçısı havasında yazmışlarki, bi an makarnayı 30 saniye fazla haşlasam, hepsi toplanıp beni öldürmesi için bi kiralık katil tutacaklar gibi hissettim..

Yapabildiğim makarnalar arasında ise salçalı olanı en başta geliyor, sonrasında yoğurtlu, sonrasında sebzeli, sonrasında ketçaplı, en sonraaaasında da mayo nezli makarna var. Valla makarna deyip geçmeyin anam çok iyi bir şeydir. Gerçi vucuda nasıl bi yararı var bilmiyorum ama fakirliğe o biçim iyi geliyor demedi demeyin.

Hele yoğurtlu makarnaya bayılıyorum. Mayo nezliyi de seviyorum ama mayo nez makarnada pek iyi gitmiyor, o yüzden zorda kalmadıkça mayo nezli  makarna yememeye çalışıyorum. Ama tabii benim gibi sabah salçalı, öğlen yoğurtlu, akşam sebzeli, bi sonraki sabah da ketçaplı makarna yerseniz, en fazla 2 gün sonra sırf farklı bir tad denemek için sike sike mayo nezlisini yemekten kendinizi alamıyorsunuz. Yalnız şunu da belirtmekten geçemeyeceğimki, sebzeli makarna yapmakta üstüme tanımam demedi demeyin.

Geçen yıl da, yine meteliğe kurşun döktüğüm zamanlarda yumurtaya takmıştım. Böyle sabah akşam, her fırsatta yumurta yiyordum. O ara 1 çift taşşak görsem birbirine çakıp tavaya atasım geliyordu. Hatta o ara her gördüğüm oval şeyi yumurta sandığımdan dolayı ağzımın kenarından şıp şıp şıp diye sular akmaya başlıyordu. Aylarca yenilen yumurtalardan sonra, bi gün az kalsın yumurtlayacakken artık yemekten vazgeçtim. Zaten şimdi nerde yumurta görsem hemen yolumu değiştiriyorum. Yani o derece tis tis tiskiniyorum.

Gerçi siz benim böyle şikayet etmeme bakmayın, çünkü yumurta iyi sayılır. Hele önceki yıl daha kötüydüm. Resmen domates ve ekmekle kanka olmuştum. Artık zorla bile yiyemiyodum. Hatta biri kafama silah tutsa ve "ye şu domatesi yoksa sıkcam kafana, görcen eben ammını" deseydi, ona cevaben "sık kafama göreyim ebemin ammını" diye munis bir şekilde karşılık verirdim. Çünkü o ara ekmek ve domatesle o kadar içli dışlı olmuştukki, artık onları masaya bırakıp saatlerce sohbet ediyordum. Sonra konuşa konuşa aramızda barış ilan ettik ve yememeye başladım.

Bak şimdi kötüydüm dedikçe, daha kötü hallerim aklıma geliyor. Çünkü domates ekmek yılımdan önceki yılım salça ekmek yılıydı. O ara o kadar parasızdım ki, nerdeyse o küçük salça kavanozunu çantama atıp öyle dolaşacaktım da tutuyordum kendimi. O zamanlar da yine bi ofiste çalışıyordum ve öğlenleri patrona "yemeğe çıkıyorum" deyip bi kaç sokak ötedeki büfeden bi ekmeği bi kağıda sarmalatıp sokak aralarında gezinerek yiyordum. Sonra hıçkırık tutmuş vaziyette ofise koşturup suya dadanıyordum. Çünkü dışarda su alacak param yoktu. Ofiste ise beleş, sınırsız su. pehhhh.

Benim bu meteliksizliklerimden dolayı yılları artık "2008 yılı-2009 yılı-2010 yılı-2011 yılı" diye rakamlarla değil "kuru ekmek yılı-yumurta yılı-ekmekdomates yılı-makarna yılı" diye kelimelerle aklımda tutuyorum. Zaten yakında yazılarıma "fi tarihin birinde" diye değil "bi keresinde makarna yılımın tam ortasındayken..."  yada "hatırlıyorumda yumurta yılındaydım o zamanlar..." diye yazmaya başlayacağım. Neyse hafısss, her şeyi siktir etde kafam rahat, içim rahat, gönlüm rahat ya, sen ona odaklan.

8 Eylül 2011

Hepimiz birer HAYAT ERKEĞİ'yiz

Bu aralar bi ibne forumu var oraya takılmaya başladım. Hele bide benim gibi forum kafalarından nefret biri için oraya bu kadar takılmak bayaa şaşırtıcı bir durumdur. Çünkü öyle yapmacık sohbetler ve ard arda gelen "canım paylaşım için teşekkürler kiikikikiki" yanıtlarını hiç sevmem ve sırf bu tür yapmacıklıklar yüzünden de tüm kayıplarımın farkında olarak bir çok yerden geri kalmayı tercih ederim. Ama işte bu forum da durum farklı oldu. Aslında belkide sırf ibne forumu olduğundan dolayı takılmalarım sıklaştı ve geçen gün dayanamadım tutup üye bile oldum yani.
Sonra hop derken orda şöyle bi başlık açtım;
"merhaba, orda kimse var mı?
yalnız olmadığımı biliyorum. biri ses versin."
dedim ve bi-iki yorum geldi. Yorumlardan biri de aşşağıdaki şu şiir oldu. Şiir de güzel olunca sahibinden izin alıp buraya aldım. Kalsın burda, yakınımda bi yerde dursun.

"senin için

karanlığa sinmiş çocuklar gibiyiz, sesimizi çıkarsak "bir şey" olacak
oysa cesaretimiz yok el ele tutuşmaya, bunca sığınmışken karanlığın kollarına
sarılıp bir "oyuncağa" ağlarız sessizce kimi zaman,
kimi zaman acı bir çığlıkla teslim ederiz kendimizi boşluğa

içten içe biliriz hepimiz güneşin bir ara doğacağını, adı sevgi olan
griden yeşile dönecek vadiler, bazılarımız için daha erken
ama hepimiz için bir gün olacak,
en azından "bir" gün olacak, çiçeğimizin açtığı

bir umudu yaşarken, adı huzur olan
vadedilmiş bir muradımızdır, ne yalan ne hezeyan
günden güne çağlayacak, şimdi uzaklardan gelen ıslık misali,
çağıracak bizi saklandığımız karanlıklardan

o günü beklerken kendi kaybolmuşluklarımızda
"yalnız olmadığımı biliyorum. biri ses versin" diyen fısıltıyla açarız bazen gözlerimizi
daha alışamadan karanlığa,
kimilerimiz elini uzatmak ister yüreğine doğru, hayaterkeği'nin

kimilerimiz ise bulamadığında o cesareti, büker boynunu çiçeğimiz
ama yılmadan fısıldamalı; gözlerimizi, acıtan karanlığa inat kocaman açmalı
el ele tutuşmalıyız, gün doğana dek
ve unutmamalıyız her birimiz şu koca dünyada, birer "hayaterkeği"yiz...

sevgiler,
jordan"

6 Eylül 2011

Sevişmek bile bazen bir işmiş gibi ağır geliyor bana. Belki de sevilerek sevişmediğimden olsa gerek

Artık heyecanlanmıyorum eskisi gibi. Hiç bir şey şaşırtmıyor beni. Adeta bi odun olup çıktım. Yada zaten odundum, sadece gelip çarpıp gidenim çoktu. Bak şimdi böyle diyince, aslında ne olduğumu bilmediğimi farkettim. Belki bi odun bile değilimdir, belki bi hiçimdir. Kim bilebilir ki? Zaten hiç kimse kendinin ne olduğunu bile bilemiyorken benim ne olduğumu kim nasıl bilebilirki?

Sokaktan sesler geliyor. Saat, travestilerin götlerini siktirerek ekmek parası kazanmak için rahatça dışarı çıkabilecekleri anı gösteriyor. Zaten herkes bi koşuşturmacayla yaşıyor. Dışarısı sıcak, içerisi sıcak ve canım çok sıkılıyor.

Az önce bi kaç bardak su içtim ve ardından tuvalete gittim. Her su içişimde bokum geldiğini biliyormuydunuz? Bu yüzden içecek olarak genelde su dışında bir şeyler içerim. Sağ bileğim ağrıyor. Sanırım mouse tutmaktan olsa gerek. Gözlerim de ağrıyor, sanırım dün gece yeni tanıştığım amerikalı, ama arabistanda yaşayan pala bıyıklı adamla yaşadığımız sikindirik uykusuz geceden olsa gerek. Çünkü uyuyor olmamıza rağmen, her uyanışımızda seviştik, her uyanışımızı 69la noktalayıp uyuya kaldık. Onun başı benim bacak aramda, benim başım onun bacak arasında.

Bi ara uyandığımda "nerdeyim ben" diye gözlerimi açmaya çalışırken, Lawrence'ın sikinin, sağ yanığımın hemen üzerinde olduğunu farkettim. Midem bulanır gibi oldu, ama boşverdim ve başımı iyice bacak arasına sokup sikinin etrafındaki kıllara dalıp uyumaya çalıştım. Bacak arasındaki kılları her şeyden çok seviyorum.

Bu arada geçenlerde şu benim önceki amerikalı mail attı "heyy geldim istanbuldayım numaram şu ara beni" diye, yeni bi numara yazmıştı. İlk gün cevap vermedim, ikinci gün ise "istanbul dışındayım bir süre" diye yanıt yazıp gönderdim. Çünkü artık anlayabildiğim bi dilde, bana "seni seviyorum" diyen birileriyle görüşmek istiyorum...

öncesi;
Dün gece, uzun zamandır duymadığım ve artık nasıl söylenildiğini bile unuttuğum o yapmacık "seni seviyorum" kelimesine bile razı olarak bir kaç aydır gitmediğim ibne barına gittim yine. Etraf yine, kendini kaliteli sanan onlarca ucuz insanla doluydu. İçlerinden bir kaç güzel bakışlı kişiye dikkat ettim ve onlarla kesiştik. sonra hepsini siktir ettim ve sadece birine bakınmaya başladım. Bakıştığım adam gecenin ilerleyen saatlerinde yanıma gelip durunca, bende kalabalığı siktir edip elimi uzattım "merhaba" diye.
ve olan oldu "what" dedi. "Anan ammı" diyecekken durdum ve "hiç" dedim. Sonra tanıştık ettik falan derken, anladımki aslında hayatıma, beni sevdiğini söyleyecek birileri asla girmeyecek. Amerikalı olduğunu öğrenince daha bi şaşırdım. Acaba diğerine yalan söyleyerek "kötü bir şey mi yaptım" da, allah beni bu sefer başka bi yabancıyla, ama yine amerikalı biriyle tanıştırdı.

Boş verdim düşünceleri ve "bir şey içer misin?" diye sordum "efes birası" dedi. Barmenden 1 efes bira, bi de kendim için enerji içeceği aldım. Çakıp çakıp içtik. Sonra bahçeye çıkıp herkesi siktir ederek dudağına yapıştım. Etrafa bakınıp güldü, bende "rahat ol, siktir et herkesi" dedim. Yine güldü "hep güleceksen işimiz var" dedim, yine güldü. Gülümsemelerini boş verdim "hadi gel çıkalım şu göt kokusunun hakim olduğu yerden" dedim ve çıktık. Burda bi arakadaşında kalıyormuş. Arabistanda ingilizce öğretmenimiş falan da filan.

"Aslında doğrusunu söylemek gerekirse, sikimde değil ne iş yaptığın, çünkü en fazla 1 defa daha görüşeceğiz ve sen geldiğin yere siktir olup gideceksin" dedim türkçe, ama iplemedi. Rahat haline bakınıp güldüm ve içimden "sanırım birbirimize alışmaya başladık" diye söylenirken "ne yapalım" dedi. "Sen bilirsin" dedim ve otel teklifi yaptı "okey" dedim ve istiklal'e çıktık.

Sik gibi adamlarla doluydu cadde. Kendini bi bok sana kevaşelere laf atıyorlardı ve bu yüzden canım sıkıldı. "Bir an önce ara sokaklardan birine girelim" diye düşünürken, onu da çektim ve beraber sokaklardan birine girdik. Hafif karanlık olduğunu farkedince durdum, o da durdu. Boyu benden uzun olduğu için elimi ensesine atıp hafifçe kendime doğru eğerek çektim. Dudaklarına yapıştığımda güldü yine, sonra devam ettik. Sokaktan geçen bi kaç kişi bizi gördü diye, bi an ayrıldık. Sonra bizim ayrılmış olmamıza rağmen, onların ısrarlı bakışlarına kızıp tekrar yapıştım ve onlar kendi aralarında konuşup gözden kaybolurken, biz dakikalarca öpüştük ve sonra ayrıldık.

Az aşağıda bulunan otellerden birine gittik. Pasaportu falan yanında değildi, bir tek bilmem ne kartı vardı yanında. Resepsiyona "al bununla işlem yap" dedim ve parasını verip odaya çıktık. bize odayı gösteren çocuğa teşekkür edip cebimdeki bozuklukların miktarına bakmadan uzattım. Teşekkür edip ayrıldı. Kapıyı kitledim ve soyundum. Ben soyunurken Lawrence da soyundu. Soyunurken tuhaf tuhaf bana baktı, dudak büktü ve çırıl çıplak kalıncaya kadar konuşmadık. Sonra giysilerimi düzenli bi şekilde bi köşeye bırakıp yatağa oturdum.

Oysa böyle değildim ben, dağınıktım ve inanılmaz derecede hep dağınığımdır. Ama bu sefer öyle değildim. düzenli olmaya çalışıyordum ve ağırdım.
Lawrence hoş biri aslında, ama nedense hiç keyfim yoktu. Sadece sevişmiş olmak için sevişecektim. Heyecansız, sakin ve siktiri boktan bi sevişme.
Öpüşmeye başladık ve bu numaracıktan öpüşme, kendini bi kamera karşısında hissediyor gibi davranma halleri canımı sıktı ve "boş ver gel yatağa" dedim. Öpüşmekten zevk alan ben, artık öpüşmekten zevk almıyorum "siktir et öpüşmeyi" dedim ve 69a yattık. Boşaldığımızda uyuya kaldık. Sonra bi ara uyandık ve duşa girdim. Yıkanıp geldim ve tekrar 69da boşaldık ve tekrar uyuya kaldık.

Lawrence da benim gibi osikişmekten çok dokunmayı seviyor. Ama bu gece bende uzun zamandır var olan durgunluk var. Nereme, nasıl dokunmak istiyorsan öyle dokun, rahat ol deyip sırt üstü uzandım. Biraz oyalandı falan sonra sımsıkı sarıldı. Bende sarılacakken "nasılsa yarın görüşmeyebiliriz, boşuna duygusal mallığa bağlamaya gerek yok" diye düşünüp, kucağından çıkıp ters döndüp ve başımı göbeğine bırakıp sikiyle oynamaya başlayarak uyumaya çalıştım.

Bu aralar böyle bi durgunluk var bende. Çünkü artık ne duygusal bir şeyler hissetmek için birine dokunmak istiyorum, nede birinin bana dokunmasını. Bu gece neden dışarı çıktığım hakkında en ufak bi fikrim bile yok. Sadece iş olsun diye çıktım sanırım. Öyle sikindirik bi ruh hali sanırım. Çünkü heyecansızım, isteksizim ve sadece sevişmiş olmak için çabalayıp duruyorum.

Lawrence'la sevişirken bi ara içimden "acaba kalkıp gitsem ayıp olur mu?" diye düşündüm bi an. Ama sonra "madem otele geldik, kalıyım" deyip başımı bacak arasına iyice gömdüm ve uyudum. Sabah uyandığımızda saat 11 di. Onun başı da bacak aramdaydı ve sikimi emip duruyordu. Zaten öyle olmasa her halde öğleden sonraya kadar uyumuş olurdum. Sonra boşaldık yine ve kalkıp giyindik.

Diğer amerikalıyı götürdüğüm yere kahvaltıya gittik. Dışardaki masa ve sandalyeler yok artık. Mecburi olarak içerde oturduk. Yanımızdaki masaya ufak tefek insanlar gelip oturdular. Fotoğraf makinelerine bayıldım ve hatta içimden "bi an arkalarını dönüp gitseler ve makineyi unutsalar bende alıp çantama atsam" diye düşünmedim değil. O anda masadakilerden biri komik bir şey söylediğinden olsa gerek hepsi bi anda gülmeye başladılar. Sanki aklımdan geçenleri okudular da "aaaa salağa bak" diye kendi aralarında konuşup bana gülüyorlar diye düşünmedim değil.

Lawrence o esnada en kibar haliyle zeytin yiyordu. Bende en kaba halimle ekmeğin arasında peynir domates ve ğıyarları diziyordum. sonra tuzlayıp yemeye başladım ve Lawrence bana bakıp güldü. Bu piç hep gülüyor. Konuşmuyor da sadece gülüyor ve bu samimi olmayan gülüşler canımı sıkmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra çıkıp meydana doğru yürüdük. Artık gitmek istediğini söyledi ve telefonumu aldı. "Ok, call me" diye bir şeyler söylenerek numaramı verdim ve sonra "nice tu miiit yuuuu" deyip elimi uzattım ve ayrıldık. Uyumak için eve geldim ama hala uyumuş değilim. Netten porno izleyip izleyip, osbir çekip duruyorum. Bir şeyler ters gidiyor bu ara ve canım çok sıkılmaya başladı.