Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

30 Aralık 2011

Bu yıl da değişen bi bok yok. Yine yıl bana girdi.

Az önce ayaküstü işemek için girdiğim tuvalette çişimi yaparken, elimde bi anda büyüyen sikimi iyice kavradım ve sonrasında da doğal olarak dayanamayıp osbir çektim. Osbir çekmek iyi geldi. Böylece şu, bi kaç aydır üstüme başıma yapışıp kalan romantik aptallığı da söküp tuvalet deliğine attım ve ardından sifonu çekip kendime geldim.

Öff be, ne bu ya? Burdaki yazılı hayatım dışında, dışardaki dünyada da kendim olayım derken, onun bunun götünü kaldıran bi mal olup çıktım iyice. Valla hiç uğraşamam ya.
İşte şu an böyle düşündüğüm için de, sanırım ihtiyar'ı rahat bırakcam. Zaten bana üçüncü sırada anca yer veren birine, adeta "gitme kal" diye yapışıp durmamın ne anlamı varki? Hem bu saçma sapan ilişkide en uygun olan şey, herkesin kendi yoluna siktir olup gitmesinden başka bir şey değil. Dünyanın en aptal insanı gibi, gerizekâlı ergen triplerine girip "yok onu başkasına yar etmem" diye salak salak söylenmenin bi anlamı da yok. Orospuçocuğunun, anasının ammına kadar yolu var! siktirsin gitsin.

Hem ne diye bu kadar önemsiyorumki adamı? Ne diye ondan hoşlandığımı bu kadar belli ediyorum ki? Gerçi ona karşı yalnız değil. Ben herkese karşı böyleyim. Birinden ufacık bi hoşlanıyım, anında mallaşıp kalıyorum. Anında kendimi kaybedip, karşımdakine iltifatlar falan yağdırıp, onu dünyanın 8inci harikası'ymış havasına sokuyorum.
Dediğim gibi; benimki hoşlanmak bile değil. Sadece yalnızlıktan kaynaklanan bir korku ile, denize düşen yılana sarılır hesabının karada hayat bulmuş hali. İşin doğrusu bu. Yoksa onu sevdiğim için değil. Aslında yalnızlığı sevmediğim için ona sarılmıştım..

Ama evet, hazır artık kendime dürüst olup, onu neden sikliyor olduğumun sebebini bi nebzede olsa bulmuşken, çok büyük bi rahatlıkla hayatıma soktuğum gibi, çok büyük bi rahatlıkla da siktir etmeliyim. Sırf çoluk çocukla uğraşamıyorum diye kendi yaşıtlarımla muhatap olmamayı tercih etmekte hata aslında. Çünkü 50lik adamların 18lik ergen havaları hiç ama hiç çekilmiyor...

Aslında bi dakka lan ihtiyar'a bu kadar yapışmamın başka bi nedeni de, sanırım her yılbaşına yalnız giriyor olmamdan dolayı bilinçaltıma baskı yapan "hayır 2012'ye yalnız giremezsin" havasıydı. Ama olsun siktir et. 2012'ye gönlüm rahat girmiyor olsada, kafam rahat girecek. Sikerim böyle aşkın ızdırabını.

28 Aralık 2011

ihtiyar deliğikanlı ve patos ergen

"eğer her şey yolunda gidiyorsa, bu işte bi yanlışlık vardır" düsturunu unutalı 2 ay oldu. Zaten bende kendimden ve bu yusyuvarlak dünyadan şüphelenmeye başlamıştım. Lan diyorum "bi ilişki nasıl bu kadar sorunsuz ve istediğim gibi" ilerler.
Meğer ben yerimde sayıyor oluşumun farkında olmadığım için ilerlediğini sanıyormuşum. ahh ulan bu bok kokulu kafam ahhh. Biri çıkıp beynimi siker gibi, kafatasıma bi şiş soksada kurtulsam. Ama yok. Daha yiyeceğim kazıklar, tadacağım boklar ve boş yere edeceğim yeminler olsa gerekki, işte bu yüzden bi türlü akıllanmıyorum..

Önceki gün ihtiyar'la görüştük yine. Böyle havadan sudan laflarken demez mi "seninle konuşmam gereken bir şey var."
Ses tonu böyle bi gizemli, öyle bi titrek ve "konuya nasıl girsem acaba" havasındaki, yanımızdan geçen biri bile bize kulak misafiri olup ihtiyar'ın ses tonunu duysa, sanırki pentagon'a uçakla dalış yapma planları yapıyoruz. Tabii o böyle bi ses tonuyla konuşmaya devam ederken beni de aldı bi merak, bi merak sormayın. Dedim kesin karısıyla barıştılar tekrar evlencekler, yada olmadı kendi yaşına başına bakıp, beni kendi çocuğu yaşında görmeye kalkıştığı için bye bye çekecek. Böyle böyle derken ben içimden bir sürü sorular sorup, kendi kendime hepsini tek tek cevapladım.
Sonra gittik böyle sakin bi yerde oturduk. Bi şeyler içerken bu yavaştan yavaştan konuya girmeye başladı. Bende işte böyle o arada "tamamdır işte bu sefer hayatımın aşkını buldum" kafasında yaşadığım için, kendi kendime romantik ayrılıklar düşünüyorum. Sanıyorumki bana "ben sana layık değilim, sen daha iyilerine layıksın" falan deyip götüme tekmeyi koycak.

Her neyse böyle laflamaya başlamıştık ve ihtiyar "aslında senin dışında 2 kişiyle daha ciddi anlamda görüşüyorum ve bu yüzden annemlerden ayrılıp onlardan biriyle ev tutabilirim. Tabii kesin değil ama böyle bi ihtimal var. Aslında seninle de aynı evi paylaşmayı düşünüyorum ama onlardan 1 tanesi çok ağır basıyor. Yani seninle de olabilir ama sen 3 üncü kişisin.." diye cümleye girip, anamın ammından çıkıverdi.
Durum böyle olunca ben, o "3üncü kişisin"den sonrasını pek duymak istemediğim için yüzüm asıldı, ellerim boşaldı, bakışlarım yoldan geçen arabalara takılıp gitti. İhtiyar ise bu sırada vır vır vır konuşmaya devam ediyordu.
Sonra ben kendi kendime bi parmak atıp, hafifçe kendime geldim ve asılan yüzümü topladım, boşalan ellerimi doldurdum, ama bakışlarım kaybolup gitmişlerdi. O yüzden böyle sessiz sessiz oturdum kaldım.

Ben böyle uslu uslu durunca, ihtiyar benden bi cevap bekler gibi bi an durup bana baktı, bende "e tamam ne yapıyım" dedim. Cümleye böyle girince o yine konuşmaya devam etti.

Onu güzel güzel dinledim sonra da "sen bilirsin, haklısın" falan deyip durdum. Sonra düşündümde, aslında adam gerçekten sapına kadar haklı. Ben ne diye 2 günde tanıştığım kişilere kocaman bi dünyayı veriyorumki. Ne diye salak salak romantik triplere giriyorumki. Ne diye ufak bi sıcaklık hissettiğim adamlarla tüm hayatımı geçirme hayallerine kapılıyorumki??

Valla o an kendimi öyle gerizekalı ama her şeyi bilen, öyle spastik ama yolda düzgün yürüyen, öyle otistik ama hiç bi hesabı kitabı yapamayan biri gibi gördümki anlatamam.
Sonra da "sen bilirsin"lere yenilerini ekleyip, biraz duygusal mala bağladım ve sonra kalkıp dışarı çıktık.

Dışardaki masalardan birine oturup, sigara içmek istediğini söyledi ve cebinden sigara pekedini çıkarıp bi tane aldıktan sonra, pakedi bana doğru uzattı. Bende o an içimden "amaaaan siktir et, madem senin olmak istemiyor, o zaman sen de siktir et gitsin" deyip duruyordum. Tabii bi yandan da "yok lan buldum adam gibi adamı başkasına kaptırmıyım. önce "he canım he, aynen öyle" deyip bakıyım ne olacak" diyordum.

Ama iç seslerim durmak bilir mi, hemen diğeri şöyle dedi "ulan salak ne diye bu kadar kafaya takıyorsun. madem seni az da olsa ciddiye alıyor ve 3üncü sırada olduğunu söyleyecek kadar samimi bi şekilde konuşuyor, sende şu aptal halini bi kenara bırak ve biraz samimi ol, biraz kendin ol ve oyunu kurallarına göre oyna. Madem ondan hoşlandın, ama o seni 3üncü sıraya koyacak kadar anca hoşlanıyor, ihtiyar'ı rahat bırak o 2 piçten birini seçsinde görsün ebesinin doğum gününü, sen de bu arada görüşmeye devam edersin ve diğer rakiplerini tanır, tanıdıkça da ihtiyar'ı onların elinden nasıl alacağının planlarını yaparsın" Bu son iç sesim bana çok mantıklı geldi.
Çünkü bugüne kadar, hayatımdan çıkıp gitmek isteyen herkese yol verdim gitti, hayatımdan çıkarmak istediğim herkesi hayatımdan bi anda çıkardım ve her şey bi anda bitti. Ama hiç kimseyi hayatımda tutma çabası içine girmedim. Hiç kimse için uğraşmadım ve tabii hiç kimse de benim için uğraşmadı. Belki de ihtiyar'a yol vermemeliyim. Onu hayatımda tutmalı, kendimi onun hayatının bi köşesine zorla da olsa monte edip gelişmeleri yakından takip ederken, olaylara göre cümleler kurup kendimi zorla sevdirttip 3üncü sıradan 1inci sıraya yerleşmeliyim. Hem şu rakipleri tanımıyorum bile. Nasıl olurda beni 3üncü kişi olarak belirliyor. Hele ben bu 2 piçi, bi tanıyım. Bakalım ben dururken onlar gerçekten 1 ve 2inci sırada olmayı hakediyorlar mı?



İç seslerim bana böyle bunun gibi onlarca akıl verirken bi anda kendime geldim ve uzattığı paketten bi sigara alıp yaktım ve gözlerinin içine bakarken aramızdaki yaş farkını siktir edip "piç'in tekisin" diye gülümseyip ilk fırtı çektim. Ben böyle söyleyince onun yüzünde aydınlanma gibi bir tebessüm belirdi ve "niye öyle dedin" diye sordu. Bende "yoksa değil misin" diye sordum ve sonra tutup elini bacaklarımın arasında uyumakta olan sikimin üstüne bıraktım. Çünkü ipne milletinin anladığı tek şey bu. Ver ağzına sus payını, ömür boyu sana gebe kalsın.


Eli sikimde biraz pantolonun üstünden oynadı ve sonra ben "artık yeter çek elini" dedim ve kalktım. O da, o anda kalktı ve beraber yürümeye başladık. Baktım etrafta kimse yok, kendimi tutamayıp bi anda önüne geçip dudaklarından öptüm ve sonra geri çekilip içimden "lan ben ne yapıyorum. az önce adamın ağzına sıçıyordum, şimdi ağzıma sıçması için fırsat veriyorum" böyle bunları düşündüm ve biraz duruldum. O ise "ya ne yapıyorsun bi gören olcak" falan dedi, bende "öfff kes be. gören olmaz, baktım etrafa. gören olsa ne olcak ammına koyim" dedim ve ben böyle diyince o da konuyu değiştirdi, sonra laflayarrak yürümeye devam ettik.

"Seninle sürekli görüşmek istiyorum. Hani bunları laf olsun diye söylemiyorum. Çünkü cidden doğru dürüst bi çocuksun. Tanıştıklarım arasında bu kadar yakınlık hissederek uzun süre görüştüğüm nadir insanlardan birisin ve belkide bu yüzden seninle hep görüşmek istiyorum. seninle tanışmadan önce o 2 kişiyle tanışmıştık ve uzun süredir arada bazen buluşup vakit geçiriyorduk. Onlarda aileleriyle yaşıyorlar ve ayrılmak istediklerini söylemişlerdi. Bense daha önce düşünmüyordum ama onlardan böyle bi teklif alınca 2sinden birini kabul edebileceğimi düşündüm ve biri şimdi daha ağır basıyor. ama inan bunların hepsi seninle tanışmadan önceydi. şimdi ise biriyle daha uzun zaman geçirince onu kendime daha yakın hissediyorum ve bu yüzden onunla aynı eve çıkmayı düşünüyorum. ama bu demek değilki seninle artık görüşmek istemiyorum. tam aksine eğer istersen seninle yine de görüşmek istiyorum. çünkü cidden çok hoş bi çocuksun ve senden çok ama çok hoşlandım" dedi.
Bende "ee tabii hoşlanırsın, gelmişsin 45 yaşında, bu yaşına rağmen senden hoşlanan benim gibi 20 lerinde birini bi daha nah bulursun. beni öpüp başına koyman lazım" dedim.
Evet evet bunları dedim. Ağzıma sıçıyım. Böyle bu tür cümleler nasıl oluyor da kontrolüm dışında ağzımdan çıkıp, karşımdakinin kulaklarına varıyor anlamıyorum. Bide güya o anda içimden kendi kendime "aman dur pot kırmıyım sakin olıyım" falan diyorum. Ama nerdeeee. İşte ben kendimi böyle pot kırmıyım diye tuta tuta, pot kırınca da potun allahını kırıveriyorum.

Neyse işte o böyle bunun gibi bir kaç tatlı söz daha söyledi. Hatta bi ara kendi kendine gaza gelip "senin gibi kültürlü biriyle her zaman görüşmek isterim" bile dedi, kültür lafını duyan ben, ağzımı tutabilir miyim "eee yeter amma!! eşşeğin amına suyu kaçırdın iyice" dedim de sustu. Lan kültür kelimesini kültür mantarı'yla öğrenen bi adamım ben, ihtiyar'ın dediğine bak. Sonra işte konuşma uzadı da gitti. İyice laçkalaşmadığı anlarda mantıklı sebepler, söyledi. Bi ara bu mantıklı konuşma esnasında "ya sen şu 2 kişiyi boşver gel benim eve yerleş" dedim,  ama o "diğerine çok ısındım, onunla çok ciddi düşünüyoruz" dedi.
O böyle diyince yine dondum ve durup gözlerinin içine bakarak, içimden "e ananın ammı, madem ona çok ısındın ne diye benimle flörtleşiyorsun. ne diye bana umut veriyorsun piç" dedim. O'da beni duymuş gibi söze girip "sen iyi bi çocuksun o yüzden seninle hep görüşmek stiyorum" dedi. Bi şey diyemedim. Susup döndüm içime. İyi bi çocuk olmak bi boka yaramıyor be adamım, iyi bi çocuk olunca seni sevmeden sikiyorlar ve bu insanın canını çok pis yakıyor..


Sonra bi ara kendime bi geldimki, laf lafı açarken, onun her söylediğini kabul etmeye razı olmuşken buldum kendimi. Hatta "tamam madem öyle senlen açık bi ilişki yaşayalım. herkes istediğiyle beraber olsun, ama sen sadece beni sev" diye bi cümle kurarken bile yakaladım kendimi. Bi an içimden "ne diyorum lan ben" dedimse de ağzım beni dinlemedi "o 2 kişiden biriyle bile olsa ev tutarsan, benimle görüşmeye devam edeceksin" diye de bi cümle ekledim. Ağzım böyle kendi kendine gelin güvey olmuş konuşurken, gözlerim onun yüzündeki "iğrenç sırıtışı, gözlerindeki bitiyorum sana ışığını ve ağzının kulaklarına varışını" izliyordu. Ama haksız da değildi hani. Çünkü tabiri caizse adeta bi kene gibi yapışmıştım adama ve o da sürekli görüşmek istediğini söylüyordu.


Sonra bi ara kendimi susturdum ve onun gelecek hayalleriyle benim gelecek hayallerim arasında gidip geldim. Ne kadar farklı şeyler düşünüyormuşuz meğer. Ben bir tebessüme fit olurken, o beni sikse bile yine, başkalarıyla yaşamanın hayallerini kuracak kadar rahat, ben küçük bi öpücüğe götümü siktirmeye razıyken, o götünü on kişiye siktirse bile rahatlayamayacak kadar geniş. Nerde yanlış yapıyorum diye düşünmeye hiç gerek yok. Çünkü allah beni böyle aptalşapşal bi şey olarak yaratmış.

Sonra o "geç oluyor, annem merak eder" diye söylenip otobüse bindi gitti. O "annem merak eder" diyince, bi anda yakasına yapışıp "ananı sikiyim" diyesim geldi de zor tuttum kendimi. Çünkü annesi 68 yaşında ve bence küfürü haketmiyor. Sadece annesi değil, anannesi de 88 yaşında olmasına rağmen hala yaşıyor. Üstelik hep beraber yaşıyorlar. Sanırım biraz daha zorlasam evde mumyalarla yaşıyorum diyecek. Neyse konu anneleri değil. Annelerine kurban olsun piç.
Ama sen dur hele dur, ben senin o annenlerden emdiğin sütü burnundan getirmezsem ne olayım.

21 Aralık 2011

İhtiyar Delikanlı ve paçoz ergen

Bi kaç haftadır benden yaş olarak, bayaa büyük biriyle görüşüyorum. Aslında sadece yaşça değil, enlem ve boylam olarak da benden bayaa büyük =)
"Görüşüyorum" derken, sanırım çıkıyoruz. Yani daha doğrusu buna benzer bir şey. Ama daha çok, geleceği belirsiz bir çıkmak bu. Çünkü onun da, hayatımdaki her güzel şey gibi, arkasını dönüp beni siklemeden çekip gidebilme ihtimali var ve bu ihtimali bile bile çıkıyoruz. Hem farkında olarak ve hemde hiç umursamayarrak.

Büyük derken, hiç göremediğim dedelerim yaşında değil, daha çok; her zaman yakın olmaya çalışan amcamların büyük'lüğünde. Tabii yaşına rağmen simsiyah saçlarının arasındaki aklardan, götündeki kılların tümünün ap'ak olduğunu anlamamak imkansız değil. Ama götteki kılların rengini pek önemseyen biri  değilim.
 

Yaşını net olarak söylemem gerekirse; benden bi 18 yaş kadar büyük ve aramızdaki yaş farkı kadar da bi oğlu var. Bide 3 yıl önce boşandığı, kendisinden bi-iki yaş küçük karısı.

Kendimi onun yanındayken, bazen onun efendisi gibi, sahibi gibi, bazen de onun "benim efendim, sahibimmiş gibi" hissediyorum. Tuhaf gelebilir ama, işte sanki; "biraz güce sahip olmak gibi bir his" bu, biraz da; "gücünü başkasının emrine vermek gibi". Zaten biliyorsunuz; kontrolsüz güç, güç değildir.

Yazarken tuhaf gelebilir aslında, yada yazarken değil de, işte siz okurken size tuhaf gelebilir ama; bazen onunlayken; ona çok yakın bi büyüğümmüş gibi davrandığımı farkediyorum. Hatta lafı evirip çevirmeden söylemem gerekirse; ona sanki babammış gibi davrandığımı hissetmiyor değilim.
Çünkü benden büyük olduğu için, içimden sürekli "ona karşı saygılı olmam gerekir" gibi bir hisle karışık; saygı, sevgi ve dudaklarından öptüğümde de şehvet karışımı bi hissin gezindiğini ve ben farketmeden beni ona karşı sınırladığını hissediyorum. Bu duyguyu fazlasıyla hissettiğim anlarda, kendi kendime "acaba ensest bir ilişkiye doğru mu yelken açtım" diye düşünmeden de edemiyorum.

Konuyu çok fazla dağıtmak ve bununla beraber de daldan dala atlamak istemiyorum. Bu yüzden de bu konuyu, daha sonra düşünmek ve düşündükçe yazmak için beynimin sikilmedik taraflarında, kuytu bi köşeye kaldırıyorum..

Tam olarak ne zaman tanıştık derseniz, işte sex yapmayı bıraktığım haftalarda tanıştık diyebilirim. Yani sex'i bıraktım ve o hayatıma girdi. Bunu düşündüğüm zamanlarda, sanki evrenle aramızda bir değiş tokuş yaptık gibi bir his beliriyor içimde ve bu yüzden, sex yapmayı bırakmakla çok iyi bi karar verdiğimi düşünmeye başladım.
Hem çocukluğundan itibaren tv ve benzeri yayınlarla yeni nesle sürekli dayatılan bi cinselliğini keşfediş isteği sonrasında; cinselliğini sınırsızca yaşamanın, özgürlük sayıldığı saçma sapan bi yüzyılda, cinselliğin çok da bi bok olmadığını düşünmeye ve aslında cinselliğin sınırsızlaştırılmasının, "belki" çok da doğru olmadığını düşünmeye başladım. Ama illa da cinsellik sınırsızlaştırılıcaksa bile, her şeyden önce cinsel eğitim şart. Çünkü "insanoğlu; bi şeyin bokunu çıkartmakta yetenekli olduğu kadar, başka hiç bi şeyde yetenekli değil"..

Bilmiyorum, aslında bu söylemlerim belki yanlış da olabilir, ama kim siker yanlışları. Hele benim gibi boğazına kadar yanlışlarla dolu güzel bi hayat yaşayan biri için.
Heleki benim gibi hayatında tek bir doğrusunun bile olmayan sıradan biri için.
Heleki benim gibi aptal şapşal gerizekâlı biri için..

Her neyse, ihtiyarla aramızda; tüm bunlara rağmen, karmaşık ve anlaşılmaz bi şey yok. Aksine olabildiğince sade ve güzel bir halimiz var. Çünkü bi mekâna girip bi şeyler zıkkımlanmaya başladığımızda, birbirimizi ilk defa yemek yerken görmüş gibi izlemiyoruz, sokağa çıktığımızda bizi ilk defa gören birinin "aaa iki ipne dolanıyor" nidalarını çıkartacak kadar sırıtmıyoruz. Bunların yerine, öylesine çok sıradan iki arkadaş gibi keyfimize göre takılıp, kimseyi çok fazla siklemeden eğleniyoruz..

Bazen herhangi bi sokağın ortasında elele tutuştuğumuz da oluyor. Hatta bazen değil, çok sık oluyor. Ama ya o, yada ben; farkettiğimiz ilk garip bakışta birbirimizin ellerini bırakıp, ceplerimizdeki "ne yapalım" ları avuçluyoruz. İşte ikilemlerimiz orda ortaya çıkıyor. Çünkü hem kimseyi siklemeden yaşamaya çalışıyoruz, hem de ilk garip bakışta rahatsız oluyoruz. Bu tuhaf bi durum. Hemde çok.

Aslında onun çok da hakkını yememeliyim. Çünkü bu tür bakışlara rağmen yine de çok rahat ve en az benim kadar kimseyi siklemeyen bi halde yaşıyor. Mesela geçen gün metrobüste, onunla yanyana oturmuş laflarken, onu taciz etmemek için sürekli içimden "uslu dur, uslu dur" deyip duruyordum ve bu arada bir şeyler konuşuyorduk. Benim çok uslu durduğumu farkedince tatlı bi kahkaha atıp, herkesin içinde aniden bi kucakladı ki, hem şaşırdım hem de mutlu oldum. Üstelik yol boyunca da kolu öylece omzumda ve arada bir beni kendine çekip kucaklayıp durdu.

Aslında garip bakışları çok da siklemiyorum. Ama işte o biraz daha olgun olunca, ister istemez daha sakin olmak zorunda hissediyorum kendimi. Çünkü bizi elele gören biri için; ya ben onun tokmakçısı gibi duruyorum, ya da o benim.
Hani aslında onun "benim tokmakçım" gibi görünmesi, benim açımdan sorun değil, sonuçta göt benim götüm. Onunla ne yapacağım kimseyi ilgilendirmez. Ama birinin, bizi elele görüp içinden; onun için "ohaa adama bak tokmakçısına bak" demesi ihtimali midemi bulandırıyor ve bu yüzden ister istemez bazen kendimi sınırlamak zorunda kalıyorum..


Önceki akşam işte tamda buna benzer bir durumla karşı karşıya kaldık. Buluşmaya karar vermiştik ve buluştuğumuzda, yanak yanağa öpüşürken dudaklardan da öpüştük ve o anda yanımızdan geçmekte olan bi grup kadın ve diğer yanımızdan geçen başka bi grup genç adam bizi o halde görünce, bi anda hepsinin ayakları şaşırdı ve omuzlarının üstündeki saman dolu kafaları bize dönük bi haldeyken, yanlarındaki arkadaşlarına çarpa çarpa yürümeye başladılar. İkimizde bu durumu farkettik, ama umursamadık ve ikinci öpüşmemizi de gerçekleştirip yolumuza devam ettik. Sonra tabii bi yerde oturup sohbet etmeye başlayınca, konu dönüp dolaşıp az önceki öpüşme mevzusuna geldi.
İhtiyar "ya milletin görmesi benim için sorun değil, sadece başkalarını rahatsız edecek bi durumdu bu ve kimse kimseyi rahatsız etmek zorunda değil. Evet normal bir şey bu, ama onlar alışkın olmadığı için, bizim öpüşmemiz onlara anormal gibi geliyor. Ama tabii bu hep böyle olacak değil en fazla 10-15 yıl sonra bu durum sıradanlaşacak ve kimse böyle bakmayacak" dedi.

Bende tabii o anda her zamanki gibi ağzımı tutamayıp "ee tabii sen o zamana kadar bastonla falan gezinmeye başlarsın, bende sana "dedeciğim" diye hitap etmeye başlarım" dedim. Bir iki tebessümden sonra, sanki ben bir şey dememişim gibi sohbete geri döndük. Ağzımı sikiyim, işte böyle patavatsızın tekiyim. Hiç düşünmeden konuşmakta üstüme tanımıyorum.


Neyse işte. Aslında ihtiyar'ın söylemlerine yer yer hak vermiyor değilim. Çünkü sapına kadar heterosexüel olduğunu iddia eden toplumumuz; daha aralarında kızı kadar yaş farkı olan, erkek ve kadın ilişkisine normal bakmayı beceremiyorken, aralarında oğlu kadar yaş farkı olan iki ipne'nin ilişkisine normal bakabilmeyi nasıl başaracak ki? İşte olaya bu yönden dönüp bakınca iki ucu boklu değnek elimde bitiveriyor.


Tüm bunlara rağmen, ihtiyar; yaşlı başlı halini siklemeden bi erkekle yanyana olmasına rağmen benden daha rahat. Ama bi farkla; o çevresine daha saygılı ve gün görmüş, geçirmiş biri olduğu için olsa gerek daha sakin. Ben ise; içimdeki "yıkıcı ve herkesi şaşırtmak lazım yaşlarında" olduğumdan olsa gerek daha protestocu gibi yaşıyorum, daha saldırgan davranıyorum ve daha reklam kokarcasına hareketler içinde buluyorum kendimi.

Ama buna rağmen o, benim bu hareketlerimi hiç yadırgamıyor, daha çok "siktir et. ben rahatım, sende rahat ol. ama çevrene karşı da saygılı ol" diyor. Ben ise onun bu uzun cümlelerinden sadece şunu anlıyorum "kendin ol, ama kimsenin seninle ilgilenmesini, gerektirecek hareketlerde de bulunma" diyor.

Aslında ihtiyar'ın bu söylemlerini düşününce bana da çok doğru geliyor.
Çünkü biz ipneler; götümüzü siktirdikten sonra veya 2 göt siktikten sonra amerika'yı keşfetmiş gibi bir hal içinde yaşamaya başlıyoruz. Etrafı rahatsız eden bir saldırganlıkla cinselliğimizi ön plana çıkarıyoruz. Bunu yaparken de, cinselliği siyasallaştırıyoruz.
Aslında, cinselliğin siyasallaştırılması konusunda adım atmanın doğru olduğunu düşünüyordum. Ama son günlerde "cinselliğin siyasallaştırılması durumu" bana çok yanlış gibi gelmeye başladı.
Çünkü cinselliğin siyasallaştırılması demek, kişinin sadece cinselliğiyle ön plana çıkması demek oluyorki, bu da yüzyılımızın içine düştüğü en büyük çelişkilerden biri gibi geliyor bana.

Şimdi bunu söyleyince, aslında bunun sadece eşcinselliğe ait bir durum değil, daha çok toplumsal bir durum olduğunu farkettim. Yani daha doğrusu cinselliğini yaşamaya başlayan herkes böyle davranmaya başlıyor.

Şimdi bunu farkedince içimden sokağa çıkıp ilk gördüğüm kişinin yakasına yapıştıktan sonra "ulan bi sakin ol, bi dur, bi nefes al, götün yeryüzüne dokunsun! ne bu hava cıva hareketler?" diye bağırıp çağırasım geldi.
Çünkü dünyada ilk defa götünü siktiren biz değiliz ve ilk defa sikişen de olmayacağız.
Bu sikişme mevsuzu teeee ademle havvadan bu yana var. Adem'le Havva, meyve yedi denildiğinde senin aklına sadece elma armut mu geliyor? dangalak, işte o aklına gelen armut kadar kafana taş düşsün. Bence Adem'le Havva aşna fişne yaptılar ve onlar birlikte olunca da birbirlerini sürekli bir halde arzu etmeye başladılar. Durum böyle olunca da allah da "siktirin gidin burdan terbiyesizler" dedi ve onları huzurundan kovdu. Çünkü tanrı götümüzü siktirerek veya göt sikerek tanrısallaşmamızı istemiyor. Çünkü insan ilişkiye girerken kendini "sahipmiş" gibi, "gücü her şeye yetenmiş gibi" hissediyor.. Ayy neyse dur, bu konuyu da yarıda kesiyim yoksa kafayı tırlatıcam.

Yani cinsellik hakkında böyle düşünen ben, adem ve havva olayının da böyle olduğunu düşünüyorum. Yanlışsa benim yanlışımdır kimse kalkıp da ık mık etmesin hiç uğraşamam.
ahahaha bak konu yine dağıldı ne diyordum; işte cinselliğimizi yaşamaya başlayınca bu kadar saldırganlaşmasak, aslında dünya daha güzel bir yer olabilir ve zaten kimse de kimseyi siklemez, diye düşünüyorum.


Ya şimdi böyle parça pinçik şeyler yazdım ama, özet olarak; sanırım mutluyum lan. Yada buna benzer bi ruh hali içindeyim. Bilin yani =)

18 Aralık 2011

Ne güzeldi, yazışırken beni bana bi bok sandırman..

Oturduğumuzda bana gülerek sorduğu ilk soru "neden bu kadar çok sikişiyorsun" sorusu oldu.
O an dondum kaldım. Acaba yanlış mı yaptım, acaba tanışmasa mıydık?? Ya da hiç bir şey olmamış gibi kalkıp gitsem, onu burda anasının ammından henüz az önce çıkmış gibi, ne olduğunu anlamasına bile fırsat vermeden, bırakıp gitsem daha iyi olmaz mı? Bence "evet, süper olur" ama bu bana yakışmaz çünkü adama ben kendim "müsaitsen bu hafta sonu bi kahve ısmarlıyım" demiştim. O da beni güya kırmamıştı ve kalkıp ter nerden istanbul'a kadar gelmişti.
Yaa işte böyle. Kahve içmeye gelirsin ve daha götün sandalyeyi kavramadan, böyle sikindirik bi soruyla karşı karşıya karşılaşırsın.

Tabii soru karşısında bi şey diyemedim. Gülümseyerrek bir şeyler gevelediğimi hatırlıyorum ve sonrasında sohbet boyunca da boğazımdan geçmesi için sürekli kendimi zorladığım kahvenin tadı aklımda kaldı.
Amcık sanane sikişmemden, sanane be. Göt ve sik benim değilmi, ister elletirim, ister siktiririm, ister gider bi kasaba doğratır akşama kendi götümü pişirir yerim. Sanane ammına koduğumun dangalağı sanane. Alla allaa sorduğu soruya bak "neden bu kadar çok sikişiyormuşum"
Lan benim allahım bile götümle ne yapacağımı bana bırakmışken, benim gibi götü boklu bir fani olan sen; hangi cüretle "neden bu kadar çok sikişiyorsun" diyebiliyorsunki? Götümün kenarı.
Sana bokum kadar değer verdim diye, alıp yüzüme gözüme sürecek değilim ya seni mal herif.

Aslında adama kızıyorum ama sorun onda değil bende. Çünkü dangalak, geri zekâlı, aptal şapşal bi herifin tekiyim. Adam yazdıklarımı beğeniyor diye beni de anlayacak hali yok ya. Sadece okurken güzel zaman harcıyor ve yazdıklarıma karşılık, o da kendi içinden geçenleri yazıp bana gönderiyordu. Bu kadar basit işte. Yani karşılıklı bi tatmindi, hepsi bu.
Bu sikindirik yazışmalara neden ulvi anlamlar yükleyip "kahve içelim mi?" diye söylenip olayı farklı yerlere çekmeye çalıştımki? 

Doğrusunu söylemek gerekirse sadece bu adam değil, gerçek anlamda hiç kimse birbirini anlamıyor ve aslında hiç bir zaman da anlaşılamayacağız. Buna cidden inanmaya başladım. O yüzden artık karşımdaki insanlar tarafından anlaşılma çabalarını boşverip, keyfime bakacağım. Hem niye insanların beni anlamasını bu kadar önemli buluyorumki??? Aman siktir et gitsin. Anlayıp ne yapcaklar.

Oysa ne güzel işte kaç aydır her yazıya ayrı ayrı methiyeler diziyordu, her yazıya ayrı upuzun bi yorum yazıp maille atıyordu. Bende onun, beni anladığını sanıp, benim onun için tuvalette sıçtığı boku kadar değerli olduğumu sanıyordum. Ama haksız da değildim hani.
Çünkü yeminlen söylüyorum, onun yazdıkları karşısında kendi yazdıklarımın ne kadar basit kaldığını görüyordum ve hatta bunu ona da söylemiştim "sen bana sürekli yazacağına bi blog açıp orda yazsana =Pp" evet evet bu sondaki yavşama belirtisi olan dil çıkarmayı da yapmıştım.

Yapmıştım ve işte aylardır bu şekilde yazışıyorduk. Sonra ne diye kalkıp "kahve zıkkımlanalım" dedim ki? Salak herifin tekiyim. Şu yaşıma geldim hala adam olamadım ya ona yanarım.
Götüme kazık yemekten, yerimde bi oturmaya fırsat bulamadım gitti gitti...

Bu arada bi daha blogdan biriyle tanışmak mı, töbe töbe töbe...

14 Aralık 2011

Ulusa bağırış çağrış

Biliyorsunuz, yazmak dünyanın en kolay işidir ve ben kolay şeyleri yapamayan biriyimdir. O yüzden size arada yazı diye, twitter'daki saçmalıklarımı sokuşturuyorum. İşte o saçmalıklarımdan bazıları. Bu arada sizde beğendiklerinizin rakamını en alta yorum olarak yazınki, bloga yeni gelenler; sanki bu blog çok okunuyormuş sansınlar =)

1- Sanki bı sevgilim olsa, Allah'a bile kafa tutarım gibime geliyor.

2-İnsanlar mutluymuş gibi görünmeyi çok iyi başarıyorlar, kıskanıyorum...

3-Mal oldugumu biliyorum ama yine de mal yerine konulmak zoruma gidiyor.

4-Beklediğin adam gelmiyorsa, bu; evrenin sana "daha çok beklersin" demesi anlamına gelir.

5-Beklemek bir ömür, sevmek ne kadar sürer bilmiyorum.

6-Sürekli birinin açığını yakalamak, birilerine laf sokmak için fırsat kollayanlar var. Ve onlar hep olacaklar. Allah belalarını ...

7-seni sevene değil, sikene aşık olursun.

8-Oldukça sıradan biri olmamıza rağmen, bize kendimizi özel hissetiren piçlerin ardından sürüklenip gidiyoruz.

9-Nihat Doğan'ın 75bin takipçisi var, benim ise 2bin. Oysa ben de onun kadar iyi saçmalıyorum. beni niye takip etmiyosunuz?!!!

10-Gidip yatağa atlıyım. Belki derin bi uykuya dalıp, sabaha kadar boğulmuş olurum.

11-Beni, öldürür gibi terkettin.. her taraf aşka bulandı.

12-"Yalnızca güzel şeyleri" sevdiğini öğrendiğimden bu yana "keşke bende güzel olsaydım" diye isyan ediyorum.

13-Kimse aşk falan istemiyor. Herkes çatır çatır sikişmek istiyor.

14-insan sevildiğini bilmek için ne hallere düşüyor. ama yine de, sevilip sevilmediğini öğrenemiyor. işte bu çok acı.

15-İstiyorumki; herkes benim olsun, ama ben kimsenin olmıyım.

16-Her hangi bi ilişkinin uzun sürmesi için; ya kendini siktirip sesini çıkarmıycaksın, yada karşındakini sikip sessiz olmasını söyliyceksin

17-Bazı insanlara "seni seviyorum" dediğinde inanmıyorlar. Çünkü onlar bile kendilerini sevmiyorken, senin onları sevdiğine niye inansınlarki?

18-Hayat güzel bir orospu, bizde çocuklarıyız.

19-Gelecekten beklediğim tek şey "sensin"

20-Aldatılmadım diyen, kendini aldatıyordur.

21-Aşk diye bir şey yok, ama var olabilme ihtimali bile insanın yüreğini ağzına getirecek kadar heyecanlandırıyor.

22-Götü kalkık birinin helak olmasını istiyorsan, muhabbetlerinde ona çaktırmadan iltifatlar yağdır. Kendi bokunda gebersin gitsin piç.

23-Bugüne kadar aşık olup "ulan senin için ölürüm" dediğim onlarca kişi oldu. Ama şimdi dönüp bakınca elimde kendi yarrağımdan başka bi sik yok

24-Beni sevsene. Bişiyy deniycem.

25-Sanırım bizi terkedenlerin karşısına "onları bizim kadar hiç bir zaman sevmeyecek" birinin çıkmayacağını umarak yanlış yapıyoruz.

26-insanlık yazıp bi boşluk bırakın. kocaman bi boşluk..

27-Madem herkes aşk arıyor, demekki gerçekten öyle bir şey yok.

28-Zeki adamları seviyorum. Konuştukları zaman çok seksi oluyorlar.

29-Gece yatağa girmeden önce düşlerimi fırçalamama rağmen, her sabah berbat bi rüyaya uyanıyorum.

30-Her şey bok güzel olacak.

31-Yazlarım sıcak ve ateşli, kışlarım soğuk ve yalnız geçiyor.

9 Aralık 2011

Popon bir kum torbasıysa, gelen gidenin çakıyor olmasına fazla alınma

Geçenlerde burda yazdığım ve hemen sonrasında Time dergisine kapak olan sex bağımlılığım hakkındaki yazıdan sonra, konuyla ilgili mail yağmuruna tutulunca, (hepi topu 2 taneydi) siz sevgililerimi bilgilendirmeye karar verdim. Zaten yazacak bi bok da bulamıyorken iyi bi fikir gibi duruyor. İyi bi fikir değilse de ne yapalım yani gidip boğaz köprüsünden mi atlayalım. Hem buralar biraz kalabalık görünsün. Baksana sevgili blogumda son zamanlarda iyice kuş uçmaz, kervan geçmez, kimse yiyişmez oldu" deyip konuya sazanlamasına atlıyorum:

Malum ülkemizde henüz sex bağımlılığı pek bilinen bir bok değil. Yada biliniyor ama, benim dışımda kimse sikişmediği için olsa gerekki hiç kimsenin bu konuda bi sorunu yok. 
Neyse işte olurda bi gün bu boka bulanırsanız, yani tavşanlar gibi sikiştiğiniz için kendinize sex bağımlısının teki olduğunuzu itiraf edip doktora giderseniz ve doktor beyfendilerle hanfendiler, size "aile geçmişiniz" ile ilgili bir kaç saçma sapan soru sorduktan sonra, sonuç olarak sizin yarrak hastası veya amcık bağımlısı veya göt delisinin teki olduğunuzu kesinleştirirlerse, en erken önümüzdeki yıla terapilere başlamanızı salık edip, siktiri basıyorlar.
"Neden önümüzdeki yıl?" dersen "çünkü eşşeğin zikinden dolayı" demeyeceğim, bunun yerine "çünkü dostum tüm doktorların randevu defterleri dolu ve bu doluluktan anlıyoruzki, Türkiye denilen bu bok çukurunda akıllı tek bir adam yok" diyeceğim. Tabii bu arada size sıra gelinceye kadar da, mecburen ülke nüfusunun geri kalanıyla da yiyişeceksiniz. Başka çıkar yolu yok. O yüzden sike sike bekleme listesine adını yazdırıp bol bol bekleyeceksin.
Ha paran varsa sağda solda sürüyle özel psikiyatr falan var. Ama  ne yazıkki bende para yok ve bu yüzden hala beklemedeyim..

Beklerken de, dedim bari "benim gibi cinselliğin bokunu çıkarmışların, etrafındaki insanlara bakışları hakkında bi iki siktiriboktan şey yazayım." Bunlar yüzdeyüz doğrudur demiyorum. Öyle bir iddiam olmadı, olmayacak. Çünkü canım sıkıldı diye yazıyorum. O yüzden okurken sadece okumak için oku, tartışmak için okuyacaksan kusura bakma sana ayıracak zamanım yok. O yüzden lütfen siktir ol git!
Çünkü sevgili canlarım tartışmakla asla bi yere varılmaz. Varan varsa da, bi zahmet getirin nasıl varılacağını bize de öğretsin. Bizde tartışıp gideceğimiz yere varalım..

Sex bağımlısıysanız, cinsel tercihinize göre etrafınızdaki insanları "bol taşşaklı yarrak" veya "etli amcık" veyahutta "götün teki" olarak yalnız görüyorsunuz. Diğer insani özelliklerini ise yatağa girdikten çok sonra farketmeye başlıyorsunuz.
Mesela yatağınızdakinin bir sanatçı olduğunu boşaldıktan anca bir kaç dakika sonra; yani kalbinizin az önce sikinizin kafasına gönderip geri topladığı kanı alıp, beyninize pompalamaya başladıktan saliseler sonra anca farkediyorsunuz veya aslında belediyede çalışan bir çöpçü veyahutta tinercinin biri olduğunu.
aaa bu arada yeri gelmişken itirafın gözüne çakıyım;  tinercileri sanatçılara tercih ederim. Çünkü adamlar akşama kadar tiner çektiklerinden dolayı herkesten daha çok ince ruhlular.

Hem zaten düşünsene, yiyiştiğin adamın sanatçı olmasının, yatakta sana ne yararı var ki? İnan tinerci diye, çöpçü diye dönüp bakma tenezzülünde bulunmadığımız adamlar, yatakta sanatçı kesiliyorlar. Sadece içinde bulundukları durumdan utanmadıkları için kıymetleri bilinmiyor o kadar. Ama bana "tinerci mi, çöpçü mü daha iyi bir sanatçıdır?" dersen. Kesinlikle tinerci derim. Bence onlarla sevişmek sanat yapmanın ta kendisidir. Çünkü ödün bokuna karışmışken biriyle öpüşmek, onunla bakışmak büyük cesaret ister. Ve biliyosun "eğer icra ettiğiniz sanat, sizi ve çevrenizdekileri derinden sarsma özelliğine sahip değilse, bu sanat değildir. Sadece iş olsun diye yapılmış her hangi bi boktur."
Ve ben söylemesi ayıptır, sırf iş olsun diye bi şey yapmaktansa, sırf iş olsun diye hiç bir şey yapmamayı tercih ederim. İşte buna da gerçek sanat ederim.
Hem tinercilerle yiyişmek demek kendi kaderine kafa tutmak, silahı kafana dayamak demektir. Çünkü onunla yalnız kaldığın ilk anda, neresinden çıkardığını bilmediğin 2 ucu sivri kelebeği çekip "giy o donu ve sökül paraları" diyebilme... Neyse konu bu değil, konu bunlardan nasıl kurtulunulur olacaktı.

İlk zamanlar "çok fazla sikişmiyor musun?" imasında bulunanlara "ayyy hayıııır, ben cinselliğimi yaşıyorum,  bağımlı falan değilim tağğaam mı?" diye tripli hava durumlarında dolanıp kendince karşındakinin ağzının payını verirsin.

Bide bunun sikişirken kendini "aşk yaşıyorum" havasında sanma olayı varki "offfff" ki ne offf. Oysa sende bilirsinki "aşk" yaşıyorum derken, yarraktan başka bi şey yemiyosundur. Zaten karşına çıkan herkesle "sikiştiğini" değil "aşk" yaşadığını söyleyip vicdanını rahatlatma yöntemini bilinçli olarak seçtiğinin de farkındasındır. Ama sonra işte bi gün yalnız kalıp, kendini "aşklarım nerde?" diye düşünürken yakaladığın anda işin bitmiş, vicdanın alt üst olmuştur.
Bu yüzden, eğer sperm kokulu bu meyhoş rüyadan uyanmak istemiyorsan, düşünmeyi kendinden çok uzak kimsesiz bi köşede, içindeki çocuğun ulaşamayacağı kadar yüksek bi yerde sakla..

Sex bağımlısı için, sex yapmak demek; yemek yemek gibi, su içmek gibi, nefes alıp vermek gibi alışılmış hayati bir ihtiyaç haline gelir. Nasılki nefes alamazsan yüzün morarır, artık öleceğini anladığın için ödün bokuna karışır. Nasılki bi kaç gün yemek yemezsen, bedeninin açlıktan öleceğini anladığın için bi gözün toprağa bakmaya başlar, işte sex bağımlısı da bi kaç gün sex yapmazsa aynen böyle olur.
Aslında sexi bu kadarda kötülememek lazım. Çünkü sonuç olarak evet sex tam olarak budur. Yani bir ihtiyaçtır. Ama sex bağımlılığı, her şeyin azının daha uygun olduğunu çoktan unutmuş olmandan kaynaklanan bir dengesizliktir ve unuttuğun için de, seksi; tadı damağında kalacak leziz bir yemek olmaktan çıkarıp, bol mayonezli en kalitesiz hamburger yerine koymaktır. Hamburger yedikten sonra ağzını yüzünü bi güzel temizle. Üstünü başını düzelt. Misafirlerin karşısına çıkacakmış gibi biraz tertipli, düzenli ol..

Sex bağımlısı olmuşsan, sevişmek artık sana zevk vermez. Çünkü artık "tak fişi, bitir işi" moduna girmişsindir. Bu moddan da yavaş yavaş uçlara kaymaya başlarsın. Burda bi ara iç sesinin çığlıkları yüzünden kendine gelir gibi olursun, ama iç sesini hiç bi zaman siklemediğin için, bu farkına vardığın anı da siklemezsin. Artık kendi cinselliğinin kölesi olmuşsundur. Cenaze evinin çanları senin için çalıyordur. Uyan da tek başına balığa siktir ol git..

Sex bağımlıları eskiden dönüp bakmayacağı herkese dönüp bakmaya, bu baktıklarının arkalarından karanlık sokaklara korkusuzca girmeye başlarlar. Çünkü sex bağımlıları, zenginden alıp, fakire vermeye, yada; nonoşdan alıp, kırolara vermeye başlarlar.
Mesela en popüler karanlık sokaklardan biri de Taksim parkıdır. polisin bile girmeye cesaret edemediği kuytuda, gecenin bi yarısı kim cesaret edip, dalında 2 yaprak yalnız kalmış ağacın altında 2 saat çişini yapmaya çalışırki?

Bu arada, eğer sex'de sınırları ortadan kaldıran gerçek bir ahlaksızsan, gerçek bir orospuçocuğuysan, gerçek bir anası kimin tarafından sikildiği bilinmeyen biriysen hoşlandığın yaş grubu değişebilir. Zaten bağımlılığın sırasında denizdeki dalgalar bile, senin hızlıca değişen yaş grubun karşısında daha sakindir. Tabiri caizse yaş grubunun ammına koymuşsundur. Hazır yaş grubu demişken;
Şimdi çocuklardan uzak dur ve dünyaya gelmek için teptiğin yolu gerisin geri emekleyerrek siktir ol git..

Bi yerden sonra "kim olsa yatarım abi" hava durumlarına girersin. Çünkü artık sadece sikini sokacak bi delik veya vucudundaki deliklerden birine girecek bi sik arayan götün teki olmuşsundur. Hala durman gerektiğini ve hatta ilk ışıkda sağa sapıp bedenini bi  kenara çekmen gerektiğini anlamıyorsan; dostum kusura bakma ama "hayatımın aşkı" dediğin o beş para etmez adamlar, senin o boklu götünü sikerken popona bir kum torbası gibi davranacaklar. Bu yüzden her terkedildiğinde ağlamayı kes, zırıldamayı kes. Hatta sesini kes. Çünkü zırıldayarrak ağlamaya hakkın yok. Ve biliyorsun, göz yaşı sadece ruhu güzel olan insanlara yakışıyor..

Bağımlılığın en kötü taraflarından biri de modern görünsünler diye "sex oyuncağı" denilen tatlımsı bir isimde anılan alet edavatlarla tanışmaktır. Aslında bu aletlere merakın sebebi bedenini keşfetme isteğiyle alakalı da olabilir. Sebebi her neyse artık bilmiyorum ve inan sikimde bile değil. Bu tatlımsı alet edavatla tanışmışsan ve yalnızsan artık zamanın çoğunu onlarla geçirirsin. Yokluklarında ise buzdolabındaki sebze meyvelerle oyunlar oynarsın. Eğer bu aşamaya gelmişsen işte sana önerim:
Şimdi elindeki salatalığı yavaşça yere bırak ve derhal bi kaç posta osbir çek.

Hazır konusu açılmışken, bide "sex bağımlılığından kurtulmaya çalışırken yaptığım şeyler"den bahsedeyim. Denedim bende yüzdeyüz işe yarıyor, umarım sende de işe yarar:

Eğer sex bağımlısıysan, bi süreliğine topluma karışmaktan uzak duracaksın ve hatta sokakta yürürken de insanların gözlerinin içine bakmayı kesip, önüne bakarak yürüyeceksin. Hem bak gör, bu işte kazançlı bile çıkacaksın. "Nasıl kazançlı çıkıcam?" diyorsan anlatıyım;
Geçenlerde yine böyle önüme bakarak yürürken, Mecidiyeköy metrobüs durağının az ilerisindeki durakta 50 tl gördüm ve ortalık iyice sakinleştikten sonra, kimseye çaktırmadan parayı aldığım gibi cebime atıp tüydüm ordan.
Sonra tabii vızıldayan vicdanım yüzünden, parayı götürüp selpak satan dilencilerden birinin eline sıkıştırdım ama demek istediğim şey, önüne bakarak yürürken dikkatli bak. Vicdanlı micdanlı biri değilsen çok kazançlı çıkacaksın.
Neyse konu fazla dağılmadan, neden önüne bakarak yürümen gerektiğini söyliyim:
Çünkü etrafta onca yakışıklı varken insan uslu duramıyor. Bu yüzden bi müddet "evden işe, işten eve, evden bara" olaylarını terketmen lazım. Bunun yerine şöyle yapıcaksın:
"Evden işe, işten eve, evden işe, işten eve, evden işe, işten eve..."
Görüyorsun değil mi, okurken bile çok can sikici.
Hayır, hayır hayır... Az önceki cümlenin içindeki "sikici"yi noktalı okumayacaktın. Çünkü gördüğün gibi değil, cümleyi gördüğün andan daha kısa bir sürede, beyninin sana yaptığı uyarıyı dikkate alıp, cümlenin gidişatına göre "sıkıcı" diye okuyacaktın. Seni denedim dostum ve sen, daha ilk denemede kaybettin. Bana göre sen, asla iflah olmayacaksın.
Ama tabii allahtan ümit kesme. Çünkü rivayete göre; şeytan'a bile "sana verilen süre dolduğunda cehennemin dibine gideceksin" denilmiş olmasına rağmen, o bile hala allah'tan ümidini kesmedi. O yüzden beni boşver, ümitlenmeye devam et..

Sex bağımlısı bi piç olduğunu farkettikten sonra ilk yapman gereken şeylerden biri de porno film izlemeyi bırakmaktır. O hafif dobişko göbekli, kirli sakallı iki bedenin birbirine girmesini bi müddet izlememen lazım. Onların birbirini sevmelerinden uzak durmalısın. Çünkü onlar para kazanmak için sikişiyorlar, senin gibi bir arayış içinde değiller. Onların karşısındakine attığı her posta, banka hesaplarına 100 dolar yattığı anlamına geliyor. Senin burda kazancın olmadığı için, hemen pornodan uzak durup, kendini; biraz kitap, biraz blog, biraz da porno dışında dünyanın en boş işlerine vereceksin. Eğer kurtulmak istiyorsan, pornodan sike sike uzak kalmak zorundasın.

Aaa bu arada, nette dolanırken tanımadığın ve belki hiç tanımayacağın hayvanlarla olan cinsel içerikli yazışmalardan da uzak durman lazım.
Bide biliyorum bunu dediğim için "yok artık ebenin ammı" diyeceksin ama ne yazıkki takıldığın ibne sitelerindeki hesaplarını da bi müddet kullanmanı yasaklıyorum :(((
Bu en zorudur biliyorum. Ama yapmak zorundasın.
Hayır hayır sakın silme. Sadece "o sitelere bi müddet girme" diyorum. Çünkü biliyorum; eğer hesabını silersen en fazla bir iki güne kadar dayanamayıp tekrar açacaksın ve bu sefer kudurmuş halde herkese "acil sevişecek birini arıyorum" diye mesaj atmaya başlıycaksın..
Dostum, dostum, güzel dostum. Ben bu yollardan onlarca defa geçtim. Hep "yapmam, etmem" dedim ama olmuyor. Orospunun tövbesi, yarrağı görene kadardır derler. Şimdi bi orospu olduğunu kabullen ve rahatla. Rahatladıysan, orospunun yaptığını yapmaktan birazcık geri kal. Yani yarrak görmeyi azaltman lazım. Yarrak gördüğün yerde de arkanı dönüp hiç bi şey görmemiş gibi ıslık çalmaya başlayıp havaya bakarak yürümeye devam et.
"Aaa saçmalama" dediğini duyar gibiyim. Biliyorum canım biliyorum, ordan bakınca iyice saçmalıyor gibiyim. Ve hatta yarrağın, amcığın, götün; dünyadaki en güzel şey, olduğunu da biliyorum. Ama sex bağımlılığından kurtulmak istiyorsan başka seçeneğin yok..
Çünkü en sonrasında; güzel günler göreceğiz, güneşli günler...

2 Aralık 2011

Her asker ipne doğar

   Merhaba sevgili yumoşlar. Hayatım gittikçe sikimde olmayacak şekilde iyice boka bulanırken, yazacak pek güzel şeyler yaşayamadığım için, bugün size sikici asker anilarimdan birini anlatacağım.

   Tabii ben o zaman da askerlik maskerlik falan gibi şeyleri sikime takmadığım için, askere gittiğimde de, daha usta birliğine gidişimin ilk aylarında falan adım yumoşa çıkmıştı bile. Hani çıkmaması için hiç bi bok yapmadığım gibi, çıkması içinde bi bok yapmıyordum. Ama işte insanın içinde azcık ipnelik olunca, bu durum diğer ipneler tarafından hemence anlaşılıyordu. Gerçi bende bu durumumu çok ciddiye almıyordum. Çünkü "en fazla pembe teskeremi alır Taksim sokaklarına geri dönerim" diye düşünüyordum. Böyle düşündüğüm içinde pek öyle "aman aman kendimi saklıyım ipne olduğum anlaşılmasın, aman beğendiğim askere uzun uzun bakmıyım ipne olduğumu bilmesin" gibi ezik durumlar içine girmiyordum. Neyse işte, askerdeki durumum böyleyken böyleydi ve bu yüzden de homofobik söylemlerle bana laf atıp, o küçük dünyalarında kendince eğlenmeye çalışanların ağzına anında sıçmaktan geri kalamıyordum...

    İşte böyle böyle derken, bi gece koğuşta ışıkları söndürmüş, uykuya dalma öncesinde her gece olduğu gibi o gece de üst devrelerimle birbirimize laf sokup duruyorduk. Sonra bu piçler baktılar bana laf sokamıyorlar, işi ipneliğime getirdiler. "olm sen ipnenin tekisin" demeye başladılar, bende hemen karşı taarruza geçip "evet ipneyim sizene" dedim ve onlar "olm götünü siktirmeye utanmıyo musun?" diye karşılık verincede, ben "yok utanmıyorum" diye karşılık verdim ve bu sefer onlar "nasıl utanmazsın lan, insan götünü siktirmeye utanmaz mı?" diye cevap veriyorlar, bense "valla utanmıyorum. isterseniz gelin götünüzü sikiyim, garanti veriyorum sizde utanmıycaksınız" falan diyorum. Tabii ben böyle anlatıyorum ama bunlar sadece o andan aklımda kalan sikindirik muhabbetler ve o anda her kafadan bi başka ses çıkıyor, bense kalaşnikof gibi ha bire car car car cevap veriyorum.

    Sonra hepsi tek tek böyle buna benzer üstüme gelme cümleleri sarfedip, ben rezilliğimi takmadan hepsinin ağzına sıçınca sustular. Ama altlı üstlü ranzada yattığımız üst devrelerimden bi tanesi susmadı. Ha bire vır vır vır kafamı şişiriyordu. "olm senin götünü sikerim lan, ammına koduğum ipnesi" dedi. Ben alt ranzadaydım, o da üst. O böyle koğuşun içinde dayılanarak "seni sikerim" deyince, bende "gel sik lan" dedim. Ama bu tabii böyle bi cevap beklemiyordu. Hatta bu yalnız değil tüm koğuş böyle bi cevap beklemiyordu. Ben öyle diyince hepsi göt olmuş gibi sustular, ama bu ha bire vır vır vır konuşup duruyor.

   Ben "gel sik lan" deyince, o "bak harbi sikerim lan seni" dedi. Bende "öfff uzatma lan, işte burdayım sikeceksen gel sik" dedim. Sonra koğuşta bi sessizlik oluştu ve ardından herkes ona gülmeye başladı. Bu mankafa da tabii kendine yediremedi ve "ahahahaha allahın ipnesine bak, gel sik diyor" diye kendi kendine kahkaha atıp gülmeye başladı. Bu çocuk sanırım nevşehir'limiydi neydi. Böyle kafası yarım ay kadar büyük, kulakları küçücük, kumral, balık etli hafif dombiş, böyle siyaha çalan koyu kahverengi tadında bi göz rengi vardı. Birliğin araç tamirhanesinde çalışırdı. Arabada ufak bi sorun çıktımı yanına koşardım. Sağolsun her işimi de yapardı. Ama böyle kendi devreleriyle bi araya geldimi buna bi haller olur, adeta kudururdu.

   Neyse işte, o "ahahahaha allahın ipnesine bak, gel sik diyor" deyince, ben "gel lan ne uzatıyosun amcık" dedim ve bu mankafa koğuştakilerin kahkahaları eşliğinde, bana zarar vermek için karanlıkta ranzadan indiği gibi üstüme atladı. Piç benden hafif kilolu olduğu için bi an ezilir gibi oldum ama kendimi toparlayıp hemen ona sarılıp boynunu öpüp "olum sakin ol" dedim ve sımsıkı sarılıp bi daha boynunu öptüm. Bu benden böyle bi tepki beklemeyince ne yapacağını şaşırdı. İlk önce kalkar gibi oldu ama koğuştakilerin kahkahaları dinmiyordu. Ben sımsıkı sarılıp "dur lan bişiy olmaz, nefes al" dedim ve o durup bi anda bana sarıldı. Tabii sarıldığı gibi de dudaklarımız birleşti ve koğuştakilerin karanlıkta götlerinden osura osura attıkları kahkahalar eşliğinde biz bir kaç saniye öpüştük. Ama nasıl öpüşüyoruz varya. Böyle dudaklarımız kanayacak derecede sertiz. Hele ellerimiz birbirimizi bir çimdikliyorki anlatamam. Hatta ertesi gün bi yerimde eziklik var mı diye aynada, orama burama bakınıp durmuştum.

   Neyse işte biz böyle karanlıktaki kahkahalar eşliğinde sevişirken, aradan 1 dakika falan anca geçmiştiki "hadi artık kalk, yoksa cidden anlayacaklar, o zamanda senin için kötü olur" dedim ve bu kalkıp üst ranzaya çıktı. Sonra tabii kahkahalar da sustu, millet yavaş yavaş uykunun kollarına kendini bıraktı ve bende o arada bilmem hangi rüyayı görmek için kendimden geçip gittim.
   Ama gecenin yarısında, sexi bi rüyanın tam ortasında bi ara dürtüldüğümü hissederek uyandım ve bi baktımki bu mankafa benim ranzaya oturmuş bana bakıyor. Battaniyeyi kaldırıp "gel" dedim ve o da hiç ikiletmeden uzanıp sarıldı bana. Koğuş o kadar sessizdiki açık olan pencerelerden sadece börtü böcek sesleri geliyordu. Böyle üzerimizde mavi askeri pijamalar eşliğinde, sessizce tek beden olmaya çalışırken aradan geçen bir kaç ateşli dakika sonrasında öpüşe koklaşa boşaldık ve o kalkıp ranzasına gitti.
   Olay sadece o anda bitmedi. Sonraki günlerde de birbirimize, her müsait olduğumuz anda parmak atıp durduk. Bide işte bazen o mesai sonrası tamirhanenin kapılarını kapayıp beni çağırırdı. Sonra biz içeri kapanıp ver allah ver, ver allah ver yapardık.

   Bide bizim bazen gece koğuş nöbetlerimiz olurdu. Benim nöbetlerimde ben onu kaldırırdım, onun nöbetlerinde ise o beni kaldırırdı ve uyku sersemi olmamıza rağmen banyoya kapanıp nöbetimizin bitmesine 5-10 dakika kalıncaya kadar sevişip dururduk. Hey gidi  mankafa heyy. Bana "amına koduğumun ipnesi" dediği anki o "bende ipneyim lan" adlı ses tonu hala kulaklarımdadır...

   Lan hazır blog iyice gey sex hikayeleri bloguna dönmüşken, bi günde size komutanımla olan sevişmelerimi anlatıyım mı?

29 Kasım 2011

Yalnızlık bir ömür boyu, belki bin ömür boyu.. Ben alıştım. Sizde alışın ammına koduklarım.

Ömrüm; çocukluğumda izlediğim süpermen gibi çizgi film kahramanlarından birinin hayatıma girip beni kurtaracağını düşündüğüm, ama sikim kadar bile tanımadığım adamları sevmekle geçerken, hayat boş durmuyor. Kime sorsam mutsuz, kime sorsam bi sorun var.
Oysa büyümek sorunlarla tanışmak, başının sürekli derde gimesi, yalnızlığın aslında insanı sikip bi kenara atması, hayallerin aslında sadece çocuklukta kalması gerektiğini bilmek demektir.

Kimse çocukken büyümenin böyle bir şey olduğunu söylemiyor. Sonra bi sabah kendimizi yapayalnız bulduğumuzda büyümüş olduğumuzu farkediyoruz...

Farkedince boş dururmuyuz, içimize bir çocuk yerleştirip onun ıngaaa ıngaaa larıyla ömrümüzü geçirip, her şımarıp sağa solu döktüğümüzde suçu içimizdeki çocuğa atıyoruz. Büyümenin sorumluluk sahibi olmak değil, suçu başkasına atmak demek olduğunu çaktırmadan öğrenmiş oluyoruz.

Kendimizi "kimse suçlu değil, kimse kötü değil. Bütün sorunların sebebi içimizdeki o haylaz çocuk" diye kandıra kandıra, götümüzdeki kıllar ağarıp, kulaklarımızdaki kıllar iyice siyahlaşıncaya kadar oyalıyoruz.
Ama öyle olmadığını da çok iyi biliyoruz..
Ahhh ne yapsak da kendimizi suçlu ilan etsek. Oysa bi tek sevdiklerimizi kaybetmemek için suçluluğumuzu kabul ederiz. Ama o da bi sike yaramaz. Giden kararını vermişse, sen onun taşşaklarını yalasan bile onun umrunda olmuyor. Hiç yüzüne bile bakmadan arkasını döndüğü gibi çekip gidiyor. Sen ise onun taşşaklarını yalarken damağında kalan ekşi tatla kalakalıyorsun. Bide düşlerinin arasına sıkışan bir kaç kıl..

24 Kasım 2011

Bu yıl rüzgar gibi geldi geçti. Bi bok anlamadım

Artık zaman; benim hayatı siktiriboktan hızda yaşamamdan bile daha hızlı geçiyor. Ne olduğunu bilmiyorum. Neler olduğunu hiç anlamıyorum. Bi bakıyorum sabah olmuş, bi bakıyorum akşam olmuş, bi bakıyorum her şey olmuş bitmiş, bende olup-biten şeylere alışmışım..
                                                     ---------------------------
Kalabalıkta mutluymuş gibi yaşamakta üstüme kimseyi tanımıyorum. Tanıyabileceğimi de sanmıyorum. Çevremdekiler beni; her şeyi boş veren, sikine takmayan ve ağızlarından çıkan en ufak espriye saatlerce gülen aptalın biri olarak tanıyorlar. Aslında "aptal" kısmı doğru. Aslında "saatlerce gülme" konusu da doğru. Lan aslında arkadaşlarım beni iyi tanıyorlar. Ama bi fark varki; o da yanlarındaykenki beni tanıyorlar. Yalnız kaldığım anda ortaya çıkan benden haberleri yok. Kimseyi kendimle tanıştıramıyorum. Çünkü beni incitebilecekleri fikri aklımdan çıkmıyor. Bende kahkahalarımın arkasına saklanıyorum. İnsanların yanında gülebilmek, mutluymuş gibi yapmak çok güzel lan...
                                                   -----------------------------
Suyun beni rahatlattığını söylemiştim ya, suyun gözyaşlarımı kendimden sakladığını da söylemiştimya, hah işte bu ara her yalnız kaldığım anda duşa giriyorum. Duş o kadar güzelki, su o kadar sıcak ve iç ısıtıcıki bazen yalnızlıktan üşüdüğümde bile soluğu, sıcak suyun altına alıyorum. Sanki yalnızlığıma bi tek sıcak su çözümmüş gibi yaşamaya alıştım. Ama olmuyor. Duştan çıkınca yine üşüyorum. Hemde çok..
                                                   ------------------------------
Bu yıl hayatıma birileri girip, artık hiç çıkmayacak diye ciddi ciddi bekliyordum. Çünkü yıl başına "hereos" izleyerek girmiştim. Güya o diziyi izleyerek girdiğim için de, bu yıl kahramanım gelecekti. Ama gelmedi. Yıl bitecek ve sanırım o gelecek gibi de değil. O umut dağıtarak, süslediğiniz çamlar götünüze girsin.

Oysa bu yıl bi çok kişiyle tanışmıştım. Bi çok yeni kişiyle. Ama hiç biri kahramanım olmadı, bende onların kahramanı olamadım. Öylesine sperm kokusu eşliğinde bir kaç anı yaşamak için uğramıştık birbirimize. Zaten işleri bitince çekip gittiler.
Anılar...
Onların da bi değeri yok. Çünkü yazdıktan sonra unutuyorum hepsini. Unutmak çok güzel lan...

23 Kasım 2011

İçimdeki ibrahim tatlıses'i öldürmeden 2 dakka önce yazdığım şeyler

Ecdadı sikik, takıntılı bi ipnenin tekiyim. Hayatıma giren insanlara adeta sımsıkı yapışıp kalıyorum. Sevmem önemli değil. Eğer bi yerlerde oturup bir bardak su içmişsek dahi, o ana koskoca anlamlar yükleyip, bize özel olduğunu ve bu anı benimle paylaştığı için adeta teşekkür edercesine arkadaşlığımı, en ezik hallerimle devam ettiren biriyim.

Sırf bu küçük şeyler yüzünden bile hayatıma giren insanları kolay kolay çıkarmam.
Aslında burda kullanmam gereken kelime "çıkarmam" değil "çıkaramam" olmalı. Çünkü bu tür durumlarda "çıkarmam" diyecek kadar büyüklenmeye gerek yok.

Hatta o kadar güçsüzümki; bazen tanıdığımı sandığım insanların beni siktir etmek için kullandıkları hiç bir şeyi anlamıyorum ve bana değer vermeyenlerin, hayatlarının bi köşesinde beş para etmeden öylece yaşamaya çalışıp duruyorum.
Ama bunu gerçekten anlamayan biriyim. Çünkü biri; beni çok açık bi şekilde hayatından siktir etmedikçe hiç bi yere gitmiyorum. Orda öylece, hayatının önemsiz bir köşesinde çakılı kalır, tekrar farkedilinceye kadar öyle dururum. Bazen bu farkedilmeler çok uzun sürer, hatta hiç farkedilmem ve bende durup dururken kendimi farkettiririm.

Ama sonra bi yerlerde çok büyük yanlış yaptığımı anladım. O içtiğimiz bi bardak suya, arabeskleşecek şekilde anlamlar yüklemenin gereksiz olduğunu farkettim. İnsanlara hayatıma girdiler diye teşekkür etmemin ve onlara, bu derece takıntılı bir bağlılık göstererek yaşamanın; sadece benim kadar büyük bi aptala özel bir durum olduğunu farkettim. Bunu farkedince "insanlar beni anlamıyor yaaaaaaa" diye biraz kendi kendime bozulmadım değil. Ama sonra hiç kimsenin beni anlamak zorunda olmadığı gerçeğiyle karşılaştım ve bi kaç günde bu sayede sersem halde yaşadım. Sonra baktım hiç kimsenin sikinde değilim ve hiç kimsenin sikinde de olmayacağım. Bende kararımı verdim. Madem kimsenin sikinde değilim, o zaman ben kimse'leri sikime takarak yaşayacaktım. Öyle yaşamaya başladıktan sonra hayat daha güzel oldu ve emin olun hayatım gittikçe daha da güzelleşiyor.

21 Kasım 2011

Allahım; sikim uzun, kalın ve damarlı olacağına, boyum 10cm daha uzun olsaydı negzel olurdu biliyosun değil mi?

Hayat dediğimiz başlangıcı ve sonu bilinmeyen şu kargaşada, kendimde en çok sevmediğim şeylerin başında ilk olarak sikindirik parlamalarım, hemen ardından da klozete bile rahat oturmak istediğimde ayak parmaklarım üzerinde dikilmek zorunda kaldığım şu kıpkısa boyum gelir. Yani hem kısa boylu, hem de bu yetmezmiş gibi; boyuma posuma bakmadan bi bok varmış gibi çarçabuk sinirlenebilen biriyim. Gerçi allah boy vermemiş ama, çevremin dediğine göre boy farkını dilime vermiş ve bende bu dili parladığım anlarda karşımdakine laf sokmak için çok iyi kullanıyormuşum.
ahahahaha =)) allah beni ne yapsamasın. Bi gün, biri beni şu ani parlamalarımdan birinde çok pis dövcek, ama dur konu bu değil. Konu kıpkısa boyluluğum.
Neyse en son, hayata suçu atıyordum. hah tamam. Gerçi hayatın bi suçu yok! Suç anamın suçu da, işte anam dediğim kadın "anamın ta kendisi" olduğundan dolayı ses çıkaramıyorum ve bunun yerine kolaylık olsun diye de ayaküstü hayat'a 3-5 çakıp, 2 posta atarak rahatlıyorum.

Suç neden anamın derseniz; anam olacak o tüm çocuklarına ilgisiz karı, bizi kendi başına doğurup kordonumuzu keser kesmez bi çaputun içine sardığı gibi, yorgan döşeğin arasına koyup, konu komşuya dedikoduya gidermiş. O gittiğinde ise evin en büyüğü anne olurmuş. Evin en büyüğünün anne olmaktan anladığı şey de; ağlayınca, bi çay bardağının tabağına azcık su doldurup, ardından 2-3 kıtlama şeker atıp iyice karıştırdıktan sonra çay kaşığıyla ağlayan bebeğin ağzına sürüp durmakmış. (evin en büyüğünün anne olması konusunu başka bi açık oturumda uzun uzun yazarım. Şimdi dur konu fazla dağılmasın diye kısa kesiyorum. Zaten şu sikindirik cümleleri bile biraraya toparlayana kadar ebem sikildi. çünkü gayriresmen gerizekalılığın nirvanasına ulaşmış biriyim.)
Dedikoduya gittiğindeyse; babamın uzun yıllar "laa dur iki elleyim" diye bisiklet kornası sıkar gibi yanımızda bile sıktığı, ama şu an ise eski şaşaalı dönemini çoktaaan geride bırakmış, o pörsümüş olan ve artık varla yok arasında bile gidip gelemeyen memelerindeki helalü hoş hakkımız olan anasütünü, en yakınındaki onun bunun çocuğuna verirmiş. İşte bende tam bu bölümde devreye girip kızıyorum. "Lan karı kafayı mı yedin? Bizim hakkımız olan o sütü, eve dönüp bana verseydin ve bende memelerini bi güzel emip sütümü içseydim, şimdi sik kadar boyumla etrafta varla yok arasında gezinmek yerine, kabak ağacı kadar boyumla hava atıp, dötümle de dağları devirseydim daha iyi olmaz mıydı?"
 Ama nerdeee?? Anam dedikoduyu bizden çok sevdiği için; daha iki eli kanındayken, o an yeni doğan artık hangimizsek kenara koyup gezmeye gidermiş. (Neyse ana'ma laf yok. Burayı kısa kesiyim, yoksa az sonra kendimi tutamayıp anama dümdüz gircem.)

Halk içinde benim gibi götten bacaklılar için her ne kadar "götü yere yakın olanda korkacan ağa" lafı meşhur olsada, kısa boylu olmanın bi çok kötü tarafı var.
Mesela uzun boylu biri yanıma geldiği zaman, hemen sohbeti kısa kesip uzaklaşasım geliyo, yada ayaktaysak bi yere oturasım. Oturacak yer yoksa ve muhabbet mecburan sürecekse, çaktırmadan balerinler gibi parmaklarım üzerinde durmaya çalışırımki, aradaki farkı en aza indirebileyim.

İkili ilişkilerimde durum böyleyken, halka açık alanlarda ise; gözüme kestirdiğim en kısa boylu adamın yanına gidip başında dikiliyorumki, çok da kısa boylu olduğum anlaşılmasın.
Mesela metroda, otopüzde veya metrobüste falan oturacak bi yer bulamadıysam, en kısa veya boyuma en yakın kişi kimse gidip onun yanında duruyorumki boyumun sik kadar olduğu, çok göte batmasın. Yol boyuncaysa; olurda adam bi sonraki durakta inmeye kakıkışırsa diye de etrafta başka kısa boylu var mı, yok mu diye bakınıp dururum.

Hele bar, disko gibi sürekli ayakta dikilmek zorunda olduğum yerlerde falan, nerde benden daha kısa adam var peşinde domalıp, (ay pardon elim sürçtü "dolanıp" diycektim) benden 10 cm daha uzun olanları tavlamaya çalışıyorum.
=) ahahaha bi gün yine barda böyle benden azcık kısa boylu bi adamın peşine takıldım, barın içinde domanıp duruyoruz, bu götten bacaklı 2 saattir peşinde dolandığımı farkedince arkasını dönüp "ya gerçekten çok hoşsun, ama kusura bakma ilgilendiğim biri var" dedi. Bende hiç bozuntuya vermeyip "ahh çok pardon, verdiğim rahatsızlık için çok özür dilerim" dedim ve arkamı dönüp hemen başka bi kısa boylu aramaya başladım. Sonrada başka bi kısa boyluya takılıp onun peşinde dolanarak geceyi noktaladım.


Ama uzun boylu birinin yanında kesinlikle ayakta durmak ve öylece dikilip çocuğu gibi görülmeyi sevmiyorum. Zaten yüzümde de ergenliğe yeni girmekte olan çocuklara has bi çirkinlik var, uzun boylu birinin yanında durunca iyice bebesi gibi kala kalıyorum. Şu içimdeki kısa boylu ezikliği atlamadım gitti gitti.


Bide biliyo musunuz, kısa boylu olmanın en kötü taraflarından biri de böyle senden uzun olan herkese başını kaldırıp bakmak zorundasın. Ayy nefret ediyorum bundan. Çünkü başımı kaldırıp baktığım herkesin burnun içinde boktan başka bir şey göremiyorum. Bazen çok yakın bi arkadaşım olursa "kalk da burnunu temizle laaa" diye söylüyorum ama yakın arkadaş sayım o kadar azki, bende bu yüzden milletin burnunun içine bakarken midemi tutarak yaşamaya çalışıyorum.

Hayır bi tek erkeklerde değil, kadınlardada durum aynı. Herkes inanılmaz pasaklı. Lan benki yarrağı ağzına aldığında midesi bulanmayan kişiyim, ama sümüklü yetişkin gördüm mü, yüzümü başka tarafa dönmekten kendimi alamıyorum. Ulan insan dışarı çıkarken aynada bakınıp çıkmaz mı? Hadi diyelim bakmadan çıktın, insan cebinde bi selpak falan neyim taşıyıp gün içinde arada burnuna götürüp sümkürme zahmetinde bulunmaz mı? Hadi onu da yapmıyosun, bari elini arada bir burnuna sokup o köfteleri çıkar heyven. Ama nerdeee. Yemin ederim, benki dünyanın en pasaklı insanıyım, yani bu sümüklü yetişkinleri gördüğüm an kendimi hemen temizler listesinde ilk sıraya oturtuyorum.


Bu gibi durumlar neysede, kısa boyluluk konusunda en çok takıldığım şeylerden biri de, eğer olurda ölmeyip yıllarca süründükten sonra iyice yaşlanıncaki halim oluyor. Anaaam düşünsene gelmişim 55 yaşına ve sik kadar bi dede var karşınızda. ahahahhaha kendimi bu boyla götündeki kıllar ağarmış halde düşününce gülmem geliyor. Lan kimse beni ciddiye de almaz. Aahahaha niye alsınlarki, ben bile kendimi bu boyla ciddiye almıyorum. Ama tabii yaşlanınca sözümün dinlenilmesini sağlamak için götümdeki ağarmış kılları açıp laf dinletme yoluna da gitmeyi düşünmüyor değilim. 

Bu fazlasıyla bilgilendirici konuyu niye yazdım derseniz, şey için yazdım:
Ulan bende kısa boyluluktan dolayı içime işlemiş bi aşağılık kompleksi var. Eğer sizin bildiğin boy uzatma hapı falan neyim varsa, veya boy uzatan yöntemler (ama sonucu kesin olan şeylerden) eğer böyle şeylerden haberiniz varsa beni bilgilendirin. Ama bak haberiniz var ve bana söylemiyorsanız öbür dünyada iki elim götünüzde olacak demedi demeyin.

15 Kasım 2011

Arkadaşınla yatmak sorun değil. Asıl sorun arkadaşının arkadaşıyla yatmak

sanki çok önemliymiş gibi "illa bu yazıyı okuycam" diyorsan, bu yazı şurdan başlayıp geldi: ŞURDAN TIKLA

Ben kumralı öpüp geri kaçarken o da elimi tuttu. Sonra o elimi tuttuğunda bi hoş oldum, bende elini kavradım ve sonra biz böyle yılların aşkıymışız gibi el ele tutuştuk ve bende artık aptal numarasını kenara bırakıp kendim olayım dedim. Sonra kendim olmaya karar verince bunla iyice öpüşmeye başladık ve o da bende bayaa bi eğlenmeye başladık. Ama bu bi ara köşede oturan arkadaşlarından birinin yanına gidince (sanırım o arkadaşı çağırdı) böyle sikim kadar boyu vardı, kara kuru kargalar gibiydi. Zaten etrafa bakındım, barda ondan daha çirkini de yoktu. Hani yeminlen söylüyorum, ben bile ondan yakışıklıydım. Adam o derece çirkin ve böyle itici bi havası vardı.

Neyse kumral onun yanına gidip gelince bi anda soğudu ve sonra da gidip onun yanında oturdu kaldı. Böyle bende mal gibi ortada kalınca, olayın başında bana kaş göz yapan arkadaşına yaklaşıp "teşekkür ederim" dedim ve kumral gelir diye de öyle orda durup, bostan korkuluğu gibi müzik eşliğinde biraz daha sallanmaya devam ettim ama kumral gelmedi ve sonra bu karga onun elinden tutup başka bi köşede bu ikisi yalnız oynamaya başladılar. Kumral ve karga öyle diğer kenarda oynamaya başladıklarında, kumral'ın bana kaş göz işareti yapan arkadaşları kulağıma yaklaşıp ne olduğunu sordular, bende "bilmem, konuştular ve şu an ordalar. bir şey yok her halde" dedim. Ama bi yandan da olayı anlamaya çalışıyordum. Çünkü resmen mal gibi kala kalmıştım öyle.

Sonra dedim "her halde bu yanına gitmemi istiyor" falan diye düşünüp, yanına gittim ve böyle kendi kendime havalara girmeye çalışıyorum. Ama yok ııh, ben oynaşırken bu karga gelip aramıza giriyor ve onu başka yöne çeviriyor. Sonra aradan böyle çekişmeli bi kaç dakika geçince, kumral bana dönüp "ya kusura bakma ben sadece buraya eğlenmeye geldim" dedi. Bende içimden "ananın ammına geldin. eğlenmek için daha berbat müzik olan bi yer yok muydu, orospunun evladı" derken, ağzımlada "anlıyorum, okey. o zaman sana iyi eğlenceler" dedim ve yanlarından ayrıldım.

Ama o yanındaki sikim kadar boyu olan kargaya nasıl bozuldum varya. Yemin ederim bi an onunla göz göze gelmek için o kadar fırsat kolladım, piç bana dönüp bakmadı bile. Sinirimden kendi kendimi sikecek gibiydim resmen. Zaten bana dönüp baksa öyle bi bakış atakcaktımki, bakışım şimşekden pek farksız olmayacaktı. O kadar kızdımki o anda elimde dinamit olsa götüne sokup patlatacaktım. O derece kızgındım.

Sonra baktım kızarak olmuyor, bardan çıkıp başka bi mekâna geçtim. Burda bizim piçoskiyle karşılaştık, o da çıkıyordu. Öpüştük falan derken ben içeri geçip içeceğimi falan aldım, sigarayı yakıp tüttüre tüttüre duvarlara sürünerek oyalanmaya başladım ve piçoskinin seviştiği adamla karşılaşıverdik. Selam sabah derken hoop bi baktım bu bana yılışıyor. Böyle biraz soğuk davranarak sanki anlamıyormuş gibi yaptım ve hafif hafif uzak kaçtım. Sonra bu yine geldi, bu sefer iyice götümü mötümü ellemeye başlayınca biraz daha uzak kaçtım ve o anda kumral'da bara geliverdi, ama yanında karga yoktu. Sonra biz kumral'la bir iki defa daha böyle bakıştık ve içimden "sikerim böyle aşkın ızdırabını, ben oynamıyorum" deyip siktir ettim kumral'ı ve kendi keyfime bakmaya başladım.

Hayır yani aptalın teki olduğum için aptal numarasına yattım seni tavladım, ama yani sende gelmişsin 31 yaşına ve hala karganın bokuyla hayatına yön veriyorsan sikerim senide, güzelliğinide. Amcık zaten başkasının kafasıyla yaşıyorsan benden daha aptalsındır. Ben yanlışlarımın bile sadece bana ait olmasına dikkat eden biriyim. Doğrularımın ammına koyim. Doğru zaten doğrudur bunun eleştirilecek yanı yoktur. Ama yanlışlar daha önemlidir. Eğer o yanlışı ben yapamıyorsam başkasının yanlışıyla hayatıma yön veriyorsam affedersin müdürüm götünden şırıngayla kan alırlarda söylenmeye hakkın olmaz. Durum budur yani.

Sonra baktım Kumral arada dönüp dönüp bakıyor falan, bende çıkıp başka bi köşeye gittim. Böyle orda kendi kendime oyalanırken baktım piçoski çıktı geldi. "Hayırdır lan, ne oldu? sen az önce eve gidiyorum deyip çıkmadın mı?" diye sorunca o da "sıkıldım döndüm" dedi. Sonra piçoskinin seviştiği adam ve ben böyle biz üçümüz oyalanmaya başladık. Bi ara slow müzik çalmaya başlayınca çıkalım dedik ve çıktık.

Piçoski ve seviştiği adam (ayyy seviştiği adam'a da bi isim bulayım da uzun uzun yazıp durmıyım. adı "kısır" olsun. Ne alaka bilmiyorum ama işte adı bu olsun ya)  Piçoski ve kısır koklaşa koklaşa istiklalde dolanırken, piçoski bi ara "ben eve gidiyorum" deyince, bende atlayıp "bende eve gidiyorum" dedim ve piçoski o sırada "ben şurdan bi arabaya atlıycam" deyip bizden ayrıldı. Bizde kısırla meydana geldik ve ben "hadi kendine iyi bak" falan derken bi baktım bu beni sıkıştırdı "ya siktir et evi, gel bende uyursun" falan filan dedi. Bi yandan aslında gerçekten eve gitmek istemiyordum, bi yandan da işte canım sıkılıyor. Ama ona da gitmek istemiyorum. Zaten "gel bizde uyu" cümlesinin neresine el atsan çocuk doğuyor, çünkü her tarafından yalan olduğu, aynı yatakta uyumak istendiği belli. Hatta beni boş ver, Kısır bile yalan söylediğinin farkında. Böyle baya bi ısrardan sonra tamam dedim ve yürümeye başladık.

Kısır cihangirde oturuyordu, cihangire doğru attığımız her adım sanki böyle bedenimin üzerinden çivi topuklu ayakkabılarla yürüyormuş gibi bir hissle atıyordum. Ayy ne kadar zormuş insan bi arkadaşının seviştiği kişiyle sevişme ihtimaline girmesi. Gerçi piçoski "kısırla aramızda bir şey yok, sadece işte arada görüşüyoruz, sevişiyoruz. Zaten bizim onunla aramızda aşk falan hiç bi zaman olamaz" demişti ama ben yinede sanki böyle cinayet işleyecekmişim gibi bir hisle doluydum. Bide ömrümde ilk defa böyle bi olay başıma geliyor. Hani daha önce hiç bi arkadaşımın yılıştığına bile, dönüp "yatmak ihtimali olabilir mi, olamaz mı?" diye bile hiç bakmadım. Aklıma hiç bi zaman böyle bir şey gelmedi. Sanırım ilk defa böyle bi boku yeme olayından dolayı böyle titreye tireye yolu geldik.

Ama ben nasıl tırsıyorum varya. Sanki piçoski arkamızdan gelecek ve yüzüme tükürüp "tüüüü şerefsiz piç, sizi 2 dakka yalnız bıraktım hemen tav olmuşsunuz" diye saydırmaya başlayacak ve ben o arada yerin tee 77 kat dibine girip girip çıkacaktım. Zaten yol boyunca da 10 defa arkama dönüp, baktımda baktım. Kısır huzursuzluğumu farkedince, o da piçoski ile aralarındaki şeyi; piçoski'nin anlattığı şekilde anlattı ve rahat ol dedi. Ama bende rahatlık yok, aksine bi huzursuzluk bi kızgınlık var ama yinede onunla yürüyorum. Sonra eve gelince, çişimizi yaptık ve o hemen soyunup yatağa gitti. Bense salondaki kanepeyi gözüme kestirp bağıra çağıra "bana battaniye ver, ben burda yatcam" dedim. Ama o "saçmalama yaaee" falan diye diretince kalktım gittim yatağa.

Üstümü çıkarıp kapıya astım ve altımda pantolonum yatağın ucuna uzanıverdim. O beni böyle pantolonla falan görünce "çıkar şunu rahat ol" dedi ve bende "altımda bir şey yok" dedim. Çünkü iç çamaşırı giyinmeyi sevmiyorum. O yüzden sadece pantolonla dolaşırım. Sonra o şaka yaptığımı sanmış olacakki ısrar etti ve bende kalkıp çıkardım. Bunun üstüne "ohaa, cidden hiç giyinmiyor musun?" dedi. "Evet" dedim ve yorganı üstüme çektim. Sonra oda şortunu falan sıyırdı ve hoppadana bana yapışıverdi. O böyle götümü mötümü mıncıklarken boynumu yalamaya başladı. Ama kısır'ın tipi aklıma geldikçe ben biraz tepkisiz kalmaya çalışıyorum derken 5 dakka sonra sikim bi kalktı ve ben dönüp ellerimle onun tenine dokununca, kendi kendime "oha" demek zorunda kaldım.

O kadar güzel bi teni vardıki, insan dokundukça dokunmak istiyordu. Olay böyle kopup ilerledikçe şeye kadar geldik. O sürekli sikini tüküreükleyip götüme sokmaya çalışırken ben "üfff yeter, ben daha önce hiç yapmadım. O yüzden rahat dur" dedim. İç çamarı giyinmediğime inanmayan adam, buna inanır mı? peeeeh hala ısrarda. "Yaw dur cidden hiç yapmadım. Hani her şeyde rahatımda,  iş giriş çıkışa gelince orda kırmızı ışığı yakıyorum" dedim ve o bunun üstüne durup altıma geçip "o zaman sen sik beni" dedi. Ama ben hafiften prezerlatifi takıp, içine girer gibi olunca bu bi bağırdıki korkudan hemen geri çekildim. "Ya seninki çok büyük hayvan mısın nesin, olmaz öyle" dedi.

O böyle diyince teninin güzelliğini falan siktir edip, tipine odaklanarak kendime gelip, hemen tekrar sevişmeye koyuldum ve bi yandan da piçoski aklımda kızarak bunu dişleye dişleye boşaldım. Boşaldıktan sonra iyice utandım. Yorganı başıma çekip "ne bok yedim ben, piçoski duyarsa ne yapcam" derken. Aklımda piçoski ve onunla bundan sonra nasıl görüşürüm ki sorular vardı. Sonra bu sorular bi yarım saat sonra kendini kısırla tekrar sevişmeye bıraktı. Biz yine seviştik falan derken bu sefer o boşaldı ve ben yine yorganı başıma çekip piçoskiye ne diyeceğimi nasıl onunla arkadaşlığımızı devam ettireceğimizi falan düşündüm.

Abi bu durum bana çok büyük şerefsizlik gibi geliyor. Çünkü arkadaşsınız ve sanki ne biliyim ya öfffff. İşte kafam karmakarışıktı. Sonra öyle böyle derken uyuya kaldık ve ben rüyamda seda sayanla bizim evimize torba torba patates ve koyun yünü taşıdığımızı gördüm. Güya patatesleri ve yünleri eve bırakıp onu kanal d'de çıkacağı programa yetiştirecektik ve hatta rüya bu ya, seda sayan benim teyzemmiş. Yün torbalarını bıraktık ve seda sayan servis arabasına bindi gitti, işte tam o anda ben uyandım.

Daha doğrusu kısır hayvanı "kuzenlerim geliyor" diyerek beni uyandırdı. Oysa gece uyumadan önce kaçta uyanacağını sorduğumda "gün boyu boşum, uyansam bile evdeyim rahat ol" demişti. Amcık, şimdi ise resmen işi bitti "siktir git" ayağı yapıyordu. "Sen kim oluyorsunki beni evinden siktir ediyorsun" falan diyemedim tabii. Kendimi inanılmaz ezik ve beş para etmez değersiz biri görerek giyindim ve elimi yüzümü yıkayıp "görüşürüz" diyerek çıktım.

İşte bu tür olayların bu yanını sevmiyorum. Böyle gece sana methiyeler dizen adam, sabah seni sepetlemek için nerdeyse anasının ammından bahaneler uyduruyor. Hayır yani bu tür olaylarda söylenilen bahanelerde hiç bi sikim inandırıcı değil, onun yerine açık açık "ya tamam işte seviştik, hadi siktir ol git" denilse inanın bu kadar can acıtmaz. Sırf bu sevişme sonrasındaki, eften püften siktir bahaneleri yüzünden, biriyle yiyişeceksem ya otele giderim, yada hiç bi yere gitmem. Sikmişim ecdadını. Sokak ortasında yiyişirim, ama kendime siktir çektirmem. Gerçi uzun zamandır, buna dikkat ediyordum ve çoktandır kimsenin evine gitmemiştim, ama işte bu akşam piçoski aklımda olunca böyle bu siktir edilme şeysi hiç aklıma gelmemişti.

Neyse sonra ben çıktım böyle istiklal'e geldim dolandım falan derken, demirören'e girip arby's ten bişiler atıştırarak karnımı doyurdum ve sonra da virgin'e girip sinema köşesindeki koltuklardan birine oturdum. Ama aklımda piçoski vardı ve sürekli böyle tık tık tık tık tık böyle sanki beynimin içinde çınlayıp duruyordu. En son dayanamadım ve telefonu çıkarıp onu aradım. "Selam piçoski nasılsın" falan filan derken ben baklayı ağzımdan çıkardım. "Ya eğer kızmayacaksan sana bir şey söyliycem" dedim ve o hemen "yattınız biliyorum" dedi. Bende "ya evet. ama ne olur kusura bakma falan" diye en ezik moda geçmiştimki, o "ya üfff saçmalama, bizim kısırla aramızda bir şey yok. sende rahat ol. ben zaten sizden ayrıldığımda öyle olcağını tahmin etmiştim. kısır bana "sende gel üçümüz yatarız" dedi ama benim işim vardı" dedi.

Piçoski bunları söylerken, ben bi anda bi rahatladım, bi rahatladımki anlatamam. Sanki dersin tüm dünyayı sırtımda taşıyordum da, şimdi biri onu alıp kenara bırakmıştı. Böyle rahatlayınca da biz böyle normal sohbetimizi ettik ve kapattık. Sonra ben "madem sinema köşesindeyim, zaten içerisi de sıcak dışarı çıkmıyım" diye düşünüp koltuğa oturdum ve ekranda yeni başlayan poseidon filmini izlemeye başladım. O arada yaşlı bi amca geldi yanıma, o da biraz filmi izledi kalktı gitti, sonra 2 genç çocuk geldi, hoparlörleri sayıp (toplamda 12 tane hoparlör) "ulan bunda negüzel porno film izlenir" muhabbeti yaptılar ve sonra onlarda kalkıp gittiler.

Filmde güzeldi valla. "Ohh keşke mısır falanda alsaydım" falan diye içimden geçiriyordumki bi kadın gelip yanıma oturdu. Elinde bi poşet cd ve kitap falan. Böyle nasıl olduysa biz muhabbet etmeye başladık. Konu dönüp dolaşıp dünya klasiklerine gitti, sonra ordan çıkıp hip hop ve apaçi müziği üzerine biraz konuştuk, en sonda da nasıl olduysa sezen aksu'yu tartışmaya başlamıştıkki ben "ya  öff sezen aksu da artık ölsün, ya da albüm falan yapmasın" demiştimki kadının gözleri yerinden fırladı. Burnundan solurcasına toparlandı gitti.

Sonra ben filmin sonuna kadar oturdum, film bitince çıktım gittim kitap reyonuna. Kitaplardan birini alıp 110 sayfa kadarını okudum. O arada virgin'in ibnemsi gibi olan, ama kendini saklamak istediği her halinden belli elemanlarından birine "bunlarda indirim yok mu?" dedim o da "maalesef" dedi gülümseyerek.

Adamın gay olduğu her halinden belliydi. Çünkü "maalesef" derken gözlerimin içine bi bakışı vardıki, içimi okudu sandım. Pöfff ledim ve "sağol" dedim. Sonra kitaba gömülüp biraz daha okudum ve o arada o eleman gelip "şuraya geç otur istersen orada oku, rahat ol" dedi. Bende; en nazik, en masum halimi takınıp hafifçe gülümserken "teşekkür ederim" deyip oturdum. Sonra baktım tipine, aslında evet hoş esmer bi çocuk. Güzel bi tipi de var ama ıııh, bugünlük bu kadar piçlik yeter, kitabı bırak ve çık" dedim kendi kendime ve hemen çıktım.

Hiç oyalanmadan eve geldim. Şu an gözlerimden uyku akıyor. Özet olarak arkadaşının seviştiği kişiyle sevişmek kadar iğrenç bi duygu yok. Bunu bi daha yapmıycam. Ayrıca 2 haftadır yiyişmemiştim ve şimdi yiyişince de hiç bi bok anlamadım. Sanırım sevişmek tadını kaybetti. Gerçi kumral'la sevişseydik böyle olmazdı. ama o da istanbul'da oturmuyor teee ebesinin ammında oturuyor ve ayda yılda bi istanbul'a geliyormuş. Gerçi siktir et onu da artık takmam bile. Neyse ben uyumaya gidiyorum byes.

14 Kasım 2011

Hayat ne garip, vapurlar falan girip çıkıyor her yere

Geçen aylarda tanıştığım bir arkadaşla böyle fırsat buldukça falan bazen akşamları buluşup sağa sola takılıyoruz, bide facebook da online görünce birbirimizin kafasını sikiyoruz. Çocukla ilk tanışmamızda ipne barlarından birinde olmuştu. İkimizde birbirimize utangaç bakışlar atıyor, birbirimizi ayarlasakda mı siksek, ayarlamadan mı siksek ikilemleri arasında, barda köşe bucak gezinip birbirimize kaş göz yapıp duruyorduk. Sonra ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum biz o gece bi şekilde tanıştık ve hatta az sonrasında da barın ortasında falan böyle baya yiyişmiştik ama sonra arkadaş olduk çıktık.

Hani şimdi de birbirimizi dudaktan öpüyoruz, ama bu cinsel çekimden uzak sadece öpüşmüş olmak için dudağa kondurulan biraz masumane, biraz piçliğine öpücüklerden ibaret. İşte neyse biz öyle arkadaş falan filan olduk derken harbiden zamanla çocuğa da ısınmaya başladım. Hani yaşı da daha küçük olmasına rağmen hiç de öyle sidikli çocuklar gibi etrafta dolanan tiplerden değil. Baya ne yaptığından ne ettiğinden haberi olan biri. Gerçi daha 21 yaşında kafası sürekli sikişmeye çalışıyor ama olsun, özünde iyi bir çocuk ve zaten onun da benim gibi kendisinden başkasına zararı olabilecek birine benzemiyor. Sanırım en çok da bu yüzden arkadaşlığımız devam etmekte.


Neyse işte ben bu bayram muhabbetlerinden dolayı, bi kaç gündür evde göt büyütmekle meşgulken aradı ve "bu akşam buluşalım mı?" dedi. Bende zaten dünden razı olduğum için hemen atlayıp "evet evet buluşalım" dedim ve akşama sözleşip kapadık telefonu. Sonra ben akşama kadar nette oyalanıp akşamda Taksim'in yolunu tuttum ve ipini koparan başıboş kalabalığın içinde bir aşağı bir yukarı gidip gelirken buluştuk ve Nevizade'de bi yere oturup sağdan soldan laflamaya başladık.

Bu laflamalarımızda böyle hani birbirimizi daha iyi tanıyalım gibilerinden olunca, konu dönüp dolaşıp böyle uğruna ölüp bittiğimiz adamlara geldi. Zaten ben direkt konuya "allah belalarını versin hepsinin, orospuçocukları" diye bodozlama girdiğim için o da gülüyor falan derken, ben işte askerden önceki şu tinerci çocuk mevzusunu anlatmaya başladım  ve daha aradan 25 saniye geçmemiştiki o araya girip "bi dakka bi dakka, sen yoksa hayat erkeği misin?" diye soruverdi. Ben tabii o anda şok oldum ve böyle içimden "oha ananın amı" ağzımla da "evet" dedim ve sonra ikimizde böyle mal mal bi kaç saniye birbirimize bakışıp durduk ve sonra bende "ya madem hikayeyi biliyorsun boşuna anlat mıyım" dedim ve sohbete devam ettik.

Ama yani dünyada milyonlarca ipne var, sen tut blogu okuyan ipneyle tanış kaynaş arkadaş ol. Bide işin şey tarafı ne biliyo musun? Ben ilk akşam biz bunla aşık olduk falan sanıp o gece onunla sokaklarda sabahlayıp, sonra da eve kendimi attığım gibi destan yazıp, bi ara yayınlarım diye taslaklara kaydetmiştim. Ertesi gün ise buna hissettiğim duyguların adının aşk olmadığını sadece anlık öpüşmeler, yiyişmeler olduğunu ama bunun dışında onunla çok iyi iki arkadaş olacağımızı kafamda netleştirince bu konuyu onunla konuşmuştum. Allahtan o da benim gibi düşünüyormuş. Çünkü her ne kadar birbirimize uysakda, cinsel çekim olarak aramızda bir şeyler olması için 2 dünyanın bir araya gelmesi lazım. Bunu da onunla karşılıklı konuşunca arkadaş olarak kalmaya karar verdik falan filan. Zaten her buluştuğumuzda "ayy biz o gece nasıl seviştik senlen" falan muhabbeti yapıp duruyoruz. Lan dur olay dağılıyor ben şeyi anlatıcaktım.

Hah işte, o benim hayat erkeği olduğumu öğrenince daha bi rahatladım. Hani ne bileyim lan, burda yazdıklarımı kimseye anlatmıyordum ama okuyanlardan biriyle de tanışıp arkadaş olacağım hiç aklıma gelmezdi. Bide kafa dengi hoş çocuk. Ama ne oldu biliyor musun?
İşte onun arada seviştiği adamlar falan var "biz artık kalkalım geç oldu" falan derken bununkilerden biri aradı ve kalkıp çıktık. Ben bar'a yol doğru topuklarken, o da telefonda konuştuğu kişiyle buluşmak üzere başka bi mekâna geçti. Sonra ben bara gidip 1-2 saat oyalandım ve bi ara baktım o arıyor. Seviştiği adamı alıp bara gelmiş. Sonra gittim tabii tanıştık ettik falan filan derken, adama baktım böyle çirkin değil, yakışıklı değil, ortalarda değil ama bu ona ölüp bitiyor. Allahım ben bu arkadaşıma bakıyorum (dur lan bu arkadaşıma bi isim vereyim uzun uzun cümle kurmak zor geliyo adı piçoski olsun) adama ayılıp bayılıyor falan. Allahım dedim bi şimşek düşse şuraya da piçoski'nin gözleri yanındakini tam görse. Ama ııh, piçoski buna bi sarılmış, ohooooo.
Gerçi ikiside birbirleri için sevişmelik olduklarının farkındalar. Sadece birbirlerinden hoşlanıyorlar ve işte arada buluşup sevişiyorlar falan.

Sonra biz böyle laflarken falan filan derken ben adamın birini gördüm. Kumral, yeşil gözler, hafif kilolu, kirli sakallı ve varla yok arasında mini minaccıkk bi burun. Allahım sana geliyorum derken, piçoskiyle seviştiği adamı ektim ve gidip onla kesişmeye başladım. Ben onunla kesişmeye başlarken piçoski ve adamı gelip çıkıyoruz dediler, bende "burda kalacağımı" söyledim ve onlar başka bi mekâna geçtiler. Ama harbiden ben bu kumrala öldüm bittim. Ama alttan da alıp piç olduğumu belli etmemeye çalışıyorum. Hani böyle ormanda keklik avına çıkarsında ufak bi çıtırtı olsa keklik uçup başka yere konarda kaçmasın diye sessiz olmaya çalışırsınya, bende işte onu keklik niyetine görüp böyle sanki bara ilk defa gelmişim havalarında acemi kafasıyla yalandan bi bakıp bi bakmama numaraları çekiyorum. Saolsun yanında 3-5 arkadaşı daha vardı. Hepsi bana dikkat kesilip ona yazdığımı anlayınca bana kaş göz işaretiyle gidip onla tanışmamı falan söylediler.

Bende acemi tavırlar takınıp, daha yarrak görmemiş gelin havalarıyla güya utanmış gibi yapıp, hafif gülümseyerek gözlerimi greyder farı gibi açıp başımı sağa sola sallarken, bi yandan da sürekli saçlarımı karıştırdıktan sonra da sakalımı sıvazlıyorum falan. (Yalnız dün akşam şunu anladımki benden çok iyi bir aktör olur. Cidden ordaki 5 kişiyide acemi ve utangaç biri olduğuma inandırdım.) Çünkü en son arkadaşlarından biri gelip bana "git tanış yahu, çekinme bu kadar" dedi. İçimden "ahahahhaa" diye piç piç gülümserken, bi yandan da adama "ya olmaz rahatsız etmiyim" falan diyorum. O da "ne rahatsızlığı ya?! saçmalama, her zaman ilk adımı sen atki devamı gelsin" falan diye bana akıl veriyor. Ama garibim bilmiyorki ben 5'ini birden kandımışım şu an saman altından doğal gaz boru hattı çekiyorum. Pehhhh.

Neyse, baktım bu benim yavşadığım da iyice bana yakın oynamaya başladı ve en son başka bi arkadaşı kaş göz yapınca, sanki ondan cesaret bulmuş gibi çekingen bi hava takındım suratıma ve sol elimle saçımı başımı yolarken sağ elimi uzatıp "merhaba" deyiverdim. O da hemen elimi tutup "merhaba" dedi ve ben bu utangaç havaya devam edip, bi an gözlerinin içine baktıktan sonra hemen başka yöne dönüp tekrar saçımı başımı yolmaya başladım. Sonra benim bu hareketim karşısında o büyük bi içtenlikle gülümsedi. O gülümseyince ben içimden "tatatatam" dedim.


Zaten aptalın teki olduğum için, aptal rolü yapmakta sıkıntı çekmeden ona kendimin "aptalın teki olduğuma" inandırmıştım. Sonra müzikten dolayı rahat rahat konuşamayınca "bi sigara içelim mi?" dedim ve o da kabul etti bahçeye çıktık. Ama ben sigara migara unuttum. Çünkü adamın havası o kadar tatlı ve o kadar hoş bi gülümsemesi varki, "bu aptal havalarımı bırakıp bi an önce, normal aptallığıma dönmeliyim" dedim kendi kendime. Bahçede böyle sigaraları yaktık ben böyle utangaç havalarıma devam ederken bunda da bi utangaç hava sezdim. Ama utangaç değildi. Adamın havası zaten öyle. Sanki dersin mutfakta bardak çanak ne varsa kırmışta, annesi onu dövmesin diye uslu uslu duran bi masum çocuk havasına sahip. Böyle sanki dizine yatırsan, 40 kamyon dayak atsan ses çıkarmaz, öyle tatlı bi hali var.

Neyse biz sigaraları içince "eğer üşüdüysen içeri geçelim" dedim ve o da "evet ya biraz üşüdüm" deyince içeri geçtik. Sonra biz bunun diğer arkadaşlarının yanına vardık ve böyle yanyana oynaşıyoruz falan, diğer arkadaşları da bize bakıp bakıp duruyorlar. Sonra ben onları da, utangaçlığımı da siktir edip, yine kumral'ın gözlerinde buluştuğumuz bi anda hop diye ufak bi öpücük kondurdum dudaklarına ve utanmış gibi yapıp geri kaçarkende saçımı başımı yoldum karıştırdım tekrar. Sonra o gülümsedi ve o anda ben ölür gibi oldum. Allahım ya gülmese tamam aslında. böyle dursun. Ya bi insanın gülümsemesi kendisine en fazla ne kadar yakışabilir ki yani? diiii mi ama. İşte öyle değil. allah verince bol keseden veriyor, vermeyince de benim gibi mallar böyle ortada yakışıklı piç  peşinde ömrünü heba ediyorlar. Allahım kıyamet günü sen mi bize hesap soracaksın, biz mi sana sorcaz bilmiyorum. Valla sen affet ama yani şu tatlı gülümsemelerden birini de benim suratıma kondursaydın hoş olmaz mıydı? Neyse hikmetinden sual olunmaz. Ben döneyim diğer tarafa.

devamı var yahu, bak şurda: ŞURAYA TIRTIKLA

11 Kasım 2011

Sanırım kuşum aydın öldü =(

Artık canım hiç sex yapmak istemiyor. Sexi bırak osbir bile çekemiyorum artık. Lan benki günde 3 posta elimi sikmesem içim rahat etmezdi, ama şimdi ıııh, kafama sıksalar osbir çekemiyorum. Bazen gün içinde deneme sürüşü yapmak için kendimi tuvalate kapayıp kuşumla oynuyorum ama ııh olmuyor. Canım istemeyince, tokatlamama rağmen bana mısın demiyor ve hiç kıpırdamıyor bile.

Durum böyle olunca, acaba diyorum sex bağımlılığından kurtulmak isterken, beynime yanlış komutlar verip iyice asexüel mi oldum ne oldum anlamadımki. Gerçi bende beyin de olmadığı için ne yaptığımın farkında da değilim ya neyse. Yalnız şu bir gerçekki; artık kuşum ötmüyor.

Aslında tam olarak ötmüyor değil. Mesela geceleri uyuma problemi yaşadığım için osbir çekiyim diyorum ama canım istemiyor. Sonra o anda porno açıp izlemeye başlıyorum ve yatağa sürtüne sürtüne pantolonuma boşalıp uyuya kalıyorum. Sabah uyandığımda da mis gibi uyku çekmiş oluyorum. Ama aynı şeyi gün içinde osbir çekmek için denediğimde kuşumdan hiç ses çıkmıyor. Sanırım iyice bana küstü, hiç konuşmuyor.

7 Kasım 2011

İyi bayramlar mesajı

İyi bayramlar herkese.
Nasılsınız sevgili yalnızlar ve yalnız kalmamak için hayatındaki tüm iğrenç olay ve insanlara tahammül eden korkak götoşlar.

Bende bi sikim değişiklik yok. Aslında varda yok gibi. Çünkü olmasını istediğim ve gerçekleşmesini isterkende adeta götümü siktirircesine zorluk çektiğim bir değişiklik olduğu için pek önemsemiyorum. Çünkü gerçekleşmesini planladığım olayları sıradan buluyorum ve bu yüzden pek önemsemiyorum. Kısacası hayat emrimizde be dostlar. Yeterki siz isteyin. Yeterki siz yapacağınıza inanın. Tabii birde allah'a inanın. Yoksa boku yer, sonrada kokusunu geçirmek için oturur ağzınızı fırçalarsınız. Ama madem, bi değişilik yok deyip yazdım, hadi çok fazla naz yapmadan anlatayım.

Tam emin değilim ama sanırım sex bağımlılığından kurtuldum gibi. Hani daha tam değil ama 1 aydır sadece 2 defa seviştim. Hemde aynı kişiyle. "Bu bir başarı mıdır yarrraaam?" derseniz, size cevap olarak "evet yarrağım bu bir başarıdır" derim. Çünkü sexe bu kadar kolay ulaşabilen birinin 1 aydır sadece 2 defa sevişmiş olması ve bu sevişmelerinin de aynı kişiyle olması demek, aynştayn'ın atomu parçalayıp götüne sokması gibi bir şeydir. Yani basit değil. Üstelik ikinci sevişmemizde bayram gecesi oldu ve ben boşalmadım bile. Sadece sarıldım ve bana saxo çekmesine izin bile vermedim. Hani çok ısrar edince "tamam yap" dedim, ama onu da sırf o boşalsın diye izin verdim. O boşalıp götünü döndüğü anda uyuya kalırken, ben boşalmamamı siktir edip sadece sarıldım. Bu ne demek biliyor musun? Bu demektirki artık sadece sikimden çıkacak olan torunlarımın bana zevk vermesi için çırpınmıyorum. Hatta torunlarım hiç sikimde bile değil demek oluyor.

İşte böyle sevgili taşşaklı ve taşşaksız okuyucular. Hayat sex yapmadan da çok güzel ve bence bu güzelliği devam ettirmeliyim. Kendimi bir sex makinesi olmaktan çıkarıp bir insan sıfatına kavuşturucam tamamen. Gerekirse aylarca sex yapmamaya razıyım. Gerekirse sadece sarılıp yatmaya razıyım. Çünkü sarılmanın tadı hiç bir şeyde yok. Ah birde sarıldıklarım da bana onlara sarıldığım gibi sarılsalar başka bi derdim kalmayacak ama olsun. Şimdilik bukadarına da razıyım. Şu an sadece kendime odaklanmış durumdayım, onların bana nasıl sarıldıklarının  siklemiyorum. Neyse sex bağımlılığından azcık da olsa uzaklaşmaya başladığımı size söylemek için bayram mesajını bahane edip yazdım. Kendinize çok iyi bakın. Sikiniz kalktığı zaman uzakdoğulu keşişler gibi gidip soğuk suyla duş almayı unutmayın. Tüm çakralarınız açılacak, ebenizin ammını bir süreliğine tersten göreceksiniz, ama zamanla alışacaksınız. Heppppppppinizi en güzel yerleriniziden öpüyorum..

3 Kasım 2011

Merhaba george puşt, merhaba alien, merhaba sikimsonik dünya, merhaba haydar abi

Bu aralar blogu açıp bi şeyler yazıp yazıp duruyorum ve sonra dönüp kendim okyunca da beğenmeyip hemen sayfayı kapatıyorum. Böyle böyle yüzlerce yazı birikti ve hepsi kıllı götümden bile daha iğrenç yazılar.
Hayır zaten ben beğensem yayınlıycam da, ben beğenmiyorumki yayınlıyım. Gerçi beğenilmeyecek bir şeyde yok, sonuçta evrenin sırlarını açıklayan şeyler yazmıyorum ki. Hayır neden böyle kastığımı bende bilmiyorum. Dersin sanki diplomatik yazışmaları açıklıycamda o yüzden elim titreye titreye mouse kullanıyorum. Oysa hiç yani. sikimi şuraya soktum, şu adamı öptüm, orda biri bana laf attı, ben diğerinin saçını çektim, beriki geldi bana yılıştı, ben onu beğenmeyip diğerine yılıştım tarzı yazılar yazıyorum. Neden bu kadar havalara girip de kendi yazdıklarımı beğenmediğimi anlamıyorum.
Neyse cancağızlarım, hayatı sadece kendizi nasıl iyi hissediyorsanız öyle yaşayın. Benden şimdilik bu kadar. Bir sonraki sikiş hikayeme kadar, kendinize iyi bakın, sevmediğiniz adamlardan uzak durun. Yiyemeyeceğiniz yarrağın altına yatmayın.

26 Ekim 2011

Sex bağımlılığım hakkında 1-2 bla bla bla

Hani sex bağımlısı olduğum kesinleşmişti ya, hah işte ordan devam edeyim.
Terapiler için ilkbahara randevu almış, içimden de "keşke param olsaydı da özel bi psikiyatriste gitseydim ne güzel olurdu" diye düşünerek, parasızlığın verdiği üzüntüyle o gün kendimi eve hapsetme yöntemiyle oyalayıp dışarda az önce tanıdığım adamlarla sikişmektense, evde bol bol porno izleyip osbir çekerek günlerimi geçirdim.
Günler dememe de aldanmayın öyle. Altı üstü 2 gündü. Ama benim için, o siktiri boktan 2 gün, aylar gibi bi şeydi. 2 gün sonra ise dayanamayınca gidip Taksim'de hiç tanımadığım ve şu an yüzünü bile hatırlamadığım herhangi biriyle yiyiştim.

Gerçi yiyişme konusu sadece o 2inci gün yalnız değil, ertesi günlerde de son sürat devam etti. Sadece o ilk 2 gün kendime olan acıma duygumdan dolayı biraz durulmuştum. Sonra baktım üzüle üzüle bi deri bi kemik kalıcam "amaaaan koydur götüne gitsin, siktirmeyip de ne yapcam şu tek avuçluk götü" falan diye diye verdim gazı kendime, her yalnız olduğumu anladığım anda koştum taksim parkında sikecek ibne arayan pezevenglerin kucağına. Verdim gazı "oo yakışıklı naber" diye, verdim gazı "bence sen buralarda heba olma yazık yakışıklılığına" diye diye indirdim fermuarlarını çektim saxomu, boşalttım depolarını orospuçocuklarının ve başım önümde kara kara düşünerek döndüm fakirhaneme.

Böyledir işte sex bağımlılığı.
Zamanla o ilk yıllardaki "aşk arıyorum ben yaaaee" havalarından hiiiiiç eser kalmaz. Artık kiminle yattığının ve yatarken ne hissettiğinin bi önemi de yoktur.  İlk zamanlar sadece aşık olacağı kişiyle yatıp kalkmayı düşünen senin yerinde, tabiri caizse artık yeller esiyordur. Onun yerine; daha az önce hoş bulduğu kişilerle yatıp kalkmayı daha uygun gören biri gelmiştir. Zamanla bu hoşluk şeysini de siktir eden ve hiçbir sınırı olmayan başka biri gelir ve artık karşısındaki adamın burnuna bakarak, sikinin büyük olup olmadığına dikkat edip, sonrasında da pantolonunun önüne gözlerini dikerek karşısındakinin dikkatini kendisine çekmeye çalışan bambaşka biri gelir.
Üstelik bu seferki kişi bi sülük gibi yapışmaya, durduk yerde alakasızca burnu büyük olan herkese kuyruk sallamaya başlayan biridir ve pantolonunun önüne göz diktiği bir çok kişiyi bi köşeye çekme konusunda da başarılıdır.

Bi yerden sonra ise, artık kuyruk sallamayı sadece burnu büyük olanlara yalnız değil, önüne çıkan herkese yapmaya başlar. Çünkü yarrak hastası olmuş ve artık iş senin kontrolünden çıkmıştır. Sen ise bu sırada, sadece aşık olduklarınla yatıp kalkıyorsun sanırsın. Sadece hoşlandıklarınla yatıp kalkıyorsun sanırsın. Oysa öyle değildir, kendine dürüst olman gerekirse; aslında karşında "erkek olsun çamurdan olsun, orospuçocuğu olsun, benim yatağımda olsun" havalarına çookktaaan kapılmışsındır.

Bazen öfleyerek "ne yapıyorum ben yaa" dersin, ama bunu kendine itiraf edecek kadar farkına varamazsın. Çünkü etrafta sex yapacak o kadar çok kişi vardırki ve sen sikiştikçe canın o kadar fazla sikişmek istiyordurki, artık beyin kıvrımların henüz erekte olmamış yarrağının şekline girmiştir bile.
Ama tabii kendine bunu itiraf edemezsin. Çünkü sahipsiz olmanın verdiği yalnızlıkla; canın şehvetle karışık, birazcık şefkat istiyordur...
Eee tabii madem kendimize dürüst olmaya karar verdik, o zaman şehvetle karışık şefkat aradığını da kabullenmek lazım. Yoksa bu kendini salıvermişlikleri sadece şehvetle açıklamak, insanın kendisine olan en büyük hakareti olur.
Zaten şefkatle karışık bir şehvetin içinde olduğunu, kollarına kendini bırakıp başını kucağında olduğun kişinin çenesinin tam altına sürttüğünde daha iyi anlarsın...
Adamın kucağındayken farkına varırsın; daha en başındayken istediğin şey belki sadece yarrak değildi, ama şu anda yediğin şey kucağında olduğun adamın yarrağından da başka bir şey değildir.
Ve acı olan şey ne biliyor musun, bilinçaltın seni şefkat aramak için yönlendirirken sen artık sadece yarrak arayan götün teki olmuşsundur.

Bu yüzden yapamazsın durduramazsın kendini. Bazen gecede 1-2 saat arayla 2 farklı kişiyle beraber olursun. Ama tabii bunu da sadece şefkat arıyorumla açıklamak ahlaksızlık olur. Kendi kendini kandırmanın alası olur. Ama yinede bilirsin elinde değildir bu. Kontrolü çoktan kaybetmişsindir. Götün başın ayrı oynuyordur ve kaybeden de senden başkası değildir..

Aslında şimdi bunları yazdımya, dönüp baktığımda şunu anlıyorumki; insan her yaşta şefkat istiyor.
Oysa ben küçükken; büyüyünce şefkate ihtiyaç duymayan mutlu insanlar olacağız sanıyordum. Ama öyle değil. İnsan büyüdükçe hayatta ne kadar yer kaplıyorsa, canı o kadar çok yanıyor.
Belkide kısa boylu olduğum için yatıp kalkıp allaha şükr etmeliyim =)
Neyse işte, sex bağımlılığı hakkında yazmak istiyordum ve yazdım. Rahatladım mı derseniz, evet rahatladım.
Şimdi bi kuş kadar hafif ve tek taşla vurulacak kadar kolay bi lokma olmaktan çıkmaya çalışıyorum.