Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

29 Temmuz 2010

gitti x videolar, geldi diziport

Bu aralar kötü bir alışkanlığımdan kurtulmuş olmanın sevincini yaşıyorum. Öyle böyle değil, cidden çok kötüydü ve şu an farkettim ki uzun zamandır o alışkanlığı tamamen bırakmışım.
Alışkanlığımın ne olduğuna gelince:
PORNO izlemek. 
Resim değil, film izlemek. 
Porno hayatımın büyük bir bölümünü almıştı ve giderek farklı pornolar aramaya başlamıştım. Farklı pornolardan kastımda kırbaçlı falanda değil, işemeli  sıçmalı videolar öğkkk yemin ederim yazarken kendimden tiksindim. 

Neyseki çok uç noktaya kaymadan bıraktım. Nasıl bıraktığıma gelince, sanırım DİZİPORT sitesi bu anlamda çok büyük bi rol oynuyor. Çünkü eski dizileri izlemeye başladım ve dolayısıyla PORNO'nun yerini onlar aldı. İlk günler en fazla bir dizinin tek bölümünü izleyip hemen porno sitelere dönerken, şimdi artık saatlerce kaçırdığım dizileri izleyebiliyorum ve bu hoşuma gitmeye başladı. Saol DİZİPORT, cidden saol.

Boşaldım bitti her şey. Hadi şimdi siktir ol git

Saat şu an 00:12 yine kudurdum. İçimdeki kuduruk adam dışarı çıkmam için, avaz avaz bağırıyor. Gerçi onun bağırıp ruhumu daraltmasına gerek yok, çünkü az önce tamda dışarı çıkmak için giyinmiştimki, laptopu açıp ne var ne yok bakınıp çıkıyım dedim. Ama dememle yapmam bir olmadı, ekrana yapışıp öyle kaldım.


Bende ki net alışkanlığı, herhangi birinin sigara alışkanlığı gibi bir şey. Bırakamıyorum ve başka bi bokda yapamıyorum. Bazen bundan rahatsızlık duysamda, çoğu zaman beni eve hapsedip, dışarı çıkarak para harcamaktan kurtardığı için, içten içe bu alışkanlığıma teşekkür ediyorum.

Neyse yahu ben dışarı çıkıyorum, nasılsa bara giderim. Saç sakal, erkek kokusu çekiyor canım. Belki barda çok hoşuma giden biriyle tanışırım ve barın o müziği altında bol bol konuşmaya çalışırız. Eğer bol bol konuşmaya çalışıyorsam, hoşlanmışımdır. Hoşlanmışsam ve fazla elektrik alırsam davet ederse, belki onunla yerin dibine bile giderim. Sonra iyice sevişip boşalınca, çocukça bir mutluluk hissiyle sarılıp uyurum falan.

Her zaman böyle çocukça bir mutluluk hissiyle sarılıp uyumuyorum zaten. Çoğu zaman, çok fazla hoşlandığım biri değilse ve o zaman sadece sikime kulak verip adamın peşinden gitmişsem, bedenimin ihtiyacı olan o pis sevişmeden sonra boşalınca, hiç kimsenin bana dokunmasına izin vermiyorum. İşte o anlarda kendimden bile miğdem bulanıyor. Sırf bu yüzden bazen kendimden, şu boşalma sonrası karşımdaki kişiden tiksinme olayından, nefret ediyorum. Boşaldıktan sonra birinin bana dokunmasını istemiyorum. Hatta mümkünse siktir olup gitsin yanımdan. Ve zaten çoğu zaman, boşaldıktan sonra küçük bi bahaneyle hemen kaçıveriyorum.

 Eğer hoşlandığım biriyse, boşalmama rağmen adeta yapışıp kalıyorum. Ama işte dediğim gibi bunun aksiyse, yani öyle sırf elde avuçta kimse olmadığı için onunla yatağa girmişsem, ıııh imkanı yok ne yanında kalabilirim, nede dokunmasına izin verebilirim.Yani o derece soğuyorum işte...
Yalnız aradan bi 5 dakka falan geçmeden yine sırnaşıyorum ve çoğu zaman sarılıp uyuyorum. Sarılıp uyumanın tadını da hiç bir şeyde almıyorum. Hatta sarılmak bana huzur veriyor. Yanımdaki bedenin bana ait olması, ona istediğim gibi dokunabilmem, sarılabilmem, burnumu koltuk altına sokup içime kokusunu çekebilmem, bunlardan herhangi birini bile yaptığımda bile içimi tarifsiz bir sevinç kaplıyor. 

22 Temmuz 2010

Kedidir kediii

Dün akşam 8de eve gittiğim gibi uyuya kalmışım. Sabah uyandığımda saat 08:00 idi. Tam 12 saat uyumuşum. Sanırım son 1 yıldır bu kadar uzun uyuduğumu hiç hatırlamıyorum. Genel olarak uyku süremi kısa tutmaya çalışıyorum. 5-6 saat benim için ideal olandı. Bu sefer ideali falan filan geçtim öküz gibi uyuya kalmışım.
Sabah uyandığımda bir kedi içerde dolanıp duruyordu. Yerimden pışt hışt mışt yaptım ama hiç oralı olmadı. Çok aç olmalıydıki artık tüm korkularını aşmıştı.
Ayağa kalkıp kovıyım dedim ama nafile kaçmıyordu, benim ayağa kalktığımı görünce gelip bana sürtünmeye başladı. Bende acıktığına iyice emin olup buzdolabına doğru gittim. Amacım bi kaç gün önceki kızarmış tavuğu vermekti. Ama nafile ev arkadaşım onu yemiş. Zaten dolapta, bir kaç yumurta, çürük sebzeler, boş ketçap ve mayonez şişeleri dışında, sağlıklı beslenmek adına alınmış 2 paket süt dışında bir şey yok, sadece bunlar vardı. Birde aylardır bitmeyen sucuk. Sucuğu veremezdim ben açtım :Pp
Kedi önceden içeri girmiş olmalıki, mutfak reyonunun üstündeki küçük çöp kovasını devirmiş, ortalığı da yeterince dağıtmıştı. Verecek bir şey bulamayınca dış kapıyı açtım ve bir şeyler verecekmiş gibi pışşş pışşş yapıp gelmesini sağladım. Elimi dışarı uzatınca, hemen dışarı çıktı, kapıdan çıkmıştıki, ardından kapıyı kapayıverdim.
İçeri girip, kediye yaptığıma 5 dakika kadar gülüp boş boş bakındım.
Sonra elimi yüzümü yıkayıp, salona geçtim. Üzerimdeki şortu çıkarıp attım. Çırılçıplak salondan odalara geçiş yaparken, karşı komşuların görebileceğini düşünüp pijamayı geçirdim üzerime.
Dolaptan 2 yumurta aldım, birde sucuğu. Getirip sucuklu yumurta yaptım. Dünden aldığım ekmekle tavayı bi güzel sildim süpürdüm. O kadar açtımki, kahvaltıdayken kediyi unutmuştum bile. Bi yandan kahvaltımı yaparken, bi yandan da tv seyrediyordum.
Köşe yazılarını okuyan spikerin sesi güzeldi. Haberler, köşe yazıları hepsi aynı sıkıcı renkte devam ediyordu.

21 Temmuz 2010

starttt

İşte başlıyoruz. Evet biriyle takılıyorum yine. Sevgi olduğu konusunda henüz erken, ama hoşlanıyorum diyebilirim. Sevgide çok ucuz artık. Herkesi sevebiliyorum. Sonrasında da sevdiğim kadar üzülünce her şey bitiyor.

Adı Ercan.
Yaklaşık 3 veya 4 ay önce Tekyön de tanışmıştık. Olgun kişilerden hoşlandığım için peşinden koşan ben olmuştum, oda fazla uzağa gitmemişti zaten. Bir köşede durup bir kaç cümle konuştuk. Tabi konuşmak denilmiyordu. Çünkü ben sırf laf olsun diye siktiri boktan sorular soruyordum ve o'da müzikten dolayı kulağıma eğlip cevap vermeye çalışıyordu. Çalışıyordu diyorum çünkü o kulağıma eğildiği zaman, dönüp hafifçe dudaklarını ısırıyordum. Oda bir iki sorunun ardından artık dayanamadı küçük küçük karşılıklar verdi

Bunu bir kaç defa daha tekrarladık ve sonra kalabalıktan çekindiğini söyleyince kestik. Kestik ama iş sadece kesmekle bitmedi, gözlerimin içinde bakarak "hadi bana gidelim"dedi, bende aynı ses tonlamasıyla, yine aynı şekilde gözlerinin içine bakarak "hayır" dedim. Çünkü barda tanıştığım insanlarla sadece barda bir şeyler yapmayı doğru buluyordum. Daha ilerisine götürmek bana göre değildi. Zaten barda en fazla bu olabilirdi. Bence her şey orda kalmalıydı. İşin cılkını çıkarmaya gerek yoktu.
O da bana uydu ve sakin bir köşeye geçip biraz daha öpüştük. Daha sonra, sağdan soldan konuşmaya başladık ve gecenin sonunda herkes kendi dünyasına çekildi.

Aradan 3-4 ay geçti. Barda yine karşılaşıp selamlaşıyorduk. Nen var, nen yok falan.
Ama her gördüğümüzde sormuyorduk. Bazen birbirimizi görmemezlikten de geliyorduk.
Farklı insanlarla takılıp gecenin sonuna geldiğimizde bardan siktir olup gidiyorduk.

Sonra işte böyle böyle geldik geldik dananın götüne koyduğumuz güne.
Pazar gecesi dayanamadım dışarı çıktım. Tabii bara gittim, her zamanki selamlaşmadan sonra, birbirimize dokunmak için yaptığımız hareketleri yaptık. Hani erkeğiz ya, şakacıktan küçük tatlı yumruklar attık karınlarımıza.
Dokunduk birbirimize ve sonra gülümseyip barın farklı köşelerine yerleştik. Bir kaç kişiyle bakıştım, O'nu da bir kaç kişiyle konuşurken, başka bir kaç kişiyle kesişirken ve başka bir kaç kişiylen samimi olmuşken gördüm. Zaten bi yere çok takılıyorsanız orada herkesle akrabalık bağı kadar güçlü bağlarınız oluşuyor. Ortamın oruspusu demek daha doğru aslında.

İlerleyen saatlerde yine yanyana gelince bana ''kimseyi bulamadın'' deyip hınzır hınzır gülümsedi. Bende O'na ''sanırım sende kimseyi bulamadın'' dedim ''evet'' dedi. ''o zaman birbirimizle idare edeceğiz'' dedim. Gülüştük ''neden olmasın, ama sen bardan çıkmıyorsun, hiç bi yere gitmiyorsun, nasıl olacak bu iş?'' dedi. Bende gülümseyip "doğru, haklısın" dedim.

Aslında, bardan herhangi biriyle eve gitmememin nedeni tanıştığım kişinin iyi mi, kötü mü diye bi karara varmamış olduğumdan. Eskiden olsa durum farklıydı. Ama yaş ilerledikçe insanın götü kalkıyor, sorulara böyle cevaplar veriyor. Ve ilk tanıştığım herkese hayır cevabını veriyorum. Barda sevişip ayrılmak hem güvenli, hemde daha temiz bir iş gibi geliyor bana.
O yüzden onunla ilk tanıştığımda hayır demiştim.

Ama uzun süredir tanışınca artık ''evet'' demem gerekir diye düşünüp ilerleyen saatlerde, tekrar yanıma gelince ''evet'' cevabını verdim. Evine gittik. Ve olan oldu. Sadece doyasıya seviştik. Daha ileri gitmeyeceğimizi söylemiştim ve hep sınırda durup seviştik. Sınırlarını çizip, o sınırlarda sorumsuzca dolaşmak, işte bu süper olandı.

2 kişilik dev gece :Pp

Dün gece bir kaç saat arayla 2 farklı kişiyle yattım. Yattım dediğim şeyde, ilişki falan değil. Sadece aynı yatağa girip sevişmek ve sonrasında küçük bir volkan patlaması yaşamak.
Biri sadece sırf yatmış olmak ve daha iyi tanımak içindi, diğeri hoşlandığım biriydi. Daha önce onun hakkında yazdım mı bilmiyorum ama adı Ercan. 
Ercan ilgiyle dokunuyordu, diğeri sadece o anki şehvetiyle. Ve oda beni tanımaya çalışıyordu. İkimizde birbirimizi tanımaya çalıştığımızdan olsa gerek, rol yaptığımız çok açıktı. Tad alamıyorduk, sırf sevişmiş  olmak için sevişiyorduk.


Sırf tanımış olmak için yattığım kişiden pek hoşlanamadım. Ve bi an önce boşalırsam, ordan çıkma şansım vardı. Bende öyle yaptım. Aradan 10 dakika geçmiştiki, asılıp boşaldım ve kendimi tutamadığımı söyledim. O'da tamam dedi. Sende boşal dedim, boşaldı ve her zamanki olaylar oldu. Ben ''yarın erken kalkıcam'' dedim ve gitmek istediğimi söyledim. O'da aynı şeyi söyledi., onunda işi varmış. Zaten erken saatte kalkacakmış. Aynı yalanı söylemesinden dolayı ''siktir ordan'' diyecekken tuttum kendimi.


Duş almak isteyip istemediğimi sordu "evet isterim" dedim. İğrenç derecede terlemiştik ve zoraki bir sevişmeden sonra insanın kendini iyi hissedebilmesini sağlayan tek şey; duştur. Öyle yaptım, duş alıp evden çıktım.

Kendimi sokaklara attığım gibi fotoğraf makinamı çıkarıp, bol bol fotoğraf falan çektim ve saat 04:00 olmuştuki eve döndüm. İlk iş olarak önce laptopu açtım, sonra çişe gittim, sonra dolaptan bir şeyler atıştırdım, sonrada laptopun başına oturup nete takıldım. O anda messenger penceresi açıldı. Mesajı atan Ercan'dı ''ne yapıyosun'' dedi ''hiç, oturuyorum, fotoğraf çekmeye çıkmıştım eve henüz geldim'' diye yazdım. İnanmadığını yazdı. Zaten inanıp, inanmaması da sikimde değildi. Üzerinde durmadım.
''Sen ne yapıyorsun'' dedim ''evdeyim, öylesine takılıyorum'' dedi. Sonra da ''çektiğin fotoğrafları görmek isterim'' diye ekledi ''Olur, neden olmasın ki'' dedim ve ''bu bi davet mi?'' diye ekledim '':)) Evet'' dedi ''tamam, geliyorum :))'' dedim. Kalkıp ona gittim. Kapıyı açar açmaz sarılıp öpüşmeye başladık. Sonra yatak odasına geçtik ve bi anda çırılçıplak kaldık. Sanırım sevişirken ister istemez insan üstü yeteneklerimizi kullanıyoruz. Çünkü normalde 1 saatte soyunan ben, o 2 dakika içinde anadan üryan kala kaldım. 
İçimden bunları düşünürken hiç durmadık, devam ettik. Bu adam sevişmeyi bildiği yetmezmiş gibi, ondan hoşlandığımın da farkında ve ona göre davranıyor. Ne kendi eğiliyor, ne de karşısındakini eğdiriyor. Piç bunun farkında olmasa  bu kadar iyi öpmezdi. Boynumu bi öpüşü vardıki, nerdeyse götümü sik diye bağıracaktım. Ama işte göte en fazla ufaktan parmak attırdığım için beni sik diye bağırmadım. Onun yerine ''yeter'' dedim. Durdu ve usulca dudaklarıma yapıştı. Bir kaç saat içinde, bunu defalarca tekrarlayıp boşaldık. Ama işte iyide olsa, kötüde olsa gece bitiyor.

Tüketim çılgınlığı devam ediyor. Gel vatandaş gelll 5 kuruşa götümüzü siktiriyoruz

Dün gece bastıran hormonlardan dolayı kendimi tutamayıp dışarıya çıktım. Nasılsa sevişecek birini bulacaktım. Nasılsa et olsun, nefes alsın alsın yeter anlayışının hakim olduğu yüzyılda yaşıyoruz ve bu yüzden birini bulmak hiç zor olmuyor. Bazen sırf bu huyum yüzünden, kendimden nefret ediyorum. Nefret edip söylensemde, kafamdaki anlık düşünceleri yapmaktan hiç geri kalmıyorum. Kendi kendimle konuşurken söylediğim gibi yaptım; bara gittim ve yine birini buldum.

Aslında böyle davranarak, bedenime çok yüklendiğimin farkındayım. Ama bu aralar saldım her şeyi, ne kendimi sınırlıyorum, nede birinin beni sınırlamasına izin veriyorum. Bu yüzden başta söylediğim şu hormonları mormonları da boşverin. Hatta sikim kalkmıştı, götüm kaşınıyordu diyim ben buna. İşte bu yüzden de soluğu barda aldım. Çok da oyalanmadan istediğim gibi birini buldum. Zaten bir iki bakıştan sonra ayak üstü severken bulduk birbirimizi. Çimdiklemedik hiç bir yerimizi bırakmadık. Ellerimiz vucudumuzun her tarafına uzanabiliyordu. Ne kalabalığın içinden dokunurcasına bakan etrafımızdaki diğer insanlar, ne de yanımızdan geçerken kendi götüne giren yarrakların hesabını veremeyen ibnelerin küçümseyici bakışları. Hiç biri, hiç kimse sikimde bile değildi. O an hiç birini götümdeki kıl kadar bile önemseyip bakmıyordum. Nefes alıp etrafta yaşar gibi görünmeleri bile sikimde değilken, bakışlarından mı rahatsızlık duyacaktım.

Düşünüyorumda bu kadar sınırsızlık içinde, yinede doyamıyorum. Büyük bir doyumsuzluk var bende ve istediğim kişiyi elde ettikten sonra, hemen dakkasında gözlerim ikinci bir kişiyi arıyor. Doymuyorum, doyamıyorum ve sanırım bu huyumdan yanımdakileri siktir edin, ben bile rahatsızlık duymaya başladım.

öfffffff sıkıyo artık her şey

Bu aralar yine salak salak bir şeyler hissetmeye başladım.
Biliyorum sonunda boku yiyeyn ben olacağım. Çünkü bu bok yeme olaylarını benden daha iyi yapan kimse yok.
Ve üstelik olaylar gelişirken, ben onların öncesinden nelerin olup bittiğini görebiliyorum.

Sikiyim hayatın ta ammını.
Şu dejavuya benzer olan şey nedir bilmiyorum ama, işte onun gibi bir şey olmalıki, olabilecek her şeyi daha önceden görüyorum.
Mesela ilerde bu yazıyı okuyacak olan kişinin bakışları geliyor gözümün önüne ve az sonra patronumun gelip ters ters bakması.
Ordan bakınca saçmalar gibiyim, ama umrumda değil. Ki zaten saçmalamak en büyük hakkım.
Öfff o oluşacak can sıkıcı durum, o kadar miğdemi bulandırıyorki devam etmek istemiyorum.

ne diyorum ki


İnsan aşık olunca nasıl olur?
Gerçekten bilmediğimi farkettim. Peki bugüne kadar yaşadığım ve aşk olduğuna dair ısrarda bulunduğum şeylerin adı neydi?
Her; bu, ruh haline girdiğimde, soru işaretlerimin çokluğu ve cevaplarının olmaması, beni boşuna yaşadığım konusunda yeminlere verdirtiyor.
Neden yaşıyorumki?
Aşık olup olmadığımı, aşkın ne olduğuna dahi emin olmadığım halde neden yaşıyorum.

Evet kafam karışık gidip intihar etmek ve böylece tüm sorulara kesin bir cevap vermek en iyisi. Ama en kısa ve en korkakçası.
Hayır devam etmeliyim deyip her devam edişim...

Soru işaretlerim o kadar çok ki.
Sanırım artık pes edip kendime de karşı çıkmalıyım.
Kendi güçsüz taraflarımı da kabullenmeliyim.