Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

21 Mayıs 2017

ilişki öldü beybi

Bi kaç saat önce sıkıcı bi filme dalmışken ve bitmeye yakın iyice saçmalarlarken bir anda üçüncü sınıf erotik lezbiyen filmine dönüştü. O anda yatakta çıplak olan iki kadının da bedenini çekici bulduğumu ama aslında sarışın olanı daha çok beğendiğimi fark edip, osbir çekmeye başladım.

Doğrusu uzun zamandır kadın bedenine bakarak osbir çekmişliğim olmadığı için o anda kendimi bi garipsemedim değil. Sonuçta beğeni olarak erkek bedenini daha çekici buluyordum ve bu yüzden osbir malzemem hep erkek bedenleri olmuştu.

Hatta, en son, ne zaman bir kadın bedenine bakarak osbir çektim dersem, onu bile hatırlamıyorum. Galiba 10 yıldan fazla olmuştur. Ne zaman bir kadını siktiğimi düşünerek osbir çektim dersem sanırım o da rahat bi 5 yıl olmuştur.

Ama bu akşam yılları falan ezdim geçtim galiba.
Çünkü kadını baya ciddi anlamda arzuladığımı ve hatta onunla birbirimize girip çıktığımızı düşünürken bir yandan da seviştiğimizi düşünüp boşaldım.

İlk saniyelerde garip gelen bu his, boşalmaya yakın ve boşalma anında inanılmaz bir zevke dönüşmüştü. Sanki, sevmeme rağmen, uzun zamandır yemediğim bir yemeğe, şimdi tekrar kavuşmuşcasına yemek gibi bir zevkti.

Belki bunu daha sık tekrarlamalıyım, belki de başka bir şey.
Ama aklımda şu var ki; hazır bugünlerde ereksiyon sorunu yaşıyorken, yani artık sikim kalkmıyorken belki de kendimi, güzel kadın bedeninin yardımıyla iyileştirebilirim.

Şimdi iyileştirmek falan diyorum ama doğrusu ki şu ki; sikimin kalkmaması benim için sorun değil.

"Benim için sorun değil" diyorum ama ne yazıkki Öküz Herif sikimin kalkmamasına ve hatta bugünlerde benim hiç seks yapmak istemiyor oluşuma fena halde tepki gösteriyor.
Hatta dün bana baya kızdı ama kızıyor olmasına rağmen, ben sakinliğimi bozmadığımdan karşılık vermeyince, o da sinirini içine atıp biraz daha oturduktan sonra kalktı evine gitti.

Sabah uyandığımda üst üste "senin yüzünden uyuyamadım, senin yüzünden uykum tutmadı, sebebini de zaten biliyorsun" gibi onlarca mesaj atmıştı.
Ben de "uyuyamadıysan suçu bana atma, doktora git" diye cevap yazdım.

Evet, canın bi tanecik sikimin kalkmamasını ben sorun etmiyorum, ama ne yazıkki, Öküz Herif için bu büyük bir sorun.

Geçen yine, çok fazla "seks yapalım" diye üstelediğinde ve hatta ben istemiyor olmama rağmen, o beni zorla soymaya kalkıştığında, "eğer illa seks yapmak istiyorsan, başkasıyla yapabilirsin. benim sikimin kalkmasını bekleme. Çünkü öyle görünüyorki bugünlerde sikim, çiş yapmak dışında bir işe yaramıyor. Ama senin seks ihtiyacın var ve bunu karşılama hakkına sahipsin." dedim.

Ben böyle deyince o mırın kırın etti ve sonra da "başkasıyla seks yapacaksam, o zaman niye beraberiz" dedi.
Ben de "haklısın ama gördüğün gibi seks yapma isteğim sıfır ve sikim hiç kalkmıyor. sen de sikimin kalkmasını beklemek yerine başkasıyla yapabilirsin. seni seksten mahrum etmeye hakkı yok." dedim. Bu cümlem üzerine Öküz Herif yüzünü ekşitince, bende dayanamayıp "her gün, günde 4-5 hatta 6 defa seks yaptığımız zamanlarda oldu. o zamanlar ne kadar normalse, şu an hiç istemiyor olmam da o kadar normal. o yüzden lütfen beni kötü hissettirmeye çalışmayı bırak." dedim ve konuyu zorla kapattırmış oldum.
Aradan bir kaç dakika geçtiğinde kavga etmek için bir kaç defa atak yaptı ama pek umursamadım ve gün kavgasız bir şekilde bitmiş oldu.

Her neyse işte ama durum böyle. Yani bugünlerde, seks yapmayı inanılmaz yorucu ve amelece bulduğumu söylemeden de edemeyeceğim. Hayatın devamı için gerekli, ama benim için şu sıralar fazlasıyla gereksiz bir uğraştan başka bir şey değil. muck bye.

18 Mayıs 2017

suratsızlar tiyatrosu

Sokaklar mutsuz insanlarla dolu. Ne yapacağını biliyormuş gibi yürüyen, ama ne yapacağından ve hatta ne yaptığından da haberi olmayan kuru kalabalıklar.
Suratları, sanki ölümcül bir hastalığı kapmışlar ve bunun haberini de az önce almışlar gibi şoka yakın o anlamsız ifadeyle bürülü.

Birbirine gülümsemek çok tuhaf karşılanıyor. Geçen hafta kadının biriyle çok sıradan bir şekilde bakıştığımız bir anda mal mal bakışmış olmayalım diye tebessüm etmiştim. Kadın asıldığımı sanmış olsa gerekki söylene söylene başka tarafa dönmüştü. Otobüsteydik, beni tacizci sanılıp dayak atarlar diye çok korktuğum için ilk durakta inmiştim. (siz hiç kalabalıktan dayak yediniz mi? insanlar içlerindeki öfkeyi üstünüze kusarlar.
insanlar; annelerine, babalarına, kardeşlerine, abilerine ve ablalarına, öğretmenlerine ve sınıf arkadaşlarına, iş yerindeki kerimcan'a, patrona ve patronun metresine sinir olurlar ve hep içine atarlar. sonra dövülecek birini bulduklarında, içlerine attıkları o siniri, bedeninize indirdikleri her tekme tokat aracılığıyla dışarı atarlar. insanlar sizi döve döve rahatlayıp, eve giderler. çocuklarını kucaklar, karılarının yanağından makas alır, öğretmenlerine seni seviyorum derler. insanlar böyledir.)

Bir keresinde de (3 yıl önceydi) taksim metrosunda adamın birinin yüzündeki tatlı ifadeye dalmıştım. Öyle güzel bi surat ifadesi vardıki, böyle insan dönüp bir daha bakmak istiyordu ve her baktığında da içinden "ne güzel yumuşak yüzlü bir adam" diye geçiriyordu.
hani sulanmak için falan değil, hani böyle sikim kalktı, keşke şunu siksem de rahatlasam diye düşündüğümden değil, valla içimden keşke beni sikse diye de düşündüğüm de olmadı. sadece adamın yüzünde bir babacan tavır vardı. üstelik henüz taş çatlasın en fazla 30du yaşı. ama yüzünde huzur veren bi ifade vardı. bende o ifadeye dalmışım. keşke dalmasaydım, adam herkesin içinde "ne bakıyon lan" demez mi?
Önce bi afalladım, hani bana seslediğine dair aklımdan zerre şey geçmedi. Bu yüzden olsa gerek ikinci defasında "hey hey sana diyorum" deyince bi kendime gelip "yooo" deyiverdim. o da bunun üstüne "başka yere bak" dedi. herkes bana baktı, ben gülümsedim ve "tamam" dedim, Osmanbey Metro durağında inip, sonraki trene bindim.

İnsanlar birbirine tebessüm etmeye veya kendilerine tebessüm edilmesine alışkın değiller. İnsanlar ağızlarının sadece yemek yemek ve konuşmak için var olduğunu sanıyorlar. İnsanlar aslında sanmıyorlar, insanlar buna inanıyorlar.

Tabii surat asmak sadece İstanbul'a özgü değil veya sadece Türkiye'ye özgü bir durum değil. Zaten hepi topu bir kaç ülke gezdim, bir kaç şehrine gittim. Ama doğrusu şu ki gideceğim yere, içimde kendi kendine "orda insanlar çok mutlular" adında oluşmuş bir beklentiye gittim.
Sanki bizim burda yaşayamadığımız o mutluluğu onlar yaşıyorlardı, sanki payımız olan huzuru hep onlar almışlardı. Yani onları bizden daha mutlu, daha huzurlular sanmıştım.

Oysa hiç de öyle değilmiş. İşte gittim gördüm. İnsanlar her yerde mutsuzlar, her yerde huzursuzlar. Sadece iPhone'larına gülüyorlar veya arkadaşlarını gördüklerinde bir anlık tebessüm ediyorlar o kadar.
Onun dışında suratları hep asık ve insan anlıyorki; ruhları hep uçup gitmiş. Zaten bedenlerinin de ruhsuzluktan dolayı çok yorgun olduğu hemen belli oluyor.

İnsan farklı ülkelerde de, aynı mutsuz suratları görünce anlıyorki; hayat, koca bi kandırmacadan ibaret. Her şey bir tiyatro oyunun parçası. Kim bilir, biz, yani bu mutsuz milyarlar, kaçıncı perdesindekileriz?


16 Mayıs 2017

aşk, seks ve işte onun gibi şeyler

Son zamanlarda seks yapma isteğimde inanılmaz derecede büyük bir düşüş var ve nerdeyse "artık sikim kalkmıyo" diyebilirim.
Seks yapma isteğimin düşüşü ve sikimin neden kalkmadığı üzerine düşünürken aklıma geldi; özellikle son bi kaç yıldır, seks yapma isteğim, beni saçma sapan insanlarla muhatap ettirip, çoğu zaman yapmayacağım şeyleri yaptırıyordu. 
Yani sikimi bir deliğe sokarak boşalma isteği beni sürekli farklı ve yeni bir arayışa itiyordu ve bu da normal hayatımı anormal derecede etkiliyordu. 

Bu yüzden de olsa gerek, seks yapmak artık güzel gelmiyordu. Hatta sanki sevmediğin bir yemeği, sırf aç olduğun için istemeye istemeye yemek zorunda olmak gibi bir histi. Miden kabul etmemesine rağmen, sonraki kaşığı ağzına götürüp boğazından aşağıya zorlada olsa itmek gibi bir şey.

Bu tabii yeni değildi. Son bi kaç yıldır kemiklerimin içindeki iliklere kadar hissettiğim ama bir türlü seks yapmaktan da kendimi alamadığım iğrenç bi histi.
Yapmak istemediğin şeyi, sanki kafana silah dayatılmış olduğu için zorla yapmak gibi bir şey diyeyim siz anlayın.

Oysa zorunlulukla seks yapmak yerine, okuyacağım onca kitap, binlerce makale, henüz izlemediğim zekice kurgulanmış onlarca film ve dizi varken, sırf güzel gülüyor diye birini sikme veya kendimi siktirme uğraşı içine girmek, onu, içten bir şekilde tebessüm ederek tavlamak çok saçma gelmeye başlamıştı. Tüm bu oyunlardan sıkılmıştım. Sanki benim bedenim, artık benim değildi.

Aşk falan filan da artık bana çok inandırıcı gelmeyen bir duygu durumumun dilimizde 3 harfli kelimeye büründürülmüş hali. 

Zaten son yıllarda bu konu üzerine ciddi ciddi düşünüyorum; Bence aşk; edebiyatçıların, sanatçıların ve yalnızlıktan kırılanların kazanç kapısı. 
Uyduruk bir kelimeye gereksizce yüklenmiş değerli hislerin anlamsızlaştırılması. 
Aşk, ağzı iyi laf yapan, etkileme gücü yüksek jantilerin, konuşurken süslü kelimelerin arasına sıkıştırdıkları anlamsız 3 harften başka bir şey değil.
Aşk, yatağa atılan insanların üstünü başını yırtarak bedenlerini ortaya çıkarırken, vicdanınızı susturmak için üretilmiş bir tür sakinleştiriciden başka bir şey de değil.
Evet, sanırım artık aşka inanmıyorum ve inanmadığım bir şeyin, sonundaki eylemi gerçekleştirmekte istemiyorum.
Eğer o eylemi yapacaksam da, gerçekten isteyerek yapmak istiyorum. Hissederek ve tüm bedenimle arzulayarak.