Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

19 Nisan 2017

Yeni bir hataya kadar yine beraberiz.

Geçen hafta itibariyle Öküz Herif'le yine içli dışlı, öpüşlü koklaşlı olduk.
Ben de böyleyim işte. Ondan ne kadar nefret etsem de, bi bakıyorumki yine ona dönmüşüm.
Üstelik onu sevmediğimi biliyorum, laf olsun diye değil ciddi ciddi ondan nefret ettiğimden de eminim. Ama yine de dönüp dolaştıktan sonra ondan başkasına da gidemiyorum.

Bunun neden sonsuz bir döngüye bağlandığını bilmiyorum. Üzerine çok ama çok düşündüm, bir sebep yoktu. Ya da ben bulamadım. Bulamadığım sebeplerin varlığından eminim, ama neden bulamadığımı da anlamıyorum. Bi ara, kendimi ikna ettiğim bir kaç sebep bulmuştum. 

Özellikle bu nedenlerden ikisi dün gece bana bakıp güldüğünde sağ ve sol yanaklarında tekrar ortaya çıktılar. O anda "yaklaşsana" dedim ve gülüşünü biraz yutarak yaklaştı. Sanki bir şey olmuş gibi ürkekçe, sanki yanlış bir şey yapmışcasına mahcup bir hâle bürünmeye başlayan yüzü bana yaklaştığında iyice, neyi yanlış yaptığını bilmediği halde azarlanmayı hak etmiş olduğuna inanan masum bir çocuk gibiydi. Elimi uzatıp yanağını avuçladığımda içim çoktan parçalanmıştı "tekrar gülsene" dedim
-niye?
-güldüğün zaman gamzelerin ortaya çıkıyor. bu çok hoşuma gidiyor" dedim ve güldü. 
o gülünce yüzünde açılan gülleri öptüm.
sımsıkı sarıldı.

Hayatım işte böyle koca bi tekrara döndü. Belki bir kaç ay sonra onunla yine önemsiz bir nedenden dolayı kavga edeceğiz ve yine görüşmemek üzere yeminler edip ayrılacağız. Belki yine birbirimizin ağzını burnunu kırıp, oramıza buramıza küfrettikten sonra yine birbirimizi evlerimizden kovacağız. Bilmiyorum ki ne olacak. 

Ama tüm bunlara rağmen şimdi yine birlikteyiz.
Zaten o'nun için, olmuşların bir önemi yok. Doğrusu şu ki onun gibi bende hiç önemsemiyorum. Çünkü insanız ve hata yapmak için yaratıldık. 
Yeni bir hataya kadar yine beraberiz.

( Bu yazıyı Twitter'da @Mavismyrna seslendirip SoundCloud hesabından paylaşmış. Dinlemek için tıklayın: Ses Kaydı



11 Nisan 2017

bu bölüm sıkıcı oldu, aslında yazarak saçmalamaktan sıkıldım zaten

Yazı şurdan devam edip geliyor: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2017/03/ibnelik-heteroseksueller-ensest.html

....sonra tabii oturduk muhabbet falan filan derken gece oldu, yavaşça yataklarımıza çekildik.
Sabah dış kapının kapanma sesiyle uyandığım zaman o gitmişti. Ben de uyanmışken işiyim diye kalktım gittim klozetin başına tünemek için şortumu aşağı kaydırdım ve tam oturacaktım ki "hoooop" deyip rezalete baktım. Her yer çiş damlalıydı ve midem bulanacakken kendimi tutup, ayakta işedikten sonra klozeti temizleyip yatağa döndüm.

Akşam o geldiğinde, eve taşınmadan önceki konuşmalarımızı yaptık; işte temizlik ve ev düzeni falan filan. Tuvalet konusunda ise "ya ben evimde tuvalete otururken temiz mi değil mi diye düşünmeden oturmak istiyorum. sen de buna az daha dikkat edersen iyi olur" dedim ve konumuz uzadı gitti.

Çünkü gerçekten de, ev içindeki tuvaletlere ayakta işenmesine gıcık oluyorum. Hele ki benim gibi klozete oturup dinlene dinlene sıçan biriyseniz o çişli klozeti görmek hepten sinir bozucu bir şeye dönüşüyor. Bir de burası sokak değil ki, ne o öyle sikini itfaiye hortumu gibi eline alıp ayakta işersiniz anlamıyorum ki.

Neyse, hazır konu temizlikten açılmışken, diğer konuları da tekrar konuştuk. İşte bulaşıkları makineye yerleştirmek, evi arada havalandırmak, ayakkabıları kapıda çıkarıp eve girmek, çünkü dışardaki boka bastıktan sonra gelip ayakkabıyı halıya sürterek çıkarmak baya çirkindi ve ikimiz de temizlik konusund aiyi olmdığımız için en azından dışardaki boku püsürü eve taşımak konusunda daha dikkatli olabilirdik vs.
O her söylediğime "evet abi haklısın, tabii ya aslında bende dikkat ediyorum da o an şey olmuştur" falan deyip duruyordu. Bu cevaplarına karşılık bende, tamam tamam deyip geçiştiriyordum. Çünkü olabilir yani, insan bazen o an dağınık olurdu, sonraki günlerde dikkat ederek bu dağınıklığı telafi etmiş olurdu.

Bu konuşmamızdan sonraki günlerde de yine istediği gibi davrandı. Doğrusu paraya ihtiyacım olduğu için ses de etmedim, pisliğini temizledim. Sadece ben dikkat edersem, o da dikkat eder diye düşünerek kendi düzenimi ve onun dağınıklığını da toplamaya devam ettim.

Öyle böyle derken 3 hafta geçti ve ben bi sabah uyanıp klozetin başına yine tünediğimde o gitmişti. Klozet ise çiş banyosu yapmış halde öylece duruyordu.
Sıçtığımın klozetinde çiş damlarını görünce, bende pipimi elime alıp bi güzel her tarafına işedim ve az sonra sakinleşince de geldim eşşek gibi temizledim.

Temizlik bittiğinde sakinleşmiştim ve telefonu çıkarıp ona mesajla "günaydın, klozete ayakta işemeyelim olur mu? dikkat edersen çok sevinirim" yazdım.
o ise bana 1 dakika sonra "ayakta veya oturarak yapmak benim tercihim" diye cevap verdi.
Tabii o anda benim şalterlet attı, artık İsrafil Aleyhisselam Sur'a üflemişti ve kıyamet çanları ev arkadaşım için çalıyordu. Artık elimde kalaşnikofla saldırıya geçebilirdim....

İşte böyle düşünüp tam kendimi hazırlamış, kuduz işid köpeği gibi saldırıya geçecektim ki, ay sonuna kadar paramın anca yeteceğini ve eğer bu piçi evden çıkarırsam, sonraki ay iyice sıkıntıya düşeceğimi anımsadım.
Durumum böyle oluncada, az önce dikleşmiş olan kuyruğumu indirip, sakince bacaklarımın arasına kıstırdım ve 1-2 dakika düşündükten sonra "temizlik için söylüyorum. ev için buna dikkat edelim. ama dışarda istediğin gibi işeyebilirsin"  diye yazdım.
Benim bu uzlaşmacı halimi siklemedi ve "işememe annem bile karışmıyor, gayet temiz işiyorum. sıçratmıyorum" diye yazdı.
Sanırım bu siklememe tavrının nedeni, önceki gece paraya ihtiyacım olduğunu ve bu ara sıkıntılar çektiğimi falan konuşmamızdı. Zaten ev arkadaşı alma nedenimin de para olduğunu açıkça belirtmiştim.
O böyle yazdığı an, kuyruğumu sivri bir mızrak gibi dikleştirdim ve elime aldığım gibi "temizlik konusunda anlaştığımızı sanıyordum. ama şimdi bir karar değişikliği yapıyor gibisin. açıkçası ben seninle sürekli sorun yaşamak istemiyorum. ayrıca evime bana stress yaratcak birini almak için seni almadım. sürekli bu tür şeylere takılıyoruz. yoruldum. kenine ev ara, hafta sonu çıkmış ol" diye karşı cevap yazarak kalbine saplayıverdim.

Piç, cevabım üzerine o anda "rüzgâr gülü" gibi fır diye dönmeye başladı ve "abi tamam ya, büyütme bu kadar. senin dediğin gibi oturarak yaparım" vs vs
Ama kılıcı kınımdan çıkarıp, piç'in götüne sokmaya hazırlanmıştım bi kere. Artık laf ağzımdan çıkmıştı ve o da bunun üstüne yalvarmaya başlamıştı bile. "Dikkat edicem, söz veriyorum sen ne dersen o. Hem ben şimdi yeni ev nerden bulcam, sokakta mı kalayım vs vs"

sikimde değildi ve cevap bile vermiyordum. Defalarca aradı falan derken, yine cevaplamadım, o da inatla akşama kadar arayıp durdu. Sonra güneş tepelerin arkasında batarken bi ara telefonu açtım ve "konuşacak bir şey yok. eşyanı topla hafta sonuna kadar taşınmış ol" dedim. Yalvarmaya başladığında telefonu suratına kapadım.

Bir kaç saat sonra eve gittiğimde aynı tartışmaları yaptık. Doğrusu kızgınlığım geçmişti ve bende uzatmadan "ya tamam temiz ol, geçinelim işte" dedim, o da "teşekkür ederim" deyip konuyu kapattı.
Ben de konu kapandı derken, aradan bir kaç gün geçtiğinde hafta sonu geldi ve o bana "ben iş yerime yakın, başka ev buldum. oraya taşıncam. paramı ver" dedi.
Parasını verdim, ertesi gün taşındı gitti. Rahatladım. Rahatlamıştır. Tahminim o ki, artık yeni klozette golden shower yapıyordu.


3 Nisan 2017

Yazıyı parçalamak veya varolmanın dayanılmaz ağırlığı

Şu yazıdan ( http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/12/edebsiz-eksikliklerim.html )  sonra bi kaç kişiyle olan konuşmalarımızda, akış farklı yerlere gitti. Bende bunun üzerine o yazıyı parçalamak ve esin verenleri açıklamak istedim. İşte o dehşetengiz açıklamam:

"süslü edebi cümlelerle konuşmayı bilmem
o sanat filmini izlemedim
yeni çıkan albümden haberim yok
hem bir şey söyliyim mi? şiir kitapları da kâğıt israfından başka bir şey değil.
ben sadece seni seviyorum."

Yukarıdaki cümleleri esinlendiğim arkadaşım şiir yazan, şiir seven, şiire zaman ayıran biri. Şiir kitaplarına verdiği parayı övünerek anlatır ve bundan gurur duyar. Ona karşılık vermek için yazmıştım bu cümleleri.

Aşağıdaki cümleleri ise onun bana anlattığı anıları üzerinden esinlenmiştim ve şöyle yazmıştım:

"çocukluk anılarım sokakta simit sattığım günlerden ibaret.
başımı okşasınlar diye, buğulu gözlerle bakmayı 9 yaşında öğrendim. 
tanımadığım kadınlar tarafından 3-5 saniyeliğine sevildim, babam yanaklarımı hiç öpmedi.
beni biraz sevsene."

Çünkü çocukluğunda simit sattığını söylemişti, paraya ihtiyaçları olmamasına rağmen, kendi parasını kazanması gerektiğini düşünerek yaşamıştı.
Aynı zamanda duygusal bir çocuktu. Heteroseksüeldi ve tabii bir de fazla kadın merkezli yaşıyordu. Benim sürekli sevecek, sevişecek bir erkek aramam gibi, o da sürekli sevecek, sevişecek bir kadın arıyordu. Buluyordu da. Ya da onu buluyorlardı da.

"otuz yaşımdayım ve hâlâ sonbaharlara alışamadım, 
çünkü çocukluğumdaki evimizin damı çamurla kaplıydı
yağmur yağdığında amcamlara gider, yağmurun dinmesi için dua ederdik.
çok küçüktüm, çiftçiler umrumda değildi.
n’olur sarılmama izin ver, sonbahar bitinceye kadar da koynundan çıkarma beni."

Bu cümlelerin ilk satırı kendi hislerimle alakalı. Sonbahar'ı sevmiyorum ve zaten bunu sık sık dile getiririm. İkinci cümledeki "evimizin damı çamurla kaplıydı"dan sonraki kısımlar ise şu yazıda anlattığım arkadaşımın hayatı aslıda ( http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2017/02/torbac-mulayim.html ) Detayları da yazı da yazmıştım. Okunduğunda anlaşılır.

Aşağıdaki cümleler ise benim kendi eksikliğimden yola çıkarak yazdığım cümleler. Bu cümleler hakkında detaylı bilgiyi de geçenlerde şurada yazdım ( http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2017/03/pice-sevgilerimle.html ) Koku duyum yok ve doğrusu şu ki, sevdiğim insanların güzel veya çirkin nasıl koktuklarını çok merak ediyorum. Keşke koku alabilseydim:
"burnum yüzümde güzel duruyor diye var olsa gerek.
zaten annemin söylediğine göre doğduğumdan bu yana da hiç koku almadım.
yaptığı tarhana, babamın işten terli gelişi, ablamın kokulu silgisi. hepsini boş ver.
tenin nasıl kokuyor? hiç öğrenemeyeceğim, anlıyor musun?"

Yazıdaki son paragraf da yine kendimden yola çıkarak yazdığım cümleler. Çünkü kelimelerle ilgili bir sıkıntım var ve bunu çok etkilendiğim kişilerde yaşıyorum.
Öte yandan kelimelerin çoğunu da düz anlamlarıyla anlıyorum. Karışık cümleleri ise çoğu zaman tekrar tekrar dinlemek ve iyice dikkat etmem lazım. Yoksa karşımdakini anlayamıyorum ve çoğu zaman yaşadığım iletişim sorununun nedeni de bu oluyor. İnsanları anlamak için çok fazla çaba sarfediyorum ve bu beni yoruyor.

Yaşadığım sıkıntıların çoğunun ve hatta cümleleri düz anladığımı da Sonbahar'da Piç'le olan tanışmamızdan sonraki uzun ve yorucu konuşmalarımızda çözmüştük. O güne kadar cümlerle bir sıkıntım olmadığını ve aslında yanlış anladığımı hiç sanıyordum. Onunla olan konuşmalarımıza da şurda değinmiştim:
( http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2017/03/pice-sevgilerimle.html )