Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

25 Temmuz 2017

uyanmak ve önemli şeyler üzerine

Bu sabah da boş bir adam olarak uyandım. Gece sinekler kanımın tadına bakmasın diye üzerime attığım, tenimden daha ince çarşafı altımdan tekrar üstüme doğru çekerken uykum iyice kaçtı ve bir kaç osurmanın ardından doğrulup kıçımın üzerine oturdum.

Sabah ölmemiş olarak uyanan herkes gibi üffleye üfleye hayat sorgulaması yaptıktan sonra, gece ağzımın kenarından akmış olan tükürüğün kuruluğunu silince ayaklanıp tuvalete gittim. Klozetin tepesi, yeni ev arkadaşımla ayakta işemediğimiz için temiz olduğundan, şortumu aşağı çekip sallanan sikimin üzerine oturmamaya çalışarak klozetin kenarlara tünemiş oldum.

Sizde de olur mu bilmem ama tünendiği an çiş kendiliğinden geliyor. Hiç öyle beynime emir vermeye veya düşünmeme gerek kalmıyor. Bisiklet veya araba kullanmak gibi bir alışkanlık olsa gerek, şırıl şırıl akmaya başlıyor.

Çişim bittiğinde, sikimin kafasını yıkayıp sifonu çektikten sonra biraz daha oturmaya devam ettim. Gün içinde ne yapacağımı falan düşündüm. Hiçbir şey bulamadım. Resmen yapacak onca şey varken, benim hiçbir şeyim yoktu.
İyice avarenin teki oldum. Yemek yemek ve uyumak dışında bi bok yapmıyorum. Kitap okumayı, film izlemeyi bıraktım. Takip ettiğim dizilerden bile sıkıldım. Artık hiçbir şey beni çekmiyor.
Zaten iyice her şeyin önemsiz olduğuna inandığım bir döneme girdim.
Tüm bu koşuşturma neden ki? Neden koşturuyoruz, neden koşuyoruz. Oysa yiyeceğimiz bir lokma ekmek ve barınağımız 4 duvardan ibaret.
Zengin olmayı bile istemediğimi düşündüm. Olunca ne yapıcam ki? Kesin yine oturup bu tür şeyleri düşünürüm.

Bilmiyorum bu ara işte böyleyim ve her şey boş geliyor.
Şu önemsememe durumu aslında yeni değil. Hep vardı. İş yerinde veya sokakta, özel hayatımda veya aile ilişkimde de böyleydi.
Bence hiç kimse ve hiçbir şey önemli değil. Bu yüzden kasarak veya kastırarak yaşamaya gerek yok. Sikindirik bir dünya ve tüm bu sikindirikliğe rağmen, boşu boşuna kendimizi üzerek ölüme yaklaştırıyoruz. Gerek yok yani, anlatabiliyor muyum?


22 Temmuz 2017

Dua

biliyorsun, seninle tanıştığımızda dalından kopmak üzere olan bir yaprak gibiydim. 
rüzgârı seviyor olmama rağmen, ait olduğum ağaçtan kopmak istemiyordum ve dalıma sımsıkı tutunmak için bahaneler ararken canım o kadar farklı sebeplerle yanıyordu ki, bunu anlatamam.
zaten o acıların hepsi, hâlâ tane tane aklımdadırlar.
çünkü kalmak istememe rağmen, gitmek zorunda olduğum gerçeği tüm çıplaklığıyla önümde sere serpe uzanmış beni bekliyordu. yani; canımın yakan şey, gerçeklerin ta kendileriydi.

seninleyken, bazen kaybolmuşum gibi yapmak zorundaydım. bazen ise umursamızın teki rolünü oynuyordum. yedirdiğin küfürler, ettiğin ahlar da canımı yakıyordu ama can dediğin görünen bir şey değildi ve bu yüzden; canımın yanışını gösteremediğim için öylece donup, sana bakakalıyordum. 
evet, anlaşılmadığımı da biliyordum ve anlaşılacağım zamana henüz çok olduğunun da farkındaydım. susmaya başlarken başımı eğişim de hep bundandı. 

üzerine düşünmediğin için, farkında olmadan biliyorsun ki, kalsam daha kötü biri gibi görünecektim. eğer gidersem ise sadece dengesizin teki ilan edilecektim. sen tarafından.
doğrusu kötü biri olarak görünmektense, dengesizin biri olarak görülmeyi tercih ettim. çünkü, dengesizlik, içinde bir trajedi barındırırdı ve adıma hayıflanmanın ifadesi olan, onlarca "kendine yazık etti" cümlesi kurulacaktı arkamdan. 
bu yüzden, kalarak, kötü olmayı tercih etmedim. çünkü bilirim, kötülük de, delirmek gibi bir tercihtir. zaten giderek, sadece kendime yazık ettim gibi görünmeyi seçtim.

şimdi bunları diyorum ya, mahkemelerde, onca akıllı insanın, neden deli raporlarına başvurarak suçsuz ilan edilmek istediğini, daha iyi anlıyorum. onlar, dengesizlerin hakkını da gasp ederek, başka bir kötülük daha yapıyorlar. onlar gerçekten kötüler ve dengesizlerin hakkını gasp etmek, en büyük kötülüklerden sayılmalı.
bu yüzden olsa gerek, artık o canilere rapor verilmesini yanlış buluyorum. çünkü başkasına zarar vermemek, yani kötü olmayı tercih etmemek hakları da vardı. ama onlar kötülük yapıp pişman olduktan sonra, dengesiz rolünü tercih ettiler. işte bu davranış, aslında "saf kötülük"ün bir işaretidir. affedilme-mesi gerekenler bunlardır. o yüzden rica ediyorum; sen beni affet ve bütün beddualarını allah katında geri çek. noolur.


20 Temmuz 2017

nokta.

bir kaç aydır çalışmıyor oluşumdan dolayı iyice boş biri olup çıktım. kendimi işe yaramaz olarak görüyorum ve bunu nasıl üzerimden atabileceğimi hiç bilmiyorum.
Neden çalışmak istemediğimi de tam anlamış değilim. Hatta, sorun aslında çalışmamak istemem mi yoksa başka bir şey mi ondan da emin değilim. Ama şunu biliyorum ki öylesine sırf çalışmak için çalışmaktan sıkıldım ve daha dişe dokunur bi iş yapmak istiyorum.

evet, sonuçta hepimizin paraya ihtiyacı var ve ölünceye kadar çalışmak zorundayız ama doğrusu şu ki; ölünce, ah ulan keşke şu işi yapsaydım demek istemiyorum.
o yüzden bu ara ne iş yapmam gerektiği üzerine düşünüyor ve bu doğrultuda bi fikir bulmaya çalışıyorum.
bakalım zaman ne gösterecek.

zamanın ne göstereceğini beklerken de boş durmayayım diye bu yıl üniversite sınavlarına girdim. tabii sonraki sınavda uyuya kalıp da hatta sınava tamamen unutmuş olunca sadece LYS tercihi yapabilecek kıvamda kala kaldım.
Bu yüzden bu ara üniversitelere falan bakındım, hâlâ bakınıyorum.
ama geçen yılkinin aksine bu sefer, psikoloji veya dramatik yazarlık gibi bölümlerle ilgilenmedim ve işe yarayan birine dönüşmek için hukuk alanına yönelmeye karar verdim.

hukuk alanına yönlenirken de sadece 2 yıllıkları tercih edebileceğim için gittim bir kaç özel üniversiteden bilgi aldım. hepsi cebimde olmayan paraya göz dikmiş halde hazır nazır bekliyorlardı. Bilgi alıp çıktım ve sonra iyice düşününce bugün şundan yana karar kıldım: 2 yıllık açıköğretim adalet meslek yüksek okulu tercihi yapacağım. hem fiyatı çok cüzi, hemde sınıfta kalsam bile, götüme giren şemsiye canımı yakamayacak.
ama tabii bu sefer kararlı bi şekilde yırtınarak derslere de çalışmayı düşünüyorum. allahım inşallah çalışırım ve dersleri hep en yüksek puanlarla geçerim amin.

bunun dışında pek bi bok yaptığım yok ve işte günlerim de zaten film, kitap, makalelerle geçiyor. bir de işte Öküz Herif ile kavgalar falan var. Bi küs, bi barış yapa yapa artık küstüğümüzde de birbirimizi ciddiye almıyoruz ve bu durum iyice laçkalaştı.
bilmiyorum bizim durum her halde hep böyle gidecek. yani durum bunu gösteriyor. yani belkide biz kavga etmek için beraberizdir.

onun dışında ne olacak, ne olması gerek pek sikimde değil ve gün içinde eğer evde değilsem dışarda gezinip, hiç girmediğim istanbul sokaklarına dadanıyorum.
böyle yaşamak bazen çok sıkıcı, bazen çok güzel ama her hâlükârda istanbul'un çekiciliği hiç bitmiyor. hep böyle gezip şaşırmalık şeylerle karşılaşabiliyorsun.

geçen gün yine sokaklarda finklerken, bi caddede 5-6 ergenin 25-30 yaşında bi adamı tekme tokat dövdüklerini gördüğümde zor yetiştim. piçler adamı fena benzetmişlerdi ve ağzı burnu iç içe girmişti.
çocuklara "yapmayın etmeyin diye yalvarırken" çok şükür uzaklaştılar ve adamı alıp bi kenara çektim. bi üst sokağa gidecekmiş ve bu yüzden beraber gitmeye karar verdim.

bu arada çocuklardan biri de bi kaç adım uzağımdaydı ve bu yüzden ona "olm yazık değil mi adama, niye böyle yapıyorsunuz" diye sorduğumda "abii gelmiş bizden bonzai istiyor, gidin bulun diyor" diye karşılık verdi. bunun üzerine "tamam, neyse karışmayın gitsin" dedim ve adamı kaldırırken, bu sefer adam "yalan söylüyorlar ya" gibisinden bir şeyler söyledi.
oysa ergenin yalan söylemediği çok belirgindi ve eregenin aksine, adamın yalan söylediği daha çok belli oluyordu. neyse "hadi kalk gidelim, seni gideceğin yere bırakayım" dedim ayyaşa. beraber yürürken, çocuklar yine gelmeye kalkıştılar ama tabii "tamam, gidiyor işte, karışmayın" diyerek durdurdum ve sağ olsunlar piçler durdu.
adamı bi üst sokağa bırakıp yoluma devam ettim ve diğer sokaktaki orospularla göz kırptık birbirimize.

orospulardan biri onu 5-10 lira karşılığında sikmem için çağırdı, ama "senin işine yaramam" dedim "niyeee" diye sordu. "ibneyim" diye cevap verdiğinde "aaa" deyip kahkaha attı.

bu arada sıkıldım yazmaktan. ve zaten her şeyden sıkılmaya başladığım günlerdeyim.
hiçbir şeyi ciddiye de alamıyorum. çok denedim ama olmadı.
noıkta.